Japon Kalkınmasının Tehlikeleri

Japon Kalkınmasının Tehlikeleri

ABD’nin Japonya’yı işgali sırasında, birkaç büyük şirketin ekonomik ve siyasal yaşama egemen olmasını önlemek için yasalar çıkarılmıştı. Buna karşın eski Izibatsu artıkları, savaş öncesi şirketlere çok benzeyen bir biçimde ve gruplar halinde birleştiler. Ancak bu defa başlarında ne aristokrat aileler ve ne de holding yöneticileri vardı.
Mitsui, Mitsubishi ve Sumitomo’nun da içinde bulunduğu altı ya da sekiz büyük grup, binlerce küçük ve orta büyüklükteki firmanın gidişini fiilen yönlendirmektedir. Bunlara ek olarak elektrik enerjisi üretimini tekeli altında bulunduran dokuz büyük ortaklık ile dünyanın en çok çelik üreten dev bir çelik firması bile kısmen aynı grupların malı olup, onların elemanlarınca yönetilirler. Bu durum bize, Japon ekonomisinin savaş öncesi günlerine doğru gittiğini göstermektedir. Gerçekten
bugün, tekelciliği önleyen yasaları değiştirmek ve eski Zaibatsular gibi holdingler kurma yolunda büyük bir kampanya yürütülmektedir.
Bu eğilimin savunması akla yatkın görünmektedir. Şöyle ki; son zamanlara dek Japon sanayii, dışarıdan gelen rakip ürünlere ve yabancı sermayenin yerli sanayimdeki yatırımlarına karşı özenle korunmuştur. Ancak, Japonya, çok zenginleşince, yabancı ülkelerin sattığı mallara ve yabancı yatırıma uygulanan sıkı denetimin kaldırılması için baskıda bulundular. Bu Japon işadamlarının, dış pazarlarda olduğu kadar iç pazarda da, büyük yabancı şirketlerle yarışacağı anlamına gelmektedir. İşte, Japonlar, şimdi böyle bir yarış için aynı büyüklük ve güce sahip olacak kuruluşlar kurma hazırlığı içindedirler. Hükümet bu büyük kuruluşların çıkarlarına uygun olan her çabanın Japonya’nın da çıkarları olduğu inancıyla bu çalışmalara önderlik etmekte, onları desteklemektedir.
Bu davranış sadece ekonomik açıdan doğru olabilir. Eski Zaibatsuların ticaret ve sanayiin yeniden güç kazanmasında ve büyük ölçüde anamal isteyen ülke için zorunlu sanayi dallarının kurulmasında katkıları büyüktü. Bu sanayilerden biri olan, plastik, yapay dokumacılık, yapay kauçuk ve deri sanayileri ile çağdaş kimya sanayiinin temel maddeleri için gerekli olan petro-kimya sanayii ile Japonya’nın hızla gelişen sanayi tesisleri, demiryolları ve aydınlatma için gerekli enerjiyi sağlayan atom enerjisi sanayii bu yolla kurulmuşlardır. Bunlardan başka petrol rafinerisi, alüminyum ve uçak sanayii de kurulmuş olup yukarıda adı geçen grup yöneticilerinin yönetiminde hızla gelişmektedir.
Aynı gruplar dünyanın eğildiği diğer konularda da aynı çizgiye ulaşmak için, bilgisayar, uzay ve deniz dibinin araştırılması, roket gibi “geleceğin sanayilerini” başlatmışlardır.
Bu son derece pahalı, ayrıca bilim ve yüksek düzeyde bir teknoloji gerektiren çalışmalarda büyük Amerikan ve Avrupa şirketleriyle işbirliği yapılmaktadır. Eskiden Zaibatsu denen büyük şirketler kendi aralarında yarışırlardı. Bugün ise sanayi çok büyük harcamaları ve pahalıya mal olan teknolojiyi gerektirdiğinden, çeşitli gruplar bir araya gelerek çalışmakta, yabancı ortaklarla birlikte yatırım yapmaktadırlar.
Doğal kaynak bulma sorunu Japonları denizaşırı ülkelerde yatırımlar yapmaya zorlamıştır. Bunların çoğu Güneydoğu Asya ve Büyük Okya- nus’ta bulunan az gelişmiş ülkelerdedir. Japon yardımıyla bu ülkelerin maden, tarım, orman ve deniz; ürünleri üretimi artırılmakta, bu malların çoğu yine Japonya tarafından satın alınmaktadır.
Ayrıca bu ülkelerde, ucuz işçilikten de yararlanılarak küçük fabrika ve atölyeler kurulmuştur. Bu faaliyetlerin geri kalmış ülkeleri kalkındıracağı umulmaktadır.
1947 Anayasası, Japonya’nın artık silahlı güçler bulunduramayacağını ilan ediyordu. Bunun üzerine bütün ordu dağıtıldı, araç ve gereç stokları, tüm savunma sistemi ortadan kaldırıldı. Ama Kore Savaşı Uzakdoğu’daki dengeyi bozarak Japonya’yı Amerikan askeri birliklerinin büyük bir kısmından yoksun bırakınca, ABD, San Fransis- co Antlaşmasıyla (1951) Japonya’nın savunmasını
üstlenmiş oluyordu. Gerek Barış Antlaşması gerekse bu antlaşma ile ABD, Japonya’nın bir daha kendilerine tehlike yaratmaması için her türlü önlemi almakta kendini haklı buluyordu. 1950 sıralarında ABD, Japonya’nın 75.000 kişilik bir polis kuvveti kurmasını istemişti. 1952’de Milli Güvenlik kuvveti diye adlandırılan altı tümene bölünmüş bu örgütün sayısı 110.000 asker ve 4.000 subaya çıkarıldı. 1954’te Janopya Savunma Kuvveti diye adlandırılan bu ordu 140.000 kişilikti (1961’ de 180.000 oldu). Genelkurmay başkanlığı yeniden kuruldu. Savunma işleri ayrı bir bakanlıkça yürütülmeye başlandı. Böylece ABD, giderek Japonya’nın güçlenmesini sağlayıcı önlemlerin alınmasında eski düşmanına yardımcı olur duruma gelmişti. Bir süre sonra da artık Japonya, yine ABD ile yapmış olduğu antlaşmalar çerçevesi içinde yeni bir askeri güç oluşturmaya başlamıştı.
Japon yapısı olan hafif silahların dışındaki bütün araç ve gereçler Amerikan malı idi. Ancak, büyük önem kazanan savaş sanayii yeniden büyük bir gelişme göstererek nükleer silahlarla, uzun menzilli roketler yapımına başlandı. Batının nükleer silahlar alanında tüm gelişmelerinden yararlanmayı çok iyi bilen Japonya’nın bu alandaki hızlı çalışmalarıyla önümüzdeki yıllarda ABD ve Sovyetler Birliği ile birlikte dünyanın en ileri nükleer güçlerinden biri durumuna gelmesi olasılığı birçoklarını şimdiden düşündürmeye başlamıştır.
Japonya yetkililerinin yadsımalarına karşın, Japonya’nın şu anda dünyada onuncu askeri güç olduğuna hiç kuşku yoktur. Bu gelişme, Japon ağır sanayii için doğal olarak bir dürtü olacaktır. Ancak bugün insanları rahatsız eden bir soru vardır. Acaba bir sanayi devleti olarak eski gücüne kavuşan Japonya, yayılımcılık düşünceleriyle yine imparatorluk kurmaya kalkışacak mıdır?
Daha otuz kırk yıl önce Japon saldırısına uğrayan komşu ülkeleri, bu olasılık tedirgin etmektedir.
Ne var ki, savaşın tüm yıkımını ve acılarını tatmış olan Japon halkı, barıştan yanadır. Eğer demokratik düzen içinde barışsever duygular, savaşçı politikaya baskın çıkacak olursa, yeni Japonya, sanayi gücü, bilgisi ve denemeleriyle, Asya kıtasında barışa ve kalkınmaya büyük ölçüde katkıda bulunabilir.

Yorum yazın