Felsefenin Alanları

Felsefenin Alanları

Felsefe, klasik olarak estetik, ethik, fizikötesi (metafizik), bilgi kuramı (epistemoloji), mantık gibi temel alanlara bölünür. Bu alanların her biri, konusunu oluşturan bir dizi kavramı inceler.

Fizikötesinin Öğeleri

Fizikötesinin tartıştığı bazı önemli kavramlar varlık, öz, uzay –  zaman, ben, Tanrı, neden, olay değişim, süreklilik, belirlenimcilik (determinizm) ve özgür irade’dir.

Özgür irade ve belirlenimcilik, birçok felsefe öğretisince tartışılan bir sorundur. Bu soruna ilişkin konular kolayca bulanıklaştığı için, felsefecilerin işe karışması gerekmiş, felsefeciler önemli katkılarda bulunmuşlardır. Her zaman olduğu gibi burada da gerçek sorun anlam, önceleme, içerme, uygunluk ve uymazlıkla ilişkilidir: Su ya da bu özel alandaki bir çalışma konusundaki öncelemeler, eylem ve seçme konularındaki günlük sağduyusal varsayımlara ne ölçüde uyar, yada uymaz?

Genellikle dünyanın raslantısal bir biçimde değiştiğini düşünmeyiz. Bazı tür olayların düzenli olarak başka tür olayların ardından geldiğini düşünürüz. Bunlardan birine neden, ötekine sonuç deriz.
Bilimsel bir yasa, olaylar arasındaki nedensel bağıntıyı belirtir: örneğin, cıva ısınınca genişler gibi.

Baruch Spinoza gibi belirlenimciler (deterministler) her olayın bir nedeni olduğunu ve bunun seçmeleri, kararları ve insan eylemlerini içerdiğini söylerler. Bu. insanın özgür iradeye sahip olmadığını gösterir. Henri Bergson (1859-1941) gibi özgürlükçüler ise. bütünüyle belirlenmiş bir evrende ahlaksal sorumluluğun sözkonusu olamayacağını savunurlar. Başka türlü davranması olanaksız olan bir insanı, bir ediminden ötürü ne suçlayabilir, ne de övebiliriz. Bu yüzden, özgürlükçüler, iradenin değişmez bir biçimde önceden belirlenmediğini ve evlem. secim ve kararlarımızın bir öz-belirlenim (•self-determination-) öğesi içerdiğini göstermek zorundadırlar.

David Hume’un (1711-76) görüşleri özellikle özgür irade ve nedensellik sorunuyla ilintilidir. Hume’un zorunlu nedensel bağlantılar düşüncesine yönelttiği eleştiri, felsefe tarihinin dönüm noktalarından biridir. Hume’un düsüncesi, birbirine çarpan iki bilardo topu örneğiyle anlatılabilir. Hume, ikinci topun hareket etmesine neden olan ilk topta bir gücün var olduğunu yadsır ve böyle bir nedensel bağıntı olduğu düşüncesinin, bitişik olayların yinelenmesiyle kazanılan deneyin bizde yarattığı duygudan ileri geldiğini söyler. Hume’a göre, nesnel olarak, nedensellik belirten bir yasa, sadece iki yada daha çok olayın düzenli olarak ard arda gelmesinden çıkarılmaktadır.

 

Bilgi Kuramı

Epistemolojide tartışılan bazı önemli kavramlar bilgi, doğruluk, kuram, yöntem ve apaçıklıktır. Sözgelimi, «adımı biliyorum» önermesindeki «bilmek» kavramı, «iki sayının toplamını biliyorum» önermesindeki «bilmek» kavramıyla av-nı mıdır?

Bilgi ve doğruluk (ve yanlışlık) birbiriyle yakından bağlantılı iki kavramdır. Ancak inandığımız şey doğruysa, o şeyi bildiğimizi söyleyebiliriz. 5 artı 7’nin 11 ettiğini bildiğimi söyleyemem; çünkü bu eşitlik yanlıştır ve yanlış bilgi düşüncesi, kendisiyle çelişiktir. Öyleyse söylediğimin doğru olduğunu bildiğimi söyleyemedikçe, bir sevi bildiğimi söyleyemem.

Bir önermenin doğru olduğunu bilmek için neyi bilmem gerekir? Bu alanda öne sürülen üc temel doğruluk kuramı vardır. Bunlar uygunluk, bağlam ve pragmatik kesinlik kuramlarıdır.

Bir görü;, düşündüğümün (örneğin, önümdeki elmanın kırmızı olduğunu düşünmemin) elmanın kırmızı olması olgusuna uvgun düştüğü için doğru olduğunu savunur. Bu görüşe iki biçimde karşı çıkılabilir. Bunlardan ilki, kırmızı elmanın kendisini değil de varsayılan bu elmanın üzerimizdeki duyusal etkisini algıladığımızdır. Bu yüzden, -elma kırmızıdır» önermesinin olguya uygun düştüğü için, doğru olduğunu söylemek, bir resmin, bir yüze uygun düştüğünü (yüzü daha önce hiç görmediğim ve göremeyecek olduğum halde) bildiğimi öne sürmeye benzer.

Öte yandan, 7 + 5=12’ye uygun düşen gözlemlenebilir bir gerçek olmadığına göre, bu eşitliğin doğruluğunun da uygunluk kuramından başka bir biçimde açıklanması gerekir. Bağlam kuramı, bu eşitliğin öteki eşitliklerle olan mantıksal bağıntısına dikkati çekerek yapar bunu. Böylece, 5=3+2 ve 7=3 + 2 + 2 ve (3 + 2)+ (3+2 + 2) = 12 tutarlı olduğundan ve 5+7=12 bunlarla tutarlılık içinde olduğundan 5 + 7=12’yi doğru savabiliriz.
Amerikalı pragmacı Charles Sanders Peirce (1839-1914) ve John Dewey (1859-1952) doğruluğa ilişkin bilgimizin, doğrulama (vérification) süreciyle elde edildiğini savundular. Elmanın kırmızılığına ilişkin düşüncemiz, elmanın olgunluğunu ve böylece daha da öteye giderek, tatlılığını önceden kestirmemize olanak sağlar. Doğrunun doğrulanması, elmaya ilişkin gelecek deneyimlerin, öngördüğümüzle uyum içinde olduğu zaman, gerçekleşir.

Felsefe’nin Öteki Alanları

Felsefecilerin üzerinde durdukları başka bir dizi kavram sanat, dil, politika, tarih, bilim (doğal ve toplumsal), hukuk ve matematik felsefesi gibi konulardır.

Felsefenin, sanatla ve bilimle ilgisi vardır; onları hem etkiler, hem de onlardan etkilenir. Sözgelimi, saf matematik, usçuları esinlendirmiştir. Bunlardan René Descartes (1593-1650) ve Gottfried Leibniz’in (1646-1716) birer büyük ve yaratıcı matematikçi oldukları unutulmamalıdır; öte yandan Eflâtun (M.Ö. 427-347), filozofları sayılar ve geometrik bağıntılar gibi matematiksel değerlerin zamandışı varoldukları üzerinde düşünmeve itti. Gerek Newton fiziği, gerekse Darwin’ci evrim kuramı da felsefi düşünceyi büyük ölçüde etkiledi.

Etiketler: ,

Yorum yazın