Görelilik Kuramının Temelleri

Görelilik Kuramının Temelleri

Görelilik Kuramını anlamanın en iyi yolu, Einstein’ı da gerçeğe götüren aynı düşünce dizisini izlemektir. Öteki bilim adamları gibi Einstein’da yeni görüşlerini kendinden daha önceki araştırmacıların düşünceleri ve çalışmaları üzerine kurmuştur. Onların yaptığı hatalar bile bazen çalışmalarında kendisine yararlı bilgiler sağlamıştır.
Einstein’ın konulara yaklaşımı her zaman bilimsel yönteme uygun bir şekilde gelişmiştir. Bu yaklaşımı dört aşamalı bir işlem olarak düşünebiliriz:
1) Benimsenmiş olan tüm doğruları ve kuramları incelemek,
2) Hata ve aykırılıkları aramak,
3) Eski görüşler deneylerle iyi sonuç vermezse yeni varsayımlar ya da açıklamalar oluşturmak,
4) Yeni varsayımları olabildiğince her yolla denemek ve yanlışları düzeltmek.
Einstein’ın dehası üçüncü aşamada yani eski kuramların yanlışlıklarını düzeltme ve yeni buluşları açıklama yoluyla yeni varsayımlar yaratmada en belirgin şekilde kendini göstermiştir. Kuramın açıklanmasından önce bilinmeyen atom enerjisi de bu kuramla önceden bildirilmiş oluyordu.
Görelilik Kuramından önce benimsenen kuvvet ve hareket yasaları büyük İngiliz matematikçi ve düşünürü Isaac Newton tarafından geliştirilmiştir. 18. yüzyılın tümü ve 19. yüzyılın büyük bölümü boyunca Newton’ın çekim kuvveti ve hareket yasaları fizikle evrenbilimin temelini oluşturmuştu. Ama, 19. yüzyılda bilim adamları çalışmalarını sürdürdükçe benimsenen bu yasalara uymayan pek çok durum bilim adamlarınca saptanmaya başlandı. O güne değin en büyük sorun ışığa ilişkin varsayımlardı. Kimse ışığın boşlukta nasıl yol aldığını mantıksal biçimde açıklayamamıştı. Bilim adamlarının ışıkla yaptıkları deneyler ilerledikçe, buldukları tek çözüm ışığın görülmeyen ve yaygın bir madde ile taşındığı şeklinde olmuştu. Kiminin evreni kaplayan saydam ve dirençsiz bir oluşum olarak nitelediği, kiminin de peltemsi bir yaygınlık şeklinde anladığı “eter” adı verilen bir maddenin varlığı kabul ediliyordu. Eterin,evren in her yerini kaplayan bir oluşum olduğuna inanılmıştı. Böylece, ışığın taşındığına ilişkin bir açıklama bulunmuş oluyordu. Eterin varlığı benimsenince, fizikçilerin çoğu rahatlamış ve nihayet ışık enerjisinin boşluğa nasıl geçebildiğini açıklama olanağını bulduklarına inanmışlardı. Onlara göre ışık, eterin içinde suyun dalgalarının yayılımı gibi hareket etmekte ve dalgalar halinde yol almaktaydı.
Oysa, eterin varlığını kabul etmek de ortaya yeni sorunlar çıkarıyordu; en başta eterin varlığını
ileri sürmek mekanik yasalarıyla çelişiyordu. Öte yandan, ışığın uzay içinde dalgalar halinde mi, yoksa tanecikler halinde düz olarak mı hareket ettiğinin inandırıcı bir açıklamasının yapılması zorunlu idi. İşte bu noktada genellikle fiziğin ve özellikle de Görelilik Kuramının en önemli sorunlarından biri ortaya çıkıyordu: Işığın hareketi.

Yorum yazın