İnsan Doğası Nedir

İnsan Doğası Nedir

İnsan doğasına, birbirine karşıt iki bakış tarzı vardır. Biri insanın, «içerden» gelen güçler, dürtüler ve içgüdülerle davrandığını; öteki ise, onu «dışardan» etkileyen çevresel, tarihsel ve ekonomik güçlerle biçimlendirildiğini öne sürer. Felsefe, ruhbilim tarih ve sosyoloji, büyük ölçüde bu iç ve dış güçleri tanımlama girişimleridir.

Eğilimler ve İçgüdüler

İnsanı eyleme iten iç güçleri tanımlamaya girişmiş filozoflar ve ruhbilimciler iki grupa ayrılabilir: insanın içten gelen eğilimleri olduğuna inananlarla, doğuştan gelen içgüdüleri olduğuna inananlar. Birinci gruptaki Platon’cular yada idealistler, insanın doğuştan idea’-larla (innate ideas) doğduğunu ve yaşamdaki başlıca amacının bu idea’ları gerçekleştirmek olduğunu savunurlar.
İkinci gruptaki Aristoteles’tiler yani materyalist yada gerçekçiler insanın etkisizleştirilmesi yada doyurulması gereken gerekseme, tutku ve içgüdülerle doğduğunu savunurlar. Birinci gruptakilere göre bir yerde, belki de Tanrı’nın zihninde, yetkin bir iyilik, Gerçek yada Güzellik İdea’sı vardır ve her birey buna erişmek yada böyle olmak için doğuştan bir eğilime sahiptir. İkinci gruptakilere göre ise, insanın fiziksel doğası, onu yaşamını ve türünü sürdürmeyi sağlayacak biçimde davranmaya iter. Bu itkilere genellikle «içgüdü» adı verilir.

İdealistlere göre insanın başlıca çabası ahlaksal yada dinsel bir yetkinliğe erişmeye yöneliktir. Materyalistlere göre ise insan yasamak ve türünü sürdürmek için çabalar.

İnsan doğasına bu iki bakış tarzı, uyuşamaz zıtlar olarak tanımlanabilirse de düalist felsefeler, örneğin insan doğasının ruhsal kesiminin idea’nın gerçekleştirilmesi eğiliminde, fiziksel kesiminin ise haz duyma eğilimi ve içgüdülere yönetilmekte olduğunu söyleyerek, ikisini uzlaştırmaya çalışırlar.
Rönesans’dan ve özellikle Charles Darwin (1809-1882) ve Sigmund Freud’dan (1856-1939) sonra, insan doğası konusundaki bu düalist görüş, insan doğasının «ruhsal» yönlerinin bile içgüdülerden evrildiği-ni ve son çözümde ilahi amaç ve erdemin sonucu değil, haz duymaya yönelik olduklarını savunan usçu (rasyonalist) görüş yararına terkedilmiştir. «Üst» zihinsel eylemlerin tümünün çocuksu cinsel ve yıkıcı dürtülerin türev ve «yüceltil-meleri» olduğunu savunan Freud’-cu ruhbilim (5), insanın, son çözüm lemede haz duymaya yönelik bir organizma olduğunu varsayan bir kuramın önde gelen modern örneğidir. İnsan doğası konusundaki idealist görüş, Cari Jung’un (1875-1961) çalışmaları tarafından temsil edilmektedir.

Sevgi ve Nefret

Biyologlar ve birçok ruhbilimci, iki içgüdü yada içgüdü grupu varsayanlar: kendini koruma (açlık, saldırganlık ve korkul ve üremeye yönelik (cinsel ve analık) itkiler. İçlerinde Freud’un da bulunduğu bazı ruhbilimciler bu doğrudan sınıflandırmadan, iki temel içgüdünün, sevgi (yada, cinsellik) ve nefret (yada, saldırganlık) olduğu gerekçesiyle vazgeçtiler.

Konrad Lorenz (1903- ) ve Nikolaas Tinbergen (1907- ) gibi hayvan ruhbilimcileri yada etologlar tarafından, insanın doğuştan idea“-ları olduğu görüşüne- ilginç bir ışık tutulmuştur. Bunlar, hayvanlarda en azından bir tek içgüdünün, (insanlardaki «çok daha incelmiş duygulara ilişkili olan, grupu yada türü koruma içgüdüsünün) bulunduğu yolunda ipuçları ortaya çıkarmışlardır. Bu, bazı toplumsal türlerde, bir hayvanın üyesi olduğu topluluğu, çoğu kez kendi yaşamı pahasına saldırıdan korumasına yolaçan içgüdüdür.

Davranış Modelleri

Bazı – bilimsel çevrelerde «içgüdü» teriminin modası geçmiş, yerini bazıları doğuştan, bazıları öğrenilmiş olan «davranış modelleri» kavramı almıştır. İvan Pavlov (1849-1936) ve J.B. Watson (1878-1958) gibi «davranışçı» ruhbilimcilere ve B.F. Skinner (1904- ) ve H.J. Eysenck (1916- ) gibi öğrenme kuramcılarına göre insan doğası, «zihin» gibi öznel kavramlar kullanılmadan ve ne türden olursa olsun birtakım içsel güçler varsaymaya varlığı başvurulmadan, sadece gözlemlenebilir davranış modellerine göre açıklanmalıdır.
İnsan doğasının büyük ölçüde dış güçler tarafından biçimlendirildiğine inanan filozoflar, tarihçiler ve ekonomiciler de iki grupa ayrılabilir: insanın fiziksel çevresini öne çıkaranlarla, toplumsal güçleri öne çıkaranlar . Birinci gruptakiler kişiliğin biçimlenmesinde coğrafya ve iklimin önemi üstünde dururlar ve ulusal farklılıkları bunlara dayanarak örneğin, İngiliz kişiliğinin kısmen, İngiltere adasının değişken, ama aşırıya kaçmayan bir iklime sahip oluşu tarafından belirlendiğini savunarak açıklarlar.

Toplumsal güçler üstünde duranlar ya ampiristler yada ideologlardır: birinci gruptakiler, kişilerin yada toplulukların, içlerinde büyüdükleri belirli toplumun tarihi tarafından belirlendiklerini savunurlar; ikinci gruptaki ideologlar arasında ise tarihi dünya egemenliğinin Ari ırkına geçeceğinin belirlendiği bir yükseliş olarak gören Nazi tarihçileriyle, gene tarihi kaçınılmaz olarak işçi sınıfının zaferiyle bitecek bir sınıf mücadelesi olarak gören çağdaş Manc’cı ve komünistler bulunur. Kuşkucular (septikler) ve deneyciler (ampiristler), bu ve öteki kuramları, düzeni ve modeli olmayan olaylar üstüne, düzen ve modeller empoze etme girişimleri olarak görürler.

Yorum yazın