Plan nedir

Türk Planlama Teşkilâtının deyişiyle, «belli sonuçlar elde etmek için İktisadî hayatın hangi unsurlarına ne ölçüde müdahale etmek gerektiğini gösteren bir vasıtadır». Bir başka ifade kullanırsak, plan, belirli amaçları gerçekleştirmek için, bir İktisadî karar merkezinin aldığı tedbirlerin bütünüdür. Burada, varılması istenen amaçlarla bunları gerçekleştirecek araçlar, plan tanımının iki ana unsuru olarak kendini göstermektedir.
Bilindiği gibi, az gelişmiş ekonomilerin en büyük çıkmazı, bir yandan içinde bulundukları durumun sıkıntıları, diğer yandan bu tatminkâr sayılmayan durumu değiştirmenin son derece güçlüğüdür. Ayrıca, zaman yönünden de sabırsızlanma, bu güçlüğü arttırmaktadır. İktisadî ve sosyal reformlar daha hızlı ve daha fazla enerjiye ihtiyaç gösterirken, dinamik ekonomiye geçişin toplumu parçalamaması, sosyal patlamaları engellemesi de gerekir. Kısaca, sosyal ve İktisadî düzeni ahenkli ve rasyonel olarak bağdaştırmak zorunluluğu açıktır.
. — Modern iktisat ‘ılrrçinin . kalkjnma yolunda yararlandığı bir metod, bir teknik olan planı, günümüz dünyasında azçok, şu veya bu şekil altında kullanmayan bir ülkeye rastlamak zordur.
Ancak, aynı idMİöj’ıye sahip olan ülkelere ait planlar bile tek tip değildir, ülkeden ülkeye çok
değişmektedir. Bu farklılaşmanın çeşitli sebepleri vardır. İlkin, siyasî şartlar ileri sürülebilir. Örneğin, İngiliz, Fransız ve İspanyol planlarının birbirlerinden çok farklı politik davranışlara ve hükümet otoritesi kavramına uyması gerekir. Zira, plan, devletin politik yapısının büyük etkisini taşır. ¡kincisi, genellikle siyasî şartlara büyük bağlılık gösteren İktisadî rejim (müdahaleci-liberal) meselesi akla gelebilir, üçüncüsü. ülkenin sahip olduğu coğrafî ve beşerî şartların farklılığı olabilir. Ve nihayet dördüncü bir sebep, planın sebep ve amaçlan’dıır. Zira, bir planın esprisi, güttüğü amaçlara herşeyden çok bağlıdır. İşsizlikle mücadele etmek, belirli bir sektörün veya bölgenin ihtiyaçlarını gidermek, genellikle ekonominin bütününü kalkındırmak gibi amaçlar taşıyan planlar, farklı yapılara sahip olurlar.
— Millet kadrosu içinde uygulanan çeşitli plan denemeleri aynı ideolojik temellere dayanmaz. Bu yüzden, plan çeşitleri iki büyük ana grupta toplanabilir:
a — Emredici nitelikli planlar;
b — Yol gösterici nitelikli planlar.
ilki, Sovyet Rusya, Kıta Çini ve yörüngelerinde yer almış halk demokrasilerinde uygulanan planları gösterir. İkincisi ise, batı ekonomilerinde özellikle demokratik rejimi benimsemiş ülkelerde vardır. Müteşebbis rolünü tamamen dev- let’e yüklemiş olan kollektivist tipli ekonomilerde plan, sadece emredici kuralları taşıdığı için, otoriter niteliklidir, özel teşebbüsün varlığını kabul eden ve ona hayat sahası tanıyan karma ekonomilerde ise planın koyduğu kurallar yol gösterici niteliğindedir. Ancak, devlet sektörünü de içine alıyorsa, planın bu sektörle ilgili kuralları, şüphesiz emredici durumdadır.
— Bir ekonomide uygulanacak planın hazırlanması, çeşitli safhaları gerektirir. Safhaların birbirlerine rasyonel olarak bağlanması ve koordinasyonu, planın gerçekleşme derecesinde büyük rol oynar.
i) İlk safha, ekonominin üretken kaynaklarım tesbit etmektir. Makro-tahlillere ve input-output tablolarının yardımıyla bir ekonominin yapısı meydana çıkarılırken, sektörler arasında karşılıklı bağlılıklar belirtilir. Bu tür tablolar, hangi sistemde olursa olsun, ekonominin ayrıntılı ifadesini taşırlar. Böylece, bir kalkınma planının muhtevasını ve sınırlarını belirtmek imkânını verirler. Burada, amaçları gerçekleştirmek için belirli bir sürenin (beş yıl gibi) tesbiti zorunludur. .Adetâ, planın ruhu’dur. Bu belirli şüre içinde ise, artan hasıla, ve sektörler arası emek hareketler: (sonucu teknik veya üretim katsayılarındaki değişmeleri de izlemek mümkündür.
Ayrıca, bir kalkınma politikası olarak planın, iki meseleyi önceden halletmesi de gerekir. Toplam yatırım ve toplam tasarruf arasındaki global denge ile sermaye/hasrla oranının gerek tüm ekonomi açısından gerek sektör başına doğru olarak hesaplanması, teorik yönden mutlaka şarttır. Bütün bunların gelişmiş ülkeler için bile ne ölçüde teknik güçlükler taşıdığı düşünülürse, ülkenin reel durumunu meydana çıkaracak olan bu ilk safhanın önemi kendiliğinden anlaşılır. Zira, yapılacak projeksiyonlar, daima bu verilere dayanacaktır.
Bunların yanında ve ayrı olarak, bu safhada, ülkenin sosyal ve psikolojik yapılarının derin ve doğru tahlilleri de ihmal edilmemelidir. Böylece, kalkınmak zorunda olan ekonominin her yönden görünüşü ve gerçek durumu elde edilecektir.
ii) İmkânların tesbit edilmesinden ve doğru olarak ekonomik gücün anlaşılmasından sonra, ikinci safhada hedeflerin tayin edilmesine geçilir. iktisadi, sosyal ve siyasi hedeflerin yer aldığı bir plân stratejisi, uzun vadeli planların hazırlanmasında yol gösterir. Stratejide gözetilen planın esprisi ve seçilen kalkınma hızı, planın sosyal ve siyasi kadrosunu ve iktisadi amacını belirtmekte, hangi tip iktisadi sistemin ve siyasi rejimin esas alındığını ortaya koymaktadır.
üi) İmkânların ve hedeflerin belirmesinden sonra üçüncü safhada, bunların bağdaştırılma- sına gidilir. Plan siyaseti adı da verilen bu safhada, az gelişmiş ülkelerin ortak niteliklerine rağmen, genel tipli? tek bir gelişme ve kalkınma modelinden bahsedilemez. Her ülkenin kendi özellikleri vardır ve kalkınma imkânları değişiktir. Ancak, siyasetin uygulanmasındaki ortak noktalar. dengesizlikleri gidermek ve ülkenin istikrar içinde kalkınmasını sağlamak olabilir.
iv) Nihayet, dördüncü safha, planın uygulanma safhasıdır. Plânın uygulanma safhasında devlet’in rolü son derece büyüktür. Hedefleri gerçekleştirecek, yatırım, para, maliye ve dış ticaret politikalarını hazırlamak ve yürürlüğe koymak. kalkınma siyasetinin aleti olarak plânın kaderini çizecektir. Kısaca, başarı veya başarısızlıkta devlet’in tutumu en büyük ve kesin rolü oynamaktadır. Şüphesiz uygulamada samimiyet ve planlamaya inanç, bu tutumun ana unsurlarıdır. Kuvvetli bir devlet’in varlığı ise bütün meselelerin temelinde yatmaktadır.
— Toplu bir sonuç olarak denebilir ki, kalkınmanın kompleks karakteri karşısında, meselenin çözümü de çok yönlüdür ve büyük bir koordinasyonu zorunlu kılmaktadır. Çözüm bekleyen meseleler çoktur. Şöyle ki;
Finansman meselesi, ilk çözülecek meseledir. Günümüzde önemli yer tutan dış yardımlara rağmen iç fedakârlıklar bu konunun esasıdır, ikinci büyük problem, uygun bir sosyal ve psı- ‘ kolojik iklimin yaratılmasıdır. Dinamik bir ekonomiye geçerken halkın geleneksel alışkanlıklarını ve zihniyetini kalkınmaya yatkın bir duruma sokmak, kollektif bir şuur uyandırmak, belki de herşeyden önce gelmelidir.
Üçüncü büyük problem, ekonominin gerçek durumunu ortaya çıkaracak istatistik bilgilerin toplanması ve işlenmesidir. Mevcut durumu bilmeden atılacak adımlar başarısızlığa mahkûmdur.
Dördüncü büyük problem, üretimin seçimi ve miktarıdır, örneğin, az gelişmiş ekonomiler için hangi malların üretimi öncelikle en gereklidir? Ne kadar üretilmelidir? Mallarda bir çeşitlilik veya bir standardizasyon mu yapılmalıdır?
Beşinci büyük problem, zamandır. Plandan maksat, daha süratli ve dengeli bir kalkınmayı gerçekleştirmek ve gelişmiş ülkelerle aradaki mesafenin daha çabuk kapatılmasını sağlamaktır. Buna göre, ayrıca kalkınmanın istediği ve yüklediği fedakârlıklar, kuşaklar arasında bölünmeli midir? Yoksa, gelecek kuşaklar lehine bir kuşağı feda mı etmek gerektir?
Ve nihayet, altıncı büyük problem, ülke gerçeklerine göre haslanması gereken planın uygulanmasıdır. Hazırlanış yönünden en başarılı gözüken planların uygulanmasındaki gevşeklik ve irade noksanlığı, planın değerini büyük ölçüde düşürebilir. Zira, öngörülen tedbir ve çareler bir bütündür ve koordinasyon fikri, denebilir ki planın tamamen kendisidir.
Plan kavramını özetlersek ;
a — Plan, ilkin bugünkü durumun ve yapılacak işlerin tesbitidir;
b — Plan, kalkınmanın daha süratli gerçekleşmesini sağlamak için kullanılan bir alettir.
— Plan hakkında son söz olarak bir değer yargısı verilmek istenirse, ülkelerin kalkınma yolundaki en büyük umut kaynağını, planlamada aradıklarını belirtmek yerinde olacaktır. Bu, aşırı bir yargı değildir. En güç şartlar ve kıt imkânlarla kalkınma hamlesine başlamak zorunda olan az gelişmiş ülkelerin bu yolda yapacakları en ufak israf ve hatalar bile, tahammüllerini son derece zayıflatacaktı. Böylece. uzun süreli olarak ekonominin gelecek ihtiyaçlarını ve hedeflerini tesbit edecek bir plan olmaksızın günümüz anlamında bir kalkınmanın gerçekleştirilmesi beklenemez. Amaçlarını kıt imkânlarıyla karşılaştırarak optimal bir başarıya ulaşması için bütün imkânların koordinasyonu zorunludur. Artık, zamanımızın Ijiçbir ekonomisini plandan yoksun saymak da doğru değildir. Zira, devlet’in İktisadî hayata müdahalesi gittikçe genişlemekte, modern devletin sorumlulukları gittikçe artmaktadır. Günümüz az gelişmiş ekonomilerinin İktisadî ve sosyal meselelerine farklı bir açıdan bakmak gerektiği ve planlı ekonominin kalkınmada daha devamlı ve etkili olduğu, her çeşit eğilimli iktisatçıların çoğur.Suğunca benimsenmiş durumdadır. Birleşmiş Milletler iktisatçıları başta olmak üzere, az gelişmiş ülkelerin kalkınmasında İktisadî planlama siyasetinin uygulanması ve kalkınmanın ilk şartı olarak merkez! bir planlama, tavsiye edilmiştir. Kısaca, devlet’in genişleyen rolü, artık tartışma konusu olmaktan çıkmıştır.
— Yanlış bir anlamayı önlemek için, bir ayırım üzerine dikkati çekmek faydalı olacaktır. Plan’ı, previzyon ile bir tutmamak gerekir. Zira, amaçların tesbiti, previzyon için zorunlu değildir. Plan için ise amaçların tesbiti zorunludur ve bu amaçlann tesbitinde previzyon’dan faydalanılır. Daha açık bir deyişle, previzyonsuz bir plan yapmak mümkün değildir.
Almancası : Plan.
Fransızcası : plan
İngilizcesi : plan.
(Bk; büyüme senaryoları, bölgesel planlama, master plan, sosyal planlama, planlama ve kalkınma, büyüme, büyüme hızı).

Etiketler: , , , , , , ,

Yorum yazın