Sokrates Sonrası Felsefe Tarihi ve Filozoflar

Sokrates Sonrası Felsefe Tarihi ve Filozoflar

PLATON
Sokrat öncesi dönemi düşünürlerin genellikle, oluşum, varoluşun kaynağı gibi konularla uğraşmaları nedeniyle bu dönemin Doğa Felsefesi Çağı olduğunu gördük. Sokrat’la birlikte felsefenin temel konusu insan, erdem, ahlak sorunları olmaya başlamıştı. Klasik Çağ dediğimiz Sokrat sonrası dönemlerde ise, doğa ve insanla ilgili olarak daha önceden edinilen bilgilerin bir bireşimine (sentezine) varılması sağlanmıştır. Bu dönemin en önemli iki düşünürü, İlkçağ Felsefesinin de en önemli filozofları olan Platon ile Aristo’dur.
Sokrat’ın öğrencisi olan Platon’un İ.ö. 427′ de Pire Körfezindeki Eğire Adasında doğduğu sanılmaktadır. Soylu bir aileden geldiği için çok iyi eğitim görmüştü. Yirmi yaşında Sokrat’la karşılaşıncaya kadar tragedyalar ve lirik şiirler yazıyordu. Sokrat’la tanıştıktan sonra, bütün bu yazılarını yaktığı ve felsefeyle uğraşmaya başladığı söylenir. Platon önceleri siyasete atılmak amacındaydı ama, Sokrat’ın haksız yere ölümle cezalandırılmasından sonra siyasetten nefret etti. Onun da amacı erdemli bir insan yaşamının nasıl kazanılacağını bulmaktı. Erdemin mutluluk getirdiği yolundaki Sokrat düşüncesini benimsiyordu. Sokrat’ın son dakikalarında onun yanında bulunamadığı için çok üzüldü. Hocasının ölümünden
sonra, önce Megara’ya gitti. Bir süre sonra Atina’ya gelerek savaşlara katıldı. İ.Ö.390 yılında Mısır’a gittiği ve burada matematik ve astronomi öğrendiği söylenir. Ancak Platon’un Mısır yolculuğu ile ilgili kesin kanıtlar yoktur. Oysa, Güney İtalya’ya ve Sicilya’ya gittiği kesinlikle bilinmektedir. Bu yolculuklarının amacı Fisagor- cularla yakından tanışmaktı. Sicilya dönüşünde Akademos denilen bölgede ünlü okulu Akade- mia’yı kurmuştur. Burada yirmi yedi yıl çalıştıktan sonra 347 yılında ölmüştür.
Platon’un düşüncelerini yansıtan yapıtları genellikle üç ayrı dönemde incelenir.
1. Gençlik Diyalogları: Küçük Hippias, Büyük Hippias, İon, Kriton, Birinci Alkibiades, Kharmi- des, Lakhes, Lysis, Euthypron, Sokrat’ın Savunması, Protogoras, Gorgias.
2. Olgunluk Diyalogları: Meneksenos, Menon, Eutydemos, Kratylos, Şölen, Phaidon, Devlet.
3. Yaşlılık Diyalogları: Parmenides, Theaite- tos, Sofistes, Timalos, Kritias, Yasalar. Bunlara hangi döneme ait olduğu kesin olarak bilinmeyen Phaidros’u ve diyalog biçiminde yazılmamış olan Mektuplar’ı da katmak gerekir. İkinci Alkibiades adındaki diyalogun Platon tarafından yazıldığına ilişkin kuşkular vardır.


PLATON FELSEFESİNİN ÖZÜ

Başlıca Sokrat’ın etkisinde olmakla birlikte Platon tüm ilkçağ filozoflarım dikkatle incelemiş ve kendi sistemini tüm bu düşüncelerin bir bireşimi olarak kurmuştur. Platon felsefesinin özü “ideler” kuramıdır. Bu kuram metafizik düşüncesinin temelini oluşturur. Platon’a göre gerçek varlık, ideler dünyasında bulunan ruhtu. Gerçek varlıklarla, görüntüleri arasındaki farktan oluşan bu felsefe sistemi ilk kez Parmenides tarafından öne sürülmüştü.
Platon’un ideler kuramını açıklayabilmek için onun ünlü Mağara örneğine bakmak gerekir. Bu benzetmeye göre insanlar bir mağarada arkalarını göremeyecek biçimde zincire vurulmuş tutsaklar gibidir. Bu tutsaklar yalnızca önlerine düşen birtakım gölgeleri görebilirler. Bu gölgeler, tutsakların arkalarında bulunan bir ışıkla aydınlatılmış gerçek nesnelere aittir. Tutsaklar gölgeleri görüp algıladıkları halde, o gölgelerin gerçek varlıklarını algılayamazlar. İşte insanlar da duyularıyla algıladıkları bu görüntülerin kaynakları olan gerçek nesneleri göremez ve algılayamazlar. Ancak bu varlıkları akıl ve düşünce düzeyinde kavrayabilirler. Mağara örneğinde cisimleri aydınlatan ışık, “iyi” idesini simgelemektedir. Platon’a göre “iyi” idesi sayısız öteki ideler üzerinde yer alır. İdelerin kademeli bir sıralanma düzenleri vardır. Evrendeki tüm varlıklar, varlıklarını bir ideden almaktadırlar. Çok sayıda ide olmasının nedeni de budur. Platon’a göre ideler temel ve gerçek varlıklar, görüntüleri olan madde ise var olmayan düşsel bir gerçekliktir. Tüm idelerin en üstünde
yer alan “Yüce En İyi İdesi” evrendeki tüm varlıkları yönetir. Bu en iyi idesi “nous” ya da “akıllı varlık” tektanrılı dinlerdeki “Tanrı” kavramından başka bir şey değildir. İdeler kuramı “Anam- nesis” (anımsama) ve “ruhun ölmezliği” görüşüne sıkı sıkıya bağlıdır. Platon, ruhun insan doğmadan önce var olduğuna, insan öldükten sonra da var olacağına inanıyordu. Doğuştan önce var olan ruh, daha önce bir başka varlık boyutu içinde tanıdığı ideleri anımsamaktadır. Felsefenin görevi işte ruhun bu ideleri anımsamasını kolaylaştırmaktadır. Böylelikle varlık hakkında daha kesin bilgiler edinilebilir. Bu noktada Platon’un varoluş sorunundan bilginin kaynağı sorununa geçtiğini görüyoruz. Platon bu anımsamayı sağlamak için “diyalektik” adını verdiği bir konuşma yöntemi geliştirmiştir. Burada “diyalektik” sözcüğü, Heraklit’in, varlığın ve oluşumun gelişme yasalarını anlatan “diyalektik” deyiminden farklı bir anlam taşımaktadır.
Ne var ki,Platon’a göre diyalektik yöntem, sağlam bilgi edinmenin biricik yolu değildi. Çünkü aklın kavrayamayacağı gizler ve başka gerçekler de vardı. Bu gizleri ve gerçekleri ise tanrılar yalnızca bazı seçkin kişilere verirlerdi. Biliciler (kâhinler) ve ozanlar bu tür kişilerdir. Felsefenin sistemli bir bilim alanı haline gelmesine yol açan ilk bilgin olmasına karşın, Platon’un dinsel ve mistik düşüncelere eğilimli olduğunu da görüyoruz. Bu yüzdendir ki, akılcı filozoflar kadar, sez- gici ve rfıistik filozoflar tarafından da çok saygı görmüş ve benimsenmiştir.
Platon’un ruh konusundaki görüşleri de baş- lıbaşına bir kuram niteliğindedir. Ona göre ruh, maddeden daha önemli ve temel nitelikte bir var İlkti. Daha önce ideler evreninde bulunmuş olan ruh, tanrısal bir nitelik taşır. İdeler evreninden koparak yeryüzüne sürüklenmiş bulunan ruh, bedenin içine tutsak olmuş, böylelikle alçalmıştır. Ruh, içinde bulunduğu bu aşağılayıcı durumdan kurtulup öz evine, ideler dünyasına dönmek için yanıp tutuşmaktadır. İnsanın, ruhunu rahat ettirebilmesi için onu yüceltmesi ve kötülüklerden arındırması gerekir. Bunu da ancak bilgi ve erdemle gerçekleştirebilir. Platon’un bu görüşleri İslam tasavvuf düşüncesini de etkilemiştir
Platon’un ahlak felsefesi yalnızca bireysel ahlak üzerinde durmayıp, toplum ahlakını da inceler. Kyniklerin ve Kyrene Okulu filozoflarının bireysel ahlakçılığına karşılık Platonun ahlakçılığında toplumsal bir içerik vardır. Platon’a göre bireyin erdemli bir yaşam sürebilmesi, devletin yapısının sağlamlığına bağlıdır. Devlet adındaki ünlü ütopyasında, Platon ideal devleti anlatır. Bu kitabın yazıldığı dönemde Perikles’in göz kamaştırıcı demokratik yönetimi sona ermiş ve Atina demokrasisi bir yozlaşma sürecine girmişti. Platon bu dönemin siyasal zaaflarını gördükçe, bunların düzeltilmesi için güçlü ve totaliter bir aristokratik devletin toplumun bu çözülmesinin önüne geçeceği kanısına varmıştı. Öte yandan Sokrat’ın haksız biçimde ölümle cezalandırılması
da onu çok etkilemişti. Platon’un ideal devletinde besleyenler (halk) koruyanlar (savaşçılar) ve öğretenler (yöneticiler) olmak üzere üç ayrı sınıf vardır. Yöneticilerle, savaşçıların aileleri ve özel mülkiyetleri yoktur. Her şeylerini ortakça kullanırlar ve komün halinde yaşarlar. Bunların eğitimleri ve geçimleri devlet tarafından sağlanır. Platon daha sonraları yazdığı YasalarDiyalogu’nda bu görüşlerinde bazı değişiklikler yapmış, aile ve özel mülkiyeti kabul etmiştir. Bu sınıflar kendi aralarında uyum içinde yaşar ve üzerlerine düşen yurttaşlık görevlerini kusursuz yerine getirirler. Platon’un ideal devletinin temelinde adalet ilkesi yatmaktadır. Ancak Platon’un adalet kavramını anlamadan, bu ideal devlet ülküsünü kavramak zordur. Platon’a göre, hatta ondan önceki Yunan Düşüncesine göre, evrende her şeyin belli bir yeri ve düzeni vardır.
Bu evrensel düzen, yazılı olmayan bir tanrısal yasa, bir çeşit alınyazısıyla yönetilir. Ama bazı canlı varlıklar zaman zaman bu yasanın sınırları dışına çıkarlar ve işte o zaman çatışma doğar. Bu çatışma, doğada olduğu gibi toplumda da görülebilir. Bu çatışmadan kaçınmak için herkesin, her şeyin kendi yerinde durması ve kendi sınırları içinde kalması gerekir. Platon devlet kuramında özgürlüğü ve bireyi, aklın buyruğuna bıraktığı yolunda eleştirilere uğramıştır. Platon sorunlara rasyonalist (akılcı) bir tavırla yaklaşır. Onun önemi de buradan gelmektedir. Gündeme getirdiği sorunlara yalnızca çözümler getirmekle kalmayıp bu çözümlerine akılcı dayanaklar bulur. Ona göre akıl yalnız var olanı açıklamakla kalmaz, var olması gerekeni de bulmamıza yarar. Bugün için Platon’un görüşlerinden çıkartılacak en önemli ders budur. Onun Devleti,akıl yordamıyla yönetilen, bilgi ve erdemle beslenen bir toplumun düşünü oluşturur.
Platon’un sanat konusundaki görüşleri de ideler kuramından kaynaklanmaktadır. İdeler nasıl değişmez, mutlak varlıklarsa, güzel sanatlarda da onlar gibi değişmez mutlak sonuçlara varılmalıdır. Platon şiirde ve öteki sanatlarda yeniliğe karşıdır. İdeal güzellik bir kez ele geçirildi mi sürekli olarak kopya edilmelidir. Kaldı ki sanatın amacı, ahlaka ve siyasal yaşama hizmet etmektir. Kendisi sanata çok düşkün bir insan olmasına karşın, sanat yapıtları konusunda katı bir ilkelciliğe saplanmıştır. Homeros’a bile, tanrıları ahlâk dışı davranan varlıklar olarak gösterdiği için karşı çıkmıştır. İnsan yüreğini yumuşatan tragedyaları, ağırbaşlılığa aykırı düşen komedyaları eleştirmiştir. Ressam ve yontucuları, idelerin kopyaları olan varlıkların ikinci ve kötü birer kopyalarını yapmakla suçlamıştır. Platon’un felsefe görüşleri çağlar boyunca doğuda ve batıda pek çok düşünürü büyük ölçüde etkilemiştir.

ARİSTOTELES FELSEFESİ
Aristo, Platon’un ünlü Akademia’sından yetişen filozofların en önemlilerindendir. İ.ö.384-322
yılları arasında yaşadığı sanılan düşünür, Platon’un ölümünden sonra Akademia’da kalmayıp, kendi okulunu kurmuştur. Selânik yakınlarında Stageiros kentinde doğmuştur. Babası Makedonya Kralının özel hekimiydi. On dokuz yaşında Platon’un Akademia’sına girdi. Platon öldükten sonra Asos’a (bugünkü Behramkale) yerleşti. Burada kralın yeğeniyle evlendi. 343 yılında Büyük İskender’e öğretmenlik yapmak üzere saraya çağrıldı. İskender’in eğitimiyle üç’yıl uğraştı. İskender’in Asya seferine çıkması üzerine Atina’ya gelerek kendi okulunu kurdu. Bu okula Lykeion adını verdi. Lykeion çok geçmeden Akademia’nın ününü gölgede bıraktı. Aristo,derslerini Platon gibi oturduğu yerden değil de, aşağı yukarı gezinerek verdiği için, bu okula Peripa- tos (Gezinenler) Okulu adı da verildi. İskender’in ölümünden sonra Atina’da, MakedonyalIlara karşı kımıldanmalar başlamıştı. Makedonya sarayına olan yakınlığı yüzünden zaman zaman eleştirilere uğrayan Aristo dinsizlikle suçlandığında, Sok- rat’ın başına gelene uğramamak için Khalkis’e gitti ve burada 62 yaşında öldü.
Kendisinden önceki Yunan düşüncesini bir araya getirip daha da geliştiren filozofun öğretisi, çağının bütün bilgisini kucaklayan bir sistem oluşturmuştur. Kavrayış ve bilgi açısından, Aristo hocası Platon’u aşmıştır. İki bin yıl boyunca filozof deyince akla ilk gelen ad Aristo olmuştur. Aristo’nun en büyük başarısı, bilimsel çalışmayı yöntemleştirmesidir. Önemli yapıtları;mantık yazılarını içeren Organon (alet), Kategoriai (kategoriler), Peri Hermeneias (önerme Üzerine), Analytika- (Tanıtlama, Tanım, Sınıflama ve Bil-
ginin İlkeleri Üzerine) Topika Peri Sophistikon Elegkhon ; Metaphysika (Metafizik); Peri ta Zoa Historia (Zooloji, Karşılaştırmalı bir anatomi ve fizyoloji); Peri Psykhe (Ruh Üzerine).
Platon dini coşkusu olan şair yaratılışlı bir düşünürdü. Daha çok toplumsal reformlar ve siyasal düzenlemeler üzerinde durdu. Oysa, Aristo bir araştırmacı ve gözlemciydi.
Bu açıdan, kendisinden önceki filozoflardan Anaksagoras’la Demokrit’e yakındır. Aristo’nun felsefesinin temelinde “Madde ve Form” kuramı yatar. Aristo’nun Madde ve Form kuramı, Efla- tun’un ideler kuramıyla ilişkili görünse de, gerçekte bu kuram daha çok duyularla algıladığımız nesneler dünyasını ele alır. Aristo ideleri, Platon gibi nesneler dünyasının dışında zaman ve uzay ötesinde varlıklar olarak görmüyordu. Ona göre, ideler nesnelerin içinde bulunan “özler”dir. Duyularımızla algıladığımız varlıkların bir “öz”ü bir “form”u vardır. Varlıklara biçim kazandıran ve onları tek tek varlıklar olarak bize tanıtan bu “form”dur.Platon gerçek varlığın yani tözün (cevherin) ideler olduğunu söylüyordu. Oysa Aristo’ya göre bu töz (cevher) varlığın kendisidir, bireydir. Form ve madde birbirleriyle kaynaşmış halde bir arada bulunur. Form maddeden bağımsız olarak var olamaz. Madde ise form olmadan yalnızca bir “olabilirlik”tir. Kişiliğini kazanmış bir varlık değildir. Örneğin bir taş kütlesi yontu biçimine gelmeden önce yalnızca bir “olabilirliği” simgeler. Onun varlık haline gelebilmesi için forma gereksinimi vardır. Evrendeki tüm varlıkların temelinde, biçimlenmemiş olan madde vardır. Aristo madde ve form kuramıyla, varlıktaki değişme ve oluşu, bir dış etkiyle değil, dinamik biçimde açıklamaya çalışır. Formun maddede kendini gerçekleştirmesi harekettir. Aristo oluşu ortaya çıkaran dört etkenden söz eder. Bunlar, maddesel etken, formel neden, hareket ettirici neden, amaçsal etkendir. Her varlığın oluşması için bu dört etkenin olması gerekir, örneğin, yontu benzetmesinde taş kütlesi, maddesel unsur, yontunun biçimi formel neden, yontuyu yapan sanatçı hareket ettirici unsur, yontucunun o yontuyu yaparken amaçladığı şey ise amaçsal unsur olarak tanımlanabilir.
Aristo evrende madde ve formun kademeli bir düzen içinde var olduğunu söylüyordu. Her varlık, kendi üstündeki varlığa göre maddedir. Ama kendi altındaki varlığa göre formdur, örneğin, kereste masaya göre maddedir, ama ağaca göre formdur. Bütün maddelerin en üstünde ise “ilk madde” ya da katıksız “form” vardır. Bu kavram, Platon’un “nous”unu anımsatır. Gerçekte ise bu ilk madde tanrı kavramından başka bir şey değildir. Bu ilk madde kendisi hareket etmediği halde, evrendeki varlıklar ona varabilmek için değişmekte ve oluşmaktadırlar. O halde evren ve doğa Tanrıya yönelmekte ve ona varmaya çalışmaktadır. Aristo’nun bilgi kuramında ise tümelden tikele bir yol izlenir. Buna mantık bilminde tümdengelim (dediiktive) düşünme yöntemi adı
verilir. Çünkü varlıkların ortak noktası, onlann formunu oluşturan gerçek, onların kavramıdır. Bu kavram o varlığın tek tek bireylerini değil tamamını kapsar. Örneğin, kedi bir tekil varlıktır ama bunun dışında ayrıca bir de kedi kavramı vardır. Şu ya da bu kedi değil genel bir kedi kavramı. Bilgilerimizin edinilmesi sürecinde önemli olan bu tümeli bilmek değildir. Tümel, bizi tikele götürdüğü için önem taşır. Aristo,bilimde amacın tikelin tümelden nasıl çıktığının kanıtlanması olduğunu söylüyordu. Tümdengelim düşünme yönteminin temelinde “tasım” (syllogisme kıyas) vardır. Tasımla, bir önermeden başka önermeler çıkarılabilir. Örneklemek gerekirse “Bütün kuşlar uçar” önermesinden yola çıkarak, “Serçe de bir kuştur. O halde o da uçar” sonucuna varabiliriz. Oysa çağdaş bilimde tümdengelim düşünme biçiminin doğru sonuçlara götürmediği bilinmektedir. Zaten Aristo da kendi gözlem ve incelemelerinde, kendi geliştirdiği bu yöntemi kullanmamış, tümevarım adı verilen “indüksiyon” düşünme biçimiyle sonuçlara varmıştır. Bu yüzden, Aristo’nun metafiziğiyle (madde ve form kura- mı)formel mantığı arasında bir çelişki olduğu yolunda eleştiriler yapılmıştır. Aristo ruh ve beden arasındaki ilişkiyi açıklarken de, yine madde ve form ilişkisinden yola çıkmıştır. Düşünüre göre beden madde, ruh da formdur. Bedendeki gelişmeleri belirleyen yani bedeni canlı bir varlık halinde ayakta tutan şey ruh, yani formdur. Toplum ve devlet felsefesinde de Aristo, Platon’dan daha gerçekçi bir tavır içindedir. Platon gibi ideal ve düşsel bir devlet modelini irdelemeyip var olan yönetim biçimlerinin iyi ve kötü yanlarını incelemiştir. Ona göre bir toplumun iyi yönetilmesi, yönetici kadronun ahlak ve erdem sahibi kişiler olmasına bağlıdır. O halde devletin birinci görevi eğitim işini düzenlemek olmalıdır. Çünkü ancak, aklını kullanabilen, eğitim görmüş yurttaşların kuracağı bir toplum insanları mutluluğa götürebilir.

Geribildirim

  1. Felsefe Akımları - Ansiklopedi.biz - 04 Nisan 2018

    […] Sokrates Sonrası Felsefe Tarihi ve Filozoflar […]

Yorum yazın