Öz Nedir

Öz Nedir

Varlıkta temel olanı ya da varlığın doğasını oluşturanı belirten terim. Felsefe tarihinde öz ilkin ilinek’in karşıtı olarak ortaya çıktı. Yani öz, bir şeyin o şey olmasını sağlayan temel belirlenim olarak düşünüldü. İlinek ise, herhangi bir şeyde ortaya çıkan geçici ya da yüzeysel değişiklikleri belirtiyordu; ilineğin yok olmasının o şeyin yok olması sonucunu doğurmadığı düşünülüyordu. Sözgelimi, ölümlü olmak insan öznesinin özüydü, ama Yunanlı ya da hekim olması özü değildi. Eflatun’dan skolastiğe kadar ele alınan en önemli sorun, özün, genellikle varlığa mı, yoksa tek tek var olanlara mı yüklemlenebileceği sorunuydu. Eflatun bu alanda ilk çözümü ortaya koydu ve özü idea diye adlandırarak, elle tutulur hale geldiği somut nesnelerden ne kadar uzaksa, o kadar fazla gerçekliği olduğunu ileri sürdü. İkinci çözümüyse yalnızca bireysel özneye öz denebileceğini ileri süren Aristoteles ortaya koydu. Sokrates bir insandır önermesinde, Eflatun’a göre öz ınsan’dadır; Aristoteles’e göreyse Sokra/es’tedir. İslam felsefecisi İbn Sina ise, özün, hem tümel hem de tekil olduğunu; düşünüldüğü zaman tümel, nesnelerdeyse tekil olduğunu üeri sürer. Bu eski öz anlayışı çeşitli biçimlerde eleştirilmiştir. Locke’a ve deneyimcüere göre, özün yalnızca sözsel bir varlığı vardır. Böylece deneyimcilik adcılığa ulaşır ve bu görüş, insanın da Sokrates’in de özü olmadığım, ama yalnızca bazı özellikleri belirten sözcüklerin var olduğunu ileri sürer.
Hegel ise, özün, gerçekte bağlantılı durumda olanı yapay olarak yalıttığını üeri sürer. Ona göre, özün varlığı, öz olmayana bağlıdır ve bunun tersi de doğrudur. Yani, üineksiz öz yoktur ve dışgörünüşsüz gerçeklik de yoktur; birinin ve ötekinin hiçbir zaman son bulmayan bir devinimi vardır yalnızca.
Daha sonraki dönemde öz, doğa kavramıyla bir tutuldu ve varoluşa karşıt bir şey olarak düşünüldü. Kuramsal ve soyut olanın, somut ve yaşanmış olana karşıtlığına benziyordu bu. Öz kavramı, özellikle insan açısından ele almdı ve bu kavramın insana uygulanıp uygulanamayacağı soruldu. İnsan doğasım değişmez bir öz olarak düşünüp dondurmanın, insanoğlunu (ister bir Yaradan’m elinden çıkmış bir yaratık, ister kendisinin yaptığı nesneler gibi bir varlık olarak kavransın) bir “şey” gibi ele almak olduğu ileri sürüldü. Öz kavramının bu eleştirisi, çağdaş varoluşçuluğun bir sonucudur. Bu terimi kullanmaktan geri kalmayan Heidegger, insanın özünün, dünyada-bulunmak olarak varoluştan ayrılamayacağım ileri sürdü. Sartre ise, insanın özgür ve yaratıcı, sorumlu ve özünden sıyrılmış bir varlık olduğunu ve bundan ötürü, “insanoğlunun, kendisini sınırlayan bir özü olmadığı için özgürlüğün var olabildiğini” savundu. Varoluşçuluğun yalnızca bir yanım oluşturduğu ve insan doğası kavramında ortaya çıkan bu bunalım, çağdaş düşüncenin temel özelliklerinden biridir ve hümanizm kavramım, ona yeni bir içerik kazandırarak sürdürmek gerektiğini düşünenler, bu temel özelliğe karşı çıkma konusunda çaba harcamaktadırlar

Yorum yazın