Ahlak felsefesi Nedir – Felsefe ve Ahlak İlişkisi

Felsefe ve Ahlak İlişkisi

Felsefi ahlak insanların nasıl davranması gerektiğiyle ilgilidir ve iyi, haklı, görev, sorumluluk ve ceza gibi kavramlar konusunda ahlaksal söylem (Discours) alanlarını içerir.

İyi ve Haklı Kavramları

«İyi»yi neyin oluşturduğu konusunda birçok tanım vardır. Doğalcılar (Natüralistler) «iyi» kavramını, belli bir doğal, ruhsal özellik kavramıyla tanımlarlar. Hazcılar bu özelliğin haz; başkaları isteğin nesnesi; bazıları da bir gereksemenin doyurulması olduğunu ‘söylerler. Doğalcılara karsı olanlar bu tanımları kabul etmezler. Eflatun (M.Ö. 427-347), ahlaksal acıdan kötü hazların varlığına ve hazlarla iyi özdeşse, kendisiyle çelişen bir «kötü iyi» düşüncesine sahip olacağımıza dikkati çeker.

«Haklı» kavramını tartışırken, bazı filozoflar, iyi kavramının haklı kavramından daha temel olduğunu ileri sürerler. Başka bir deyişle, bir davranıştan haklı diye söz-etmek onun iyinin ve kötünün üzerinde, kurulabilecek bütün öteki eylemlerden daha büyük bir üstünlük sağladığını söylemektedirler. Bu görüşün tipik savunucuları Jeremy Bentham (1748-1832) ve John Stuart Mili (1506-73) [41 gibi yararcılardır.
Bu görüşe karşı çıkanlar, haklının iyiyle tanımlanamayacağını söyleyenlerdir. Çünkü, eğer haklı iyiyle tanımlanırsa, gelecekte işlenebilecek bir suçu engelleyerek iyi’nin kötüye ağır basmasını sağladığından, suçsuz bir insanı cezalandırmak haklı sayılabilecektir.

 

Ahlaksal Söylem Alanının Özellikleri

Gerçekten ahlaksal olması için, söylem alanının bazı özelliklere sahip olması gerekir. Bu alan, her-şeyden önce, betimleyici 111 değil, tersine kural koyucudur; bir başka deyişle, olandan çok olması gereken konusundaki önermeleri içerir. Doğalcıların «dır»lı önermeden, «meli» önermelerini geçersiz bir biçimde çıkarma yanıltmacası, (naturalistic fallacy) bu ikisinin karıştırılmasından doğar. Bu yanıltmacanın yaygın bir biçimi, bir-şeyin doğal olduğunun söylenmesinden (sözkonusu şey, olur ya da olma eğilimindedir, anlamında doğal), bu şeyden başka herhangi bir-şeyin (olmayacağı değil de. olmaması gerektiği anlamında) doğal-dışı ve yanlış olacağı sonucuna kayıtmasıdır.
Bir kez anlaşılır bir biçimde ortaya konduğunda sorun acık gibi görünür. Ancak, meli/dır ikili bölümünün tüm içermelerini kavramak bütünüyle başka birşeydir. Açıklık, özünde zaman, yer ve kişiye bağımlı olarak değişir. Aauino’lu Thomas (1226-1274) Tanrı’nın «itaat edilmemesi olanaksız» Yasaları, yani bilim adamlarının doğa yasaları ile, insan davranışını yöneten, ama yaygın olarak gözardı edilen yada uyulmayan kural koyucu yasalar arasındaki önemli ayrımı, geçici de olsa, gözden kaçırmış, bu yüzden sorunu açıklıkla görememiştir.

Bütün kural koyucu sözler ahlaksal . değildir. Immanuel Kant, koşullu buyruğu (hypothetischer Imperativ) koşulsuz buyruk’tan (Kategorischer Imperativ) ayırır. İlki, belli durumlarda bir davranış yönünü belirtebilir, ama «Öldürmeyeceksin» gibi ahlaksal bir buyruğun tersine, kesinlikle kosulsuz değildir.Kant, daha da ileri giderek.sahih anlamda ahlaksal olanı ayıran başka iki koşulun var olduğunu öne sürdü. Bu iki koşuldan ilki, evrensellik’tir. Eğer bir şey, doğru bir ahlaksal ilke değil de, sahih olarak ahlaksal sayılacaksa bu şey evrensel olarak ve tarafsız bir biçimde uygulanan bir ilke olmak zorundadır. Örneğin işkencenin yada kimyasal silahların kullanımının ahlaksızlık olduğunu iddia ederseniz, bu iddia evrensel olarak uygulanmalıdır; politik olarak karşı olduğunuz rejimlerin saldırılarını protesto etmek, öte yandan politik olarak desteklediğiniz rejimler konusunda sessiz kalmak, Kant’a göre sahih ve içten bir ahlaksal protestoda bulunmak değildir.

Kant, söylem alanlarını ahlaksal olarak değerlendirmede gösterdiği formel koşulların İkincisini, oldukça belirsiz biçimde ortaya kovar. Ahlaksal söylem alanının yaderk (heteronom) değil, tersine özerk (otonom) olması gerektiğini savunur. Burada sözkonusu olan, bize dıştan empoze edilen yasaların tersine, herkesin kendi ahlaksal ilkelerini kendi kendine empoze etmesi gerektiğidir. (Ancak, genellikle ve haklı olarak, yasaların da bireyin ahlaksal değerlendirmesine bağlı olduğu belirtilir: «Bunun yasa olduğunu biliyorum; ama haklı mı? Bunun yasa olması gerekir mi?»)

Öznelciliğin Sorunları

Sorun, bu özerklik düşüncesini, herhangi bir öznelliğe düşmeden taşımaktır. En dar anlamıyla, ahlaksal bir öznelci, ahlaksal sözcüklerin onları kullanan kişinin tepkilerinden başka bir şeyi ifade etmediğini savunur. Ama aynı biçimde bir toplumsal «öznelci» de ahlaksal sözcükleri, bunların söyleyenin bağlı olduğu sınıf yada soya göre tanımlayan biri olabilir.
Açıkça görülüyor ki. iki katı öznelci (ahlaksal öznelci; toplumsal öznelci) arasında ahlaksal tartışma yapılamaz. Tıpkı iki kişinin ötekine «Ben çukulata severim», ötekininse «Ben çukulata sevmem» demesi gibi. Özerk ahlaksal söylem alanı ilkesini gruplara da uygulayan toplumsal öznelci. en azından, gruptaki bir anlaşmazlığın basit oylamayla çözülebileceğini savunur. Hem öznelci, hem nesnelci, «melidir» sorununun bir yanıltmaca olduğunu görür; çünkü biri ahlakın kişisel görüşe dayandığına; öteki de, tersine, sadece olgularla belirlenebileceğine inanır.

Birbiriyle çelişen yaklaşımlar, katı bir biçimde savunulursa, etkili ahlaksal tartışmayı olanaksız kılar. Bununla birlikte, her evrensel ahlak ilkesi, öneren tarafından değişikliğe kapalı tutulursa, kendisinin önceden göremeyeceği sonuçlara varır ve ahlaksal tartışmayı olanaklı kılan da budur. Eleştirel bir ahlaksal tartışmanın temel amaçlarından biri, kabul edilemeyecek sonuçlan sergilemek ve önericiyi hatalı ilkesini terketmeye vada düzeltmeye ikna etmektir.

Yorum yazın