Metafizik Nedir

Metafizik Nedir

Şeyleri, duyusal görünüşleri ve pozitif bilimlerin kendileri hakkında edindiği bilgiler ötesinde, kendileri içinde incelemeyi amaçlayan bilim dalı. Metafizik sözcüğü aslında, Aristoteles’in yazılarını bir araya getiren Ro-doslu Andronikos’un düzenlemesinde (İ.Ö. 70) fiziğe ilişkin kitaplardan sonra gelen ve “ilk felsefe”yi ele alan kitaplarını belirtiyordu (yunancada metafizik, temel anlamıyla, fizikten sonra gelen demektir). Daha sonraları, başlangıçtaki bu “sonra” anlamı değişikliğe uğratıldı; böylece metafizik, doğa bilimlerini aşan ve ilkelerine ulaşarak onları temellendiren genel, soyut düşüncelerin tümü olarak yorumlandı. Aristoteles’in belirttiğine göre metafizik, “ilk nedenlerin ve ilkelerin bilimi”ydi.

ARİSTOTELES’İN METAFİZİĞİ

Aristoteles’e göre doğa bilimlerinin inceleme nesnesi, yer kaplama (uzam) olarak, madde olarak, canlı olarak,I vb. varlıktır. Bu bilimlerin eksiksiz biri bilgeliğe ulaşması için, varlığı varlık olarak ele alan bilimle, ilk ilkelerin ve nedenlerin bilimiyle, yani ilk felsefeyle tamamlanması gerekiyordu.

Bu nedenler arasında. ereksel nedenler ağır basıyordu ve dolayısıyla, ilk nedenlerin araştırılması, aynı zamanda. en yüce ereklerin araştırılmasıydı.

“Varlığın varlık olarak ve yüklemleri bakımından” araştırılması, birçok güçlük ve kesinsizlik doğurdu. Nitekim bu açıdan. Eflatun’un idealarının. tümellerin. varlık olarak varlığa ait olmadığı ve bunların töz sayılamayacağı ortaya çıkıyordu. Duyusal tözlerin yanı sıra, etkin olması bakımından insan aklı, Evren’i hareket ettiren, ama kendisi hareket etmeyen Tanrı gibi duyusal olmayan tözler de vardı.

AYDINLATICI BİR YANLIŞ ANLAM

Daha sonraları metafizik, bu tür araştırmaları belirtti. Schopenhauer şöyle diyordu: “Bana göre metafizik, deneyimi. yani bize verildiği hali içinde doğayı ve şeylerin görünüşünü aşan ve böylece bütün bunları koşullayan şeyi ya da daha anlaşılabilir bir biçimde söylemek gerekirse, doğanın ardında bulunan ve onun doğa olmasını sağlayan şeyi kavratan bütün bilgilerdir” (burada,metafizik sözcüğünün, meta ya, yani sonra’ya,ötesi anlamının verilmesi sonucu yanlış bir anlamla nasıl yüklendiği görülüyor). Tarih boyunca girdiği çeşitli kılıklar içinde metafizik, çeşitli bilimlerin çokluğunu ve tekyanlılığını aşarak bilginin birliğini, görünüşler ötesinde varlığın katışıksızlığını, görece olanın ötesinde mutlağı ele geçirme çabası olarak kendini gösterdi.

KANTÇI VE POZİTİVİST ELEŞTİRİ

Bu çabanın bir sonuç verebileceği ve hatta bu çabanın yerinde olduğu konusunda çoğunlukla kuşkuya düşülmüştü. Kant, kendinde gerçekliğin akılsal bilgisinin edinilemeyeceğini gösterdi. Bilim ancak, görünüşleri (fenomenler) açıklayabiliyordu. Bundan ölürü Kant, “bilim olarak kendini ortaya koymak isteyen her tür gelecek metafizik”e sınırlar koydu. Bu sınırlar, aklın, edinilebilecek her tür deneyimin ötesinde, raslantısal ve değer taşımayan diyalektik düşüncelere dalarak serüvenlere girişmesini engellemek amacını güdüyordu (ama bu alanda, inanç söz konusu olabilirdi). Au-guste Comte, metafiziğin. Evren’i birtakım doğaüstü güçlerle açıklamaktan vazgeçip, soyut varlıklarla açıklamaya yönelmesi bakımından insan düşüncesinin yararlı ve hatta zorunlu bir evresi olduğunu, ama pozitif bilimlerin ortaya çıkışıyla işe yaramaz bir hale geldiğini ileri sürdü.
Yeni-pozitivistler ise,metafiziksel sorunların. sözde sorunlar olduğunu ya da kötü konmuş belirsiz sorunlar olduğunu söylerler; bunların çocuksu bir düşünce tarzına ve gerçek oldukları sanılan önyargılara bağlı olduğunu ya da henüz bilimin çözmediği, ama ancak bilim tarafından çözülebilecek gerçek sorunları kapsadığını ileri sürerler. Her metafiziğin, yalnızca lafa dayandığını, içeriksiz. keyfi ve öznel olduğunu belirtirler. Onlara göre, ne kadar metafizikçi varsa, o kadar metafizik vardır. Metafizikçi, yeteneğini kullanamamış ve imgeler yerine, büyülü bir açıklama gücüne sahip olduğunu sandığı soyut ve bulanık sözcüklerle iş gören bir ozandır. Metafizikçi. güçsüz olduğu ölçüde kendini beğenmiş biridir.

NİETZSCHE VE METAFİZİĞİN ELEŞTİRİLMESİ

Ama metafizik sorununu köklü bir biçimde ilk ele alan Nietzsche’dir. Bu felsefeci, Kant’ın. “metafizik nasıl yapılabilir?” sorusunun yerine “metafizik düşüncenin özü nedir?” sorusunu koyar.

Kant’ın, metafizik düşünceye sınırlar koymasına karşılık Nielzsche. bilim ile metafizik arasındaki ayırt etmenin öncesinden işe başlayarak metafiziğin yerindeliğini ve değerini eleştiri konusu yapar. Ona göre. Eflatun düşüncesinden kaynaklanan ve Hıristiyanlığın etkisiyle de güçlenen metafiziğin temel özelliği, “değerlerin tamıtamına karşıt olması inancına” ve dolayısıyla iyilik ile kötülüğü, ideal ile gerçeği, duyusal ile akılsalı, varlık ile oluşu, akıl ile tutkuyu kesinlikle ve yapay bir biçimde birbirinden ayırma isteğine dayanır. Ayrıca metafizik, Varlık (ideal) ile İyi’yi keyfi olarak özdeşleştirir ve böylece, varlıkbilime ahlaksal bir özellik yükler. Başka bir deyişle metafizik, “Akıl = Erdem = Mutluluk” biçiminde bir denklem kurar ve bundan. Doğruluk = Varlık = İyilik bağıntısını çıkarsamaya yönelir. Oysa Nie-tzsche’yegörevarlık.lyi de normal de olmayabilir, yanılgı ya da hayal, oluş ve karşıtlıklar,gerekli ve iyi olabilir. Bundan ötürü, İyiye ve Varlığa ilişkin metafizik görüş, bu keyfi belirlenimlerinden ötürü zayıflığın, yaşama yüz-çevirmenin, yaşamın trajik yanı karşısında ürkmenin dile gelişidir. Ayrıca Nietzsche’ye göre, kendinde ve öncesiz-sonrasız değerleri ortaya koyduğunu ya da bulduğunu ileri süren metafizik, göreli değerlendirmeleri mutlak olarak göstermekten, güçsüzlüğün ve azla yetinip yaşamanın ahlaksal değerlerini pekiştirmekten başka şey yapmamaktadır. Bundan ötürü metafizik, özel görünüşlerinden biri olan ahlak gibi, bir çözümlemeden geçirilebilir ve bu çözümlemenin amacı. verilen yargıların temelindeki değerleri bulup ortaya çıkarmak olacaktır. Nietzsche’ye göre bu açıdan bilim de. temellerini gizlice alıp kabullendiği metafizikten pek farklı değildir. Bu temeller de, doğruluğa mutlak olarak inanmak, Doğrunun ve Yanlışın saptanması, Varlığın mantıksallığı ve sistemin değerine inanmaktır.

METAFİZİK BİR YANA BIRAKILABİLİR Mİ?

Bu eleştirilerin hedefi özellikle, sistem düşüncesi, dogmatiklik, önselliğe inanmak, bilimi aşmak ya da bir yana bırakmak savlarıdır. Deneysel mik-rofiziğin ortaya çıkmasından ötürü Demokritos’un atomculuğunun ancak tarihsel bir merak konusu olduğu ve Descartes’ın fizik ilkelerini metafiziğinden çıkarmaya kalkışmasının temelsiz bir çaba olduğu apaçıktır. Ama buna karşılık, pozitif bilimlerin gelişmesinde bile, buluşlar açısından metafiziklerin yararlı bir rol oynadığı ya da bilimin kendisinin, belki de farkında olmadan, bir metafizik ileri sürdüğü, bu metafiziğin farkına varıp onu eleştirerek bir çıkmazdan kurtulduğu, yenilendiği yadsınamaz. Metafiziği reddetmek de bir metafizik yapmaktır ve bu, belki de metafiziklerin en az doyurucu olanıdır. Bilim ile metafiziği birbirinin karşısına dikmek yapay bir şeydir. Çünkü bunların her ikisi de. aynı açıklama ve birlik gereksiniminden kaynaklanmaktadır. Ama en azından, metafizik kuramlarının bilimsel kuramlardan daha genel, daha hırslı ve dolayısıyla daha serüven dolu olduğu söylenebilir. Öte yandan, bilimsel kuramları, metafizik kuramlarından ayırt etmek de her zaman kolay değildir. Bireysel değil de topluca girişilen bir çalışma ve bilginin ulaştığı düzeye ilişkin derin bir düşünce; iç tutarlılık ve bilinen olgularla denk düşme yoluyla daha büyük bir olasılığa yönelen bir çaba olarak metafizik. çoğunlukla hak elmiş olduğu eleştirilerden sıyrılıyor ve insan düşüncesinin sürekli bir gereksinimine yanıt veriyor gibi görünmektedir. Schopen-hauer’in şu sözlerini unutmamak gerekir: “İnsanoğlu dışında hiçbir varlık, kendi varoluşu ya da genellikle varoluş karşısında hayrete düşmez: İnsanoğlu, metafizik bir hayvandır.”

Yorum yazın