Teşviki Sanayi Kanunu 1927

Teşvik-i Sanayi Kanunu (1927)
Cumhuriyet öncesi, Osmanlı Devletinin son yıllarında, 1913 de çıkarılan “Teşviki Sanayi Kanunu Muvakkati” isimli yasa ile sanayi alanında bazı atılımlar yapılmak istenmişse de devletin çökmek üzere oluşu ülkenin içinde -bulunduğu karışık durum bu yasanın etkili olmasını ve beklenen sonuçların elde edilmesini engellemişti.
Cumhuriyetin ilan edilmesi ve yeni Türk Devletinin kurulmasıyla birlikte büyük bir kalkınma hamlesi başlatılarak, ülke ekonomisini yeniden düzenlemek ve sanayileşme aşamasına hızla geçilmek istenmiştir. Bu amaçla toplanan I. İzmir İktisat Kongresi, özel kesim için özendirici tedbirler alınmasıyla ilgili dileklerde bulurdu ve 1924 yılında “Sanayi Teşvik Kanunu’nu günün şartlarına uydurularak değiştirilmesine çalışıldı. Ancak bu değişiklikler istenilen düzeyde olmadığından 1927yılında yeni bir ‘Teşvik- i Sanayi Kanunu’ hazırlanmıştır. Bu yılda yapılan ilk genel sanayi sayımında, sanayinin o yıllardaki durumu şu şekilde görülmektedir:
1927 yılında toplam işletme sayısı, küçük işletmeler de dahil olarak 65.245’tir. Bunun %43,5’i tarım ve hayvancılık sanayiidir. Burada çalışanların sayısı ise 256.855 tir. Dokuma sanayii toplam işyerlerinin % 14,3 ünü teşkil etmektedir. Bu alanda da 48.025 kişi çalışmaktadır. Maden sanayiinde çalışanlar 18.932 kişi ve işletme sayısı da 556’dır. Kereste ve ürünleri sanayii ile sair nebati yağ sanayiinde 7.896 işletme bulunmakta ve 24.264 kişi çalışmaktadır. Tarım ve dokuma sanavii görüldüğü gibi gerek çalışmalar ve gerekse işletmeler açısından toplam sanayiin % 50′ sini teşkil etmektedir. 1927 yılında kullanılan hammaddelerin % 66’sı tarım sanayiinde, % 17’si de dokuma sanayiinde kullanılmıştır.
Coğrafi olarak, sanayi işletmelerinin dağılımında ise şöyle bir görüntü ortaya çıkmaktaydı: İstanbul 8.634 işletme ile baş sırada bulunurken 3.522 işletme ile İzmir ikinci, Bursa 3.209 işletme ile üçüncü sırada bulunmaktaydı.
1927 yılında 1955 sayı ile yeniden düzenlenen Teşvik-i Sanayi Kanunu getirdiği teşvik tedbirleriyle yurt içindeki işletmelerin korunmasını amaçlamış, işletmelerin gereksinmelerinin daha pahalı da olsa yurt içinden sağlanmasına çalışılmıştır. Bu yasaya göre: yatırımların maliyeti bakımından parasız arazi temini, hammadde, makine ve teçhizata gümrük muafiyeti, çeşitli belediye vergi ve borçlarından muaflıklar düşünülmektedir. 15 yıl yürürlükte kalan bu yasaya göre işletmeler bazı koşullarla kazanç vergisinden muaf olabileceklerdir. Yine bu yasaya göre
çevirici güç ve çalıştırılan işçi sayısı kıstas alınarak kolaylıklardan yararlanabilmek amacıyla işletmeler
4 ayrı sınıfta toplanmışlardır.
Bu yasanın yürürlüğe konmasından sonra, işletmelerin büyüdüğü ve verimliliklerinin arttığı gözlemlenmiştir. Yapılan araştırmalar yasanın etkisiyle işletme sayısının azaldığını, buna karşın şirketlerin 1936’dan sonra arttığını göstermektedir.
Yasayla birlikte, sanayi işletmelerinde hacimler büyümüş, makine ve tesisat değerleri artarak yerli hammadde kullanımı artmış, yerli hammadde kullanan şirketler gelişmiştir.
Özellikle sanayi işletmeleri başta olmak üzere şirketleşmeler başlamıştır. Ancak aynı etkiler işçi ücretlerine yansıyamamış, işçi ücretlerindeki artışlar çok az olmuştur.
Temelde ithal ikamesine dayalı önlemler almaya ve yerli sanayi geliştirilmeye çalışılırken ihracata da aynı önem verilmediğinden ve teşvik getirilmediğinden bu alanda bir gelişme kaydedilememiştir.

Etiketler: , ,

Yorum yazın