Yeniçağ Felsefesi

Yeniçağ felsefesi


RÖNESANS DÜŞÜNCESİ

Ortaçağ Skolastisizminin bağnaz yapısına ilk tepki İtalyan düşüncesinden geldi. İnsan düşüncesinin evrim çizgisinde yeni bir sıçrama noktası oluşturan bu döneme Rönesans Felsefesi adını veriyoruz. Fransızca Renaisance (Yeniden Doğuş) anlamına gelen bu deyim, gerçekten felsefede bir yeniden doğuşu simgeler. En dar anlamıyla Rönesans, Avrupa kültürünün, “Antik Çağ yapıtlarının incelenmesiyle, yenilenmesi ve canlanması” olarak tanımlanabilir. Rönesans, ortaçağ, yeniçağ arasında bir köprü, bir geçiş dönemi olmuştur.
Rönesans felsefesinin ana eğilimi, her türlü dogmatik bağımlılıktan sıyrılarak, kendini aramak, bulmaya çalışmaktı. Ortaçağda kilise, doğa, insan, din, bilgilerin kaynağı konularında tek otoriteyi temsil ediyordu. Rönesans ise evren ve insan üzerindeki düşüncelerinde deneyin ve aklın sağladığı bilgileri kabul ediyor, her türlü kanıtlanmamış dogmaya karşı çıkıyordu. O güne kadar doğru kabul edilmiş her türlü bilginin deneyle ve gözlemle yeniden sınanması çağı böylece başlamış oldu. Rönesans insanın doğayla arasındaki tüm perdeleri kaldırıyordu.
Yeniçağ düşüncesine uzanan bir köprü durumundaki Rönesans felsefesinin ilk ve en önemli temsilcisi kuşkusuz, tümevarım (İndüksiyon) düşünme yöntemini bilgi kuramının temeli olarak kabul eden İngiliz filozofu Francis Bacon’dır. Bacon 1561 – 1626 yılları arasında yaşadı. Bacon, felsefenin geleneksel yapısına karşı çıkarak, bilimlerin insanlara yararlı olabilmeleri için, doğanın gözlemlenmesi ve bulguların deneylerle kanıtlanması gerektiğini söylemiştir. Sağlam bilgiler edinmemizin biricik yolu buydu. Duyumsal deneyimi, bilginin biricik kaynağı kabul eden bu öğretiye Bilimsel Ampirizm adı verilmektedir.
Bacon’dan sonra, yeniçağ felsefesinin bir başka önemli temsilcisi de Fransız düşünür Dekart (Rene Descartes) tır. 1596 -1650 yılları arasında yaşayan Dekart, filozofun görevinin sağlam bilgiler edinmenin yollarını araştırmak olduğunu savunuyordu. Bilgi alanında, her şeye bilimsel bir kuşkuyla yaklaşılmak, her varsayım yeniden gözden geçirilmeli ve kanıtlanmalıydı. Duyuların sağladığı yanıltıcı izlenimlere saplanıp kalmadan, dogmalardan, geleneksel değer yargılarından sıyrılarak her doğa olayına tarafsız bir gözlemcilikle bakmak gerekiyordu. Dekart’a göre,kuşkulanmak düşünmek demekti Çünkü onun kuşkuculuğu doğruya götüren,bilimsel bir kuşkuculuktu.Düşünmeyi ise varlığın temel nedeni sayan filozofun bu görüşünü açıklayan “Düşünüyorum. O halde varım” önermesi ün yapmıştır.
Ancak Dekart, Bacon’ın Ampirizmini reddeder ve duyularımızla elde ettiğimiz bilgilerin yanıltıcı
olabileceğini, bu nedenle bu bilgileri aklın ışığında yeniden gözden geçirmek gerektiğini vurgular. Bu yönüyle Dekart, ampirist değil, rasyonalist bir filozoftur.Filozofun kuşkuculuğu bilinç ve aklın varlığında son bulur. Kuşkulanama- yacağımız bir şey varsa o da düşünce ve bilincin varlığıdır, sonucuna ulaşır. Dekart’a göre bilgilerimizin ilk kaynağı insan ruhunda doğuştan bulunan fikirlerdir. Ancak bu fikirlerle yetinemeyiz. Dış dünyadaki nesnelerle ilgili kesin bilgiler edinmek zorundayız. Dekart dış dünya ile bilincimiz arasında köprü olarak Tanrı kavramını ortaya atar. Tanrı “en yetkin” ve “en gerçek” varlıktır. Bu fikir bize duyularımız aracılığıyla gelmemiştir. O halde bu fikri bize Tanrının kendisi vermiş olabilir. Dekart’a göre, Tanrının varlığını bildiren bir başka kanıt daha vardır ki buna Ontolojik Kanıt ” varlıkbilimsel kanıt” adı verilir. İlk kez bu kanıt ortaçağ düşünürlerinden Anselmus tarafından ortaya atılmıştır. Bu da daha önce belirttiğimiz gibi Tanrı’nın en yetkin varlık olarak kabul edilmesiyle ilgilidir. “En yetkin varlığın var olmadığını düşünmek ondaki en yetkin olma özelliğini zedeleyecektir. Oysa böyle bir şey söz konusu olmaz. O halde Tanrı vardır” biçiminde özetlenebilir.
Dekart kendisinden sonraki düşünce akımları üzerinde iki yönde etkili olmuştur. Ruh ve bilinç konusundaki görüşleri idealist filozofları, maddesel dünya ile ilgili görüşleri ise Didero ve Marks gibi filozofları etkiledi. Batı düşüncesi Dekart’tan sonra bu iki felsefe akımı doğrultusunda gelişmiştir.

Etiketler: ,

Yorum yazın