KARAR ve KARAR VERME

sosyal bilimler alanında en çok ilgi toplayan konulardan biri haline gelmiştir. Karar verme, bir problemi karar için ele alan ve sınırlı sayıda alternatifler ortaya koyduktan sonra bunlardan belirli birini yerine getirmek, icra etmek için seçen, sosyal bir süreç olarak tanımlanabilir (Synder, 1962). Bu konudaki literatür oldukça geniştir ve aynı zamanda, çok farklılık gösterir. Karar verme kavramı psikolojide, sosyal psikolojide, sosyolojide, iktisatta, işletme iktisadında, psikiyatride, siya sette ve diğer bazı ilimlerde önemli bir yere sa- . hiptir. Bununla beraber, her bilim dalında bu kavrama verilen önemin ağırlığı ve mahiyeti farklıdır. Burada konunun pisikolojik, siyasî ve sair yanları ile değil, sadece İktisadî yanları ile ilgileneceğiz.
Kaynaklarımızın kıt olmasına karşılık, bu kaynakları kullanarak tatmin etmek istediğimiz ihtiyaçlarımız sonsuz diyebileceğimiz kadar çok sayıdadır. Kaynaklarımız kıt olduğuna göre, bunların en yararlı bir biçimde kullanılmaları, iyi değerlendirilmeleri gerekmektedir. Kıt kay-nakların tek bir kullanım yolu yoktur; alternatif kullanım yolları vardır. Bu bakımdan alternatifler arasında bir seçme ve tercih yapma zorunluluğu vardır. İnsanın ne yapacağını seçmek zorunda olduğu her yerde karar verme sürecim bilmesi yararlıdır. Biz, burada, bazı önemli karar kurallarını özetlemeye çalışacağız.
İktisadın eldeki kaynakların en iyi tahsisim inceleyen bir ilim olduğunu söylemiştik. Karar verenin seçme yapmak zorunda olduğu hareketleri en çok tercih edilenden en az tercih edilene doğru bir sıralamaya tabi tutması gerekir. Hangi alternatifler arasında kayıtsız olduğunu da belirtmelidir. Mantıktaki kapsamın geçişliliği kuralına benzer olarak, tercihlerin geçişliliği kuralından söz edilebilir. Eğer ar i a2 ye ve a, yi de a3 e tercih ediyorsanız, a, i a3 e tercih etmelisiniz Burada, a,; a, ve a3, genel olarak, sonuçları belirli olmayan hareketlerdir. Alternatif hareketlerin (al; a,; a3…) seçimi söz konusu olan yerde bir problem vardır. Belirsizlik veya. risk karar alma sürecinde önemlidir. Sonuç belirli ise, karar almak kolaydır. Bu durumda, meselâ, a ha reketini (alternatifini) tercih etmek, a nin sonu cunu da tercih etmek demektir. Bir kimsenin ne yapmak istediğini bilmesi için tercihlerin geçişliliği kuralına uyması gerekir (ileri sürülen diğer kuralları aşağıda tartışacağız). Bir kimse a,
i a, ye, a, yi a3 e, ve a3 ü de a, e tercih ederse, bu kurala uymuyor, ne yapmak istediğini bilmiyor demektir, iktisatçı ve istatistikçilerin ilgilendikleri kararlar, risk veya belirsizlikle karşılaşan rasyonel insanın alacağı kararlardır. Bununla be raber, rasyonel adamın verilen bir alternatifler seti içinden en iyi’yi, en iyi mümkün değilse ikinci en iyi’yi vs. seçeceğini söylemek yeterli değildir. Uygulamada önemli olan hükümler ve-
reDilrrıeK için, yeterli olan bir zaman süresi boyunca. sıralama düzeninin kararlı kalması gere-kir. Bu düzen kararlı ise. iktisadın eldeki kaynakların en iyi tahsisini inceleyen bir ilim ol ması da mümkün olur..
Alternatiflerin rasyonel bir adarn tarafından tutarlı bir sıralamaya tabi tutulması varsayımı iktisat teorisinde yeni bir varsayım değildir. Bununla beraber, belirsizlik altındaki iktisadi ka-rarlara iktisatçıların daha fazla yönelmesi nispeten yenidir (Fisher 1906; Hicks 1939; Hart 1940). Karar verme analizinin matematik iktisat dalında gösterdiği gelişmelerin başlangıcı On Sekizinci Yüzyılda Bernoulli’ nin çalışmalarına kadar gider. Bununla beraber, modern katkılar Von Neumann ve Morgenstern’in Oyunlar Teorisi ve İktisadi Davranış isimli kitapları ile baş-lamıştır denilebilir, iktisatçıların modem istatistikteki Karar Teorisinden de etkilendikleri görülmektedir. Bugün, ideal tipte bir sınaî müteşebbisle de olsa «rasyonel adam»a yaklaşmanın mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
Hareketlerin tam sıralanması:
Yukarıda alternatif hareketlerin (al: a2 : a3 en çok tercih edilenden en az tercih edilene doğru bir sıralamaya tabi tutulması gerektiğini söylemiştik. Bu sıralamayı kelimelerle ifade et-mek yerine sembollerle göstermek de mümkündür. Meselâ. at: a2 ye tercih edilmiyorsa ve a3 de a3 e tercih edilmiyorsa, bunu sembolünü kullanarak şöyle ifade edebiliriz: al ^ a2 ve a,
< a3. Buna göre, al ^ a3 dür. Bu ilişki, dönüşlü bir ilişkidir; yani, ai al dır. Geçişti ve dönüşlü olan ilişkilere sıralayıcı ilişkiler denir. aı ^ aı ve a2 ^ ai °,clu3u zaroafi. aı ' a?. şeklinde yazılır, ve al ve a2 özdeş olmasalar bile, karar verenin at ve a., arasında kayıtsız olduğu söylenir. Eğer, at ^ a, ise. fakat a2 ^ ax değilse. aı 2 ı olur.
< *
Zayıf fayda modeli denilen diğer bir modelde ise, al; a2 ; a3:… alternatiflerine wal; wa2 : vv^
şeklinde ordinal sayılar verilir, w wa,
1
oluşuna göre, P (al; a2) — 0,ur-
Diğer bir ihtimaliyat modeli, tesadüfi fayda modelidir. Yukarıda açıkladığımız diğer thtima- liyat modellerinden farklı olarak, tesadüfi fayda modelinde fayda kelimesi bir sabiteyi değil, tesadüfi bir sayıyı göstermektedir. Bu model, belirli bir karar vericinin emrine amade olan alternatiflerin hepsinin tercih sıralarını gösteren cümle üzerinde sabit bir ihtimaliyat bölünmesinin varlığını belirtir. N alternatifi olan bir seride bu alternatiflerin N! permütasyonlarına bir ihtimal verilir.
Alternatif hareketler (at: a2; a3;…) arasında bir seçme söz konusu ise bir problemin varlığından söz etmiştik. Bu hareketlerden birini yapmanın sonucu dünya durumuna da bağlı olmak zorundadır, istatistik! terminoloji ile tabiat durumu denilen bu dünya veya çevre durumu karar verenin kontrolü dışında kalan bir durumdur. Bu durum bir belirsizlik örneğidir, istatistikte iki tip belirsizlik vardır. Birincisinin sebebi tesadüHUMr. Yazı-tura oynayan bir kimseyi düşünelim. Burada sonuç belirli değildir, tesadüfidir. Yazı gelmesi de tura gelmesi kadar muhtemeldir. Bu tip belirsizlik karşısında hareke» tayini nispeten kolaydır. Meselâ, bir kimseye tura geldiği takdirde kendisine 5 lira verileceği, aksi takdirde kendisinin 2.5 lira vereceği şeklinde bir teklif yapılmış olsun. Bu kimse teklifi kabul etmeyebilir; çünkü, yazı gelmesinin de tura gelmesi kadar muhtemel olduğunu «bilmektedir». Bu kişi, bu problemdeki tesadüfilik kanunları hakkında bilgi sahibidir. Diğer tip be lirsizlikte ise, hangi tesadüfilik kanununun geçerli olduğu bilinmektedir. Meselâ, yukarıdaki teklifin, çarpık olduğu aşikâr olan bir parayla yapıldığını düşünelim. Bu durumda, yazı ve tura gelmesi ihtimallerinin eşit olmadığı fakat, taraflardan birinin imtiyazlı olduğu varsayılabilir. Tabiat durumu (yazı gelmesi veya tura gelmesi ihtimallerinden hangisinin daha çok olduğu) bilinmiyorsa ne yapılabilir? Yukarıdaki problemde —izin verilirse— para birçok defa fırlatılarak tabiat durumu tahmin edilmeye çalışılır ve teklifi kabul veya red kararı buna dayandırılır.
Bu açıklamanın ışığında, hareketler muhtelif tabiat durumlarında ortaya çıkardıkları sonuçlarla tanımlanabilirler. Buna göre, bir hareket, durumlar cümlesinden sonuçlar cümlesine kadar uzanan bir fonksiyondur (Hareket kati bir hareketse. bu fonksiyonun sabit bir değeri vardır). Bir karar durumunda bu gibi fonksiyonların ancak bir kısmı temin edilebilir; bunların «uygulanabilir setleri» (a1: a2; a3;… gibi, teklif edilen hareketler). meselâ, karar verenin kaynaklarına, teknolojiye vs. bağlıdır.
9t: 0S; 0,olayları, tabiat durumlarına ait bir cümlenin alt cümlesJ’dirier. Özellikle, belirli olan (ve uygulanabilir) herhangi bir hareket için aynı sonucu veren durumların tümünü kapsayan alt cümleye sonuçla ilişkili olay denilmektedir. Bir karar durumunda, durumlar cümlesi, bütün ilişkisiz ayrıntılar çıkarılarak, bu gibi olaylara bölünür. iyi bir karar verici kendi tercihlerine göre çok boyutlu sonuçları tutarlı bir şekilde sıralamayı başarsa bile, belirsizlik altındaki hareket olayların çeşitliliği yüzünden çok boyutlu olarak kalır. Hareketler «bahisslerdir. Bazı yazarlar bunların tam olarak sıralanabileceklerini iddia etmektedirler fRamsey 1923- 1928; Savage 1954; de F¡netti 1937). Tam bir sıralamanın hareketlerin umulan sayısal fayda’larına tekabül ettiğini ilerde göstereceğiz
al: a2… şeklindeki bir alternatif hareketler serisinde, a, hareketinin sonuçları, bazen (me-selâ. bazı olaylar meydana gelirse). a2 nin sonuçlarından daha iyi olur, ve hiçbir zaman daha kötü olmazsa. at hareketinin a2 ye hâkim olduğu söylenir. Bu durumda hâkim olan hareketin tercih edilmesi rasyoneldir. Burada. a, hareketinin hakim olduğu a2 hareketine «müsaade edilmez». Bu postufayı sonuç matrisi denilen bir tablo yardımile açıklayabiliriz. Meselâ, at hareketi yapılırsa ve tabiat durumu ise. 500 liralık bir
kazanç sağlanabilecektir; at hareketi yapıldığında tabiat durumu 02 ise. 750 liralık bir kazanç gerçekleşecektir, ilh. Yukarıdaki postulaya (mü- sade edilmezlik) göre hareketleri şöyle sıralamak mümkündür: a2 < at , a3 < at. Bu postula, tek başına, hareketlerin tam sıralanmasını vermez. Bu durumda, Tablo No. 14 deki a2 ve a3 hareketleri arasındaki tercih ilişkisi hakkında hiçbir şey söylenemez. Bu ilişkiyi daha sonra ele alacağımız umulan fayda kuralı belirleyecektir.
Etkisiz sonuçların ilişkisizliği:
Karar alınırken etkisiz olan sonuçların ilişkisizliği kuralını göz önünde bulundurmak gere-kir. Bunu, yine, bir sonuçlar matrisi ile açıklayalım. ; a2; a3: a4 bir firmanın alternatif ürünler üretmek için yatırımları olsun. Bu hareketlerin sonuçları (!x; 02; 03 şeklinde gösterilen olaylara (meselâ, iç şartlarına) bağlıdır. Firma at hareketini a., ye tercih eder ve f)x olayı mey dana gelirse, bu tercihte sonucun hiçbir etkisi olamaz: çünkü, sonuçların her ikisi de aynıdir ' (20 dir). Firmanın ât i a2 ye tercih etmesinin sebebi, P(0J olduğu zaman (kişinin bahsi kazanmayı istediği varsayımı altında), bireyin ft, üzerine bahse girmeyi, 02 üzerine bahse g.r- rneye tercih edeceği düşünülür. vf)x üzerine bahse girmek», Qx vukûbulduğu taktirde bx (mesele, başarı) sonucunu doğuran bir harekette bulunmayı ifade eder. Bu sonuç, flx m vuku bulmaması halinde ortaya çıkacak b2 sonucuna (başarısızlık) nazaran daha fazla arza edilir Olayların ihtimalleri, sadece o olaylara dayan-malıdır. Yani, bireyin bahisler arasındaki tercihleri bütün sonuç çiftleri (bx; b2) için aynı olma-lıdır (£100, £ 0 ; durumu muhafaza, prestij kaybı vs.) Tabiî ki. bx in b2 den daha iyi olması şarttır. Bu, postula, inançların mükâfatlardan bağımsız olmanı, daha önceki postulalara ilave ediirnelidir. Mükâfatlar değiştiği halde, kişi iki olaydan herhangi birinin nispî şansı hakkındaki yargısını tersine çevirmezse, bu postulayı sağlamış olur.
Öze! bir hül olarak, bazı gerçek dünya olayla; mm kişisel ihtimalleri objektif olabilir. Diğer bir söyleyişle, farklı kişiler için aynı olabilir. Karar verenler, belirli olayların yaklaşık bir simetriye sahip olduklarını kabul ederler ve mantıkî kurallar izlerlerse, herhangi iki olay üzerindeki bahisler konusundaki seçmeleri uyuşacak- tır.
Umulan Fayda:
Daha önce temas ettiğimiz postulafar şunlardı:
(1) Hareketlerin tam sıralanması;
(2) Hâkim hareketlerin müsaade etmezi iği;
(3) Etkisiz olan sonuçların ilişkisizliği;
(4) inançların mükâfatlardan bağımsızlığı. Bunlara, şimdi ele alacağımız, devamlılık
postulası da eklenirse, tutarlı adamın tanımını veren şu kural ortaya çıkar: Olaylara kişisel ih-timaller [P(0) gibi], hareketlerinin sonuçlarına sayısal faydalar [u(r)] veren ve umulan faydası en yüksek olan hareketi seçen kişi tutarlıdır. Bir a hareketinin umulan faydasını w(a) ile göste-relim.
ma) = vr Ufr). P(0ra) dır.
Bu bir ağırlıklı Ortalamadır. Burada, Qra olayı a hareketinin r sonucunu verdiği bütün halleri kapsayan bir cümle’dir. a hareketi daima r sonucunu verirse, P(0n)•’= 1 dir ve w(a) = Ufr) dir..
iki sonucu olan (bt ve b.j hareketleri gözönüne alalım. b1b2 den (başarı, başarısızlıktan) daha iyi olduğuna göre, sayısal faydaları u(by) – 1 > O = u(b2) şeklinde tayin edebiliriz ve iki mükâfatlı bir ba- hisin umulan faydasının w(b). onun başarı ihtimali ile çakıştığını görürüz. Zira;
w(b) = 1 . P(ßbjb) + 0. P(0b.,b) – P(fjbyb) dir. Böylece, istenilen haz seviyesine ulaşma ihtimali maksimum olur.
Şimdi, n tane basit iki mükâfatlı bahislerden meydana gelen bir c bahisinin veya n tane, farklı fakat birbirlerini engellemeleri zorunlu olmayan, olay (Tt … Tn) üzerine piyango biletle-rinin (bv … bn) başarı ihtimallerini ve umulan faydayı. w(c) hesaplayabiliriz. bt bileti Tt olayı üzerine bir bahistir ve 0İ olayı vukubulursa, özne bi biletini alacaktır. Qv … olayları, içlerinden birinin vukuunun zorunlu olduğu, birbirlerini engelleyen olaylardır, ve aynı ihtimallerle [P(0T(l) giren iki mükâfatlı bahislere (br) tekabül eden mürekkep bir c bahis» arasında kayıtsız olmalıdır. Yani, P(Qbrc) — P(Ora) olmalıdır.
w(a) = w(c) — w(br). P(0bT c)
= £r u(r). P(()ra) olduğundan umulan fayda kuralı ortaya çıkar.
Umulan fayda kuralını karar verme stratejisine uygulayan bir misâl Tablo No. 17 de gösterilmiştir.
Karar verenden dört bilet arasındaki tercihlerini sıralaması istenir. Her bilete, birinin meydana gelmesi kesin olan iki alternatif olaya bağlı mükâfatlar verilir. Tablo’da kısaltma amacıyla, P(0) yerine P kullanılmıştır. 0 olayı, fırlatılan
1
paranın «tura» gelmesi ise, P — — dir. Fakat
2
(i aynı zamanda «bu odada konuşulacak müteakip cümle ben zamirini ihtiva edecek» olabilir Herhalde, müsaade edilmezlik postulası uygulan-, dığı zaman. Tablo No. 17 deki son sütundan anlaşılacağı gibi, a bileti c biletinden daha iyidir fakat b den daha kötüdür. Ayrıca, karar veren a ve d biletleri arasında kayıtsız olmalıdır.
Nakit karşılıklar ve sayısal faydalar:
Bir a biletinin nakit karşılığı k(a) ile gösterilsin ve bu karar verenin a için teklif ettiği en yüksek fiat olsun. k(b). k(c) ve k(d) de buna benzer şekilde tanımlansınlar. Karar verenden Tablo No. 17 deki biletlerin herbirinin nakit karşılıklarını belirtmesi istenirse, k(b) > k(al
— kfd) > kfc) şeklinde yazacaktır. Bunu yapamadığı taktirde, karar verenin «tutarsız» olduğu söylenecektir. Tutarlı ise. ve $ olayı ntura» ise, bazı nakdî kazançlar için aşağıdaki faydalar kendisine atfedilebilir: w(JOO Hra) = 1 ; w[k(b) = 314; w[k(a)} = w[k(d)} = Va /
1
w[k(c)) = —
4
w(0 Hra) = O
Karar verenlerin ancak bir kısmı yukarıda istenen sıralamayı uygularlar. Bu nedenle, kendisinin faydalarının ve kişisel ihtimallerinin herhangi bir ampirik tahmininde tutarlı olup olmadığı kontrol edilmelidir.
Umulan fayda kuralına ve dayandığı postulalara karşı olan bir kural, maksimin kuralıdır Bu kural hareketler arasındaki tercihlerin sadece,
o hareketin en kötü sonucuna dayanması gerektiğini ifade etmektedir. Bu kuralın türlü sakın-caları olduğu ileri sürülmekte ve umulan fayda kuralına tercih edilemiyeceği kabul edilmekte-dir.
Stratejiler:
Genel olarak, karar verenin muhtelif tabiat durumlarına ve hareketlerinin sonuçlarına atfettiği ihtimaller, o zaman elinde bulunan bilgilere dayanır. Yeni bilgiler aynı zamanda yeni hare ketleri de ortaya çıkarabilir. Buna göre, karar kavramı birkaç aşamada genelleştirilebilir.
Bir strateji (buna karar fonksiyonu veya du yarlılık kuralı da denir) eldeki, mümkün olan, bilgilere göre hangi hareketi yapmamızı gösteren bir araçtır. İyi bir strateji, ortalama zararı minimum yapan stratejidir.
Sonuçlar:
Bu açıklamalardan sonra ve onların ışığı altında, karar verme analizinin iktisat ilmi içinde-ki yerine ve yol açtığı gelişmelere toplu bir bakış sağlamak yerinde olacaktır.
iktisat ilmi, genel bir ayırımla, makro iktisat ve mikro iktisat olmak üzere ikiye ayrılmakta-dır. Birincisi, endüstriler ve ekonominin tümüyle, diğeri ise tek bir firma veya endüstri ile ilgilenir. İktisat ilmi, aynı zamanda, tasviri iktisat ve normatif iktisat biçiminde ikiye ayrılabilir. Tasviri iktisat «iktisadi davranışı» açıklamaya çalışır. Normatif iktisat da, kamu politikası seviyesinde ve tek bir tüketici veya firma seviyesinde kararlara rehberlik eder. Bu yol gösterme kamu politikası seviyesinde ise, normatif makro ikti-
sartan, tek bir tüketici veya firma seviyesinde ise, normatif mikro iktisattan söz edilir.
İktisatçılar, genellikle, bireysef iktisadi karar birimlerinin davranışlarile ilgili olan tasviri mikro iktisat’a nispî bir ilgisizlik göstermişlerdir. Normatif mikro iktisat insan davranışları ile ilgili bir teoriye ihtiyaç duymamıştır; çünkü, bu iktisat insanların fiilen nasıl davrandıklarını değil, nasıl davranmaları gerektiğini bilmek ister. Bu durum, geniş ölçüde, dayanılan varsayımların bir sonucudur. Meselâ, Klâsik iktisat Teorisin in rasyonellik ve rekabet varsayımlarını ele alalım. İktisadî karar birimlerinin rasyonel davrandıkları ve kuvvetli tahminlerde bulundukları varsayılır- sa, insanların davranışlarını gözleme tabi tutmak, bununla ilgili teoriler kurmak gereksiz olmaktadır. Rekabetin tam olduğu varsayımı da sadece rasyonel olanın ayakta kalabileceğini göstermektedir. Bu bakımdan. Klâsik Teorinin varsayımları kabul edildikten sonra ampirik data ile hiçbir ilişkisi kalmamaktadır.
İktisat ilmi devamlı olarak klâsik denge modelinin güçsüzlük gösterdiği yeni alanlara kay-maktadır. Emek piyasasını açıklayan teoriler, oligopol veya eksik rekabet teorisi, İktisadî ge-lişme teorisi, belirsizlik altında «karar verme» bu gibi alanlardır. Bu alanlarda iktisadi adamın. bazı çatışmaların ve dinamik problemlerin var olduğu karmaşık ve kararsız bir ortamda bulunmaktadır. Böylece. karmaşık ve dinamik şartlar altında iktisadi adamın yeni ve tam bir tanımına ihtiyaç doğmuştur. Meselâ. Klâsik Teori tüketicinin faydasını maksimize ettiği postulasını ileri sürer. Tüketim teorisindeki yeni gelişmeler bir fayda fonksiyonunun varlığını ve bunun ampirik olarak incelenebileceğini ortaya koymuştur.
Tercihler Teorisine «belirsizlik» unsufunun dahil edilmesinden sonra kardinal fayda meselesinin yeniden ele alınması gerekti. Pareto ve Slutsky’n’m çalışmalarile faydayı ordinaf bir ölçü olarak gösterme eğilimi yaygınlaştı. Alternatifler tercihlere göre sıralanmalıydı. Oyun Teorisinin gelişmesindeki çabalarının yanısıra, Von Neumann ve Morgenstern, «seçme» durumunun belirsiz olan gelecekteki seçmeleri (meselâ piyango biletleri arasındaki seçmeleri) de kapsayacak şekilde genişletilmesi halinde, sonuçlar için açık bir şekilde kardinal faydalar tayin edilebileceğini göstermişlerdir. Buradan, belirli aksiyonlarla tutarlı olarak hareket eden bir kimsenin faydasının «umulan değen ini (bir seçmenin alternatif sonuçlarının ihtimallere göre ağırlıklı ortalamasını) maksimize edebileceği sonucuna varılmıştır. Alternatiflere özne tarafından verilen ihtimallerin, olayların objektif ihtimallerine özdeş olması halinde bu teorinin ampirik testi yapılabilir. Böylece, sübjektif ve objektif ihtimaller meselesi ortaya çıkmış ve insanların böyle bir fayda fonksiyonuna göre hareket edip etmedikleri konusunda ampirik incelemeler yapılmıştır.
Yeni Fayda Teorisi, istatistik1 Karar Teorisinde, de gelişmelere yol açmıştır. Böylece, firmaların fiilî karar verme problemlerine uygulanmak üzere hazırlanmış normatif işletmecilik ve opérations research modellerine teme! olacak taslak lar ortaya çıktı. Gelecekteki ölayların sadccc ihtimaliyat dağılımlarına göre kestirilebilen ğı durumlarda sonuçların (genellikle nakdî sonuç ların) umulan değerlerinin maksimizasyonu i! ilgilenen dinamik programlamada yeni gelişm – 1er olmuştu’. Bu arada «ikili» (binary) noç: > lerle ilgili teorik ve ampirik çalışmalar yapılmıştır. Burada ulaşılan önemli sonuçlardan biri, son derece basit bir durumda dahi, öznelerin ! ayda Teorisinin uygulanmasile tahmin edi! ,n yönde hareket etmedikleridir. Ayrıca ihtimale ayanan tercihler konusunda da önemli bir geb’şme olmuştur. Duncan Luce tarafından ihtimali tercihlerle ilgili Fayda Teorisi için tam bir aksiyon sistemi kurulmuştur.
Tüketim Teorisindeki fayda mn simizasyonu gibi, firma teorisindeki kâr makrir zasyonu varsayımı da geniş ölçüde tartışma! ra yol açmıştır. İleri sürülen itirazlar şöylo c/.etlenebilir:
(1) Teori, kârın uzun dün nde mi, yoksa kısa dönemde mi maksimize r iileceği noktasını karanlık bırakmıştır.
(2) Müteşebbis sadeco tatminkâr bulduğu bir hasılat sağlamak isteyebilir, kârı maksimize etmeyi gözetmeyebilir.
(3) Günümüzde, çok defa, hisse senedi sahipleri firmanın idarecilerinden ayrıdır. Bu du-rumda idareciler kâr Maksimizasyonu hedefine itibar etmeyebilirler (Saumol, idarecilerin kârı değil, gayri safi satış hasılatım maksimize etmek istediklerini ileri • > nektedir).
(4) Firmalar ırasında eksik rekabet varsa, bir firmanın harç hareketinin optimal olacağı diğer firmaların hareketlerine bağlı olacağından maksimizasyon • edefi şüpheli ve karanlık bir hedef olmaktadır.
Yukarıda “etlenen sebeplerle, firmalardaki fiilî karar ve;me süreçlerini anlamak ve açıkla-mak için, normatif makro iktisat ve işletmecilik alanlarım’.: (psikolojinin de yardımile) yeni teoriler geü ;rme çabaları ortaya çıkmıştır.
Bu er; Ja modern kompüter’ler de insan davranışla!’ a ait teoriler kurulmasında^ ve teorilerin te: nde yararlı bir âlet olmaya başlamışlardır.
/ (mancası : Entscheidung. ransızcas! : décision.
İngilizcesi : décision, décision making.
(Bk; Oyun Ağacı, Oyun Teorisi, Morgenstern, Neumann. Operasyonel araştırma karar teorisi).

Yorum yazın