Nükleer Enerjinin Zararları

Nükleer Enerjinin Zararları Nelerdir

Nükleer enerjinin tehlikeleri
Sağladığı büyük yararlara ve gelecekte sağlayacağı geniş olanaklara karşın nükleer enerji üretme konusu, bazı gelişmiş ülkelerde önemli bir tartışma konusu olmuştur, özellikle son birkaç yıldır nükleer enerji üreten atom santrallarının kapatılması için gösterilen tepkiler ve yenilerinin yapımına karşı girişilen engellemeler yüzünden çalışmaları yavaşlatmak zorunluğu doğmuştur. Atom santrallarının yapılmasına karşı olanlar, gösterdikleri kaygının çok ciddi nedenlere dayandığını ileri sürmektedirler. 2. Dünya Savaşı sonlarında Japonya’da Hiroşima ve Nagasaki kentlerine atılan iki atom bombası,onbinlerce insanın ölümü ve bu kentlerin hemen hemen yerle bir edilmesi sonucunu doğurmuştu . ölümlerin çoğu bombanın patlaması ve yayılan korkunç bir ısının herşeyi buharlaştırarak yakmasından ileri gelmişti. Ama bundan sonraki radyasyon hastalıkları daha uzun yıllar sürüp gitti. Bombanın patladıktan sonra çevreye, hatta yüzlerce kilometre uzak bölgelere yayılan nükleer külleri ve radyasyonu, geniş bir bölgede binlerce insanın çeşitli hastalıklara tutulmasına neden olmuştu. 35 yıl önceki bombanın zararlı etkileri bugün bile tam olarak ortadan kalkmış değildir.
işte nükleer enerjiye karşı çıkanlar,bu nedenlerle yeni atom santradan kurulmamasını ve çalışanların kapatılmasını istemektedirler. Bu görüşte olanlar,nükleer enerji üreten bir santralın herhangi bir kaza sonucunda daha da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini ileri sürmekte ve gerekçe olarak Japonya’ya atılan bombaların etkilerinin hâlâ görüldüğünü vurgulamaktadırlar.
Burada şunu da anımsamak yerinde olacaktır: Radyum ve radyoaktivitenin bulucusu olan ünlü Madam Curie ile kızı, ikisi de lösemiden, yani kan kanserinden ölmüşlerdir. Bu hastalık,Madam Cu- rie’nin keşfettiği radyumun yaydığı radyasyon sonucu meydana gelmektedir.
Onlardan başka, saat fabrikalarında çalışan birçok işçi de saat kadranları üzerinde karanlıkta rakamları gösteren yansıtıcı radyum maddesinin etkisiyle hastalanarak ölmüştür. Başka bir radyasyon olayı da,1954’de bir Japon balıkçı gemisinin, Büyük Okyanus’ta Amerikalıların patlattığı bir atom bombasının radyoaktif küllerinden etkilenmesidir. Gemideki balıkçıların çoğu bunun sonucunda çeşitli hastalıklara tutulmuştur.
Bugün,çalışmakta olan nükleer santralların her yıl onbinlerce insanın sağlığına zarar verdiğini ileri süren birçok ünlü bilim adamı vardır. Bunlar ayrıca, nükleer artıkların da zararlı radyasyonların kaynağı olduklarını söylemektedirler.
Gerçi bu gibi zararların varlığını kanıtlamak zordur ama, yine de bugün çevremizde görülen nükleer radyasyonun patlatılan deney bombalarından kaynaklandığını söylemek daha doğru olacaktır. Bu radyasyonlanma sürecinde nükleer santralların payı çok azdır. Üstelik doğal maddelerle kozmik ışınlardan gelen radyasyon, insan yapısı santrallardan yayılabilecek olandan çok daha fazladır.

RADYOAKTİF ARTIKLAR
Üç tür radyasyon olduğu biliniyor: alfa, beta, gama ışınları. Bunların arasında en zararlısı gama ışınlarıdır. Gama ışınlarının canlı dokular üzerinde, özellikle de üreme organları üzerinde çok kötü etkisi vardır. Böylece zararlı etkiler, etkilenen insandan başka çocuklarına da geçer. Alfa ve beta ışınları da vücut için çok zararlıdır. E- ğer solunum ve sindirim yolu ile alınırsa çeşitli kanserlere yol açabilirler.
Nükleer reaktörlerde uranyum yakıtı hızla enerji salar. Doğada ise bu işlem çok daha yavaştır. Radyoaktivite yarılanma süresi ile ölçülür.

Bu, verilen radyoaktif malzemenin yarısının kendini tüketmesi için geçen zamandır. İkinci yarıda yalnız kalanların yarısı tükenir ve bu böyle sürer gider. Uranyum 235 ‘¡n yarı yaşamı 710 milyon yıldır. Plütonyumun ise 24.360 yıldır. Radyoaktif malzemenin tehlikesiz olması için 10 yarım yaşam geçmesi gerekir. Öyleyse, radyoaktif artıklardan kurtulmak için ne yapılmalıdır?
Nükleer çağın başında radyoaktif artıklar çelik fıçılara konup kapatılır ve okyanusa atılırdı. Bu fıçıların sızıntı yaptığı anlaşılınca bu yöntemden vazgeçildi. Nükleer artıklar arttıkça daha güven verici kurtulma yolları bulunması gerekti. Kullanılmış yakıt çubukları sızıntı yapmayan, pas tutmayan ve kırılıp açılmayacak kaplara konmaya başlandı.
Artıkların çoğu, şimdi bunlarla ne yapılması gerektiği tartışılırken geçici olarak saklanıyor. Belki ilerde cam ve çelik kaplarda yerin dibinde tuz madenlerinde tutulması düşünülüyor. Bazı bilimadamlarınca bunların ısıtmak İçin kullanılacak sağlam kaplara konması ya da roketlerle güneşe atılması düşünüldü, öteki bazı düşünceler ise jeolojik fayların içine, kıta kütlelerinin altına koyarak milyonlarca yıl orada kalmasını sağlamaktır.

Nükleer çağda, nükleer reaktörlerde yalnız birkaç kişi öldü. Gerçekte kömürle çalışan termik santrallarda daha çok insan öldüğü biliniyor. Ama nükleer artık sorunu çok çabuk çözümlenmelidir. Gelecek kuşaklara bu tür bir gömü bırakmak doğru değildir.

KİRLİ SICAKLIK
Çevreyi bekleyen tehlikelerden birisi de artık sıcaklıktır. Nükleer reaktörde üretilen sıcaklığın 2/3’ü kullanılamaz ve çevredeki su ve havaya gider. Çevre koruma uzmanlarına bu artık sıcaklık sorun yaratır. Çevredeki hayvan ve bitkiye bu sıcaklığın zararı önlenmelidir.
Bazı hallerde tarımda ve su tarımında bu sıcaklık kullanılabilir.

NÜKLEER YIKIM OLASILIĞI
ABD hükümeti nükleer tehlike ile ilgili pek çok araştırma yapıyor. Yakınlarda açıklandığına göre bir insanın nükleer kaza sonucu ölme olasılığı yıldırım düşmesi sonucu ölmesi olasılığı kadardır. Ve büyük sayıda insanın nükleer kaza sonucu ölmesi olasılığı ise,dünyanın kalabalık bir bölgesine, göktaşı düşmesi olasılığından daha fazla değildir.
Bu istatistikler her ne kadar huzur verici ise de nükleer reaktörün eridiğini, sabotaj yapıldığını, ya da yıkıldığını düşünün. Hükümet araştırmasına göre böyle bir kuramsal kazada onbinlerce insan ölecek ve Pennsylvania büyüklüğünde bir bölge yıkıma uğrayacaktır.
Nükleer göstergeler A.B.D.’de hiçbir nükleer reaktörün bozulmadığını ve reaktörlerin atom bombası gibi patlamayacağını gösteriyor. Çünkü yakıt, zincirleme işleme yol açacak denli zenginleştirilmiş değildir.
Aslında, ufak tefek kazalar da olmaktadır, örneğin, Brown’s Ferry nükleer reaktöründe işçiler kaza sonucu elektrik kablo yalıtkanlarını yakarak birkaç nükleer güvenlik sistemini bozdular.
Bir süre pek çok sorun ortaya çıktı ve milyonlarca dolarlık zarar oldu.Ek olarak sabotaja ve hırsızlığa karşı hiçbir güvenlik önlemi yeterli değildir. Birkaç yıl önce teröristler elektrik hatlarını bombaladılar. Bunların bir nükleer reaktörü ele geçirdikleri düşünülürse ne olur? Teröristler hükümetleri tehdit edecek ilkel atom bombaları yapabilirler mi? Buna olanak yoktur, önceden de söylediğimiz gibi,nükleer yakıt bomba yapacak kadar zenginleştirilmiş değildir. Kullanılmış yakıtın reaktörden çıkarılması ancak uzman insanların yapabileceği bir iştir. Bunu çalan insanın da, bodrumunda yakıtı işleyerek bomba yapması olanaksızdır.
Nükleer tehlike tartışması, yalnızca nükleer mühendislerle çevre uzmanları arasında değildir. Kamuoyu yoklamalarından anlaşıldığı gibi,bilim adamları bile bu konuda ikiye ayrılmıştır. Nükleer enerji ile ne yapılacağı sorunu çok güç bir sorundur. Seçimimiz ne olursa olsun geleceğimizi etkileyecektir, önümüzdeki birkaç yıl, nükleer gücün, modern teknoloji ve yaşam üslubunun gerektirdiği, artan elektrik gereksinmesini karşılamada önemli rol oynayıp oynamayacağını bizlere gösterecektir.

Etiketler:

Yorum yazın