Vergi Nedir

Vergi Nedir
vergi, devletin gerçek ve tüzel kişilere yüklediği ekonomik yükümlülük. Sanayi Devrimi sonrasında bütün devletlerin en önemli gelir kaynağını oluşturan vergilendirmenin başlıca işlevi devlet harcamalarını karşılamaktır. Kaynak yaratarak, kaynak dağılımını değiştirerek ve ekonomik karar birimlerini yönlendirerek büyümeye katkıda bulunmak ile gelir ve servet bölüşümü-nü düzenlemek de vergilendirmenin öteki önemli işlevleridir. Uygulamada sık sık birbiriyle çelişebilen bu işlevler arasında uyum sağlamak, vergi politikalarının temel sorunlarından biridir.

Vergi yükümlülüğünün paylaşılmasında benimsenen en temel ilke, toplumsal sınıf ayrımı gözetmeksizin herkesin vergi ödemesini öngören genellik ilkesidir. Buna karşılık vergi yükünün kişilerin kamu hizmetlerinden yararlanma düzeyine göre paylaşılması ilkesi, uyruklarına hizmet götürmeksizin onlardan ağır vergiler alan ortaçağ ve sonrasının despotik yönetimlerine karşı etkili bir silah olarak kullanıldıktan sonra uzun süre uygulamadan kalkmış, ama 20. yüzyılın ikinci yarısında piyasa kurallarını kamu kesimine olduğu gibi yansıtma politikalarıyla birlikte yeniden yandaş bulmaya başlamıştır. Bununla birlikte günümüzde hâlâ en yaygın biçimde geçerli olan eşitlik ilkesi, vergi yükünün, kamu hizmetlerinden yararlanma düzeyine bakılmaksızın kişilerin ödeme gücüyle orantılı paylaşılmasını öngörür.

Eşitlik ilkesini uygulamanın temel aracı artan oranlı vergi tarifeleridir. Vergi ödeme gücünü belirlemekte başvurulan başlıca tekniklerse en az geçim indirimi ve ayırma yöntemidir. En az geçim indirimi, gelişmekte olan ülkelerde sembolik düzeyde kaldığı için büyük ölçüde etkisizdir. Örneğin Türkiye’de gelir vergisinde “genel indirim” adıyla uygulanan ve yılda ancak 4.500 lira vergi azalışı sağlayan geçim indirimi 1986’da kaldırılmış, “özel indirim” adıyla yalnızca ücretliler için ayırma yöntemine geçilmiştir (1990’da standart indirim miktan olan 432.000 liranın sağladığı vergi hafiflemesi yılda 108.000 liradır). Emek gelirlerini sermaye gelirlerinden daha az vergilendirmeyi amaçlayan bu yöntemin uygulanmasına karşın, bütün kapitalist ülkelerde çeşitli bağışıklık ve indirimlerden yararlanan sermaye kazançları genellikle daha çok kayırı-labilmektedir. Gelişmiş ülkelerde uygulanan negatif gelir vergisi (ödeme gücü olmayanlardan vergi almak yerine onlara gelir aktarılması) yöntemine karşın, bu ülkelerde de siyasal bakımdan güçsüz kesimler genellikle en ağır vergi yükünü taşımaktadır.

Liberal yaklaşımın savunduğu vergilendirmede yansızlık ilkesi, vergilerin tüketici ve üreticilerin tercih ve kararlan üzerinde en az etkide bulunmasını öngörür. Bu ilkeye göre devlet vergilendirme yoluyla ne göreli fiyatlar ne de göreli kârlılık üzerinde etkide bulunmalıdır. Ama modern devletler gerek ekonomik, gerek toplumsal, gerekse vergi yönetim tekniklerinin kısıtlarına bağlı mali kaygılarla bilinçli olarak “taraflı” vergi politikaları uygulamaktadır.

Vergi türlerinin sınıflandınlmasında başvurulan en genel aynm, dolaysız ve dolaylı vergiler arasındadır. Bu aynmda kullanılan başlıca ölçütlerse yansıma ve kişiselleştirilebilme özellikleridir. Yansıma, verginin yasal yükümlüsünün, vergi yükünü fiilen başkasına ya da başkalarına devretmesidir. Yansımanın yönü fiyatlar aracılığıyla nihai tüketiciye doğruysa “ileriye dönük” yansımadan, üretim faktörlerinin (emek, sermaye, girişim vb) gelirlerini azaltacak doğrultudaysa “geriye dönük” yansımadan söz edilir. Örneğin katma değer vergisi(*) (KDV) ileriye yansıtılabildiği için dolaylı, ileriye ya da geriye yansıtılamadığı varsayılan gelir vergisiyse dolaysız vergi sayılır. Öte yandan yükümlünün özel koşullarını dikkate alacak biçimde kişiselleştirilebilen vergiler dolaysız, kişiselleştirilemeyen vergilerse dolaylı olarak tanımlanır. Bu tanım çerçevesinde de geleneksel olarak gelir ve servet ya da mülkiyet vergileri ile veraset ve intikal vergileri dolaysız, tüketim, muamele, harcama ve gider vergileri (genel adıyla satış vergilerif*]) ile emlâk alım satım ve taşıt alım vergileri dolaylı vergi sayılır.

Yorum yazın