Enerji Nedir – Enerji Türleri

Enerji Nedir – Enerji Türleri

Günlük yaşamımızda öyle şeyler vardır ki onların önemini ancak yokluklarında anlarız. Günlerce kapalı geçen havalardan sonra kendini gösteren güneşi ne değin özlediğimizi farkederiz. Yaşamımızın en önemli şeyi olan havanın değerini, temiz havalı kırlara çıktığımızda içimizde duyduğumuz canlılıkla hissederiz. Enerjinin önem ve değerini gerçekten iyi anlayabilmemiz için de bir an onun yaptığı işlerden yoksun kaldığımızı düşünmek yetecektir.
Sıcak bir yaz akşamım düşünün; büyük bina ve apartmanların içindeki sıcak havayı dışarı atan havalandırma donanımları işlemekte, pencerelerden pırıl pırıl ışıklar yayılmakta, televizyon ekranlarında görüntüler oynaşmakta, buzdolapları derinden gelen sesleriyle çalışırken hem içecekleri soğutmakta, hem de yemekleri bozulmaktan korumaktadır. Sokaklar gece lambalarıyla aydınlanmıştır. Birçok fabrika da geceleri çalışmaktadır,
Birden ışıklar gücünü yitirmeye başlamış ve sonra da sönmüştür. Motorlar, makineler durmuş, asansörler kat aralarında kalarak içindekileri hapsetmiş, televizyon ekranları görünmez olmuş, sokaklar ve evler kararmış, her taraf karanlığa boğulmuştur. Biraz önce pencerelerinden pırıl pırıl ışıklar yayılan apartman ve öteki yapılar şimdi simsiyah gölgeler halinde belli belirsiz seçilebilmektedir.
Tüm kentin elektrikleri kesilmiştir.
Son yıllarda ülkemizin birçok kentinde bu çeşit kararmalar çok sık görülmektedir ve belki de daha uzun süre görülecektir. Neden? Çünkü üretilmekte olan elektrik gücü tüketimi karşılayamamaktadır.
Elektrik enerjisi eksikliği ya da yetmezliği,üretimin, tüketimi karşılamadığından ileri gelmektedir derken,şu soru akla gelebilir; bu kadar çok barajdan ve yakıtlı üretim santrallarından üretilen enerji kullanılmadığı zamanlar saklanıp de- polanamaz mı? Eğer elektrik enerjisini biriktirip istediğimiz zaman kullanabilseydik bu çok iyi bir- şey olurdu. Ama ne yazık ki, elektrik depolanması ve saklanması olanaksız bir enerji türüdür. Hatta “depolanmış enerji pilleri” denen el feneri ve öteki aygıtlarda kullanılan piller gerçekte elektriği depo etmezler. Bu piller içlerindeki kimyasal maddelerin enerjisini taşımaktadırlar. Başka deyişle sakladıkları enerji, elektrik enerjisi değil, kimyasal enerjidir. Ancak, bu enerji kullanımda elektrik enerjisine dönüşür.
Elektrik ister pilden, ister jeneratörden (üretici makine) elde edilmiş olsun istenildiği anda kullanılmak için üretilmelidir. Evinizde bir elektrik düğmesini çevirdiğiniz ya da buzdolabını çalıştırdığınız zaman çok uzaklarda bulunan bir santralın ürettiği elektrik tellerden gerektiği yere iletilmiş olmalıdır.
Elektrik iletim telleri kilometrelerce uzundur. Değişik yerlerde bulunan santrallar gerektiğinde birbirine yardım ederek enerji eksikliğini gidermede işbirliği yaparlar. Ancak bunu kendi bölgelerinin gereksinimini karşıladıktan sonra artan enerji gücüyle yapabilirler.Ama gene de kimi zaman bölgelerden birinin enerji gereksinmesi tüm şebekenin karşılayamayacağı kadar fazla olur. Bu gibi durumlarda elektrik kullanımını düzenleyici birtakım önlemlere başvurulur.
Voltaj düşüklüğü denen gerilim düşmeleri tüm kesilmelerden daha çok görülür. Voltaj düşüklüğü hallerinde ışıklar zayıflar, elektrikli gereçler iyi çalışmaz. Bunlar üretim merkezleri grubunda yetersizlik ve zorlanmaların işaretidir. Bir anlamda yaklaşmakta olan bir enerji bunalımının habercisidir.
Son birkaç yıldır petrol üreten ülkelerden gelen yakıtın azalması ya da kesilmesi nedeniyle “Enerji Bunalımı” deyimi sık sık kullanılmaktadır. Bu bunalım sonucunun belirtilerine hepiniz tanık olmuşsunuzdur. Elektrik kısıntıları, benzin istasyonları önünde uzun kuyruklar oluşturan araçlar, ellerinde boş tüplerle sıvı gaz bekleyen yüzlerce insan ve bunların doğurduğu çeşitli sıkıntılar hepimizin yaşamını olumsuz yönde etkilemiştir.
Bugün,gazete, radyo ve televizyonda elektrik kullanımında savurganlıktan kaçınılması ve daha az elektrik kullanmakla yetinmemizi isteyen yayınlar yapılmaktadır. Kısaca elektrik ya da enerji korunumu bugün hem devletin, hem yurttaşların uyması gereken bir zorunluk halini almıştır. Ama öte yandan şunu da belirtmek gerekir ki,enerji korunumu yaşamın iyi ve gerekli olan herşeyin- den vazgeçilmesi demek değil, eldeki enerjiyi iyi ve bilinçli biçimde kullanmaktır.
Enerji temel anlamında bize hareket etme ve iş yapma yeteneğini sağlayan güçtür. Ne zaman, nerede bir iş yapılıyorsa- bir fabrikada makinelerin, yoldaki kamyonların ya da bürolarda çalışan insanların tümü orada enerji kullanılmaktadır. Oynamak, dans etmek, ödev yapmak, ayakta durmak hatta evinizde otururken bu kitabı okumak bile enerji kullanımı gerektiren işlerdir, örneğin, bu kitabı okurken yüz mumluk bir ampul kadar enerji harcamaktasınız.
Enerjinin birçok şekli vardır. Elektrik nasıl bir enerjiyse, sıcaklık, ışık, radyo dalgaları ve X ışınları da birer enerji türüdür.
Enerji deyince ilk akla gelmesi gereken şey onun her kullanıldığı yere göre şekil değiştirmesidir. örneğin, atom çekirdeğinin parçalarını birlikte tutan enerji, atomun parçalanmasıyla termal (sıcaklık) enerjiye dönüşür. Güneş ışınının enerjisi, başka anlatımla ışın enerjisi de vücudumuza ya da başka yüzeylere çarptığında sıcaklık enerjisi oluşturur.
Üzerinde yaşadığımız dünya yüzünde enerjinin birçok türü yakıt yakma yoluyla elde edilir, örneğin,insan ve hayvanların yaktığı “yakıt” aldıkları besin maddeleridir. Biz yemek yediğimiz zaman,besinler şekil değiştirerek vücudumuzda kaslarımızın iş yapmada kullanacağı kimyasal enerjiye dönüşür.
İnsanın yediği besinlerin üremesi uzun zaman almaz; örneğin tahıl ve sebzeler birkaç haftada ya da ayda ürün verirler. Bir yılda birkaç kez ekimi yapılıp ürün alınabilen besin maddeleri çoktur. Eğer bir bölgede nüfus fazlalığı olmazsa orada herkesin enerji gereksinimini karşılayabilecek yeterli “yakıt” bulunduğu söylenebilir.
İnsanın enerji üretme gücüne ilişkin ilginç birkaç örnek verelim; iki kişilik bir bisikletin pedalını yeteri hızla çeviren iki adamın ürettiği enerji sulama ve buğday öğütme işleminde kullanılabilir. Gene,bu iki adamın pedal çevirmekle ürettikleri elektrik gücü ufak bir televizyonu işletebilir. Ama,bir adamın bir günde kullandığı elektriği üretebilmek için beş yüz kişinin günde sekiz saat pedal çevirmesi gerekir. Düşünün ki,bugün kentte yaşayan bir kimsenin kullandığı elektrik miktarı giderek artmaktadır.
İnsanlar ve onların evcilleştirdiği at, eşek, deve ve öteki hayvanlar binlerce yıl yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli işleri hep birlikte yürütmüşlerdir. Ekini birlikte ekmişler, birlikte bakımını yapmışlar ve ürünü birlikte toplamışlardır. Buğdayı öğütmek için değirmen taşını döndürmüşler ve zeytini ezerek yağını çıkarmışlardır. Sonra bunları başka yerlere taşımışlardır. At, deve, eşek ve fil,üretimde insanın en büyük yardımcısı olmakla kalmamış, ayrıca, onu taşıyan araç da olmuştur.
Erkekler evlerini elle yapıyor, kadınlar yün ve pamuğu eğirerek iplik haline getirmek için gene ellerini kullanıyordu. Ellerini kullanmak için de enerji harcıyorlardı.
Daha başka türde enerji şekilleri elbette o zaman da vardı. Bitkilerin doğup büyümesini sağlayan, yeryüzünde tüm canlıların yaşayabilmeleri için varlığı zorunlu olan bir “yakıt”, hidrojen de, güneşin kızgın fırınında yanmakta devam ediyordu. Güneşin merkezi akıl almaz bir sıcaklıktadır, işte bu çok yeğin sıcaklıkta hafif bir gaz olan hidrojenin atomları sürekli biçimde yanarak enerjiye dönüşmektedir. Bu sıcaklık enerjisi de ışın enerjisi şeklinde uzaya yayılmaktadır. Oradan yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının ısı ve ışığı sayesinde besinlerimizi sağladığımız bitkiler, kereste yaptığımız ağaçlar, dokuduğumuz kumaşlara pamuk ve keten yetişir. Hayvanlarımız,güneş ışığıyla büyüyen bitkilerle beslenir. Biz de onların etinden, derisinden ve yağından çeşitli şekillerde yararlanırız. Güneş ışığı ve ısısı olmasaydı yeryüzünde yaşam oluşamazdı.
Güneşin sıcaklığıyla ısınan hava, esintileri ve rüzgârları meydana getirir, insan,rüzgârın enerjisini denizler aşan gemilerin yelkenlerinde ve buğdayını öğüten değirmenlerin kanatlarında nasıl kullanacağını binlerce yıl önce öğrenmiştir.
Suyu buharlaştırarak bulutları oluşturan, sonra yağmur ve kar şeklinde yağdıran da gene güneşin sıcaklığıdır. Böylece akan ırmakların enerjisiyle dönen büyük değirmen taşları uzun yüzyıllar boyunca tahıl üretmede insanın en çok kullandığı araç olmuştur.
insanların bu uzun çağlar boyunca yalnız bitkiler, akarsular ve rüzgârlarla yetindikleri sürece enerji bunalımı diye bir sorunları yoktu. Bu tür enerjiler ne kadar kullanılsalar daima yenilenebiliyordu. Başka deyişle doğa harcananın yerine yenisini her zaman ve bol olarak koyabiliyordu. Ancak bu durum, bundan iki yüz yıl önce değişmeye başladı. Bu değişiklik endüstri çağının ya da aynı anlamda makine çağının başlamasıyla kendini gösterdi, önceleri insan ve hayvan gücüyle hareket ettirilen araç ve aletler şimdi makinelere bağlanarak çalıştırılıyordu.
Makine, insanın ve onun kullandığı hayvanların gördüğü işi daha kısa zamanda, daha çabuk olarak yapabiliyordu. Bunun sonucu olarak da yaşam, birçok kimse için daha kolay ve daha rahat olmuştu. Ne var ki, makine de enerji üretebilmek için yakıta gereksinme gösteriyordu.
O dönemde akarsular kıyısında bulunan fabrika ve değirmenler enerji gereksinmelerini gene sudan karşılıyordu. Bunun dışında fabrika ve yapımevleri yeni buharlı makineler kullanmaya başlamışlardı. Bu makineler, kapalı kazanda kaynatılan suyun buhar basıncıyla dişli ve çarkları döndürmesiyle çalışıyordu. Buhar, makinenin hangi bölümüne iletilirse orası çalışıyordu. Bundan başka yeni makineleri işletmek için suyun akmasını ya da rüzgârın çıkmasını beklemeye de gerek yoktu. Sonra bir fabrika istenilen herhangi bir yere kurulabiliyordu. Yalnız önemli bir sorun vardı; buhar elde edilecek suyu kaynatmak için çok yakıt kullanmak gerekiyordu.
Buhar makinelerinin en doğal yakıtı odundu. Bu da o dönemde ormanlarda boldu. Böylece ağaçlar kesilip yakılmaya başlandı. Ama,kesilenin yerine yenilerinin çıkması bir uzun zaman sorunuydu. Çok geçmeden yeni bir enerji kaynağı bulma zorunluğu kendini gösterdi. Bu yoldaki araştırmalar sonunda taşıl (fosil) yakıtların,kullanım ve enerji bakımından en uygun yakıt türü olduğu anlaşıldı.

Yorum yazın