BİLGİCİLİK AKIMI

(Os- Sofistâiyye, Sofis- tâiyyûn, San’atı mugalata, Mezhebi sofistâî, Sofistâîlik; Fr- Sophistique, Al- Sophistik, İng- Sophistics, İt- Sofistica) Antikçağ Yunan felsefesinin eleştiri akımı… Sof istik deyimi sıfat olarak (Os- Safsatî, Mugalitî; Fr- Sophistique, elemanter zerrelerin varlık süreleri sâniyenin yüz milyonda biri kadar tahmin edilmektedir ki hiç bir insan bu niceliği tasanmlayamaz- İnsanın pratik eylemi olan bilimler bu duyu- dışı ve tasarımdışı olgulardan eylemsel sonuçlar çıkarırlar ve onları pratikte kullanırlar- Bilgi, her zaman tam’lığın doğrultusunda ilerleyen eksik ve tamamlanmamış bir süreçtir, her zaman da böyle kalacaktır- Ama bu da, hiç bir zaman tam (kesin, bitmiş saltık) bilgiye erişılemeyecektir anlamına gelmez- Çünkü her eksik bilgi tamlığını, başka bir deyişle her göreli bilgi saltıklığını içermektedir. Tamlık eksikliğin, saltıklık göreliliğin içindedir- Örneğin ışık konusunda dalga kuramı, yirminci yüzyılın başlarında ışığın aynı zamanda zerreli oluşunun anlaşılması üzerine, yetersiz-liğinden ötürü bırakıldı- Ne var ki bu göreli ve eksik bilgi, bırakılıncaya kadar işe yaramış ve birçok bilimsel gerçeklerin meydana çıkarılmasını sağlamıştı- Çünkü kendi saltıklığını da içermekteydi. Bunun gibi, evrenin ilk yapısını araştıran ilk düşünceler bunu sırasıyla su, hava,, ateş vb. özdeklerinde görmüşlerdi. Zamanla birbirlerine yerlerini bırakan bütün bu göreli bilgiler evrenin özdeksel bir yapısı bulunduğu saltık bilgisini taşımaktaydılar. Saltık bilgi, göreli bilgilerin; eşdeyişle tam bilgi, eksik bilgilerin bu süregi- den içeriğidir. Göreli bilgiyle saltık bilgi, bir- birleriyle bağımlıdır ve biri olmadan öbürü de olamaz. Doğa sonsuz olduğu içindir ki bilgi süreci de sonduzdur- Daha açık bir deyişle bilgi, hiç bir zaman ve hiç bir yerde bitmeyecek ve meatfizikçilerin hayâl ettikleri gibi hiç bir zaman ve hiç bir yerde bir son bilgi’ ye varılamayacaktır- Eytişimsel ve tarihsel özdekçiliğin kurucularından Engels şöyle der: “Bilginin sona ermesi, sonsuzun sona ermesi demek olur ki olanaksızdır”, sayıların dizisini sonuna kadar saymak nasıl olanaksızsa doğanın bilgisini tüketmek de öylece olanaksızdır- Özetlersek, bilgi, ne idealist usçuların sandıkları gibi tek’ başına usla, ne de materyalist duyumcularm sandıkları gibi tek başına duyumla elde edilebilir. İlkin o, insan pratik (toplumsal üretici maddî eylem, Marx’ın deyişiyle pra.xis)’iyle üretilir. Bu üretme iki aşamada gerçekleşir: Her ikisi de pratikte temellenmiş olarak birinci aşama duyumsal aşama, ikinci aşama mantıksal aşama’dır. Bilgi üre-timinin denetimi de gene pratiğe dönüp bil Al- Sophistisch, İng- Sophistical, İt- Sofistico) bilgiciye ve bilgiciliğe değgin anlamım dilegetirir. İsim olarak da antikçağ Yunan bilgicilerinin öğretisini adlandırır- Bununla beraber daha çok sofistler (Os- Safsatacılar, Sofistâiy- yûn; Fr- Sophistes, Al-, İng■ Sophist) adıyla anılırlar. Sofistik deyimi Fransızcada cins ismi olarak da bozuk, uydurma ve ciddîlikten uzak felsefe anlamında kullanılır- Yunanca sophistes deyimiyle dilegetirilen bilgici terimi birçok anlamlar değiştirmiş, önce bilgeliği yeğleyen öğreti, sonra bilgi öğretmeni, Protagoras’a göre önce siyasada yararlı olma sanatı, sonra söz söyleme sanatı anlamlarında kullanılmıştır- İ.Ö- V. yüzyıl, antikçağ Yunan felsefesinde bilgicilik akımının egemen olduğu çağdır- Bu çağa antik aydınlanma çağı adı verilir- İlk düşünür sayılan Thales’den beri ortaya atılan sayısız varsayımlar, sonunda, insan zekâsını şahlandırmış ve bütün olupbitenleri yeniden gözden geçirerek kıyasıya eleştirmeye yöneltmişti- Doğa bilimlerinin denetinden yoksun insan düşüncesi, varlığın temeli konusunda daldığı hayâl âleminden kendisine dönüyordu- Bilgicilik akımının inceleme amacı insan’ın kendisiydi- Protagoras’m ünlü sözüne göre, “İnsan, her şeyin ölçüsü”ydü- Bilgi, teorik bir merak değil, pratik bir yarar olmalıydı- Protagoras, “Tanrilará gelince, ben onların ne var olduklarını ne de yok olduklarım bilirim” diyordu. Bilgici Hippias, giydiği elbiseyi kendisi diktiği için “bağımsızlığa kavuşmakla” övünüyordu. İnsan, her türlü yapma bağlardan kurtarılmalı ¡ ve insansal yasa (nomos)’nın yerine doğal yasa (physis) konulmalıydı. İnsan ve dolayısıyla toplum yaşamının birinci plâna alınması, zorunlu olarak törebilim so- runlarım meydana çıkarıyordu- Ünlü törebi- limci Sokrates, bu akımın çocuğudur- On sekizinci yüzyıl aydınlanması nasıl Kant’ı yetiştirecek koşullan hazırlamışsa, antik aydınlanma da Sokrates’i ve Platon-Aristoteles’i yetiştirecek koşulları hazırlamıştır. Bilgiciler (Protagoras, Gorgias, Prodikos, Hippias, Antiphon, Alkidamas, Lykophron, Kallikles, Kritias, Si monides), şüphe ve eleştirinin gereği saydıkları tartışma (diyalektik) yöntemiyle çalışmışlardır- Bu yöntem, Sokrates’in de yöntemidir. Bilgiciler, özdekçi düşünceler ilerisürmekle beraber, ürünü oldukları idealist çizgiyi sür-dürmüşler ve dünyayı tanıma olanağım yad- sımışlardır. İşte bu idealist çizgidir ki, bir yandan bilgicilik akımını yozlaştırarak fe J feyi güzel söz söyleme oyununa dönüstüri J ken öte yandan idealist ilkelerin gelişmesi nücunu doğurmuş ve Sokrates’de “Ben”in kİ ginin kaynağı olması imkânlarını hazırlanıl tır- Platon, bu çizginin zorunlu sonucudu Bk- Bilgi, Bilgicilik.

Yorum yazın