Günümüzde Budizm

Günümüzde Budizm

Budizm, bugün dünyanın en büyük dördüncü dinidir. Hıristiyanlık birçok mezhepleriyle birlikte, dünyanın en yaygın dinidir ve yaklaşık 955 milyon bağlısı vardır. İslamiyet 528 milyonla İkincidir. Hinduizm 525 milyonla üçüncü ve Budist’ler yaklaşık 250 milyonla dördüncüdür. Budist’lerin büyük bölümü Asya’da yaşar. Ayrıca Avrupa’da 22.000, Güney Amerika’da 190.000, Okyanus’da (Pasifik Okyanusu Bölgesi) 16.000 ve Afrika’da 2.000 budist vardır.
Kuzey Amerika’da 150300 budist yaşar. Amerikan Budist Merkezi, Birleşik Devletler’de 60. 000 üyesi olduğunu bildirmektedir.
Budistlerin Birleşik Devletlere ilk girişi, kıtanın i!ki yakasını birleştiren demir yolunun yapımı için, Kaliforniy4’ya Çinli işçilerin getirilişi ile olmuştur.

DOĞULU OLMAYAN BUDİSTLER
Budizm’e ilgi, Edwin Arnold adında bir İngiliz yazarının tanınmış kitabı “Asya’nın lşığı”nın 187S» da yayınlanması ile arttı. Kitap Buda’nın şiir biçiminde yazılmış yaşam öyküsünü anlatıyordu. Bu yapıt, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ve oradan da tüm batı ülkelerine
yayılarak Buda’nın büyüklüğünü insanlara tanıttı.
Amerikalıların Budizm’e ilgilerini artıran bir başka olay da Dünya Dinler F’arlamentosu fikri olmuştur. Dinler Parlamentosu’nun ilk toplantısı 1893 de Chicago Dünya Fuaıı’nda yapılmıştır. Burada, Anagarika adlı bir Teravada rahibinin Budizm ile Hristiyanlığı karşılaştıran konuşması birçok Hıristiyan’da tedirginlik yaratmıştır. Rahip, bu iki dindeki temel noktaların birbirlerine ne denli benzediği üzerinde durmuştur.
Bunu izleyen yıllarda Max Müller, Rhys Davi- ds, D.T. Suzuki, Christmas Humpreysve Edward Conze gibi yetkili kişilerin kilapları, Budizm’in, İngilizce konuşan halklar arasında daha çok tanınmasında büyük ölçüde yardımcı olmuştur.
Bununla birlikte Budizm’e olan ilgi, İkinci Dünya Savaşı sonlarına değin yalnızca aydınların arasında kalmıştır. Ancak savaş nedeniyle binlerce Amerikalı ve AvrupalI gencin Japonya, Kore, Tayvan ve daha sonra Tayland’da kalmaları Budizm’den etkilenmeleri sonucunu doğurmuş ve ilginin sınırı genişlemiştir. Ayrıca binlerce Japon, Koreli ve Çin’li gelin, savaş sonrası Birleşik Devletlere girmiş ve bu ülkedeki budistlerin sayısının artmasına katkıda bulunmuşlaıdır.


BUDİZM’E KARŞI TOPLUMSAL DİRENİŞ

Günümüzün sosyal değişimleri bugün, Budizm’in büyük kalelerinde bile etkisini göstermektedir. Rahiplerin her zaman politikanın içinde oldukları Sri Lanka bir yana bırakılırsa, Budizm geçmişte her zaman devletin dışında kalmak istemiştir. Şimdiyse bu durum değişmektedir. Birmanya’da iktidardaki sosyalist yönetim, siyasetini Budist ilkeler üzerine kurmak istemektedir. 1959’a kadar Dalay Lama’nın bir rahip kral olarak yönettiği Tibet, şimdi Çin’in denetimine geçmiştir. Komünist yönetim olmasına karşın, dine karışıldığına dair bir belirti yoktur. Vietnam da kanlı bir iç savaştan sonra komünist olmuştur. Tüm bu değişimlerin Budizm üzerinde er geç etkiler yaratacağını söyleyenler çoktur.
Ama bu etkilerin nasıl ve ne yönde kendini
göstereceğini henüz kimse bilmemektedir. Kamboçya’da Kızıl Kmer’lerin yönetimi, Budizm için bir yıkım olmuştur. Komünizm öncesinde Kamboçya’da zaten dinsel düzene bir karşı koyma gelişmekteydi. Bunun nedeni, Kamboçya’nın yoksul bir ülke olması yanında yetmiş bin rahibin beslenmesi ve her altı ayda otuz bin gencin askerlik görevi gibi dinsel yükümlülük altına alınması gibi ağır ve masraflı bir işin yürütülmesi vardır. Böylece Kamboçya işgücünden yüz bin kişiyi uzaklaştırmaktadır. Bunların ayrıca beslenmesi ve korunması gerekmektedir. Bu durumdan yararlanan sol gruplar, bunlara üretici olmamaları nedeniyle saldırmışlar, komünist Kmer yönetimi de Budizm’i değişmeye karşı koymakla suçlamıştır.

BUDİZM VE ÇIN KOMÜNİZMİ
Büyük farklılıklara karşın, Budizm ve komünizmin bir arada yaşamaları olanaklı gibi görünüyor. Çin’de durum böyledir. Çin bir Mahayana ülkesidir ve Mahayana rahipleri yaşamlarını kazanmak için çalışırlar. Bu nedenle, Kamboçya’da olduğu gibi bir üretici olmama suçlaması yapılamaz. Tam tersine Çin’li Zen mezhebinin bir sloganı vardır. “Çalışılmayan bir gün, ekmeksiz bir gün demektir.” Bunlar Teravada rahipleri gibi dilenerek yaşamazlar.
Çin hükümeti dinsel özgürlük olduğunu ama dinin devletçe desteklenmediğini belirtmektedir. 1950’lerde, Budizm’i gözden geçirme ve ona komünist düşünceler katma yolunda girişimler olmuştur. Tapınaklara Komünist eğitiminden geçmiş yöneticiler yetiştirmek için okullar açılmıştır. Pekiri’de içinde Buda’nın dişinin korunduğu yeni bir tapınak yapılmıştır. Çin’li ve yabancı Bu- distler arasında kültürel alışverişler desteklenmiştir.
1966’da tüm Çin’i saran Kültür Devrimi sırasında eski ve yeni bütün tapınaklar kapatıldı. Kültür Devrimi yalnızca dine karşı bir hareket olmamakla birlikte Çin gelenekleri de bundan zarar görmüştür. 1972’de tapınaklar yeniden açıldı. Yabancı Budist topluluklarıyla yeniden ilişki kurma çabaları oldu. Daha doğrusu, merkezi hükümet Budizm’in Çin kültürüne, sanatına, edebiyatına ve felsefesine olan büyük katkılarının üzerinde durmaya başladı.
Bu davranış dünyanın her yanındaki Budistleri yüreklendirdi. Bu tutum komünizmin dine değer vermeye başladığını gösteriyordu. Bununla birlikte Çin’i görenler, tapınaklara gidenlerin sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler. Tapınaklarda rahipler, devlet tarafından rahatsız edilmemekle birlikte, ibadete gelen kalabalık, içerisini eskiden olduğu gibi doldurarnamaktadır. Bazı gözlemciler Budizm’in Çin’de sıradan insanların dini olmak yerine, yalnızca rahiplerin dini olacağından korkmaktadırlar. Bu durum Teravada ülkelerinin çoğunda böyledir.

ÇAĞDAŞ HİNDİSTAN’DA BUDİZM
Dünyanın her yanındaki Budistler, dinlerinin Hindistan’da yeniden canlanışını ilgi ile izlemektedirler. Bu yeni gelişmenin önemli nedenlerinden biri, kuşkusuz Buda ve Budizm’in orada doğmuş olmasıdır.
Budizm’in Hindistan’da yeniden canlanma hareketleri Sri Lanka’nın Maha Bodhi Topluluğundan olan misyonerlerin çabaları sonucunda gelişmektedir. Mahayana Budizmi ise tümüyle Tibetli sürgünler tarafından temsil edilmektedir. Bunlar, Dalay Lama’nın 1959’daki Çin işgalinden kaçışı sırasında gelmişlerdir. Mahayana Budizm’ inin Hindistan’da canlanamamasının bir nedeni, Hinduizmin yıllar boyunca Budist düşüncelerden birçoğunu kendi içine almış olmasındandır.
gençlik ve şiddet
Budizm kendi içinde fazla değişen bir din değildir. Ana mezheplerin çoğu eski öğretilerini izlerler. Geleneklere bağlılık Budizm’i bazı ülkelerde kendini gösteren şiddet hareketleriyle çatışmaya götürmektedir, örneğin, Laos’ta, Vietnam’da ve Kamboçya’da Budizm’in değerleri, son yılların şiddetli siyasal hareketlerinin karşısındadır.
Tayland’da durum biraz değişiktir. Tayland, Avrupa ülkelerinin dünyada sömürge imparatorlukları kurdukları dönemlerde, Güneydoğu Asya’da bağımsızlığını koruyabilmiş olan tek ülkedir.
Tayland’da her zaman, her genç adamın üç ile altı ay arası, bir rahip giysisi ile yaşamasını zorlayan güçlü bir toplumsal baskı varolmuştur. Kırsal alanlarda bu geleneğe uymayanlara iyi gözle bakılmaz; bazı aileler bu kişilere kız bile vermezler, bazıları işe almaz. Bununla birlikte büyük kentlerde bu tutum eskisi kadar sıkı değildir.
Bir rahip olarak hizmet görme, Tayland’ın geçmişte neden fazla bir iç sarsıntı geçirmemiş olduğunu açıklar. Ülke bir çok devrimlerden geçmiş olmakla birlikte, bu hareketler yirminci yüzyılda, hep kansız atlatılabilmiştir. Tayland’daki devrim hareketleri daha çok hükümet darbelerini anımsatmaktadır.
Ne var ki, Tayland’daki durum da dört yıldan beri değişmektedir. Bangkok’taki şiddetli ve kanlı öğrenci ayaklanması iki hükümet devirmiştir ve bu gibi durumların değişeceğine ilişkin ortada bir belirti de görülmemektedir, öyle görülüyor ki, Tayland’daki toplumsal değişme istekleri, Budizm’in dünya acılarına dayanma kavramı ve barış dolu Nirvana arayışından çok daha güçlü biçimde kendini hissettirmektedir.

BUDİZM’İN GELECEĞİ
Budizm’in Hindistan’da ve Batı’daki uyanışı, genelde görünümü fazla değiştirmemektedir. Dünya Budist’lerinin büyük çoğunluğu, yine doğu Asya’da yaşamaktadır. Japonya, Tayvan, Nepal ve Moğolistan’daki Budist’lerin hiç bir etki altında kalmadan yollarını sürdürmeleri daha uzun zaman beklenebilir. Çin ve Kamboçya’nın ise geleceği belirsizdir. Komünist ülkelerde, Budizm, hükümetin tutumundan etkilenecektir. Komünist yönetimlerin Budizm üzerindeki ters etkisinin geçici olacağı söylenmektedir. Sabırlı Doğu’da bu “geçici” süre uzun bir süre de olabilir. Budizm, Çin’de bir çok kez devlet denetimine girmiştir. Bu özellikle İ.S. dördüncü ve sekizinci yüzyıllarda olmuştur. Nedir ki, daha sonraları bağımsız bir dönüş yapmıştır. Bu konuda Buda’nın sözleri gösterilir.
“Sonunda gerçek her zaman kazanacaktır.”
“Ama gerçek nedir?” diye sormuştur bir Budist bilim adamı, yanıt için Buda’nın ilk vaazına bakmak yeter.
“Dünyada gerçek dışında kurtarıcı yoktur.
Gerçeğe, onu anlamıyorsan bile güven; tatlılığı acı gibi görünse bile. Gerçeğe güven. Hiç kimse onu değiştiremez. Hiç kimse onu düzeltemez.”
Buda bu sözleri söyledikten sonra dinleyenler sevinçle bağırdılar:
“Kutsanmış Kişi, Yaşam Tekerleği’nin dönüşünü düzenledi. Kimse, tanrı ya da insan, onu artık geriye çeviremez. Gerçek, dünyaya söylenmiştir. Gerçek yayılacak ve insanlığa, doğruluğu, iyiniyeti ve barışı getirecektir.”

Yorum yazın