Stagflasyon – Ekonomik Durgunluk ve Enflasyon

Stagflasyon – Ekonomik Durgunluk ve Enflasyon

Son yıllarda ekonomik durgunluk ve enflasyonu bileşik olarak anlatan stagflasyon deyimi, ekonomistlerin ağzından çok kullanılmaya başlandı. Bu tuhaf bir durum ortaya çıkarmıştır. Enflasyon ve durgunluğun aynı zamanda uzun süre birlikte bulunamayacakları düşünülürdü. Ne yazık ki, kapitalist ekonomide ve özellikle ABD’de- ki görüntüsüyle son birkaç yıl içinde hem enflasyon, hem de durgunluk yani stagflasyon bir karışım halinde kendini göstermektedir.
Stagflasyonun ayırd edici nitelikleri nelerdir? Bu sorunun yanıtı, sorulan ekonomiste göre değişir. Ekonomistler, zaten yalnız stagflasyon terimi üzerinde değil, ekonomik durgunluk ve enflasyonun tanımları üzerinde bile tam bir anlaşma halinde değildirler, örneğin, kimine göre işsizlik oranı % 6’yı geçerse, bu ekonomik durgunluğun, % 10’un üzerine çıktığında ise, ekonomik gerilemenin işaretidir. Kimileri de ekonomik durgunluğu Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)da, bir yılda ardarda üç kez düşme şeklinde ve ekonomik gerilemeyi de kesintisiz bir süreç içinde düşme olarak tanımlamaktadır.
İsterseniz geliniz şimdi konuyu biraz daha başka ve: ilginç bir yönden inceleyelim; ekonomik bunalım, gerileme, duraklama, ayarlama ya da uyarlama denilen sıkıntılı ve yıkıcı durumların habercisi olan çok önemli bir ekonomik olgudan söz edelim. Belki önemi ilk bakışta gereği gibi kavranmayacaktır ama, hisse senedi (pay belge- si’dir) ve tahvil (borç senedidir) borsaları ekonomik ve parasal gidişin sağlıklı ya da tehlikeli yolda olup olmadığının en güvenilir göstergeleridir.
İster Türkiye gibi karma ekonomiyi benimsemiş, ister Avrupa ve ABD gibi daha Serbest girişimci ekonomiyi uygulayan kapitalist ülkelerde hisse senedi ve tahvil borsaları önemli bir rol sahibidir. Ülkemizde hisse senedi ve tahvil satışları son yıllarda yaygın bir ilgi kazanmış ve özel sektörün elinde ekonomik yaşamın önemli bir bölümü olma yoluna girmiştir.
Geriye doğru hisse senetleri ve tahvil borsaları- mn geçmişine bakacak olursak görülecektir ki, ülkeler ekonomik gerilemeye girmeden hemen önce hisse senetleri ve tahvillerde düşmeler baş- göstermekte, durgunluk, gerileme ya da çöküntü kendini göstermektedir. Bunun mantıksal sonucu şudur ki, hisse senetleri ve tahvil borsalarındaki hareketlerle ekonominin gerileme ^ya da iyileşmesi arasında yakın bir bağlantı vardır. Bir çeşit neden — sonuç ilişkisi gibi bir şey.
Hisse senetleri ve tahviller, ekonomideki dalgalanmalara karşın (konjonktür dalgalanmaları) çok
duyarlı olmakla birlikte, birbirinden çok farklı yapılara sahiptirler. Aralarındaki en belirgin farklılık hisse senedinin mülkiyet payı, tahvilin ise borç senedi olmasından ileri gelir. Hisse senedine sahip olan kimse, adı üstünde, bir fabrikaya, bir kuruluşa ya da bir şirketin bir bölümüne sahip demektir. Eğer elimizde tahvil varsa, (ki bu bir borç senedidir) o miktarda borç vermiş bir kimsesiniz demektir. Başka bir anlatımla, para verip tahvil aldığınız zaman, aslında bir şey satın almıyorsunuz da, kendinizi borç para vermiş bir alacaklı yapmış olursunuz.
Hisse senetlerinin fiyatları, onlara karşı olan istemin miktarlarından yüksek olduğu zamanlarda yukarı doğru çıkar; başka deyişle, alıcılar, satıcılardan çok olursa fiyatlar artar, bunun tersi durumda da fiyatlar düşer.
İyi ama, alıcı ve satıcının eğilimlerini belirleyen nedir? İşte bunu yanıtlamak kolay bir iş değildir. Temelinde hisse senedi satın alan bir kişi, onu birgün kendi aldığı fiyattan fazlasına satmayı düşünerek alır. Bu da ancak ekonominin sağlam ve hisse senetleri değerli olan kuruluşların olumlu gelişme gösterdiği, dolayısıyla pay sahiplerinin kâr ettiği durumlarda ortaya çıkan bir haldir.

Yorum yazın