Işık Nedir – Işığın Özellikleri

Işık Nedir – Işığın Özellikleri Nelerdir

Cisimleri görmemize, renkleri ayırt etmemize yol açan fiziksel güce ışık denir. Eski Yunanlı filozoflar 2000 yıl önce, insanların görebilmeleri için Güneş veya ateş ışığına gerek olduğunu ortaya koymuşlardır Işığı küçük taneciklerin akışına yahut hızlı akan bir çeşit sıvıya benzetmişlerdir. Gözde, bu tanecikleri yakalayıp çeken görünmez duyargalar olduğunu sanmışlardır.

Oysa bugün birşeye bakınca gözlerimizden herhangi birşeyin çıkmadığını biliyoruz. Baktığımız cisimden gözümüze ışık gelir, gözbebeğinden geçer ve gözün arkasına gider.

Gözümüze girmeyen bir ışığı göremeyiz. Bulutlardan geçip gelen Güneş ışığını toz veya su damlaları yardımıyla görürüz. Bunlar Güneş ışığını dağıtırlar ve bir kısmı gözümüze gelir.

Işık, çeşitli şekillerde ortaya çıkar. Sıcak maddeler parlak kırmızı ışık verir. Yanan odunun ışığı, alevdeki sıcak gazlardan çıkar ve odunun kendisi de kıpkırmızı olur. Isıtılan bir demir parçası da ateşten çekilince ışık verir; soğudukça verdiği ışık azalır. Güneş ve yıldızlar da yoğun, sıcak gaz kütleleridirler. Bir elektrik ampulünün ışığı, akkor duruma gelen telden çıkar. Fakat bütün ışık kaynakları sıcak değildir. Floresan lamba tüpleri, aynı şekilde ışık veren ampullerden daha soğuktur.

Işık kaynağı, ışık yayan bir cisimdir. Fakat gördüğümüz şeylerden gelen ışık, o cisimler tarafından yayılmayabilir. Kitabı, Güneşten veya elektrik ampulünden gelerek kitaptan gözlerimize yansıyan ışıkla okuruz. Bu sırada, kitaba çarpan ışığın yalnızca bir kısmı yansır, kalanı ise yutulur. Parlak cisimler, üzerlerine gelen ışığın daha çok kısmını yansıtırlar. Mat cisimler ise az bir kısmını yansıtabilirler.

Işık, bir enerji türüdür. Enerji yok edilemez,, ancak başka enerji türlerine dönüştürülebilir. Işığın bir kısmı kitap tarafından yutulunca ışık enerjisi ısıya dönüşmüş olur. Bir fotoğraf makinesinin ışık ölçme aygıtında ışık enerjisi, elektrik akımı enerjisine dönüşür.

Işık çıktığı kaynaktan bir cisme çarpıncaya kadar ilerler. Çarptığı cisimden yansıyan ışık, başka bir cisme çarpana kadar yoluna devam eder. Işık, doğru bir çizgi şeklinde yayılır.

Güneş ve yıldızlar doğal ışık kaynaklarıdır. Işık ürettikleri için bunlara ışıklı cisimler denir. Çevremizdeki cisimlerin çoğu ışıklı cisim değildir. Onları, yansıttıkları ışıkla görebiliriz.

Işık, boş bir ortamda da, hava olmadan da yayılır. Bu özelliğiyle sesten ayrılır. Ses, hava, su veya katiların titreşimiyle yayılır. Ses, atmosferin arkasından bize ulaşamaz, ama ışık Güneş ve yıldızlardan çıkıp milyonlarca kilometre yol alarak Dünyaya ulaşır.

Işığın doğru tanınması konusunda ilk büyük atılım, XVII. yüzyılda, İngiliz fizikçisi Isaac Newton tarafından gerçekleştirilmiştir. Newton çalışma
odasındaki pencereyi örten panjurda küçük bir delik açmıştı. Bu delikten geçen Güneş ışığı, bir perde üzerinde beyaz bir nokta olarak göründü. Sonra Newton, ışığın yoluna camdan yapılmış bir üçgen prizma koydu. Işığın perdedeki görüntüsünün yeri değişti; çünkü prizma ışığın doğrultusunu değiştirmişti. Görüntü renkli bir bant şeklinde yayıldı. Newton bu renkli banda tayf adını verdi.

Gökkuşağında gördüğümüz bütün renkler bu tayfta vardı ve gökkuşağındakiyle aynı sıralanıştaydı. Yani kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert, mor birbirini izliyordu.

Böylece Newton, Güneş ışığının, farklı renkli ışıkların bir karışımı oluduğunu ortaya koydu. Bu karışım gözümüze geldiğinde ışığı beyaz olarak görürüz. Prizmayla ayrılmadıkça, içindeki renkleri göremeyiz.

Beyaz ışık bir prizmadan geçerse, doğrultusu değişir. Fakat her rengin doğrultusundaki değişme miktarı farklı olur. Kırmızı ışınlar en az mor ışınlar ise en çok bükülür. Bu şekilde beyaz ışık, kendini oluşturan renklere ayrılır.
Newton, tayfı, ortasında bir delik bulunan bir perdeye yansıttı. Kırmızı ışın, perdedeki delikten geçiyor, sonra ikinci bir prizmadan geçiriliyor, fakat rengi aynı kalıyordu. Bu olay prizmanın ışığa renk eklemediğini gösterdi.

Beyaz ışığı çeşitli renklere ayırdıktan sonra Newton, onları yeniden beyaz ışık şekline getirdi. Bu-ışığı, ilkine göre ışınları karşıt yönde büken bir prizmadan geçirerek başardı.

Tayf yalnız prizmayla elde edilmez. Güneş ışınları bazen renklere ayrılırlar. Aynalardan veya cam bardaklarla tabaklardan yansıyan ışınlar da bazen renklere ayrılır. Gökkuşağı da Güneş ışığının tayfıdır. Düşen yağmur damlaları, Güneş ışınlarını renklere ayırırlar.

Her tür ışığı renklere ayırmak ve geldiği kaynakla ilgili bilgi edinmek mümkündür. Astronomi uzmanları Güneş ışığı tayfını inceleyerek Güneşle ilgili bilgiler öğrenmişlerdir. Böylece, Güneşin görünebilen dış yüzünün sıcaklığının 5 000 derece olduğu saptanmıştır. Güneşin hangi maddelerden oluştuğu da öğrenilebilmiştir. Güneşe benzeyen yıldızlar da, çok uzakta olmakla birlikte tayf

oluştururlar.

Bir yıldızın ışığından oluşan tayftaki renklerin miktarını inceleyebilmek çok önemlidir. Bunu ölçerek, yıldızdan o renkteki ışık şeklinde saniyede ne kadar enerji çıktığı belirlenebilir.

Bir elektrik ampulünden çıkan ışık, Güneş ışığına göre daha sarımtraktır. Bu ışıkta kırmızı, turuncu ve sarı renkler daha fazladır; bu yüzden gözümüz onu sarımtrak görür. Bir floresan lambadan çıkan ışıkta ise mavi renkler daha fazladır.

Işıktaki renkler, ışık kaynağının sıcaklığı hakkında bilgi edinmeyi de sağlarlar. Bir demir parçası çok fazla ısıtılınca önce kırmızı renk alır. Isıtmaya devam edilirse önce turuncu, sonra da sarı renk alır. Isıtmaya daha da devam edilirse, kırmızıdan maviye kadar bütün renkleri verir, yani beyazlaşır. Bu, 1350°C sıcaklıkta, tam ergimeden önce olur. Güneşin yüzeyi de beyaz görünür, çünkü sıcaklığı 5000°C’dir.

Betelgeuse adı verilen bir yıldızın ışığında mavi azdır, kırmızı daha fazladır. Demek ki bu yıldızın yüzeyi, Güneşe göre daha az sıcaktır. Sirius adlı sıcak bir yıldızdan gelen ışıkta ise mavi renkler,
Güneşe göre daha fazladır.

Işıkla ilgili incelemelerde önemli bir aşama da, 1800 yıllarında William Herschel tarafından gerçekleştirildi. Herschel ışığın ısıtıcı etkisini inceledi. Farklı renkli ışıkların ısıtma etkilerinin değişik olup olmadığını araştırdı. Güneş ışığı tayfına farklı durumlarda termometre koydu. Termometreyi kırmızı ışınların ilerisine yaklaştırınca sıcaklığın arttığını gördü.

Görülmeyen ışıklar: Herschel, Güneş ışığının ışınım yaydığını, fakat insanların bunu göremediğini anladı. Buna kızılötesi (enfraruj) ışınlar adını verdi. Bu ışınlar, prizmadan geçince, kırmızıdan daha az bükülmekteydiler.

Bugün örneğin yılanlar gibi bazı canlıların kızıl ötesi ışınları görebildikleri bilinmektedir. Ayrıca bu ışınları saptayan fotoğraf filmleri de vardır. Bu filmler basılınca, kızılötesi ışınlar, filmin cinsine göre, beyaz veya renkli alanlar şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Yeşil bitkiler, üzerlerine gelen ışığın yeşil kısmını büyük ölçüde yansıtırlar. Kızılötesi ışınların ise bir kısmını yansıtırlar. Bu yüzden kızılötesine duyarlı filmde yeşil bitkiler beyaz veya renkli alanlar şeklinde ortaya çıkarlar.

Uzay araçlarından çekilen kızılötesi fotoğraflardan, ormanlar, tarla bitkileri, binalar vb. saptanarak harita ve planlar yapılabilmektedir. Bu fotoğraflar, nerelerde bitki hastalıkları olduğunu bile göstermektedirler.

Herschel, kızılötesi ışığın da, görülebilen ışıkla aynı yapıda olduğunu ileri sürdü. Günümüzde bunlar arasındaki bağıntılar bilinmektedir.

Işık, dalgalardan oluşmuştur. Suyu elimizle karıştırdığımızda yayılan dalgalar gibi düşünülebilir. Işık dalgaları, ışık kaynağından başlayarak yayı-lir. Ses de dalgalar şeklinde ilerler. Fakat ses dalgaları, hava, su veya katı cisimlerin titreşimidirler. Işık titreşimleri ise, havanın veya başka bir maddenin titreşimi değildir. Havasız ve boş yerlerde de yayılırlar.

Bütün dalgaların dalga boyu vardır. Dalga boyu, iki dalganın tepeleri arasındaki uzaklıktır. Okyanus dalgalarının dalga boyu birkaç metredir. Ses dalgalarınınki 30 cm. dolayındadır. Işık dalgalarında ise bu boy, bir santimetrenin 50 milyonda biri kadardır. Mavi ışığın dalga boyu en kısadır. Beyaz ışık, prizmadan geçerken, her renk ışın, dalga boyuna göre bükülür Dalga boyu kısa olanlar en fazla bükülürler.

Kızıl ötesi ışınım

Dalga boyları mavi ışıktan daha kısa ve kırmızı ışıktan daha uzun ışınımlar da vardır Bunlar görülemiyen ışınımlardır. Herschel, dalga boyları santimetrenin 75 milyonda birinden, yarım santimetreye kadar olan bütün ışınımları bulmuştur.
Kızılötesi ışınımları görmemekle birlikte, derimizde sıcaklık şeklinde hissederiz. Elektrik sobası, otomobil motoru gibi sıcak cisimler kızıl ötesi ışınım üretirler. Bunların kızılötesine duyarlı filmlerle fotoğrafları çekildiğinde, sıcak cisimler parlak beyaz olarak çıkarlar. Kömür ateşi ve elektrikli ısıtıcılar, çok kızılötesi ışınım yayarlar. Fakat Güneş ve yıldızlar gibi çok sıcak cisimler, kızıl ötesinden çok görülebilen ışınlar yayarlar. Kızılötesi ışınım, doktorlar tarafından, yanıkların iyileştirilmesinde kullanılır. Eskiden, hangi deri kısımlarının, deri değişimi gerektirecek kadar yanmış olduğu anlaşılamazdı. Oysa bugün doktor, kızılötesi ışını elektriğe çeviren özel bir makine kullanarak derinin resmini çekip bir televizyon ekranına aksettirebilmektedir. Çok yanmış veya ölmüş deri kısımları, canlı kısımlardan daha soğuk olmakta ve ekranda daha karanlık görülmektedir.

Alman fizikçi Johann Ritter, görülen tayfın diğer ucunun ötesinde görülemeyen bir ışınım daha buldu. Ritter ışığın, bir gümüş bileşiğini siyahlandırmasını inceliyordu. Işık, gümüş bileşiğini ayrıştırır ve gümüş tanecikleri şekline dönüştürür. Bu taneciklerin rengi siyahtır. Aynı olay, fotoğraf filminde de olur. Ritter filmin, morötesine konunca çok daha çabuk karardığını gördü. Böylece, Güneş tayfında başka bir görülmeyen ışınım olduğunu ortaya koydu. Bu ışına morötesi (ültraviyole) ışınım adını verdi.

Morötesi ışının dalga boyu santimetrenin 40 milyonda biri ile iki milyonda biri arasındadır. Fotoğraf filmleri, morötesi ışınıma karşı çok duyanıdırlar. Gökyüzünden gelen ışıkta bir miktar mor ötesi ışın vardır; bu yüzden, fotoğraflarda gökyüzü parlak görünür. Gökyüzünü daha koyu göstermek için, fotoğraf makinesinin objektifi önüne bir morötesi ışın filtresi takılır. Bu filtre, morötesi ışınları, objektiften geçmeden emer ve içteki filme etki etmesini önler. Böylece bulutlar fotoğrafta parlak görünür

Morötesi ışınım, derinin Güneş ışığıyla esmerleşmesini sağlar. Bu şekilde esmerleşme deriyi zararlı morötesi ışınlara karşı korur. Güneş ışığındaki morötesi ışınların çoğu, atmosferin üst tabakalarındaki ozon gazı tabakası tarafından yutulur. Böyle olmasaydı, insanlar yaşayamazdı.

Renklerin eklenmesi ve çıkarılması

Bir cismi, gözümüze gönderdiği ışığın renginde görürüz. Fakat bu olay gerçekte birçok etkene bağlıdır. Ressamlar, tiyatro ve TV daki ışık teknisyenleri, kitap basımcıları ve daha birçok kişi, renklerin görülme olayını iyi anlamak zorundadırlar.

Sarı renk, sarı ışık yansıttığı için sarıdır. Çeşitli renklerin karışımı olan beyaz ışık sarı boya üstüne geldiği zaman, bu boya, diğer renkleri ve sarının bir kısmını yutar. Fakat sarı ışığın çoğunu yansıtarak gözümüze gönderir.

Boyaya sarı ışık gönderilirse, bu ışığı yansıttığından yine sarı görülür. Boya üstüne mavi bir ışık gönderilirse, bu ışık yutulur. Boya siyaha yakın bir renkte görünür. Mavi bir mendii, mavi ışığı yansıtır. Rengi tam olarak görülür.

Bu şekilde, cisimlerin rengi, üzerlerine gönderilen ışıkla değiştirilebilir. Kumaşlar da gün ışığında, satıldıkları mağazadaki özel ışıklar altında göründüğünden başka renkte görünür. Mağazada aynı renkte görülen iki kumaş, gün ışığında farklı renklerde görünebilir.

Yeşil renkli bir cisim, yeşil ışık yansıttığı gibi, bir miktar mavi ve sarı ışığı da yansıtır. Bu olay, boyaları karıştırarak yeni renkler eldesini sağlar. Mavi ve sarı boyalar karıştırılarak yeşil renk elde edilir. Mavi boya yeşil ışığı biraz yansıtır. Sarı boya da yeşil ve turuncuyu bir miktar yansıtır. Her iki boyanın yansıttığı ve karışımın da görüldüğü renk yeşildir.

Kırmızı ve sarı boyaların karışımı ise turuncu olur. Turuncu, her iki boyanın yansıttığı ortak renktir.

Renkleri karıştırmanın bir türüne eksiltici renk karışımı denir. Karışımdaki her boyanın yansıttığı veya yuttuğu renklere de eksilen renkler denir. Renk karıştırmanın bir yolu da ekleyici karışımdır, Beyaz bir perdeye kırmızı ışık gönderilirse, bu ışık yansır; çünkü beyaz cisimler, üzerlerine gelen her rengi yansıtırlar. Beyaz perdeye aynı anda yeşil ışık da gönderilirse o da yansır. Böyle-ce göze kırmızı ve yeşil ışık birlikte gelirler. Hangi rengi görürüz bu durumda?

Sorunun cevabı, kırmızı ve yeşil ışıkların karışımının sarı olarak görüleceğidir. Kırmızı ve mavi ışıklar birlikte pembe görülürler. Mavi ve yeşil ışıkların görünüşü ise açık mavidir. Pembe ve gökmavisi ışık tayfında görülmez, çünkü saf renk değildirler.

Renkli televizyon

Ekleyici renk karışımı renkli televizyonda kullanılmaktadır. Ekranda görülen örneğin sarı renk, gerçekte kırmızı ve yeşil renkli ışınların birbirine eklenmesiyle elde edilir. Gözümüz, bu karışımı sarı olarak görür. Kırmızı, yeşil ve maviden bütün diğer renkler, istenilen parlaklıkta elde edilebilir.

Bütün cisimler, üzerine gelen ışığın bir kısmını yutarlar. Aynı zamanda ışınım yayarlar. Çevremizdeki her cisim her an ışınım yaymaktadır. Bu ışınım kızıl ötesi ışınlar şeklindedir ve bu yüzden görülemez.

Bir cismin aldığı ışınım enerjisi ısıya dönüşür. Bir cismin aldığı ışınım yaydığından daha fazlaysa, o cisim ısınır. Isınınca daha çok enerji yayar. Sıcaklığı belirli bir değerde kalıyorsa, aldığı ve yaydığı enerjiler eşittir.

Koyu renkli bir cisim, aynı şekil ve büyüklükteki açık renkli bir cisimden daha fazla ışınım enerjisi alır. Her ikisi de belirli bir sıcaklıkta iseler, koyu renkli cismin daha fazla enerji yayması gerekli olur. Demek ki koyu renkli cisimler, aynı şekil ve büyüklükteki açık renkli cisimlerden daha fazla ışınım alır ve yayarlar. Bu yüzden, kutup bölgelerindeki yapılar ve giyecekler, ısı kaybını azaltmak için açık renkli yapılırlar. Kutup ayıları, tilkileri ve baykuşlarının tüyleri de hep beyaz renklidir;
bu nedenle az ısı kaybederler. Ayrıca, beyaz renkli oluşları, karlı bölgelerde kendilerini kolayca gizlemelerini de sağlar. Sıcak bölgelerde de, az ısı emsin diye açık renkli giysiler giyilir.

Güneş, uzaya ısı ve ışık gönderen dev bir güç kaynağıdır. Dünyadaki hayat, Güneşten gelen ısıya ve ışığa bağlıdır. Fakat bu ısı ve ışığın küçük bir kısmı Dünyaya ulaşır. Kalanı uzayda dağılır; dağıldıkça da azalır.

Dünya çevresinde bir yörüngede dolaşan bir uydu düşünelim. Uydunun Güneş pilleriyle kaplı ve hep Güneşe yönelen iki kanadı olsun. Güneş pilleri, fotoelektrikle dolan pillerdir. Bunlara gelen Güneş ışığıyla, uydudaki araçları çalıştıracak elektriksel güç elde edilir.

Dünya, Güneşe, Plüton gezegeninden 40 kere daha yakındır. Dünya çevresinde dolaşan bir uydudaki Güneş pilleri, Plüton çevresindeki bir uydudakinden 1 600 kere daha fazla enerji alırlar. Plüton çevresinde dolaşacak bir uydu gönderile-bilseydi, bu kadar az bir güçle çalışamazdı. Aynı nedenle, Plütonda canlı hayatı yoktur.

Işığın hızı
Işık büyük bir hızla gider. Bu hız yaklaşık olarak saniyede 299,500 kilometredir. Ayın ışığı Dünyaya 1 1/3 saniyede ulaşır. Güneş ışığı ise, aradaki 150 milyon kilometre uzaklığı 8 dakikada alarak Dünyaya varır. Plüton gezegeninin ışığı Dünyaya 5,5 saatte gelir. En yakın yıldız sisteminin ışığı 4 yılda gelebilmektedir.

Işığın boşlukta gidişi, bilinen en büyük hızdır. Einstein hiç bir şeyin ışıktan daha hızlı gidemeyeceğini göstermiştir. Fakat ışık, saydam cisimlere girince, (hava, cam, elmas gibi), hızı yavaşlar. Camdaki hızı, 195 kilometre/saniyedir; yani boşluktaki hızının 2/3’ü kadardır. Havada ise, saniyedeki hızı 95 kilometre daha azalır. Fakat örneğin camda yavaş giden ışık, yeniden havaya çıkınca tekrar havadaki hızıyla gitmeye başlar.

Işık hızı değişince, yolu da değişebilir. Masa üzerindeki gazetenin yakınına bir bardak su konursa, kelimeler ve resimler, camdan geçince bozuk görünürler. Gazeteden gelen ışınlar cam ve sudan geçerken daha eğik bir doğrultu almışlardır. Saydam cisimlerden geçerken ışık doğrultusunun

eğilmesine ışığın kırılması adı verilir.

Mavi ışık, saydam cisimlerden geçerken, kırmızı ışıktan daha fazla eğilir. Bu yüzden, beyaz ışık prizmadan geçerken, mavi renk, kırmızıdan daha fazla eğilerek aşağıda görünür.

Işığın hızı elmasta, camdakinden daha azalır. Elmas ışığı daha fazla kırar ve eğer. Bu yüzden, camdan daha parlak görünür ve süs eşyası olarak kullanılır.

Işığın kırılması, fotoğraf makinesi merceklerinde, teleskop ve mikroskoplarda ve birçok başka aygıtta kullanılır.

Dalgaların durumu

Işık, dalgalardan oluştuğu için, tam bir gölge yapma olanağı yoktur. Çünkü, engellerden geçerken ışığın doğrultusu değişir. Bu değişme, ışığın kırılmasından başka bir şeydir. Dalgakırandaki bir delikten geçen deniz dalgaları düzgün olarak uzaklara doğru yayılırlar. Ses dalgaları da, cisimlerin çevresine göre bükülür.

Bu nedenle, keskin kenarlı bir gölge eldesi olanaksızdır. Düz bir kenarın gölgesi, mikroskopta incelenirse, karanlık ve aydınlık bölgelerin sınırının kesin olarak ayrılmadığı görülür.

Küçük bir delik veya aralıktan geçen ışığın durumu da buna benzer. Işığın bu şekilde dağılmasına ışığın karışımı (difraksiyon) denir.

Işığın başka davranışları da onun dalgalardan oluştuğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Işık demetleri üst üste gelince her zaman daha büyük bir parlaklık vermez.

Benzer durum suda da görülebilir. Bir banyo küvetinin içindeki suyu, küvetin bir başından iki elinizle belirli bir tempoyla titretin. İki elden iki ayrı dalga oluştuğunu göreceksiniz.

Küvetin diğer ucunda, iki dalganın üst üste gelmesinin sonucunu görebilirsiniz. Bazı yerlere dalgalar aralıklı olarak ulaşır, buralarda tek dalgadan daha kuvvetli dalgalar oluşur. Bazı yerlere ise iki dalga aynı zamanda ulaşır. Buralarda su durgunlaşır.

Işıkta da aynı durum görülür. Işık demetlerinin üst üste geldiği bazı yerlerde daha parlak ışık görülür, bazı yerlerde ise sönüm denilen, karanlık yerler görülür.

Işık dalgaları ne çeşit dalgalardır? Okyanus dalgaları, suyun hareketinden ses dalgaları havanın hareketinden oluşur. Peki ışık dalgalarında hareket eden nedir?

Bu sorunun cevabı, 1870 yılında, iskoçyalı fizik ve matematik bilgini James Clerk Maxwell tarafından bulundu. Maxwell’e göre ışık: dalgaları, hızla değişen elektrik ve magnetik alanlardı. Örnek olarak, yatay olarak giden bir ışık demeti alalım. Bu ışığın yolu boyunca, şiddetlerini düzgün bir şekilde değiştiren elektrik ve magnetik alanlar vardır. Bu alanların doğrultusu, ışığın yayılma doğrultusuna diktir.

Alanın kuvvetli olduğu yerlerde, ışık dalgasının tepesi oluşur. Cörülebilen ışıkta bu alanlar saniyede birkaç yüz milyon kere değişir.

Diğer elektromagnetik ışınımlar da değişik hızlarda değişen elektrik ve magnetik alanlardan oluşmaktadır.

Işık, enine dalga adı verilen bir dalga hareketidir. Enine dalga hareketi, yana doğru olan harekettir. Bir ipin bir ucunu sallayarak yapılan dalgalar da enine dalgalardır. Dalga ip boyunca ilerlerken, ipteki her nokta bir taraftan diğerine hareket eder.

Işık dalgalarında yana doğru bir hareket yoktur. Fakat, elektrik ve magnetik alan noktaları bu şekilde hareket ederler.

Yatay olarak giden bir ışık demetinde titreşimler yukarı-aşağı, yana doğru ve ikisi arası bir durumda olabilir. Eğer ışık, özel bir plastik tabakasından geçirilirse, yalnızca bir doğrultudaki titreşimlerin geçmesine izin verilmiş olur, örneğin, yalnızca yukarı-aşağı titreşimler geçer, yana doğru olanlar plastik tarafından tutulur. Plastik bir dik açı kadar döndürülürse, bu kez, yana doğru olan titreşimler geçer, diğerleri geçemez. Polarılmış ışık: Yalnızca bir doğrultuda titreşimleri olan ışığa polarılmış (kutuplanmış) ışık denir.
Polarılmış ışık da, polarılmamış ışık gibi görünür. Polarılmış ışığı mühendisler büyük ölçüde kullanırlar.

Polarılmamış ışık da, yansıyınca veya kırılınca kısmen polarılmış olur. Güneş gözlükleri de ışığı polarırlar. Su ve parlak yel yüzlerindeki pırıltı da kısmen polarılmış ışıktır. Camlardan, polarılmış ışığın yalnızca bir kısmı geçebilir. Polarılmamış ışığın parlaklığı daha kolay azaltılabilir.

1900 yılında, Alman fizikçisi Max Planck, elektromagnetik ışınımın, sıcak ve ışıklı cisimlerden sürekli olarak yayılmadığım gösterdi. Bu ışınım, kısa süren patlamalardan doğuyordu. Fler patlama bir ışınım parçası (kuantumu) idi.

Bir kuantumun enerjisi gayet azdır. Işınımın dalga boyuna bağlıdır. Kırmızı ışığın bir kuantumu, bir jüllük enerjinin 3 milyon küpte biri kadardır. Kısa dalga boylu ışığın kuantumu daha çok enerji verir. Görülebilen ışığın kuantumuna foton adı verilir.

Yorum yazın