Televizyon Nedir Nasıl Çalışır

Televizyon Nedir Nasıl Çalışır

Hareketli görüntülerin elektriksel olarak uzağa iletilmesi televizyon aracılığıyla sağlanır. TV olarak da tanımlanan bu buluş, günümüzde büyük bir yaygınlığa kavuşmuştur. TV alıcısı milyonlarca eve girmiştir. TV her türlü eğlenceyi eve kadar getirmekte, TV’de spor karşılaşmaları, bilgi yarışmaları, dans ve müzik yayınları, filmler izlenebilmektedir. Ayrıca TV günlük olayları da yakından izleme olanağı sağlamaktadır. Örneğin 1969’da Neil Armstrong’un Ay üzerinde yürüyüşü TV’de izlenmiştir. Ay ile Dünya arasındaki uzaklığın 400 000 kilometre olduğu düşünülürse, bu olayın önemi anlaşılır.
Görüntülerin oluşması: TV’de görülen görüntüler, televizyon verici istasyonlarından gönderilir. Görüntü, özel bir kamerayla elde edilir. Kamerada oluşan resim, fotoğrafa benzemez. Bu resim, 200 000’e yakın noktanın bir topluluğu şeklinde ortaya çıkar. Her nokta, resmin küçük bir parçasıdır. Noktalar çok küçük olduğundan, gözle görülemezler. Fakat yanyana getirildikleri zaman, görülebilecek bir resim oluştururlar.
TV’deki nokta görüntüler, birbiri arkasından oluşurlar. Bunlar bu hızla TV alıcısına gelirler. Bu işlem, bütün resmi olduğu gibi göndermekten daha kolaydır. TV alıcısı, ekranında noktaları birleştirerek resimleri bütünleşmiş şekilde gösterir. TV kamerasında, resmi alan bir tüp vardır. Kamera tüpü, camdan ve bazı metal parçalardan yapılmıştır. Elektrikle çalışır ve içinden elektron denilen küçük tanecikler geçer. Tüpte hava yoktur. Kamera tüpünün bir ucunda bir mercek vardır.

Kamera, sahneye yöneltilince, sahneden merceğe ışık gelir. Mercek ışığı bir noktaya toplar. Böylece, görüntü oluşur.
Kamera tüpünün en çok kullanılan bir tipi vidicon adını taşır. Bir ucunda, ışığın girdiği düz bir sinyal levhası vardır. Levhanın bir tarafı ışığın geçebileceği şekilde, çok ince bir metalle kaplıdır. Diğer tarafında ise fotoğraf oluşturan bir madde vardır. Bu maddenin çoğu selenyumdur. Bu maddede, elektronlar ışık çarpınca kolayca hareket ederler.
Sahneden gelen ışık, mercek aracılığıyla fotoğraf oluşturan tabakaya düşer. Sahnenin her kısmından gelen ışık, tabakanın farklı bir kısmına gelir. Gelen ışık, burada bulunan maddenin elektronlarını hareket ettirir. Elektronlar, metal tabakaya geçerler ve buradan da bir iletken telle yollarına devam ederler. Elektronların bu akışı, bir elektrik akımı oluşturur
Sahnede her kısmın gönderdiği ışık aynı değerde değildir. Ne kadar çok ışık gelirse, fotoğraf oluşturan tabakada o kadar fazla elektron harekete geçer. Tabakanın her noktasında değişik miktarda elektron harekete geçer. Böylece, bu tabakada, sahneye uygun elektriksel bir resim oluşmuş olur.
Kamera tüpünün diğer ucunda bir elektron topu vardır. Bu topta, elektron yayabilen bir maddeden yapılmış ve ısıtılan bir katod bulunur. Bir de, elektronları çabucak alabilen ve anod denilen metal levha vardır. Elektronlar anod tarafından çekildikleri içni hızlanırlar. Anod pozitif, elektronlar ise negatif elektrik yüklüdürler. Bu karşıt yükler nedeniyle anod ve elektronlar birbirini çekerler.

Elektron topu elektronları ince bir demet şeklinde fırlatır. Elektronlar, tüpün aşağısına, sinyal levhasına doğru giderler. Elektron demetinin doğrultusu her zaman aynı değildir. Manyetik alan denilen bir etkene bağlı olarak değişir. Manyetik alan, tüp çevresindeki bir bobinden geçen elektrik akımıyla oluşur ve hareket eden elektronlara bir kuvvet etki ettirir. Bu yüzden, elektron demeti yanlara, yukarı ve aşağı doğru doğrultu değiştirir.
Elektronlar, sinyal levhasının değişik yerlerine çarparlar. Elektron, demetinin yana doğru doğrultu değiştirmesi, yukarı ve aşağı doğru değiştirmeden daha hızlı olur. Elektronların levhanın değişik yerlerine çarpmalarına tarama işlemi denir. Elektron demeti, fotoğraf oluşturan tabakanın her yerine çarpar. Elektronların bazısı, gelen ışığın etkisiyle kaybolur. Gidenlerin yerine yeni elektronlar gönderilir.
Elektronlar çoğaldıkça, bir elektriksel kuvvet oluştururlar. Bu kuvvet sinyal levhasının diğer yüzündeki metal tabakaya etkir ve bu tabakadan çıkan elektrik akımını değiştirir. Elektron demeti levhayı araştırırken, elektrik akımı da sürekli olarak değişir. Bu değişim, bir elektriksel resim oluşacak şekilde elektrik akımı çıkmasına yol açar. Bu elektriksel resim, fotoğraf oluşturan tabakadakinin aynıdır.

Elektron demeti, sinyal levhasının tümünü taradıktan sonra, aynı işlemler yeniden olur. Kameraya sahneden sürekli olarak ışık girmekte ve fotoğraf tabakasından elektron çıkmasına yol açmaktadır. Oluşan her elektriksel resim birbirinden farklıdır; çünkü sahnedeki durum değişmektedir. Bu şekilde kamera tüpünden sahnenin değişimine göre sürekli olarak değişen bir akım çıkar. Böyle bir kamera tüpünde, ışığın renginin önemi yoktur. Yalnızca, geldiği kısmın parlaklığından etkilenir. Aynı parlaklıktaki iki yerin renkleri değişik bile olsa, elektriksel resimleri aynıdır. TV alıcısında izlenen resimlerde renk görülmez. Ancak parlak kısımlar daha beyaz, az parlak kısımlar ise gri veya siyah görünür.
Renkli televizyon: Renkli televizyon kamerasında üç ayrı tüp vardır. Her tüp siyah-beyaz televizyondaki gibidir. Renkli ışık her tübe girerek değişik bir elektriksel resim oluşturur. Bu resim, o rengin parlaklık derecesini gösterir.
Renklerin çoğu, birçok rengin bir karışımıdır. Yani, bütün renkler, televizyondaki üç ana rengin yani kırmızı, yeşil ve mavinin karışımından oluşurlar. Bunların farklı oranlarda birleşmeleriyle çeşitli renkler oluşur. Renkli TV kamerasına gelen ışık, bu üç ana renge ayrılır. Bu iş, özel ayna ve filtrelerle sağlanır. Her renk, kameradaki değişik bir tübe gider.
Üç tüpten çıkan akımlar, birleştirme ünitesinde bir araya getirilirler. Bileşke akımda, sahneden gelen ışığın rengi ve parlaklığı konusunda bütün bilgiler vardır. Bu bilgiler, renkli TV alıcısı tarafından değerlendirilir ve ekranda renkli resim şeklinde görülür. Siyah-beyaz TV alıcısı da renkli yayını alabilir, fakat siyah-beyaz olarak gösterir.

TV sinyallerinin gönderilmesi: Kameradan çıkan akım, verici üniteye gider. Burada radyo lambalarına benzeyen aygıtlar vardır. Bunlar akımı kuvvetlendirirler. Buradan çıkan akım, antene gider.
Akım, antendeki teller ve çubuklardan geçerken elektriksel ve manyetik etkiler doğurur. Bunlar da elektromanyetik dalgaların oluşmasına yol açarlar. Bu dalgalar TV sinyalleri olarak yayılırlar. Sesler de, radyo sinyalleri şeklinde, TV sinyalleriyle birlikte yayılırlar.
Elektromanyetik dalgalarda TV ve radyo sinyalleri, ışık dalgaları ve X- ışınları bulunur. Bunlar bir ortam içinde yayıldıkları gibi, boşlukta da yayılabilirler. Işık hızıyla, yani saniyede 300 000 kilometre hızla yol alırlar.
Bu dalgaların özel frekansı vardır. Frekans, saniyede gönderilen dalga sayısıdır. Saniyede siki olarak ölçülür. Radyo ve TV sinyallerinin frekansı milyonlarca siki veya megasikl olarak belirtilir. Her televizyon istasyonu farklı bir frekans sınırında yayın yapar. Buna TV kanalı adı verilir. Elektromanyetik dalgalar normal olarak, gönderildikleri doğrultuda düz olarak yayılırlar. Fakat yeryüzü engebeli olduğundan, dalgalar uzaya doğru yansıtılırlar. Dolayısıyla, verici istasyona uzak olan yerlere ulaşamazlar. Bütün yüksek frekanslı dalgalarda durum böyledir. TV alıcısı, verici istasyondan 80 kilometreden daha uzakta ise, sinyalleri çok güçlükle alır.
Radyo sinyallerinin ise frekansı daha küçüktür. Bu yüzden, TV sinyallerine göre daha uzaktan alınabilirler. Çünkü atmosferin dış tabakaları tarafından yansıtılırlar. Böylece, vericiden çok uzaklara yayılabilirler.
TV yayınlarını uzaklara ulaştırabilmek için, ara istasyonlar gereklidir. Bunlar merkez istasyondan aldıkları yayınları bir sonrakine gönderirler. Sonra her istasyon, bulunduğu bölgeye sinyal yayar. Dünya yörüngesindeki uydulardan yararlanılarak yayınlar çok uzaklara ulaştırılabilir.
Birbirine yakın yerlerde ara istasyon gerekmez. Bunun yerine, kapalı devre televizyon kullanılır. Bu sistemde, sinyaller vericiden alıcıya bir kabloyla gönderilir. Elektromanyetik dalgaları yayan bir anten yoktur. Bu tip TV’ler, okullarda, hastanelerde, büyük mağazalarda ve polis istasyonlarında kullanılır. Böylece diğer odalarda ne olup bittiği, bir merkezden izlenebilir.
TV alıcısı, metal bir anten yardımıyla sinyalleri alır. Anten, alıcının üstünde veya binanın çatısında olabilir. Elektromanyetik dalgalar, vericiden antene kadar gelirler. Antenin çubuklarında zayıf bir elektrik akımı oluştururlar. Akım, kablolarla alıcıya gider. Böylece TV ve radyo sinyalleri birlikte, elektrik akımına dönüşmüş olur.
Antende oluşan zayıf akım, TV alıcısı içinde kuvvetlendirilir. Radyo sinyalleri, TV sinyallerinden ayrılır. Radyo sinyalleri, radyoda olduğu gibi sese dönüşürler. TV sinyalleri ise, resim tüpüne giderler.
TV kamerasındaki tüp, ışığı elektriğe dönüştürüyordu. Alıcıdaki resim tüpü ise, bunun tersine yapar. Elektriği ışığa çevirir. Işık da TV ekranında resim olarak görülür. Ekran, bu tüpün bir ucundadır. Tüpün içyüzü flüorışıl maddelerle kaplanmıştır. Bunlar ışık oluştururlar. Bu işlem elektronların çarpmasıyla olur. Elektronlar, tüpün diğer ucundaki bir elektron topundan fırlatılırlar. Elektron topunda, elektrik akımıyla ısınan bir metal silindir vardır. Isınma sonunda metalden elektronlar çıkar. Bunların bir kısmı, pozitif yüklü elektronlar tarafından çekilir ve bir demet şeklinde ekrana gönderilirler.

Elektron demeti çok incedir. Her an, TV ekranındaki flüorışının yalnız küçük bir kısmına çarpar. Çarpma sonunda bir ışıklı nokta oluşur. Ne kadar çok elektron çarparsa, ışıklı nokta o kadar parlak olur.
Elektronların sayısı iki şekilde değişir. İlkin, TV alıcısında bulunan parlaklık kontrol düğmesiyle değişir. Bu düğme her saniye ekrana çarpan ortalama elektron sayısını değiştirir. Düğmeyi çevirerek, görüntü daha açık veya koyu renkli yapılabilir. Ayrıca antenden gelen TV sinyalleriyle de elektron sinyal sayısı değişir. TV ekranının her kısmının parlaklığını etkiler. Buna göre görüntü oluşur.
Elektron demeti, TV kamerasındaki demetin yaptığı gibi, bütün ekranı tarar. Yana doğru çok çabuk, yukarıdan aşağı ise daha yavaş geçer. Resim tamamlanana kadar tarama sürer.
Saniyede yalnız birkaç resim gönderilirse, resimler parça parça görünür; titrer ve gözleri yorarlar; hareketler de parça parça olur. Bunları önlemek için, her saniye belli sayıda resmin gönderilmesi gereklidir. Bu şekilde, iki görüntü arasındaki zaman çok kısa olduğundan, göz, bunları ardarda ve sürekliymiş gibi görür. Gözlerin ve beynin bir önceki görüntüyü, bir sonraki görünene kadar bellekte tutması özelliğine, görmenin sürekliliği denir.
Siyah-beyaz gösteren TV alıcısının tüpünde bir tane elektron topu vardır. Renkli görüntü oluşturmaz. Böyle bir tüp, renkli TV yayınlarını da siyah-beyaz olarak gösterir. Renkli TV sinyallerindeki parlaklıkla ilgili bilgileri kullanmış olur. Renkle ilgili bilgileri ise değerlendiremez.
Renkli televizyon alıcısının tüpünde 3 ayrı elektron topu vardır. Her biri, kameradaki üç toptan biri tarafından kontrol edilir. Her top, ekranın farklı kısmına elektron gönderir. Görüntü, kırmızı, yeşil veya mavi olarak belli bir bölgede oluşur. Renkli noktalar birlikte, renkli görüntüyü oluştururlar.
Renkli TV ekranında flüorışı maddelerden oluşan birçok nokta grubu vardır. Her grupta üç nokta bulunur. Bir nokta, elektron toplarının birinden gelen elektronların çarpmasıyla kırmızı renk verir. İkinci nokta, ikinci toptan gelen elektronlar çarpınca yeşil renkli olur. Üçüncü nokta ise, üçüncü toptan gelen elektronların çarpması sonunda mavi renkli görüntü verir. Her top yalnız belirli bir renk veren kısma elektron gönderecek şekilde ayarlanmıştır.
Ekran, gölgeleyici bir maskeyle kaplanmıştır. Maske üzerinde binlerce küçük delik olan bir metal levhadır. Üç elektron topu, bu maskeyi tararlar. Elektron demetleri, maskedeki deliklerden geçerler. Deliklerin arkasında, ekrandaki üç nokta bulunur. Elektron demetleri bu noktalara çarparak, ışıklı görüntüyü ortaya çıkarırlar. Üç rengin de, TV sinyalleriyle kontrol edilen, elektron demetinin kuvvetine göre değişen parlaklıkları olur
TV tüpünde çok yüksek elektriksel gerilim (voltaj) vardır. Bu voltaj, elektronların ekrana kuvvetle çarparak, parlak görüntü vermesini sağlar.

Yorum yazın