MARMARA DEPREMİ’NİN BÖLGE ÜZERİNDEKİ EKONOMİK ZARARLARI

MARMARA DEPREMİ’NİN BÖLGE ÜZERİNDEKİ EKONOMİK ZARARLARI

Ekonomi; sözlük anlamı olarak iktisadidir. Kişisel çalışma, ekonomik kalkınmanın esas kaynağını oluşturur. Ekonomik kalkınma ise; verimliliğin artması milli gelirin yükselmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin iyileştirilmesi gibi faktörlerin gelişmesidir.

Ekonomik bunalım sorunlar dindiği zamanda ilk olarak aklımıza gelen işsizlik, ülke kaynaklarının tam olarak kullanılamaması, işyerlerinin kapatılması gibi olaylar çerçevesidir.

Ama bazı olaylar, durumlar vardır ki; bunlar karşısında da ekonomik bunalımlar, sorunlar görülebilir. Bu tür olaylara en iyi örnek; “17 Ağustos 1999” günü ülkemizin hayat damarlarını felç eden Marmara Depremidir. Bizler Marmara Depremine çok hazırlıksız bir şekilde yakalandık. Bu durumdan dolayı ülkemiz ekonomik yönden de büyük bir yıkıma uğramıştır. Marmara Depremi’nde bence değiştirilmesi gereken en önemli şey binaların plansız, programsız değil bu işin eğitim ve öğretimini almış bilinçli kişiler tarafından yapılmasıdır. Ülkemizdeki binaların çoğu plansız programsız bir şekilde yapılan binalardan oluşmaktadır. Bu binaların çoğunda eksik ve ucuz malzemeler kullanılmıştır. Ve sahil tarafında bulunan binaların bazılarında yasak olduğu halde deniz kumu bile kullanılmıştır. Genellikle binaların görüntüsüne önem verildiği için kolon sayılarında olması gerektiğinden daha azdır. bu konuda bir diğer önemli noktaysa; bu binaların eğitim-öğretim görmemiş insanlar tarafından yapılmasıdır. Bir işin eğitimini alarak yapmak başka, eğitimini almadan yapmak başkadır. Tabiiki de eğitim ve öğretim alınarak ve bilinçli olarak yapılan bir iş daha güvenilir ve iyi olur.

Bir de zemin tabakasının yumuşak olduğu yerlerde binalar çoğunluktadır. Bir binanın zemini ne kadar yumuşak olursa, o binanın küçücük bir sarsıntıda yerle bir olması o kadar kolaydır. O yüzden bina yapımında dolgu alanlar değilde ; sert kayalıklı zeminlerin seçilmesi gerekir. Bu tür bahsettiğimiz binaların yaklaşık %99′ u yıkılmıştır.

Binalar sadece yıkılmakla kalsa yine iyi! Bir de bunun yanında bu binaların altında milyonlarca can yatmaktadır. Milyonlarca can, bu beton yığınlarının altında feci şekillerde can vermişlerdir. Bu yüzden bir Türk milleti olarak; acımız büyük ve sonsuzdur.

Ülkemizde bu güne kadar böyle bir felaketin yaşanacağı tahmin edilmeliydi bence. Çünkü biz sonuçta deprem bölgesinde, kuşağında yer alan bir ülkeyiz, ama nedense bu bölgede yaşadığımız hiçbir şekilde insanlara bu felaket gerçekleşmeden önce anlatılmadı. İnsanlar bilinçlendirilmedi. Ve herkes aklına geleni işledi. Bu güne kadar! Taa ki Marmara Depremi gerçekleşene kadar!

Birde bunların yanında; Marmara Depremi’nden sonraki enkaz kaldırma çalışmaları yok mu? O hepsinin üzerine tuz biber oldu bence! O kadar yaşanan olayın üstüne üslük bir de o enkaz çalışmaları tam bir felaketti.

İstanbullular sokağa döküldü;

Körfez depremi Adapazarı, İzmit, Yalova, Gölcük, Değirmendere, Akyazı, Karamürsel, Bursa, Eskişehir, Bolu ve İstanbul’ etkileyerek çok geniş ve nüfus yoğunluğu büyük olan bir kesimde yaşandı. Binaların en çok hasar gördüğü kentler Adapazarı, Yalova ve Gölcük oldu. Gölcük merkezli deprem İstanbul’ u da salladı.
Gecenin henüz aydınlığa ermediği saatlerde büyük bir gürültüyle gelen deprem İstanbulluları da uykularından uyandırdı. Kırk beş saniye süren sarsıntının hemen ardından İstanbullular sokaklara döküldü. Elektrikler kesildi ve mega kent karanlığa büründü. Deprem İstanbul’un Avcılar ilçesinde yıkıcı oldu. Bu ilçenin Küçükçekmece Gölü ile Marmara Denizi arasında kalan alüvyonlu zeminde birde inşaatlar depremde dayanıksız olunca önemli boyutlarda hasar meydana geldi.

Ulaşım ve iletişim felç oldu;

Yardım ekipleri ilk olarak buraya koştu. Avcılarda günün ilk ışıkları depremin korkunç yüzünü göstermeye başladığı saatlerde İstanbul’ un kilometrelerce uzağında başka kentlerde sayıları çok daha fazladan insanlar daha büyük acılar yaşıyorlardı.
Ulaşım ve iletişim hatlarındaki kopukluk nedeniyle depremin yangın etkisi ancak ilerleyen saatlerde ortaya çıkmaya başladı. Avcılara koordine olmaya çalışan kamulu ve gönüllü kuruluşlar ilk saatlerde enkaz altından canlıları kurtarırken Yalova ve Adapazarı’ndan kötü haber ulaştı. Ve yardımın hedeflerinde yeni yeni rotalar belirlendi.

Köprüler yıkıldı yollar çöktü;

Adapazarı en son 1940’lı yıllarda yaşamıştı acılı göçükleri yitikleri. 1943′ teki depremin ardından gelen ABD’li uzmanların “buraya iki kattan fazla konut yapmayın” öğütlerine gelecek felaketten habersiz kimse kulak asmamıştı. Gölcük merkezli depremin Adapazarı’na uzana hareketi ile en çok zarar gören de TEM Otoyolu oldu. Otobanın bağlantı yollarında ve viyadüklerinde çatlaklar, kırıklar oluştu. Bir köprü ise altından geçen taşıtların üstüne çöktü. Otobandaki bu hasar uzun süre Ankara-İstanbul trafiğini etkiledi.
BU UNUTULMAZ!!!!!!!

Deprem herkesi can evinden vurdu. Bu güne kadar sorgulamadığımız bir çok konuyla yüzleştirdi. Şimdi aklımızda bir çok soru var. Deprem yalnızca gece yatakta uyurken yakalamıyor, işyerinde yolda yürürken, asansörde karşımıza çıkabiliyor. Artık bilinçlenme zamanı pek çok insan yitirdik. Büyük ekonomik zarara uğradık. Cehalete, adam sendeciliğe son vermekten başka çare yok. Unutmamak gerekir ki; Doğal afetler kimseyi kayırmıyor. Herkese eşit davranıyor. Çözüm belli. Sorumluluk hepimizin.

SON YILLARDA OLUŞAN ÖNEMLİ DEPREMLER

Tarih Yer Ölü sayısı
1290 Çin 100,000
1458 Erzincan 30,000
1509 İstanbul 13,000
1556 Şensi(Çin) 830,000
1667 Kafkasya 80,000
1688 İzmir
1730 Japonya 137,000
1737 Hindistan 300,000
1755 Portekiz 60,000
1783 İtalya 100,000
1883 Cava 80,000
1883 Çeşme 15,000
1908 İtalya 84,000
1920 Doğu Türkistan 70,000
1935 Hindistan 60,000
1939 Erzincan 37,000
1972 Managua 10,000
1976 Guatemala 22,000
1978 İran 25,000
1979 Colombia 600
1980 Cezayir 4,000
1983 Erzurum-Kars 1,400
1985 Mexico City 9,000
1990 İran 70,000
1995 Dinar 95
1999 Marmara 20,000

Etiketler:

Yorum yazın