KOMÜNİZM

siyasette ve doktrinde, aşırı sol akımların benimsedikleri İktisadî ve sosyal düzeni ifade eden terimdir.
Komünizm’in etimolojideki kökü. Lâtince’den gelmedir. Latincedeki communis sözcüğü, herkesin faydalanmak hakkına sahip bulunduğu ortak varlıkları kapsar.
Üretim araçlarının toplum malı olmasını, tüketim mallarının ihtiyaca göre paylaşılmasını ve sosyal sınıf ayrılıklarının silinmesini hedef tuttuğu iddia edilen doktrin, Komünizm’dir.
Eskiden Komünizm fertlere mülkiyet hakkı tanımayan ve gelir bölünüşünde mutlak eşitlik isteyen bir düzen olarak tanımlanırdı. Günümüzde ise, daha ziyade üretim araçları mülkiyetinin fertlere bırakılmayacağını belirtmeğe önem verilmektedir. Gelir eşitliği terimi yerine esnek bir ifade kullanılması tercih edilmektedir.
Çağımızda, Komünizm’in başlıca karakter çizgileri şunlardır: sermayenin devlete ait olması, müteşebbis yahut iş adamı fonksiyonunun devletçe görevlendirilmiş hizmetliler marifetile yürütülmesi, emeğin devlet takdirile değerlendirilmesi, tüketim mallarından faydalanma imkânlarını ve koşullarını devletin tayin etmesi, siyasî iktidarın fiiliyatta halk oylarına bağlı kalmaksızın partiye hâkim bir lider veya grup elinde toplanması.
i) On Dokuzuncu Yüzyılda geri kalmış bölgeleri inceleyen bazı ilim adamları, tarihteki en eski ve doğal düzenin Komünizm olduğunu düşünmüşlerdir. Binlerce yıldanberi yaşayışları değişmemiş ve sosyal bünyelerinde Batı uygarlığının etkisini duymamış kabilelerde yaptıkları gözlemler, onları böyle bir yargıyö sevketmiştir. Toprağın da su veya hava gibi kimseye ait olamayacağını söyleVen Omahalılar; toprağı toplum malı sayan kızılderililer, Perulular veya Borneolu- lar; Melanezyada ve diğer bazı adalarda İktisadî mallar yanında seks hayatını da kapsayan toplumcu gelenekler ilh.. bu ilim adamlarının ile sürdükleri teze başlıca destekleri teşkil etmiştir.
KarI Marx ve Engels, eski çağların Komünizmini tahlil ederken, özellikle Lewis Henry Mor- gan’ın çalışmalarından faydalanmışlardır, ilkel Komünizm hakkındaki gözlemlere dayanarak yapılmış yorumları, doğal bir kanunu belirten ve geleceği müjdeleyen birer gerçek olarak nitelendirmişlerdir.
Ancak modern antropoloji, Komünizmi tarihin en eski doğal düzeni olarak gösteren tezi doğru- lamamaktadır.
ii) 1663 den On Dokuzuncu Yüzyıla kadar, birçok ütopist kolonilerde Komünizm denemeleri yapılmıştır. Bu kolonilerde, din ve mezhep eğilimleri hâkim yer tutmuştur.
On Dokuzuncu Yüzyılda ise. din ve Komünizm arasında, bir uçurum belirmiştir. Ütopister, Sosyalizm terimini Komünizme tercihen kullanmışlardır. Kollektivizm akımı, dine cephe almağa başlamıştır. Saint – Simon ‘un İdealizminde ve Karl Marx’ın Materyalizminde, iktisadi düşünce ön plana geçmiştir.
1848 de yayımlanan Komünist Beyannamesi. devrimci sosyalistlerin komünist sözcüğünü benimsemelerine doğru önemli bir adım olmuştur.
Rusya’da, Komünizm akımının ilk önemli aşaması, Axelrod ve Plekhanov tarafından 1883 de kurulan Emek Kurtuluş Grupudur. Bu hareket, daha sonra Marksizm’in etkisi altına girmiştir.
Rusya’daki solculuk hareketi, Sosyal Demokrat Parti tarafından temsil edilmiştir,
iii) Yirminci Yüzyıl başlangıcında, Komünizm akımının hedefleri ve sınırları hakkında yerleşmiş berrak bir anlayış yoktu. İleri sürülen fikirler karışıktı ve birbirile çelişiyordu. Komünizm’e demokratik ve cumhuriyetçi bir rejim niteliğinden Terrorizm’e kadar, her türlü tanımı yakıştıranlara rastlanıyordu.
Doktrinin esasları, 1905 ile 1917 arasında, net çizgiler kazanmağa başlamıştır. Çalışan sınıfı zafere götürecek durdurulmaz bir tarihî akımın mevcudiyeti, siyasî iktidarın kuvvet kullanarak yıkıp iktidarı ele geçirmek gereği ve parleman- tarizm’den geçici bir alet olarak yararlanmak zorunluğu ve sonunda bir diktatörlük kurmak lüzumu üzerinde, komünist liderler birleşmişlerdir.
Marksist-Leninist doktrin ile Blankizm. Anarşizm ve Sosyal Demokrasi arasında bir sınır çizilmiştir.
Blanqui’nin adını taşıyan akıma bağlı militanların yer ve zaman gözetmeksizin anî atılışlarla iktidarı yıpratıp yıkmağa çalışmalarına karşılık, Marksist-Leninist gruplar kesin sonuç almak üzere hazırlıklar tamamlanınca ihtilâli patlatmak gerektiğine inanmışlardır. Devrimciliğin bir şuursuz sokak eylemi olmayıp bir ince san’at niteliğini taşıdığını ileri süren Karl Marx’ın fikrini. Bolşevikler benimsemişlerdir.
Lenin, devrim stratejisini beş ilkeye bağlamıştır: (a) ihtilâl, bir oyun değildir. Başlayınca, sonuna kadar aynı kuvvetle yürütülmelidir, (b) ihtilâlin başlatıldığı anda ve yerde, tutuculara karşı kuvvet üstünlüğü sağlanmış bulunmalıdır, (c) Devrimci, daima taarruz halinde olmalıdır, savunmada kalmamalıdır, -(d) ıGeliyorum diyen ihtilâl)) olmaz. İhtilâlde, sürpriz etkisi yahut baskın şaşkınlığı yaratmak şarttır, ihtilâli çıkartmak için hükümetin tedbirsiz ve tereddütlü anı kollan- malıdır (e) İhtilâl, ancak sağlam moral ile ba-şarılabilir. Harekete başlayınca, saati saatine morali yükseltecek haberler yayılmalıdır.
Anarşistlerin münferit terrorist hareketlere bağlanmalarına ve adam öldürmekten yahut banka soymaktan sonuca fayda geleceğini ummalarına karşılık, Marksist-Leninist grup ihtilâlin bir komplo yahut parti hareketi olmayıp bütün işçi sınıfının ayaklanmasile yani kütlenin ezici gücünü ortaya koymaSile başarılacağına inanmaktaydı.
Sosyal Demokratlar, komünist iktidarın halk oyuna dayanacağını düşünmüşlerdir. Lenin ise, proletarya diktatörlüğünde işçi sınıfının doğrudan doğruya iktidar yetkilerini kullanmayacağını ve onun adına iktidarın parti tarafından elde tutulacağını ve yönetimin küçük bir liderler grupun- ca yürütüleceğini açıklamıştır.
iv) Son Dünya Savaşları arasında. Komünizm taktikleri birkaç defa değiştirilmiştir.
Önce. Kapitalizmin yuvası olmakla demokrasiler suçlandırılmıştır.
Sonra, Berlin-Roma mihverinin kurulması üzerine, Faşizme karşı demokrasilerle işbirliği yapmağa ihtiyaç bulunduğu kabul edilmiştir.
1939 da. Rus-Alman Anlaşması imzalanmış
v© Almanyanın Batı demokrasilerine saldırması kolaylaştırılmıştır. 1941 Nisanında imzalanan Rus-Japon Anlaşması da, beş yıl süre ile iki ülkenin birbirine tecavüz etmemesini ön görmüştür. iki yıl süre ile, İkinci Dünya Savaşının sorumluluğu, İngiliz-Fransız Emperyalizmine yüklenmiştir.
1943 de. Komünist Enternasyonali dağıtılmıştır,
v) Harpten sonra, Stalin ve diğer komünist yöneticiler, Marksist-Leninist Doktrine tekrar taassupla bağlanmışlardır. Lenin’in vasiyetnamesi. dünya komünistlerine hatırlatılmıştır. Lenin’in hiçbir vakit Rusyayı erişilecek son hedef olarak almadığı ve gerçek hedefin bütün insanlık olduğu belirtilmiştir. Doğuya ve Batıya komünist ihtilâlini yaymağa Lenin’in daima önem vermiş olduğuna işaret edilmiştir. Komünizme Avrupada ve Asyada yeni hamle fırsatları hazırlanmıştır.
1947 de, Kominform kurulmuştur. Kominform_ bütün komünistleri gericilerle, statükocularla ve emperyalistlerle savaşmağa çağırmıştır.
Rusya dışındaki ülkelerde, halk demokrasisi sloganı ortaya atılmıştır.
vi) Kruçef iktidar mevkiine geçince komünist taktiklerine esneklik kazandırmakta fayda görmüştür. Rusyayı dünyadan bir demir perde ile ayırmağı lüzumsuz saymıştır. Ancak demir perde ülkeleri, komünist siyasetindeki gevşemeyi kendi inisiyatiflerile daha da ileri götürmeğe kalkışmışlardır. Bu yüzden, kan dökülmüştür. Yugoslavya hakkında, sağ kanat oportünizmi denilmiştir.
Kruçef. Rusya içinde de, İktisadî rejimi yumuşatmak istemiştir. Tüketim malları üretimine ve dış ticaretin gelişmesine önem vermiştir. Rusların yaşayış düzeyini yükseltici tedbirler almıştır.
vii) Stafin’in rehberliğini vaktiyle kabul etmiş olan Mao. daha kıdemsiz bir lider olan Kruçef’e eğilmemiştir. Kapitalist âlem ile beraber yaşama sloganının milletlerarası devrimciliğe yaramayacağını söylemiştir. Çin Komünizminin Marksizme sadık olduğunu ve Rusya’nın Mârksizmden saptığını ileri sürmüştür.
1969 da, dünya nüfusu 3 milyar 552 milyon kişi olarak tahmin edilmekteydi. Komünist ülkeler nüfusu ise, 1 milyar 150 milyon civarında sanılmaktaydı.
Almancası : Kommunismus.
Fransızcası : communisme.
İngilizcesi : communism.
(Bk; komünist partileri. Enternasyonal. Kominform, Komünist Beyannamesi).

Yorum yazın