Budizm Çeşitleri

Budizm Çeşitleri

Buda’nın ölümünü izleyen ilk yüz yıl içinde önemli değişiklikler kendini göstermeye başladı. Bunların en önemlisi dinin iki ana kola ayrılması olmuştur. Bu parçalanmanın ne zaman gerçekleşmiş olduğunu kesin olarak saptamak olanaksızdır. Ama ikisinin ortaya çıkması arasında elli yıldan fazla bir süre geçmediği söylenebilir. Bir bakıma bu parçalanmanın beklenmesi doğaldı; çünkü kimse dini, Buda’nın kurmuş olduğu biçimde izlemiyordu. Herkes yaşamını dinsel bir topluluğun sıkı kuralları içinde sürdürmek için işini ve yuvasını bırakamıyordu. Ve nihayet beklenen oldu;Budizm’de iki ayrı kol gelişti.
Birinci kol Teravada Budizmi’dir. (Teravada, “Yaşlıların Öğretisi” demektir.) Bu kolun izleyicileri Buda’nın asıl öğretisini en yakın biçimde uygulayıp sürdürebilenlerdir. İkinci kol ise, Mahayana Budizmi’dir. (Mahayana, “Büyük Araç” anlamına gelir). Böyle denmesinin nedeni, Teravada Budizmi’ne oranla daha çok insanı kurtuluş’a götürebilmesidir.

TERAVADA BUDİZMi
Teravada Budizmi için yüzyıllar boyunca, “Küçük Taşıt” anlamına gelen Hinayana denmiştir. Bu ad Mahayana budistlerince aşağılayıcı bir terim olarak takılmıştır, çünkü bu kol ancak küçük bir topluluğu örneğin, sadece rahipler sınıfını kurtuluşa götürebilir. 1950’de Sri Lanka’nıın Başkenti Kolombo’da yapılan Dünya Budistler Birli- ği’nin toplantısında, Hinayana budistleri Teravada adını aldılar. Bu adı seçmelerinin nedeni, en eski Budist kuruluşu olduklarını göstermek içindi.
Teravada Budizmi bireysel bir dindir. Bu anlayışa göre kurtuluş, kişinin kendi başına başarmak zorunda olduğu bir şeydir, öğretmenler ancak yolu gösterebilirler, yasaların ve emirlerin I açıklamasına yardımcı olurlar.


MAHAYANA BUDİZMİ

Teravada Budizmi, Buda’nın bir insan, belki olağanüstü bir insan ama yine de insan olduğunu [söyler. Mahayana Budistleri ise “Kutsanmış Kişi” [hakkında değişik bir görüşe sahiptir. Onlar, Buda’yı bir tanrı katma çıkarmışlardır.
Mahayana Budistleri, Buda diye adlandırılabilecek bir tek Buda’nın olduğunu kabul etmekle birlikte, birçok Buda’ların olduğuna da inanırlar. Bu öteki Buda’lar insanlığı kurtuluşa ulaştırmak için çalışan ermişlerdir. Mahayana Sutralarından birinde, bu tür Buda’ların sayısının Hindistan’daki Kutsal Ganj Irmağı’nın kıyılarındaki kum tanelerinden fazla olduğu söylenmektedir.
Bu öteki Buda’lara “Bodisatva”lar denirdi. Bunlar aydınlanmaya ulaşmış kişilerdi. Nedir ki, Buda gibi onlar da insanlığa olan sevgileri nedeniyle Nirvana’ya girişlerini ertelemişler ve başkalarının da kurtuluş yolunu bulmalarına yardım etmek için dünya yüzünde kalmışlardır.
Bir Bodisatva, Buda’nın yaptığı gibi dalınç yoluyla dünyayı dolaşabilir ya da bir budist cennetinde yaşayabilirdi, duaları yanıtlayabilirdi. Her Bodisatva Buda’nın bir özelliğini canlandırır, örneğin, Bodisatva Mancusri, Buda’nın bilgeliğidir. Buda’nın merhameti ve sevgisi, çok tanınmış bir Bodisatva olan Avolikitesvara’da canlanmıştır. Bu ad, “Aşağıya Bakan Tanrı” anlamına gelir.
Bu Bbdisatva, birçok gözü ve yüzü olan biri olarak canlandırılır. Bu, onun birçok yöne bakarak, acı çeken insanları aradığı anlamını taşır. Eski bir Kamboçya kenti olan Angkor Thom’daki ünlü Bayon kulelerinde, bu Bodisatva’nın iiki yüzden çok resmi taşa kazınmıştır.


MAHAYANA – TEREVADA FARKLILIKLARI

Buda, her insanın kendi kurtuluş yolunu kendisinin bulması gerektiğine inanıyordu. Bununla birlikte Mahayana inancına göre Bodisatva’ların da sıradan insanlara yardım etme yetenekleri vardı. Bu ise, Buda’nın öğretisine ters düşmektedir. Bir Mahayana Budist’ine bu konu sorulduğunda yanıt, bunu Buda’nın öğretisine bütünüyle ters düşmediği biçimde olacaktır. Ardından da Kutsanmış Kişi’nin inananlarına bir avuç dolusu yaprak gösterdiği öyküyü anlatacaktır.
“Elimdeki yapraklar ormandaki ağaçlarda bulunan yapraklardan daha çok mudur?” diye sormuştur Buda.
İnananları elindeki yaprakların daha az olduğunu söylemişlerdir. Ormandaki yapraklar sayısızdır.
“Aynı biçimde,” diye eklemiştir Buda, “size öğrettiklerim, elimdeki yapraklar kadardır. Sayıca azdırlar ve size söylemediğim daha bir çok şey var. Bunlar ormandaki yapraklar kadar çoktur.”
İşte, Teravada ve Mahayana Budizm’i arasındaki birçok farklılık, Buda’nın söylememiş olduğu şeylerin Mahayana tarafından geliştirilmesinden kaynaklanır.
Buda değişikliklere izin vermiştir. Rahiplerine, yaşamından örnekler ve öğretisi ile gerçeği ve yöntemi verdiğini söylemiştir. Dört Yüce Gerçek ve Ana Emirler değiştirilemez, ama daha küçük emirler değiştirilebilir.
Teravada ve Mahayana Budizmi, Buda’nın yaşamının ve ilettiklerinin değişik bölümleri üzerinde dururlar. Teravada Budist’leri, Buda’nın öğretisinin önemli bölümünün, kurtuluşu aramak olduğunu söylerler. Nirvana en önemli araçtır. Yalnızca Nirvana’ya götüren şeyler önemlidir. Bununla birlikte bu, kurtuluşa giden yolda bencil olmamız gerektiği anlamına gelmez. Başkaları için duyulan sevgi ve sevecenlik, iyi Karma oluşturmaya yardımcı olur ve böylece aydınlanmayı engelleyen yeniden doğuşlar zinciri kırılır.
Mahayana Budizmi, Buda’nırı aydınlanışından sonraki yaşamı üzerinde durur. Eiuda aydınlanmasıyla, Teravada Budist’lerinin aradığı amaca erişmiştir. Nirvana’ya girebilir ve dınyayı unutabilirdi, oysa bunu yapmadı ve daha kırk beş yıl dünyada kalarak acılara dayandı. Mahayana Budist- leri bunun, Buda’nın kendi kurtuluşundan çok başkalarına yardım etmeye önem verdiğini gösterdiğini söylerler.
“Eğer yaşamlarımızı, bize Su Iralarla gelen Bu- da’nın söylemiş olduğu sözlerle yönlendirirsek”, demiştir bir Budist öğretmen, “O zaman Kutsanmış Kişi’nin öğretisinin yarısını gözden kaçırıyoruz demektir, öğretinin öteki yarısı, Buda’nın davranışlarında, başkalarına yardım ediş biçiminde saklıdır.”
Tüm dinlerin değişik mezhebleri, bu tür farklılıklar nedeniyle doğmuştur. Her biri, ötekinin daha az önemli saydığı şeyleri daha önemli saymıştır.

YARATILIŞIN ÖZÜ
Bir Mahayana Sutrası (İyi Yasanın Nilüfer Çiçeği), Buda’nın bir tanrı ve dünyanın babası olduğunu söyler. Sayısız yüzyıllar yaşamıştır ve yaşamını sürdürecektir. İlk aydınlanmayı sayısız “Kalpa”lar öncesinde kazanmıştır.
Kalpa bir zaman birimidir ve dünyanın başlangıcından o dünyanın sonuna değin uzanır. Buda, Kalpa’nın anlamını şöyle açıklamıştır: Dünyanın şimdiye değin bilebildiği en büyük dağı düşünün. Her bin yılda bir adam, bir bez parçası ile bu dev dağın yüzünü hafifçe siler. Bu yumuşak bezin sürtünmesi ile dağ yok oluncaya değin, tek bir kalpa geçmiş demektir.
Bir başka Sutra’da Buda dünyanın başlangıcını anlatır. Başlangıçta dünya karanlıktı. Yalnızca su vardı. Sonra toprak suyun üzerinde oluşmaya başladı. Yaşayan canlı türleri ışıktan oluşmuştu. Bu canlılar bir önceki Kalpa’nın sonunda ölmüş olan bir dünyadan arda kalmışlardı. Bu ışıldayan yaratıklar bu yeni dünyayı yemeye başladılar ve tadını güzel buldular. Bu onların, bir esrarkeşin uyuşturucu madde arayışı gibi, dünya nimetlerini tutkuyla istemelerine yol açtı. Böylece ruhsal varlıklarını yitirdiler ve insan oldular. Bu onları üzüntüye, hastalığa ve ölüme boyun eğmeye götürdü.
Bu ruhsal yaratıkların yok oluşu ile Kalpa’nın ilk dönemi sona erdi. Bu noktaya değin öykü, Tevrat’daki Yaratılış’a (Tekvin) şaşırtıcı bir biçimde benzerlik taşır. Yaratılış’ta, “karanlığın denizin yüzünde” olduğu yazılıdır. Sonunda, Tanrı, ışığı ve ışıktan yaratıklar olan Adem ve
Havva’yı yaratır. Mahayana Budizmi’ndeki ışıktan yaratıklar gibi, onlar da Yasak Meyva’yı yemişler ve Tanrı’nın gözünden düşmüşlerdir.
Kalpa’nın ikinci dönemi, içinde bulunduğumuz zamana benzer. İnsanlar üzüntü, hastalık ve ölüm içinde yaşamaktadırlar. Bu bir acı ve sefillik dönemidir. Kalpa’nın üçüncü döneminde dünya yokolmaya başlar. Dördüncü dönemde dünya yokolmuş ve Kalpalar sona ermiş. Yeni Kalpalar bir önceki dünya’dan kalan ışıktan yaratıklarla birlikte hemen başlar. Kalpalar, Kalpaları bir okyanusun dalgaları gibi izlerler ve zaman sonsuza değin sürer, dünyalar doğmayı ve ölmeyi sürdürürler.

HAYALİ BUDA’LAR
Nilüfer (Lotus) sutrasında Buda, aydınlanmayı bir çok Kalpa’dan önce kazanmış olduğunu açıklar. O zamandan beri dünyada sayısız kez yeniden doğmuştur. Bunu Budist yasayı insanlığa getirmek için yapar.
Bu birçok Kalpa arasında doğmuş olan Budalardan hiç biri gerçek değildir. Bunların her biri, gerçek Buda’nın (Tanrı Buda’nın) düşüncesinin düşsel ürünleridir. Her yeniden doğuşta, düşsel Buda bir insan olarak yaşamını sürdürdü. Birçok Kalpa,önce aydınlanmış olmasına karşın, aydınlanmayı arayan hareketleri yeniden yaşadı. Bunu, insanlara kurtuluş yolunu göstermek için yaptı. Kadınlar ve erkekler Buda’nın yaşamını izleyerek, kendileri gibi birinin, Yaşam Tekerleği’nin acılarından kurtuluşunu göreceklerdi.


Öteki Budist Okulları

Mahayana Budizmi, Buda’nın ve Bodisatvaların tüm canlılara olan büyük sevgileri üzerine kuruludur. Jataka öykülerinden biri Buda’nın bu sevgisinin ileri boyutlarını anlatır:
Kutsanmış Kişi, geçmiş yaşamlarından birinde, ormanda aç bir dişi kaplan bulur. Hayvan açlıktan ve susuzluktan o denli bitkindir ki, yerinden bile kıpırdıyamamaktadır. Yanında açlıktan ölmek üzere olan yedi yavru vardır. Buda’nın içi acıma ve sevgiyle dolar ve kaplan yavruları yaşasınlar diye kendini dişi kaplana kurban eder.
Buda’nın sevgisi, başkalarına yardım etmek için yaşıyan Bodisatva düşüncesinde gelişmiştir. Daha sonraları, sevgi, dua ederek kurtuluşa ermeyi kabul eden yeni Budist okulların ortaya çıkmasına neden oldu.


ARITILMIŞ JAPON ÜLKESİ

Arıtılmış ülke okulu Japonya’ya onüçüncü yüzyılda sokuldu. Kısa sürede ülkeye yayıldı ve günümüze dek varlığını korudu.
Arıtılmış ülke Budizm’i, kişiyi sevgi, dua ve inanç aracılığı ile kurtuluşa götürürdü. Buda Amida (Amitaba) bazen Yahudi – Hristiyan dinlerinin “Yahova “sı ile karşılaştırılır. Budistler,Ya- hova’nın sevgi ve adalet tanrısı olduğunu, dinsel yasaları yaptığını, yargıladığını ve günahkârları cezalandırdığını söylerler. Oysa, Amitaba salt sevgidir. ödüllendirir ama cezalandırmaz. Onun görüşüne göre bir günahkâr, kendi kendisini cezalandırır.

ARITILMIŞ ÜLKE CENNETİ
Arıtılmış Ülke Budizmi’nin cenneti, üstün güzellikte olan bir yerdir. Bir Sanskrit el yazması da “Mutlu Ülkenin Betimlemesi” bu cennetin nasıl bir yer olduğunu anlatır. Ağaçlar, ışıldayan lambalara benzeyen çiçeklerle donatılmış, her yer altın ve değerli taşlarla doludur; olağanüstü güzellikte kuşlar cıvıldamaktadır. Orada inananları büyüleyen güzel kızlar da vardır.
Betimleme’de bu kızların hiç yaşlanmadığı yazılıdır. Kızlar, “çilecilerin yorgun zihinlerini dinginliğe kavuşturmak” için oradadırlar.
Genç kızların varlığı, rahip ve rahibelerin karşı cinsle olan ilişkilerini yasaklayan alışılmış Budist kurallardan kökten bir ayrılıştır.
Betimleme şöyle söyler: “İyi şeyler yapmış olanlar mutlu yaşar. Bu cennette dilediklerini yaparlar. Yaşam onlar için hep mutluluk doludur. Her biri kendi ışığıyla parlar. Her biri geçmiş işlerinin belirlediği yerde yaşar.”

BÜYÜ BUDİZMi
Burada tartışılmayacak kadar çok Budist mezhep vardır. Bununla birlikte özellikleri nedeniyle iki mezhebten söz etmek gerekir. Bunlardan biri “Büyü Budizmi” olan Tantrizm , öteki ise garip ve yanıtlanmaz sorularıyla Zen Budizm’idir.
Mahayana Budizmi’nin ilk günlerinde öğretmenler, daha çok insanın Buda’nın öğretisini kabul etmelerini sağlamak için, bunların yöresel tanrılarını ve inançlarını kabul ediyorlardı. Bu nedenle bazı konularda Budizm, Animizm ile karışmıştır. Animizm, kaya, ateş, su, ağaçlar ve bu gibi doğal şeylerin içinde yaşayan ruhlara inanmaktır. Bu doğal ruhlar iyi veya kötü olabilirler.
Animizm insanlığın en eski dinidir. Bu din, ilkel insanın, doğada açıklayamadığı şeyleri gözlemesiyle doğmuştur. Ağaç büyür, kaya gizemli bir biçimde yerinden oynar ve düşer. Durgun hava birden fırtınaya dönüşür. Bütün bunların bir nedeni olmalıdır. İlk insanın kafasında bu olaylar, hep başka başka ruhların işleri olarak yorumlanıyordu.
Tantrizm yedinci yüzyılda Hindistan’da başladı. Daha sonra, bugün hâlâ güçlü olduğu Tibet’e sokuldu. Tantrizm kurtuluşu “Mantra”lar okuyarak bulmayı amaçlar. Mantralar, büyülü etkileri olduğuna inanılan, anlamsız hece ve sözcüklerdir. Bir Mantra örneği verelim “Om Ghrur Ghatta Ghotaya!” işte bunun gibi gizemli sözcüklerden oluşur “Mantralar”
Aacak Tantrizm öğretisine göre okunan mantra, bir insana ya da insan tipine uymadıkça bir
işe yaramaz. Yanlış mantra söylemek tehlikeli olabilir. Bu nedenle her insan, kendisine hangi mantranın uygun olduğunu ancak bir öğretmenden ders alarak öğrenmelidir.
Mantralar uygun beden, el ve parmak hareketlerinin eşliğinde okunmalıdır. Bu hareketlere “mudra”lar denir. Her tanrının kendi mudrası vardır. Belirli bir tanrının yardımını dileyen bir insan, o tanrının mudralarını tam olarak taklit etmek zorundadır.


SARI MEZHEP

Büyücü rahip Mar-Pa Tantrizm’in Tibet’te yayılması için çok çalıştı. Tantrizm, Budizm’den farklı olarak her insanın kendisine özgü bir ruha sahip oluğunu söyler, örneğin, Mar-Pa’nın ruhunu bedeninden ayırabildiği ve bir ölünün bedenine sokabildiğine inanılır.
Tibet Tantrizm’i, kendi içinde iki mezhebe ayrılmıştır. Biri Sarı Mezhep, diğeri Kırmızı Mezhep diye bilinir. Bunlar, giysilerin renkleri nedeniyle böyle adlandırılmışlardır.
Sarı mezhep, Tsong—kha—pa tarafından kurulmuştur. O, Tantrizmi büyülerden kurtarmak ve Buda’nın ilk öğretisine yaklaştırmak istemiştir.
Mezhebin önderi olarak kendisine “Üstün Kişi” anlamına gelen “Lama” adı verilmiştir. Daha sonra bu mezhebin tüm keşiş ve rahipleri bu adla çağrılmış ve önderlerine Büyük Lama denmiştir. Daha sonraları önderin adı Dalay Lama olmuştur. Dalay, Moğol dilinde “okyanus” ya da “büyük okyanus” anlamına gelir.
Sarı Mezheb’e göre, Dalay Lama öliir ölmez yeniden doğar ve ruhu hemen yeni doğmuş bir bebeğe geçer. Küçük lamalar onu hemen yeni doğmuş erkek bebekler arasında aramaya başlarlar. Yeni doğmuş önderi bulmalarını kolaylaştıracak bazı imler olmakla birlikte, onu bulmaları her zaman kolay değildir. Bazen bu arayışlar birkaç yıl bile sürebilmektedir.


SOLAK TANTRİZM

Tantrizm’in büyülü özü, Buda’nın inançlarına doğrudan karşıdır. Çünkü Buda, ruhlara ve büyüye inanmazdı. Büyü ve Budizm’in bu ınezhebte nasıl biraraya geldiği tam olarak açıklığa kavuşmamıştır. Görmüş olduğumuz gibi, insa nların eski inançlarını bırakmalarının zor olduğunu anlayan Mahayana misyonerleri, belki de görüşlerini kabul ettirmek için Budizm’i yöresel inançlarla karıştırmışlardır.
Bu karışma ters bir biçimde de olmuş olabilir. Animizme ve diğer büyü temelli dinlere inananlar, Budizm’e hayranlık duymuş ve onun bazı ana ilkelerini kendi dinlerine aktarmış olabilirler.
Bunun gibi, solak Tantrizm denilen garip bir mezhebin ortaya çıkması da yeni döneme rastlar. Bu mezhep,seksi, tapınma davranışları içinde bir araç olarak kullanır ki, bunun çok eski bazı Hint inanışlarından kaynaklandığı söylenmektedir.
Evlilik dışı cinsel ilişki, Buda tarafından kesin
olarak yasaklanmış ve kural Emirler’irı içine alınmıştı. Solak Tantrizm ise, Buda öğretilerinin açık anlamlarıyla değil, düşünce ve davranışları ardında taşıdıkları anlamlara göre değerlendirilmeleri gerektiğini öne sürer.
Solak Tantirizm’im cinsel uygulamasının ardındaki güdü, kurtuluşa ve Nirvana’ya erişmektir. Dolayısıyla amaç övülmeye değerdir; yani günâh değildir.

Yorum yazın