Budizm Felsefesi – Budizmin Özellikleri

Budizm Felsefesi – Budizmin Özellikleri Hakkında Bilgiler

Buda, düşüncelerini Hinduizm’in üzerine oturtmuş ama kendi düşünce ve deneyimlerine uyması için değişiklikler yapmıştı. Herhangi bir şeyi, kendisine yaradığına inanıncaya kadar kabul etmedi. Bu yolda, herkesin izleyebileceğine inandığı uygulanabilir görüşler geliştirdi.
Buda, Hindu dininin Yeniden Doğuş ve Yaşam Tekerleği düşüncesini kabul ediyordu. Karmaya ve bunun, insanlarının bu acılar dünyasında yeniden doğmalarının nedeni olduğuna inanıyordu. Ne var ki, Mokşa’ya ya da Hindu inanışına göre Mokşa’ntn özgür ruh ile Brahma’nın gizemli birliği olduğuna inanmıyordu. Bunu kabul etmiyordu. Çünkü herhangi bir tanrıya, tanrılara ya da insan ruhuna inanmıyordu. Hiç bir şeyin Brahma ile birleşemeyeceğini, çünkü Brahma’nın var olmadığını söylüyordu.
Bununla birlikte, Buda; Mokşa’ya benzer bir şeye inanıyordu ve buna Nirvana diyordu. Buda, Nirvananın ne olduğunu hiç bir zaman açıklamamıştır. Bu, diğer dinlerdeki cennetti ama, alışılmış cennet düşüncesi gibi değildi.

NİRVANA’NIN ÖZÜ
Bazı bilginler Nirvana’nın gerçek bir yer olmadığına inanırlar, bunun dalınç yoluyla erişilen bir düşünce durumu olduğunu söylerler. Nirvana’nın gerçek olduğuna inananlar da bunun, kişinin hiç bir şey yapmadığı, yalnızca düşünceye daldığı bir yer olduğunu kabul ederler.
Buda, Nirvana’nın özünü açıklamayı reddederken, ona bağlananlar zaman zaman bu konuda açıklama yapmaya çalıştılar. Çok bilinen bir Budist metni olan, Kral Milinda’nın Soruları’nda, öğretmen Nagasena, kralın Nirvana üzerine olan
sorularını açıklar :
Lotus çiçeği nasıl suyla kirlenmezse, Nirvana da öyle arıdır. Nasıl su ateşin sıcaklığını yok ederse, Nirvana da tutkunun ateşini yok eder, dünya zevklerine olan isteği uzaklaştırır. Nasıl ilaç bedeni zehirlerden korursa, Nirvarıa’da tutkunun zehirinden korur. Nirvana uzayın boşluğu ve sonsuzluğuyla doğmamış, yaşlanmamış ve yeniden doğmamış nitelikleri taşır. Adanan mücevher gibi sevinci ve mutluluğu, kişiye Nirvana bağışlar. Nirvana dağlar kadar ulu ve sarsılmazdır.

BUDA VE RUH
Hindu’lar ruha “atman” derler. Buda, Yaşam Tekerleği’nden kaçan bu ruhun Brahma’ya geri dönüşünü kabul etmiyordu. Buda, ne Brahma’ya ne de ruha inanıyordu. Bununla birlikte insanlarda sonsuz bir şeyin varolduğunu biliyordu, yoksa yeniden doğuş olamazdı.
Buda, bu sonsuz parçanın insanın Karma’sı olduğunu söylüyordu. Buda, Karma’nın insanın iyi ve kötü işlerinin toplamı olduğunu kabul ediyordu. Hindular^ Karma’nın insanın bir sonraki yaşamını belirlediğine inanıyorlardı. Buda, bunu da kabul ediyordu. Bununla birlikte, daha ileriye giderek Karma’ya öteki dinlerin ruha verdikleri yeri veriyordu.

KARMA ÖLÜMDEN SONRA NASIL YAŞIYORDU?
Buda, insan bedeninin toprak, su, ateş ve rüzgârdan oluştuğunu açıklıyordu. Bunlara, çeşitli duyumlarımız ve yaşamda edindiğimiz bilgiler katılırdı. Ayrıca Karma vardı.
Karma öldüğümüzde ve bedenlerimiz çürüdüğünde geriye kalan herşeydi. ölümden sonra, Karma bir mıknatıs gibi toprak, su, ateş, ve rüzgâr çeker ve bir sonraki doğuş için yeni bir beden yaratırdı.

YENİDEN DOĞUŞ VE IRMAK
Eğer geçmişteki işlerimizin sonucu (yani Karma) dışında, bizim olan her şey ölümden sonra yok olursa, yeni bedenimiz ölmüş olan kişiyi gerçekten kapsamakta mıdır?
Bir Budist bu soruyu şöyle yanıtlayacaktır:
-Akan bir ırmağa bak. Suyun akışını izle. Yarın git aynı ırmağa yeniden bak. Bu aynı ırmaktır. Biçimi, kıyıları aynıdır. Kıyılarında aynı ağaçlar ve otlar yeşerir, ama bu kıyılar arasında akan su, dün gördüğünüz su değildir. Akıntı ve su aynı gibi görünebilir ama dünkü su çoktan denize akmıştır. Bu su yenidir, fakat ırmağın kendisinin de değiştiğini söyleyebilir miyiz?

İLK VAAZ
İncir ağacının altında aydınlanmaya erişen Buda, önemli bir kararla karşı karşıya kaldı. Ya Nirvana’ya girer sonsuz sevince ve mutluluğa kavuşabilir ya da dünyada kalıp, başkalarının da kurtuluş yolunu bulmalarına yardımcı olabilirdi.
Buda, kurtuluşu ararken yeni düşünceler geliştirdiğine inanıyordu. Eğer dünyada kalmazsa, bunları öğretecek kimse de bulunmayacaktı.
Dünyada kalma kararı veren Buda, Benares’e gitti. Hindu dininin bu kutsal kentinde çileci yaşama son verdiği zaman kendisini terkeden beş adama rastladı. Bunlar çok geçmeden ona tam inançla bağlanarak bir daha izinden ayrılmadılar.
Buda, ilk vaaz’ını Benares yakınlarındaki bir geyik korusunda verdi. Bu vaaz’ında Buda’cılığın temelini oluşturan Dört Yüce Gerçeği açıkladı. Aynı vaaz’da ayrıca Sekiz Katlı Yol’u da gösterdi. Bu, bir Budist’in dünya nimetlerine olan istek ve tutkularını önlemek için yapması gereken şeylerin sıralamasıydı.
Budacılığın Dört Yüce Gerçeği şunlardır:
1 — Tüm ölümlüler, doğumdan ölüme değin acıyla doludur,
2 – Bu acı, dünya nimetlerine olan tutkudan doğar.
3 – Acı, istekleri bastırmayı öğrendiğimiz zaman sona erer.
4 — İsteği bastırmayı ancak “Sekiz Katlı Yolu” izleyerek öğrenebiliriz.

SEKİZ AŞAMALI YOL
Buda tarafından geyik korusunda açıklanan Sekiz Katlı Yol; bir insanın dünyasal zevklere olan istek ve tutkularını yenebilmesi ve böylece Karma’yı yok edebilmesi için yapması gereken sekiz şeydi. Bunlar:
1 – Doğru Görüş : Buda’nın Dört Yüce Ger- çeği’ni anlamak.
2 – Doğru Düşünüş : İnsanlara ve diğer canlılara karşı dostça duygular beslemek.
3 — Doğru Söyleyiş : Başkaları ile içtenlikle ve doğru konuşmak, acı sözler söylemekten kaçınmak.
4 — Doğru Davranış : Akılla ve sevgiyle davranmak, kibir ve sertlikten kaçınmak.
5 — Doğru Çalışma : Yaşamını,başkasına zarar vermeden kazanmak.
6 – Doğru Çaba : Zamanını kendini geliştirmek için kullanmak.
7 – Doğru Zihinsel Denetim : Doğru düşünceyi, bilinci ve acımayı sürdürmek, insan aklı o zaman ancak düşüncelerini ve bedenini denetleyebilir.
8 — Doğru Yoğunlaşma : Dinsel dalınçla ge- ektiği gibi yoğunlaşabilmek için, akıldan diğer düşünceleri uzaklaştırmak. Yoğun Budist dalıncı tek bir noktada toplanır ve bu, düşüncenin uyanmasını sağlar. Bu da kişiyi aydınlanmaya ve Nirvana’ya götürür.

KARDEŞLİK
Bu vaaz’ından sonra Buda, kentten kente dolaştı ve vaazlarını sürdürdü. Kısa süre içinde izleyicileri altmış kişiye yükseldi. Böylece bir Sanga, bir rahipler topluluğunu oluşturdular. Buda, artık Hindu geleneği ile bağlarını bütünüyle kopardı. Hin- dular toplumu dört gruba bölen kast sistemine bağlıydılar. İlk ve en üst kastta rahipler, İkincide yöneticiler ve askerler, üçüncüde tüccar ve dördüncü kastta da işçiler bulunurdu. Dördüncü kastın altında ise dokunulmazlar ya da kast dışı olanlar vardı.
Buda, Karma’ya inanmakla birlikte kast sisteminin ayırımlarına karşıydı. Sanga’sına (topluluğuna) her kasttan insanı buyur etti. Ona göre, her insanın,kurtuluş için çalışmaya hakkı vardı. Ancak Sanga’sına her başvuranı da kabul etmiyordu. Katiller, hırsızlar, saldırganlar, zina yapanlar, kargaşa çıkaranlar ve köleler bu topluluğa katliam iyorlardı.
Suçlular ve kargaşa çıkaranların dışarıda bırakılmaları doğaldı, çünkü bunların davranışları Budizm’in sevgi dolu özüne karşıydı. Kusurluların topluluğa kabul edilmeyişlerini anlamak oldukça zordu. Budist kitaplarında bunun nedeni açıklanmamıştır. Pratik amaçlar nedeniyle böyle bir uygulamaya gidilmiş olabilir, örneğin, rahipler önceleri sürekli yerleşim yerlerine sahip değillerdi. Yolculuğun güçleştiği yağmur mevsimleri dışında, bir yerden bir yere dolaşır dururlardı. Elsiz ya da ayaksız olanlar kolay gezemezdi ve bu insanlar, kendilerine gerektiği gibi özen gösteremezlerdi.

KADINLAR SANGA’YA GİRİYOR
Başlangıçta Buda Sanga’ya yalnızca erkeklerin girebileceğini söylediğinden, kadınlar bu topluluğa alınmamışlardır. Yakın izleyicilerinden Ananda, ona uzun süre kadınların da Sanga’ya alınmaları için yalvardı. Buda bu istekleri sürekli olarak geri çevirdi. Daha sonraları, Buda’nın üvey annesinin, kadınları kabul etmesi için bir kaç kez başvırmasına karşın Buda bu direnişlerini sürdürdü. Çünkü kadınların Sanga içindeki rahiplerin düşüncelerini bozacağından korkuyordu.
Buda’nın yaşamının sonlarına doğru Ananda bir kez daha denemeye karar verdi.
“Kadınlar Nirvana’ya erişebilirler mi” diye sordu Buda’ya. Buda erişebileceklerini söyledi.
“O halde” dedi Ananda, “kadınlar Sanga’ya neden katılmasınlar Siz Sanga’yı başkalarının kurtuluş yolunu bulmalarına yardımcı olmak için kurmadınız mı? Peki kadınlara kim yardım edecek?”
Bunun üzerine Buda, isteksiz biçimde kadınların Sanga’ya girmelerine izin verdi. Kadınlar olmadan Sanga’nın bin yıl süreceğini, oysa kadınlar kabul edilince, bu sürenin ancak beşyüz yıl olacağını söyledi.
Buda kadınlara izin vermekle birlikte onların erkeklerden daha değersiz olduklarını açık bir biçimde belirtmiştir. Rahibeler rahiplere kesin bir biçimde saygı göstermek zorundaydılar. Bir rahip bir rahibeyi eleştirebilirdi ama bir rahibe bunu hiçbir zaman yapamazdı.
Sanga’ya giren kadınlar hiç bir zaman önemli rol sahibi olmamışlar, giremeyenler de teşvik görmemişlerdir, özellikle güzel kadınlar için Sanga’ya girmek daha büyük güçlükler gösteriyordu. Bunu gösteren bir öykü eskiden beri anlatıia. gelmektedir. Japon rahibe Ryonen imparatoriçe- nin oda hizmetçisi idi. İmparatoriçe ölünce, yaşamın mutsuzluklarla dolu olduğunu anladı ve dinsel bir yaşam sürmeye karar verdi. Ama başvurduğu
hiç bir manastır onu kabul etmiyordu, çünkü çok güzeldi. Güzelliğinin rahipler üzerinde yaratacağı etkiden korkuluyordu. Son geri çevrilişinden sonra umutsuzluk içinde bir karara vardı; ateşte bir demir parçasını kızdırıp yüzüne bastırdı. Artık yaralı ve çirkin bir kadın olmuştu. O haliyle manastıra yeniden başvurdu ve bu kez kabul edildi.

EMİRLER
Sanga’ya girecek adayların en az onbeş yaşında olmaları gerekirdi. Adayların her biri, on yaşlı rahibin önünden geçerken şu üç tümceyi söylerlerdi:
“Buda’ya sığınıyorum.”
“Darma’ya sığınıyorum.”
“Sanga’ya sığınıyorum.”
Rahip adaylarının bundan sonra saçları kesilir ve üstlerindekiler sarı giysilerle değiştirilirdi. Dinsel eğitimlerine göre önce “Emirleri” öğrenerek başlarlardı.
Emirler davranış kurallarıdır. Bazıları Tevrat’ın On Emir’ine benzer. İlk beş emir tüm Budistlere uygulanır. Bu emirler şunlardır:
1 — Yaşayan hiç bir şeyi öldürme. (Böcekleri bile)
2 – Hile yapma ve çalma.
3 — Her zaman namuslu ol.
4 — Yalan söyleme.
5 — İçki içme, uyuşturucu madde kullanma.
6 – Ancak belirlenmiş zamanlarda yemek ye.
7 — Duyularını uyaran her şeyden kaçın.
8 – Süs eşyası takma. Koku sürme.
9 — Paraya ve altına dokunma.
10 — Kimse için kötü konuşma.
11 – öfkelenme.
12 – Doğruluktan sapma.
İlk Sanga tarafından konulan bu emirler bugün de geçerlidir. Mezheplere göre emirlerin sayısı değişmektedir. örneğin Tayland’da bu sayı 277’dir. Çin’de 250, Tibet’de ise 253’dir.

SANGA DA YAŞAM
Rahipler, bir yerden bir yere dolaşırlar ve Buda’- dan öğrendiklerini daha sonra başkalarına öğretirlerdi. Bugünkü Buda manastırlarının geçmişi, rahiplerin üç aylık yağmur mevsimini geçirmek için yaptıkları kulübelerden kaynaklanmaktadır. Daha sonraları giderek ülkenin zenginleri,rahiplerin sürekli kalıp dinsel görevlerini yürütecekleri manastırlar yaptırarak bu şekilde işledikleri sevapla kendi karmalarına yardım edeceklerine inanmaya başladılar. Sanga,kendi içinde bugünkü anlayışına göre demokratik yöntemlerle yürütülüyordu. Topluluk geliştikçe, manastırların sayısının artması ve Budizm’in giderek yayılmasıyla, her topluluğun birtakım kurallarla dinsel yaşamın bir düzene bağlanması gereği ortaya çıktı. Böylece her manastırın kendi işlerini demokratik kurallara uygun biçimde yapması için seçimle iş başına getirilen komiteler oluşturuldu. Bu komiteler
doğrudan doğruya Buda’ya karşı sorumluydular.
Her onbeş günde bir, tüm rahiplerin katıldığı bir toplantı yapılır ve emirler okunurdu. Her emirden sonra, yasaya karşı gelmiş rahip ya da rahibelerin sorguları yapılırdı. Dört büyük suç, zina, hırsızlık, cinayet ve büyücülük idi. Bu suçları işleyen kişiler,düzenin dışına atılmak yoluyla cezalandırılırlardı.

ORTA YOL
Buda, sık sık, evini bırakmadan önceki zengin yaşamından sözederdi. Sonra, Hindu çileciliğin yollarını izlemeye çalışırken katlandığı acıları anlatırdı. Vaazlarından birinde rahiplerine dedi ki:
— Kendilerine işkence eden budalalar da,duygularının tutsağı olanlar da yanılmaktadırlar. Çile aklı karıştırır, çünkü beden gücünü yitirir. Kendilerini cezalandırma yolunu seçenler, ne yaşamın basit şeylerini,ne de duygularının ötesinde yatan Gerçeğin Doğru Yolu’nu anlayabilirler. Yine bunun gibi, kendilerini tutku ve dünyasal düşlere kaptıranların aklı, gerçeğin yolunu görmekten büsbütün uzaktadır.
Böylece her iki aşırı yolu da terk ettim. Bu ikisinin arasında giden daha iyi bir yolu, bir Orta Yolu aradım ve buldum.
Ardından da Orta Yol’un, Dört Yüce Gerçeği anlamak ve Sekiz Katlı Yol’u izlemek olduğunu açıkladı.

DARMA’NIN GELİŞMESİ
Darma ya da ruhani yasa, bu vaazlardan ve Buda’ya bağlananların sorduğu sorulardan gelişti. Daha sonraları, Buda’nın ruhani öykülerinden oluşan ve başkalarınca yazılan “sutra”larla düzene sokuldu. Bu yazılar, en eski Budist metin olan Pali yasalarını oluşturdu. Pali yalnızca Budistler tarafından kullanılmış olan edebi bir dildir. Daha sonraki, Budist yazılar, Sanskrit’çe ile yazılmıştı. Buda, rahipleriyle olan dinsel ve düşünsel tartışmalarda çok geniş bir anlayışa sahipti; onların düşünce ve eleştirilerine saygı gösterirdi. Yalnız tartışmaktan kaçındığı bir konu vardı: Nirvana açıklanamadı. Çağdaş Budistler gibi, rahipler de bu konuya büyük bir ilgi duyarlardı. Bir keresinde bir rahip, Nirvana’nın gerçek durumu hakkında Buda’ya arka arkaya sorduğu sorulardan sonra kızmış ve eğer Buda bunun ne olduğunu bilmiyorsa, bilmediğini söylemelidir demiştir.
Bunun üzerine Buda, yaşamın acılarını ve bu acılardan insanların zaman yitirmeksizin kurtarılmaları gereğini dile getirmiş ve okla yaralanmış bir adamın öyküsünü anlatmıştır. Yaralanan adamın arkadaşları bir hekim çağırmışlar ama adam, hekimin sorularım yanıtlamadan kendisine dokunmasına izin vermemiştir. Adam kendisini yaralamış olan okçunun kastını öğrenmek ister. Okun uzunluğunun ve türünün ne olduğunu ve daha bir çok sorular sorar.
“Sen” der Buda, kendisine soru sorana “Bu yaralı adam gibisin. Gereksiz sorularla zaman yitiriyorsun. Bunun yerine zamanını, acını dindirecek yollar arayarak geçir. İşte o zaman, Nirvana’nın ne olduğunu öğreneceksin. Başka türlü bunun ne olduğunu sana kimse söyleyemez.”
Bu öykü, Buda’nın kendisine inananlara daima anımsattığı bir noktayı ortaya koymaktadır. Bu da, kimsenin bir başkasına kurtuluş yolunu gösteremeyeceğidir. Vaazlar, hocalar ve darma ancak, nasıl davranılması gerektiğini gösterir ama, kurtuluş zor ve yoğun bir dalınçla öğrenilecek olan bireysel bir sorundur.


JATAKA ÖYKÜLERİ

Buda’nın ermişlik aşamasının ne değin yüksek olduğunu gösteren kanıtlar olarak onun,kendisinin daha önceki tüm yaşamlarını ya da yeniden dirilişlerini bildiği Budistler’ce söylenir. Budist’lere göre, Buda daha önce binlerce kez doğmuş, ölmüş ve dirilmiştir. Daha sonraları onun bu yaşamlarından yaklaşık beş yüzü Buda’nın Jataka öyküleri (yeniden doğuş öyküleri) adı altında toplanmıştır.
Jataka öykülerinden birinde anlatıldığına göre, Buda bir gün ormanda gezinirken bir çiçeğin önünde durur ve eğilerek onu koklamaktan kendini alamaz. O anda bir peri belirir ve ona yaptığı işin günah olduğunu söyler.
“Bu yaptığın iş haksızlıktır. Çünkü, izin almadan sana ait olmayan bir şeyi çalıyorsun” demiştir.
Bu öykü bize küçük hırsızlık diye bir şeyin olmadığını gösterir. Bir çiçeğin kokusunu bile çalmak Budizm’in ruhuna aykırıdır.

ASLAN POSTU
Bir başka tanınmış Jataka öyküsünde Buda, geçmiş yaşamını anlatarak, sıkı ağızlılığın değerini göstermektedir. Buda,bu öyküyü bir rahibin gereğinden fazla konuştuğunu düşünmesi nedeniyle anlatmıştır.
Öyküde, geleceğin Buda’sı bir çiftçi olarak yaşamaktadır. Bir gezgin satıcı, mallarını taşıyan eşeği için yem satın almak istemez. Onu bedava besleme yolunu arar ve hayvanı bir aslan postunun içine gizler. Eşeği* çiftçilerin arpa tarlalarına salıverir. Bunun bir aslan olduğunu sanan çiftçiler hayvanı kovalamaya korkarlar. Bu sırada eşeğin anırmasıyla gerçek ortaya çıkar ve geleceğin Buda’sı aldandığını anlar. Kızgın çiftçiler, aslan postunu yırtarlar ve hayvanı acımasızca döverler.
Budistler, bu öyküyü gevşek ağızlı olmanın zararını göstermesi bakımından yeni yetişenlere anlatırlar. öyküde sözü geçen eşek, ağzını sıkı tutmasını bilmeyen Kokalika adlı geveze rahibi sim- gelt mektedir.

HARDAL TOHUMU
Jatakalar içinde en çok söylenenlerden biri de hardal tohumu diye bilinen öyküdür. Bu öyküde Buda, yaşamının acılarından yakınan yaşlı bir kadına rastlar. Kadın Buda’dan yardım ister. O da kadına tüm yaşamının acıyla dolu olduğunu ve tek kgrtuluş yolunun Karma’dan kaçıp Nirvana’- ya ermel olduğu yanıtını verir. Yaşlı kadın bu sözlere inanmaz. Bunun üzerine Buda, kadından hiç sorunu ve acısı olmayan bir ev bulup oradan kendisine hardal tohumu getirmesini ister. Eğer böyle bir ev dünyada varsa oradan gelecek hardal tohumuyla tüm acıların ortadan kalkacağını sözlerine ekler. Bunun üzerine kadın sevinçle tohumu aramak için ordan ayrılır ve Buda da yoluna devam eder, Döndüğünde kadını ırmak kıyısında çamaşır yıkar ve şarkı söylerken bulur. Buda sezgisel ve ruhani gözüyle onun ne yapmakta olduğunu daha önce zaten görmüştür. Sonra ona yine de acı görmeyen evi bulup bulmadığını sorar. Yaşlı kadın “Hayır erenler” diye yanıtlar, “nereye gittiysem, herkesi benden sorunlu ve acılı buldum”.
“Hâlâ arıyor musun?” diye sorar Buda.
“Daha sonra arayacağım” der yaşlı kadın. “Şimdi bu işi bırakmalı ve bu insanlara yardım etmeliyim çünkü, onlar benden daha mutsuz.”
“O halde hardal tohumuna gereksinmen kalmamış” der Kutsanmış Kişi. “Sen kendin bir Buda olma yolundasın.”
Bu öykü bize, başkalarına yardım etmenin, budist inanışına göre en büyük erdemlerden biri olduğunu göstermektedir. Bu iyi bir Karma oluşturmayı sağlar ve öykünün gösterdiği gibi, bir Buda olmanın yolunu açar.

BUDA’NIN ÖLÜMÜ
Buda, seksen yaşına gelene kadar öğütler vermeyi sürdürdü. Bir gün yemekten sonra çok hastalandı. Bazı söylentilere göre hastalığın nedeni yediği bozuk domuz eti idi. Yanındakiler onun öleceğini anlarlar. Buda ile yirmi yıldır birlikte olan Ananda, gözyaşları içinde ölümünden sonra kendilerine kimin önderlik edeceğini sorar.
Ananda geçmişte, sık sık Kutsanmış Kişi’den kendi yerine geçecek bir ardıl göstermesini istemişti. Ama bu isteği Buda tarafından reddedilmişti. Şimdi, ölüme yaklaştığı durumda bile, Buda yine reddediyordu.
“Kendinize ışık olun” der. Bu sözler, herkesin onun düşüncesi ile kendisini kurtarması gerektiğini anlatıyordu.
ölürken izleyicilerine, kendisi ve başkaları için elinden geleni yaptığını söyledi. Bu nedenle dünyada kalması için artık bir gerekçe kalmamıştı. “Rahipler!.. Bundan sonra benim Darmam kuşaklar boyu insanlara yön verecektir. Ruhani yasanın ışığı, yaşamın karanlığını kovduğunda ve her varlığın bir düş olduğu kanıtlandığında, barış yaşamın uzun hastalığını iyileştirmek için gelecektir. Nirvana’ya girme zamanı geldi. Bunlar son sözlerimdir.”

Yorum yazın