Evlerde Enerji Tasarrufu Nasıl Sağlanır

Evlerde Enerji Tasarrufu Nasıl Sağlanır

Türkiye’de konut, okul, resmi daireler ve işyerlerinin ısıtılması ve havalandırılması tüm kullanılan enerjinin yaklaşık yüzde yirmisini tutmaktadır. Batının gelişmiş ülkelerinde de bu oran yüzde yirmibeş dolayındadır ama oralarda başka alanlarda kullanılan enerji miktarı da çok daha fazladır. Adam başına enerjiden yararlanma oranı da Türkiye’de olduğundan çok yüksektir.
Ülke ölçüsünde ısınma için tüketilen enerji için yüzde yirmi oranı başka alanlarda kullanılanın yanında aslında çok yüksektir. Ve bunun büyük bölümü bilgisizlik ve savurganlıkla boşuna harcanmaktadır. Eğer içinde yaşadığımız ve çalıştığımız yapılar bilinçli ve iyi bir planla yapılmış olsaydı, şimdi yitirilen enerjide yüzde kırk oranında artırım sağlama olanağını bulmuş olurduk.
Enerjiyi nasıl bir savurganlıkla yitirdiğimizi ve bunun nasıl önlenebileceğini örnekleriyle görelim; Tarihin eski günlerinde ve şimdi de birçok geri kalmış yörelerde, evler basit ama sağduyunun gereklerine uygun biçimde yapılmıştır. İklimin soğuk olduğu bölgelerde evlerin yarısı toprağa gömük ve alçak tavanlı yapılardı. Böylece evler kışın soğuğundan ve yazın sıcağından çok iyi şekilde korunabiliyordu. Güneşin yakıcı sıcaklığının baskın olduğu bölgelerdeyse evler kalın çamurdan tuğla duvarlarla ya da kerpiçten yapılıyordu. Bu kalın duvarlar gündüzün güneş sıcaklığını içeri geçirmiyor, serin ve ayaz gecelerdeyse evi sıcak tutuyordu.
Bugün bile sıcak çöl ve bozkır bölgelerinde evler böyle yapılmaktadır. Henüz orta ve doğu Anadolu’da binlerce bozkır ve dağ köyü soğuk ve sıcağa karşı çok eski çağlardan kalma bu geleneksel yöntemle korunmaktadır. Anadolu’da gerek Selçuklular, gerek Osmanlılar döneminde kent evleri bulundukları bölgenin iklim koşulları gözönüne alınarak yapılıyordu. Kışı uzun ve sert bölgelerde odaların içindeki ocaklar çevreyi ısıtırken aynı zamanda sağlıklı bir havalandırma işini görüyordu. Bir kısım evlerin ısıtılacak odalarının ortasında ateş yakılır, böylece her yere eşit ısı dağıtılması sağlanmış olurdu. Ateşin duman ve zararlı gazları odanın tavanında açılan bir delikten dışarı çıkardı. Yazları sıcak geçen bölgelerde ise evlerin ortasında sofalar bulunuyordu. Bu sofalar yazın hem serin, hem de kolay havalandırılan rahat yerlerdi.
Aradan uzun yıllar geçti, insanlar yeraltından çıkardıkları kömürü ve biraz sonra da petrolü kullanmaya başladı. Yakıt bollaşmıştı artık. Bu bolluk sonucu insanlar yakıtlarını sağladıkları ormanlık ve ağaçlık bölgelere bağlı olmaktan kurtuldular. Şimdi istedikleri yere gidebiliyor ve evlerini diledikleri biçimde kurabiliyorlardı.
Ama yapılan evlerin, işyerlerinin ve toplu konutların iklim gerekleriyle hiçbir ilgisi yoktu. Çizimleri ve düzenleri yapanın keyfine göre biçimlendiriliyordu. O kadar bol yakıt varken kışın soğuğundan korkmaya ne gerek vardı?
Yalnız kışın soğuğu değil yazın sıcağı da göz önünde tutulmuyordu. Ama, bu yüzden birçok yapının içinde yaz geçirmek sıkıcı rahatsızlıklar doğuruyordu. İklim koşulları dikkate alınmadan geniş pencereli ve ön yüzleri camla kaplı evler yazın dışarının sıcağını sadece içeri almakla kalmayıp yapıların içini sokaktan daha sıcak duruma getiriyordu. Ne yazık ki bu biçim yapıların yapımı ülkemizde ve dünyanın başka yerlerinde hâlâ sürmektedir.
ikinci Dünya Savaşından sonra birçok işyerleriyle fabrikalar ve bunların yanında konutlar ısıtma ve serinletme, havalandırma donanımlarıyla yapılmaya başlandı. Bunda kömür ve kalorifer yakıtı kullanılmıyordu ama havalandırma aygıtı ve donanımları çok elektrik tüketen yeni bir alan açmıştı. Üstelik havalandırma donanımları yeni elektrik döşemlerine de gerek gösteriyordu. Çünkü eldeki döşemler havalandırma aygıtlarının çalışması için yeterli elektrik gücünü taşıyacak dirence sahip değildi. Gene de yapılan yeni masrafları göze alanlar havalandırmanın sağladığı rahatlık ve kolaylık karşısında pek yakınmıyorlardı. Bir düğmeyi çevirmekle kışın ısınmak, yazın da serinlemek gerçekten büyük bir rahatlıktı. Ayrıca gelişen teknik ve yükselen yaşam düzeyinin doğal bir sonucuydu bu. Ama son yıllarda kendini gösteren enerji bunalımı karşısında bu rahatlığı savurganca sürdürmenin olanağı var mıydı?
Öte yandan mimarlar ve teknik adamlar da doğal kaynaklardan yararlanarak içinde yaşanması rahat yapılar geliştirmek için çalışmayı sürdürmektedirler. Doğal kaynak deyince ilk akla gelen güneşten yararlanmaktır. Kışın onun sıcaklığını toplamak, yazın da ondan korunmak! Ama bunu herkesin kesesine uygun ve yaygın biçimde nasıl gerçekleştirmeli? Uzmanlar şimdi bununla uğraşmaktalar.
Genellikle kuzey yarımküresindeki evlerin kuzeye bakan yönleri az güneş alır ve kışları soğuk olur. Kışın sert geçtiği yerlerde penceresi az ve ufak olan evler soğuğa karşı daha iyi korunurlar. Tek katlı pencere camları iyi yalıtıcı değildir. Başka bir deyişle soğuğu ve sıcağı geçirirler. Buna karşılık arasında hava olan çift kat camlı pencereler soğuk ve sıcağın geçmesini tümüyle önleyemese bile geciktirdikleri için yalıtkanlık nitelikleri yüksektir. Böyle çift camlı pencereler tek katlı cama oranla, yitirilen ısının yüzde ellisini
kurtarmaktadır.
Bu gibi nedenlerle kuzey yarım küresindeki evlerin pencereleri olabildiğince kış güneşini alabilecek biçimde güneye yönelik yapılmalıdır. Ancak yazın sıcak güneşinden korunma önlemleri de gözden uzak tutulmamalıdır. Sıcak mevsimlerde pencereleri gölgeleyecek birçok düzenlemeler yapılabilir. Bahçeli evlerde ağaç ve sarmaşıkları, pencereleri gölgeleyecek biçimde yetiştirmekle serinlik sağlanabilir. Toplu konut ve işyerlerindeyse pencereler kapanabilir tentelerle ya da panjurlarla gölgelendirilebilir.
Tüm bu önlemler kışın ısıyı korumak, yazın da serinlemek için kullanılacak enerjiyi sakınmak için gereklidir. Son yıllarda ayrık düzende yapılmış evlerin çatılarına yerleştirilen güneş toplayıcıları ile ısıtma yöntemi gelişmeye başlamıştır. Güneş pili de denen bu toplayıcılar evin gereksinmesi olan sıcak suyu sağlamakla kalmayıp tüm evi de ısıtabilmektedir. Ancak gerek pahalı oluşu, gerek az güneşli bölgelerde verimli olamayışı bakımından bu yöntem henüz yaygın bir uygulama kazanmamıştır.
Bir yanda güneş enerjisiyle evlerimizi ısıtma yolundaki çalışmalar süredursun, öte yanda eski fikirleri yeni uygulamalarla canlandırma eğilimleri de gelişmektedir. Bunlardan biri sıcak iklimli bölgelerde yere kadar uzanan pencerelerin yeni yapılarda kullanılmaya başlanmasıdır. Yaz aylarında bu pencerelerin yere yakın kısımlarından serin hava içeri girer. Sonra içerde ısınarak yükselen bu hava, tavandaki hava üfleçlerinden dışarı verilir. Bu üfleçler yaz mevsiminde hem evin içinde hava akımını sağlayarak serinletmeye, hem de saçakta biriken sıcak havanın dışarı verilmesine yardımcı olurlar. Ama az da olsa üfleçlerin işlemesi de bir enerji harcaması olduğundan ayrık düzen evlerde eskiden olduğu gibi geceleri kapı ve pencerelerden serin havayı içeri alıp bunu saçakta açılacak hava boşluklarından dışarı vermek gene de en tutumlu havalandırma yöntemidir.
Sıcak ve serin havalandırma yöntemleri yanında duvar ve tavanlarla pencerelerin iyi bir şekilde yalıtılması gerçekleştirilmemişse yapılanlardan tam sonuç alınması beklenmemeli. Şimdi tavan ve duvarların sıcağa, soğuğa ve sese karşı yalıtkanlığını sağlayan cam yünü ve plastik maddelerden yapılan levhalar gibi yalıtkanlar kullanılmaktadır. Duvarların beton ve taş yerine tuğladan örülmesi de iyi yalıtkanlık sağlar. Bu gibi uygulamalar sıcağa ve soğuğa karşı koruyucu olmakla kalmaz. Onlar kadar önemli olarak yüzde elliye yakın enerji artırımı da sağlar.
Bütün bunlara karşın iyi yalıtılmış bir evin sıcaklığından bir kısmını duvar ve tavanlarından yitirmesi gene de önlenemez, örneğin, iki katlı, girintisi çıkıntısı fazla ve dış yüzeyleri geniş bir evi ısıtmak bir katlı, dış yüzeyi az bir evi ısıtmaktan daha masraflıdır, iki katlı bir evi ısıtmak için harcanan enerji aynı metre kare alandaki bir apartman dairesini ısıtmak için kullanılan enerjinin iki buçuk katıdır.
Bu böyle olmakla birlikte herkesin apartmanda oturmak istemeyeceği de bir gerçektir. Ancak şu da var ki, yakıt artırımı bakımından en iyi düzen, hem işyeri, hem konut olarak kullanılacak çok katlı yapılardır. Böyle yerler gece gündüz hem konut, hem işyeri olarak kullanılacağından
çeşitli kolaylık ve artırımlar sağlayacaktır. Ayrıca böyle çok katlı yapılarda hem oturup, hem çalışan kimseler işe gidip gelmek için harcanan para, zaman, zahmet ve ulaşım enerjisinden önemli artırım elde edeceklerdir. Bu tip toplu ve birleştirilmiş yerlerde yalnız dükkân, lokanta, işyeri ve apartman daireleri için değil, tiyatro, spor alanları, yüzme havuzları ve eğlence yerleri için de alanlar ayrılır.
Gerçek olan şudur ki, kalabalık kentlerin çok katlı yapılarının yer aldığı semtlerdeki yakıt kullanımı, ayrık düzenli evlerin bulunduğu ufak kentlerin harcadığı yakıtın çok altındadır.
Bununla birlikte çok katlı her yapının yakıt bakımından ekonomik olduğu da sanılmamalıdır. örneğin, New York’taki gökdelenlerin ve başka ülkelerde bunların benzeri yüksek yapıların büyük birer yakıt savurganı oldukları herkesçe bilinmektedir. Bunun nedeni gösteriş ve görünüm için bu yapıların dış yüzeylerinin çoğunlukla camdan yapılmış olmalarıdır. Camdan kuleler görünüm bakımından çekici olabilir ama ne yazık ki, hem ısıtılmaları, hem de yazın serinletilmeleri kolay değildir. Bunların bazıları güneş ışığını yansıtıcı camlarla donatılmışlardır. Amaç, içeri daha az güneş girmesini önlemektir ama, sonuç bu yansıyan ışınlarla yakındaki yapıların daha da fazla ısınmaları olmaktadır.
Üstelik bu yüksek yapıların birçoğunun pencereleri açılmayacak şekilde yapıldığından temiz havadan da yoksundurlar. Bu yüzden enerji kullanan havalandırma aygıtlarının vereceği havayla yetinmek zorundadırlar, özellikle AB D’de yüksek gökdelenlerin çoğunda havalandırma döşemleri gece gündüz sürekli biçimde çalışmaktadır. Oysa ılık ve uygun havalarda pencerelerden içeri taze hava almakla, başka deyişle makinenin yaptığını doğaya yaptırmakla, hem enerjide artırım sağlanmış, hem de sağlığa daha uygun birşey yapılmış olurdu. Bu kadar da değil; o görkemli yapıların camlarından güneş ışığı girmemesi için panjur ya da perdeler kapanınca içerde elektrik yakma zorunluğu kendini göstermektedir. Bu da gereksiz bir enerji tüketimi olmaktadır.
Bütün bu nedenlerden ötürü bugünün mimarının başlıca kaygısı sadece göze güzel gelen yapılar meydana getirmek değil, aynı zamanda enerjiyi en elverişli biçimlerde kullanmayı sağlayan yapılar yaratmaktır. Şimdi genellikle pencereler olabildiğince içerlek yapılarak yaz güneşinden sakınılmakta, hem de kolayca açılarak havalandırmayı sağlayacak biçimde planlanmaktadır. Bu tip pencere yuvaları ayrıca kışın yağışlı havalarda yağmura karşı sızıntı ve akıntılara karşı da koruyucu olmaktadır.
Gerek konut, gerek işyeri olarak yapılan ve enerji artırımı gözetilerek planlanan yeni yapıların içinde yeşil bitkiler için özel yerler ayrılmaktadır. Bu yalnız süs amacıyla değil enerji artırımına katkısı dolayısıyla da düzenlenmektedir. Çünkü yeşil bitkilerin yapraklarından saldıkları nemle çevreye serinlik verecekleri düşünülmüş ve böylece yazın enerjiyle işleyen havalandırma aygıtlarından elde edilen serin havanın doğal kaynaktan sağlanması yoluna gidilmiştir.
İşte bu gibi noktaların gözetilerek planlandığı yeni evler ve öteki yapılar, yakıt kullanımında önemli artırımların gerçekleşmesine yardımcı olacaklardır. Ve bütün bunlar şimdiye değin elde edilen rahatlık ve kolaylıklardan hiçbir yitime uğramadan gerçekleşebilecektir.

Yorum yazın