Diyalektik Materyalizm Nedir

Diyalektik Materyalizm Nedir

MARX VEENGELS
On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında “Genç He- gelciler” adıyla anılan bir düşünürler grubu ortaya çıktı. Bu grubun üyeleri Hegel felsefesinin etkisini tüm görüşlerinde açığa vuruyorlardı. Ne var ki, Hegel’in felsefesi özellikle toplum, devlet, mutluluk gibi kavramlar konusunda, var olan düzeni savunan, aklayan, tutucu bir felsefe niteliğindeydi. Doğanın, toplumun, düşüncenin gelişim yasalarını doğru olarak saptayan Hegel, yabancılaşmadan kurtulan mutlak varlığın, insan bilincinde özgürleşmesi gibi, toplumda da gerçek varlık haline dönüşmesine örnek olarak Prusya Devletini gösteriyordu. Oysa o dönemin Prusya toplumunda birçok toplumsal çelişkiler, haksızlıklar, baskılar ve çatışmalar sürmekteydi. Hegel felsefesini eleştirel bir yaklaşımla ele alan iki düşünür, bu felsefenin idealist yapısını reddederek, devrimci bir felsefe sistemi kurdular. Bu düşünürler Kari Marx ve Engels’tir.
Kari Marx,Hegelci sistemin, diyalektik düşünce yöntemini aynen kabul eder. Batı Almanya’da 1818 yılında doğan Kari Marx, Yahudi asıllı bir avukatın oğludur. Berlin Üniversitesinde yüksek öğrenimini tamamlayan düşünür, siyasal düşünceleri yüzünden Almanya’dan ayrılmak zorunda kaldı. Daha sonraları Londra’ya yerleşerek 30 yıl süreyle burada yaşadı. Marx “Bilimsel Sosyalizm” öğretisinin kurucusudur. 19. yüzyılda sosyalist hareketlerin örgütlenmesinde de etkin rol oynamıştır, öğretisi günümüzde de çağdaş sosyalist hareketler için başlıca ideolojik kaynak durumundadır. Kari Marx bu öğretiyi geliştirirken, 40 yıl boyunca arkadaşı Friedrich Engels’le işbirliği yaptı, önemli yapıtları Kapital, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Alman İdeolojisi, Feur- bach Üzerine Tezler ve Engels’le birlikte hazırladıkları ünlü “Komünist Manifesto”dur.
Kuramlarının çoğu ekonomik ve tarih bilimiyle ilgili olan Kari Marx’ın felsefe konusundaki önemli öğretisi Tarihsel Maddecilik (Materyalist Tarih Anlayışı) adını taşır. Hegel düşünce ve doğa gelişmesinin izlediği diyalektik yolu toplum- ların gelişmesinde de görür, insan toplumlarında da tarihsel süreç içerisinde karşıtlıkları çöze çöze ilerleyen diyalektik bir gidiş vardır. Tarihin bu gelişimini belirleyen etken toplumdaki ekonomik ilişkilerdir. Bu doğal-maddesel etkendir. Toplumun ekonomik düzeni altyapıyı oluşturur. Toplumun yapısı, sınıflara bölünüşü, siyasi gücün dağılımı ve biçimleri, dinsel, ahlaksal, bilimsel felsefi görüşleri (ideolojik üstyapı) belirleyen bu ekonomik altyapıdır. Bunların değişikliğe uğraması, altyapının değişikliğe uğramasına sıkı sıkıya bağlıdır.
Toplumun biçimini belirleyen bir başka etken de üretim araçlarının niteliği ve toplumun hangi ’nıfının elinde bulunduğudur. İnsanlık tarihi asımda, sınıflar arasındaki ekonomik savaşların tarihidir. Tarih zorunlu bir süreçtir. Ancak tarihsel gelişmenin izlediği yol diyalektik bir yoldur. Buna göre tarih, ilkel komünal toplum biçiminden başlayıp, üretim araçlarının “sömürücü sınıfların” eline geçtiği toplum biçimlerinden geçerek sosyalist toplum doğrultusunda ilerlemektedir. Bu dönemler birbirleriyle tez-antitez-sentez ilişkisiyle bağlıdırlar. Marx , üretim araçlarını ellerinde bulundurmayan “emekçi sınıflar” diye isimlendirdiği toplum kesiminin kurtuluşunu, üretim araçlarının toplumsallaştırılmasında görür.
Marx, felsefesini Materyalist olarak tanımlar. Hegel’le arasındaki en önemli ayrılık buradadır. Toplumsal ve doğal gelişim yasalarını görebilen Hegel, varlığın temeline ruh, ide, Tin adini verdiği metafizik bir varlık yerleştirmiştir. Oysa Marx böyle bir varlığı kabul etmez. Ona göre, düşünce insanın bir etkinliğiydi ve üretimin sonucunda oluşmuştu. Bu açıdan bakıldığında Marx, He- gel’in felsefe sistemini ayakları yere basacak biçimde baş aşağı getirmiştir denilebilir. Çünkü Marx’ın sistemine göre varlığın en üstünde madde, en altında ise bilinç ve düşünce yer almaktadır. İnsan .bir doğa varlığıydı ama, edilgen (pasif) bir varlık değildi. Emeğiyle doğayı değiştirirken, kendisi de değişikliğe uğramıştır. Örneğin, bir taş parçasından bir alet yapıyor ama, bu aleti kullanırken, el yapısında da bir değişim ortaya çıkıyordu. İnsan gelişmesinin bu doğrultusunu
Engels’in “Maymunun İnsan Olmasında Emeğin Rolü” adlı makalesi açıkça ortaya koymaktadır. İnsanın gereksinimlerini karşılamak için giriştiği her türlü üretim etkinliği, düşüncesini ve bilincini de geliştiriyordu. Marx’ın doğa felsefesi de, kendisinden önceki Materyalist (Maddeci) filozoflardan farklılık gösterir. Onlar, doğayı edilgen ve değişmez, durağan (statik) bir gerçeklik olarak görüyorlardı. Oysa doğa sürekli değişmekte, oluşum sürekli yenilenmekteydi. İnsan-doğa-üre- tim arasında diyalektik bir bağıntı vardı. Kari Marx, hem idealizmi hem de diyalektik olmayan maddeciliği reddetmektedir. Onun Materyalizmi bu iki felsefe görüşünün doğru yanlarını içermekle birlikte yepyeni bir senteze ulaşmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Marxişt felsefe klasik felsefeden ayrı bir düşünce biçimi, bir dünya görüşü, bir yaşama biçimidir. Diyalektik Materyalizm adını verdiği bu sisteme göre Marx evreni şöyle açıklar: Evren hareket halindeki maddedir. Bu madde, çatışma ve çelişmelerle öteki var olanları oluşturur. Nesnel varlıklar, canlılar, insan, toplum hep bu süreç içinde oluşmuştur. Ama evrendeki bu hareket ve değişme yalnızca bir yer değiştirme olarak alınmamalıdır. Bu değişme mekanik bir değişme değildir. Madde kendi içinde, dinamik bir oluşumla değişikliğe uğrayarak varlıkları yaratıyor. Var olanların hepsi bir- birleriyle ilişki içindedir. Bu nedenle Diyalektik Materyalizm her varlığı tek olarak değil, öteki varlıklarla ilintili olarak ve bir bütün içinde ele alarak inceler. Oysa daha önceki metafizik görüşlerde, varlıklar çevresindeki öteki oluşumlardan soyutlanarak tek tek ele alınmışlardır. Bu yüzden metafizik düşünme yöntemi, diyalektik düşünce yönteminin tam karşıtıdır.
öte yandan var olan her şey durmadan bir biçimden bir başka biçime geçer ve sürekli değişim gösterir. Buna diyalektiğin “değişme ilkesi” adı verilir. Diyalektik yasalarının bir başkası ise nicelik değişmelerinin, belli bir birikme ve yoğunluğa ulaştıktan sonra nitelik değişmesine ulaşmasıdır. Değişmeyi yaratan, karşıtlıkların çatışmasıdır. Bu karşıtlıklar bir arada birbirleriyle yan yanadır. Bütün oluşum bu karşıtlıkların “çe- lişme”sinden doğar. Çelişme olmasaydı var olan her şey nasılsa öyle kalırdı. Her varlıkta, hem kendisi hem de karşıtı olmaya zorlayan antago- nist(uzlaşmaz)güçler vardır. Varlık, dış etkilerle değil, kendi içinde bulunan dinamik güçlerin etkisiyle gelişir ve değişir. Var olan herhangi bir şey, kendi olumsuzlanmasım (bir başka şey olma gücünü) kendi içinde taşır. Ama bu olumsuzlanma da, bir başka olumsuzlanmayla yeniden, başlangıçta var olan şeyi daha yüksek bir düzeyde ve gelişmiş biçimde ortaya çıkarır. Diyalektik değişme, ne bir yer değiştirme ne de mekanik bir gelişmedir. Sürekli olarak başladığı noktaya dönen bir çember değildir. Varlığın bu süreç içerisinde gelişmesine “olumsuzlanmanın olumsuzlanması*’ (inkarın inkârı) adı verilir, örneğin bir
meyve, hem tohumu hem de gelecekte bitkiye dönüşecek gücü içinde taşımaktadır. Tohum bitkiye durduğunda artık tohum değildir; yepyeni bir varlıktır ama bitki meyveye duracak ve yeni tohumlar yaratacaktır. Bu, zenginleşen bir gelişmeyi gösterir. Marxçı düşüncede buna “aşma” adı verilir. Aşma,varlığın çeşitli çelişme ve olum- suzlamalardan geçerek gelişmesi, ilerlemesidir.

Geribildirim

  1. Felsefe Akımları - Ansiklopedi.biz - 03 Şubat 2018

    […] Diyalektik Materyalizm Nedir […]

Yorum yazın