Hinduizm Nedir ve Özellikleri

Hinduizm Nedir ve Özellikleri Hakkında Bilgiler

1922’de, Pakistan’da İndus Nehri üzerindeki “Ölüler Tepeciği” adıyla bilinen bir tepeyi kazmakta olan işçiler, bazı yanmış tuğlalar buldular. Arkeologlar şaşırmışlardı.
Yanmış tuğlalardan oluşan yıkıntılar, bu çorak bölgede kimsenin düşünemediği, oldukça ileri bir uygarlığın varlığını ortaya koyuyordu. Kazıda derine inildikçe, 5000 yıldan daha eski olduğu kanıtlanan şaşırtıcı bir kentin kalıntıları ortaya çıktı. Bu, beklendiği gibi kerpiçten yapılmış, düzensiz kulübeler topluluğu değildi. Oldukça ileri bir uygarlığa sahip olan ve bu ilginç bulgudan önce tarihte hiç bilinmeyen bir halkın kurmuş olduğu gelişmiş bir kentti.
İlerleyen kazım işlemi sonucunda, Mohenjo – Daro (kentin bulunduğu tepeciğin adı) halkının yazılı bir dile sahip olduğu anlaşılmıştı. Bu son derece çarpıcı bir bulguydu. Çünkü yazının ilk kez Sümerler tarafından Mezopotamya’da ve Mısırlılarca Nil bölgesinde ortaya çıkarıldığı sanılıyordu Şimdi ise, bütünüyle değişik bir yazı biçiminin, öteki iki biçimle aynı zamanda gelişmiş olduğu ortaya çıkmıştı. Sümer çivi yazısı ile Mısırlıların resim yazısı çözülmüştür ama, Mohenjo — Daro yazısı hâlâ gizemini sürdürmektedir.

ARİLERİN GELİŞİ
Mohenjo — Daro’nun bulunuşu, İndus Nehri boyunca uzanan öteki “kayıp” kentlerin aranması için, yeni kazılara başlanması itkisini doğurdu. Bu kazıların sonucunda Kuzey Pakistan’daki Ha- rappa’da bulunan önemli bir kenti de kapsayan birçok yerleşim merkezi bulundu. 1600 km.lik bir alana dağılmış olan bu kentler, Mohenjo — Daro halkının çok yüksek bir uygarlık düzeyine erişmiş olduğunu gösterecek nitelikteydi.
Yıkıntıların bulunduğu tepelerin değişik düzeylerinde
yapılan çalışmalar, Mohenjo – Daro’ nun en parlak devrini İ.ö. 2300’lerde yaşamış olduğunu ortaya koymuştur. Daha sonraları, yaklaşık İ.Ö. 1500’lerde kent savaş ve yangınla yıkılmıştır. Bu yıkım, kökeni bilinmeyen bir ırkın Hindistan’ı işgal ettiği döneme rastlamaktadır. Bu işgalciler hakkında, Orta Asya’dan geldikleri, beyaz derili oldukları ve bugün Hint – Avrupa ya da Hint — İran dili denilen bir dili konuştukları dışında fazla bir şey bilinmemektedir. Bu dil, günümüz Hindistan’ındaki Hindu dilinin olduğu kadar, birçok Avrupa dilinin de temelidir.
Kimse bu işgalcilerin, yurtları olan Orta Asya’ yı bırakıp Avrupa’ya yayılmalarının nedenini bilmemektedir. Bunların bir kolu güneye, İran’a doğru ilerlemiş ve burada yerleşerek Perslerin atalarını oluşturmuştur. Bir başka kol ise, İ.ö. 1500’lerde Afganistan içlerinden geçerek bugünkü Pakistan’ın kuzeyine gelmiş ve orada yerleşmiştir. Tarihçiler, Mohenjo — Daro’yu işgal edenlerin bu kol olduğunu düşünmektedirler. Yine tarihçilerin düşüncesine göre, bu büyük kentlerden güneye kaçmayı başaranlar, bugünkü esmer derili Dravid Hintlilerini oluşturmuşlardır.
Kenti işgal edenler kendilerine, soylular anlamına gelen Ariler adını vererek İndus Nehri kıyılarına yerleştiler. Komşuları Persler onlara Hin- dular (İndus Halkı) diyorlardı. Daha sonraları, Büyük İskender, ordusuyla bu bölgeyi işgal ettiğinde bu sözcük başındaki sert “h” sesi düşürülerek Yunanca söylenişiyle “İndic”e dönüştürüldü. Sonraları Batı dillerine bu söylenişiyle geçmiştir.
Zamanla, Ariler, Kuzey Hindistan’a doğru ilerlediler ve Ganj Nehri düzlüklerinde on iki küçük krallık kurdular. Persler bu bölgeye, Pers dilindeki “istan” son ekini takarak “Hinduların Ülkesi” anlamına gelen Hindistan adını vermişlerdir. İşte bugünkü Hintlilerin atası bu halktır.

HİNDULARIN DİNİ
Ariler Hindistan’a geldiklerinde, daha sonra ‘Hinduizm olarak tanınacak olan dinin tohumlarını da yanlarında getirdiler. Tarihçilerin Vedik riönemi olarak adlandırdıkları bu döneme ilişkin bilgiler, eski kutsal bilgi kitapları olan Veda’lardan öğrenilmiştir. Bu kitapların en eskisi olan, Rig—Veda, önceleri sözlü biçimde varlığını sürdürmüş, daha sonra İ.Ö. 1000 yıllarında yazıya dökülmüştür.
Vedalar dönemi Hinduları, güneşi, ayı, ateşi ve suyu simgeleyen doğa tanrılarına taparlardı. Bu ilk din, yerli dinin (Mohenjo —Daro) öğeleri Ari inançlara sızdıkça yavaş yavaş değişmeye başladı. Dahası, felsefenin gelişmesi başka değişikliklere de yol açtı ve sonunda, günümüzde Hinduizm olarak bilinen din doğdu.
Hinduizm bugün, Hıristiyanlık ve Müslümanlıktan sonra dünyanın en yaygın üçüncü dinidir ve yaklaşık olarak 524 milyonu aşkın kişinin bu dine bağlı olduğu sanılmaktadır. Bu sayının 522 milyonu Asya’da yaşamaktadır. Bunun dışında Güney Amerika’da 533.000, Okyanusya’da (Pasifik Adaları) 640.000,Avrupa’da 250.000 ve Amerika Birleşik Devletlerinde 75.000 Hindu vardır.
Hinduizm, Musa’nın Yahudiliği, Isa’nın Hıristiyanlığı, Muhammed’in İslamiyeti kurduğu gibi tek bir kişi tarafından kurulmayan tek dindir. İnanışa göre, Hinduizm yüce bir ruh tarafından ilk rahiplere gönderilen kutsal bilgi kitapları olan Vedalardan kaynaklanmıştır.
Vedalar döneminden bu yana, Hinduizmin değişikliklere uğraması sonucu birçok mezhep ve inanç ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte tüm Hindu mezhepleri için ortak olan bazı noktalar vardır. Dinsel inançlarının gerektirdiği koşulları yerine getirmelerinde ayrılıklar olsa bile, temelinde hepsinin ortak noktaları Hinduizmin kutsal inançlarından kaynaklanır.

YARATICI RUH
Hinduizm, her canlının öncesiz ve sonrasız bir ruhun çevresinde oluşturulmuş olduğunu söyler. Bu ruhlar çok eskiden, evrenin yaratıcı ruhu olan Brahma’dan kıvılcımlar gibi saçılarak yaşam kazanmışlardır. Bu nedenle her ruh, yaratıcının bir parçasıdır ve bir gün yaratıcıya geri dönmek, her ruhun isteği ve görevidir. Ne var ki, bu süreç sanıldığı kadar kolay değildir; çünkü bu ruhlar, günahlar, tutkular ve dünya kötülükleriyle kirlenmişlerdir. Bunlar Brahma’ya geri dönmeden önce kendilerini temizlemek zorundadırlar; çünkü yaratıcı ruh mutlak bir arılığa sahiptir. Bu o denli güçtür ki, kimse ruhunu bir yaşam süresince temizlemeyi bekleyemez. Bu nedenle her ruh, yaratıcıya dönebilecek kadar temizlenmiş olmak için defalarca doğmaya zorlanır.
Hindular, bu yeniden doğuş evrelerini durmaksızın dönen bir tekerleğe benzetirler. Buna Yaşam Tekerleği (samsara) derler. Temizlenmiş ruhun yeniden doğuş evrelerinden kurtulmasına “mokşa” denir. Böylece, ruh Brahma’ya geri dönerek sonsuz sevinç ve mutluluğa kavuşur.

BRAHMA
Brahma, tüm yaratılışın yüce ruhudur. Ne erkek ne de dişi olan bu ruh, değişmez ve kusursuzdur. Dünya terimleriyle betimlenemez, çünkü dünya saf ve temiz değildir. Brahma’yı dünyasal terimlerle betimlemek, yüce ruhun saf olmadığı anlamında yorumlanır.
Sayıları yüzleri aşan tüm Hindu tanrılarını Brahma yaratmıştır; ancak bunların üçü hepsinden daha önemlidir ve bunlar Hindu Üçlü Birliği’ni oluştururlar. Bu üç tanrı, Yaşamın Yaratıcısı olan “Brahma”, Yaşamın Koruyucusu olan “Vişnu”veYaşamın Yok edicisi olan “Siva”dır.
YARATICI BRAHMA Brahma’nın kendisinden yarattığı tanrılardan biri olan Brahma, evrenin ve dünyanın yaratıcısıdır. Böylece de Brahma’nın işi bitmiş, dünya işleriyle
ilgisi kalmamıştır. Bu nedenle, Hindular için o, uzak ve belirsiz bir simgedir. Hindular, günlük yaşamlarını daha çok Vişnu ve Siva’nın düzenleyici güçlerine göre sürdürürler. Hindu edebiyatında dünyanın yaratılışına ilişkin birçok öykü vardır. Bunların en eskisi Rig – Veda’da geçer. Rig -Ve- da’da yaratılış şöyle dile getirilir:
Başlangıçta ne bir şey ne de hiçbir şey vardı Ve yukarıda ne gökyüzü ne de hava Ve ne ölüm ne de ölümsüzlük vardı Yalnızca Var olan (Brahma) sessizce soluk aldı Sonra her şey su oldu, her şey belirsiz bir karışıklık
Ardından kendi içine döndü, o (Brahma) kendi içinden gelişti önce düşüncesinden istek doğdu. Bu ilk tohum /
Akıllı, arayıcı ve üretken
Varlık ve hiçlik arasında ilk ince bağ oldu.
Bu ilahiyi, Incil’deki Yaratılışla (Tekvin) karşılaştırabiliriz:
“Başlangıçta Tanrı gökyüzünü ve dünyayı yarattı. Ve dünya boş ve biçimsizdi; ve karanlık, denizin yüzündeydi. Ve Tanrı’nın ruhu..suyun yüzünde… hareket etti”.

KORUYUCU VİŞNU
Vişnu, Hindu Üçlü Birliği’ni oluşturan üç tanrının İkincisidir. Vişnu en sevecen, en bağışlayıcı ve kendisine tapanların gönencini en fazla gözeten tanrıdır. Dört kolu vardır ve siyah renklidir. Ona tapanlara Vayşnava denir. Vişnu’nun bin kadar adının bulunduğu söylenir. Bu adlar onun avatarlarından kaynaklanır. Avatar, bir tanrının insanlara kurtuluşu bulmalarında yardımcı olmak için dünyada büründüğü kişiliktir. İnsanlar, Vişnu’ya taparlarken avatarlardan birini ya da Vişnu’nun kendisini seçebilirler. Vişnu’nun en tanınmış avatarları, Ramayana Destanının kahramanı Rama ve Bhagavad – Gita’da öğretilerinden söz edilen Krişna’dır.

YOK EDİCİ SİYA
Siva çok tanınan bir tanrıdır. Yok edici olarak bilinmesine karşın, Şayva denen izleyicileri, Siva’ nın yeniden yaratmak için yok ettiğine inanırlar. Resimlerde, Siva çok güzel bir adam olarak can- landırılmıştır. Tapınaklarda ise, lingam adı verilen taş simgelerle gösterilir, bu simge, bir erkek üreme oıganı biçimindedir ve Siva’nın Yaşam Verici rolünü dile getirir.
Şayvalar birçok farklı mezhebe bölünmüşlerdir. Bunların bir kısmı çileciliği benimser; dine bağlılıklarını kanıtlamak için kendilerine işkence yaparlar.
ÇOK TANRILI BİR DlN Hinduizmde birleştirici bir inanç yoktur, inananlar, birçok tanrıdan herhangi birini kişisel tanrıları olarak seçebilir ya da birçoğuna birden tapabilirler. Dahası, Hindu kalarak başka dinlere de girebilirler. Bununla birlikte, bir Hindu olabilmek için inanılması ve bunlara göre yaşanması gereken bazı ilkeler vardır. Bunlar:
1 – “Karma”ya inanmak, Karma, bir kişinin yaşamındaki iyi ve kötü işlerinin sonucudur.
2 – Hinduizm geleneklerine sadık kalarak “Darma”ya inanmak.
3 — Brahma, Vişnu ve Siva’ya inanmak.
4 – Ruhun ölümden sonra yeniden doğacağına inanmak.
5 — Kutsal Vedalara bağlı kalmak.
6 – Ruhun, dinsel bir yaşam yoluyla kendini Yaşam Tekerleği’nden kurtarabileceğine inanmak.
7 — Çileci dinsel yaşama saygı duy mak.
Hindular birçok tanrıya tapmakla birlikte, temelde bir tek tanrıya inandıklarından, tek tanrılı bir dine bağlı sayılırlar. Çünkü tüm Hindu tanrıları, yaratılmış olan her şey gibi Brahma’nın eseridirler. Bu nedenle, hangi tanrıya tapılırsa tapılsın, tapınmalar Brahman’a yönelik olmaktadır.
Brahma, tüm yaratılışın yüce mhu olarak, kötülüğü cezalandırmadığı gibi iyiliği de ödüllendirmez. Yaşayan her şey, kendi oluşturduğu karma aracılığıyla, kendi ceza ve ödüllerini yaratır.

Yorum yazın