Ekonominin Önemi

Ekonominin Önemi Nedir – Ekonominin toplumsal yaşamdaki önemi nedir

Eskiden beri insanı öteki canlılardan ayırmak için çok çeşitli tanımlar yapılagelmiştir; kimi düşünür onu “Düşünen hayvan”, kimi “Gülen hayvan”, kimi de “Alet yapan hayvan” şeklinde tanımlamıştır.
Bu tanımlamalar arasında belki gerçeğe en yakın olanı,sonuncusu, yani insanın alet yapma yeteneğine sahip bir yaratık oluşudur. Çünkü, insan alet yapmaya başladığı anda ekonomik bir yaratık, Latince deyimi ile “Homo Ekonomikus” olmuştur. İnsanın ekonomi bilinci ve yaratıcılığı bu denli belirleyici bir nitelik alınca onun öneminin nereden geldiğini ve etki kaynaklarını da bilmek herkes için bir zorunluktur.
Ekonomi nedir ve neden bu kadar önemlidir?
Ekonomi bilimini loş ve karmaşık bir orman gibi düşünenlere bakmadan, biz yolumuzu gölgeleyen yaprakları elimizle açarak görüşümüzü aydınlatalım. Açık ve aydınlık tanımıyla ekonomi; “Toplumların, yani toplu halde birarada yaşayan insanların kıt kaynakları kullanma ve geliştirme yolundaki düzenlemelerinin incelenmesidir.”

EKONOMİ BİR BİLİM MİDİR?
Eski Yunanistan’da bireylerin ev ve çiftlik işlerini yöneten kâhyalara da ekonomist anlamında bir ad verilmiştir. Bu yüzden ekonomi üzerine yazılan ilk kitap “çiftliği” konu olarak almıştı. Zamanla ev ve çiftlik ekonomisi feodal prenslerin ve daha sonra kralların devlet ekonomisine dönüştü; İsa’dan üçyüz yıl önce yazılan “Ekonomika” adlı kitap devlet gelirlerinin toplanacak vergilerle nasıl artacağını anlatıyordu.
Çağdaş anlamında ekonomi ise doğa bilimleri ve fizik gibi pozitif bir bilim olma çabasındadır. Aslında, ekonomi biliminin alanına giren inceleme malzemesinin çeşit ve sayısı o kadar boldur ki, bunların incelenmesi ancak pozitif bilimlere özgü yöntemlerle gerçekleşebilir. Ekonominin malzemesinden sadece bir bölümünü oluşturan üretim, tüketim, vergi, gelir, gider, üretim araçları, verimlilik, doğal kaynakların değerlenmesi iş ve işsizlik gibi olguların matematik formüllere bağlanmasına yönelik çalışmalar yürütülmektedir. Ama yine de, ekonominin fizik gibi deneysel gözlem ve laboratuvar incelemelerine dayanan bir bilim niteliği kazanabileceği açık kalmış bir sorundur. Çünkü ekonominin ölçüm ve tahmin yöntemleriyle, öteki bilimlerin uyguladığı yöntemler arasında önemli ayrımlar vardır ve bir ekonomistle, örneğin, bir elektronik mühendisinin yanıtları karşılaştırıldığında birincisinin işi çok daha zordur.

EKONOMİNİN GÜÇLÜKLERİ
Ekonominin Ölçüm ve tahminlerde gösterdiği güçlüklerde öteki sorunlara kısaca değinmeden, ana konularına girmek ve sorunlarını anlamak hem eksik, hem yanıltıcı olacaktır. Bu nedenle inceleme ve yorum yöntemlerine kısa bir göz atmak yararlı olacaktır:
EKONOMİDE ÖLÇÜM SORUNU Sosyal bilimlerde, doğa bilimlerinin tersine hacim kütle ve sıcaklık gibi nitelikler kesin nicelikler şeklinde belirlenemez. Ekonomide kesin sayılara dayanarak olayların açıklanabilmesi zor bir iştir. “Nüfus artışı” gibi bazı durumlar, belirli sayılarla anlatılabilse de, örneğin, “rekabet” gibi önemli bir kavramı kesin niceliklerle açıklayabilmek mümkün olamaz.
Ekonomi de öteki bilimlerin tekniğini uygulayarak, ileri sürülen görüş ve kuramların doğruluğunu incelemeden geçirir. Ancak, ekonominin konusunu insan toplulukları ve düzenleri oluşturduğundan, incelemelerinde uyguladığı ölçme ve tahmin yöntemleri öteki doğa bilimlerine oranla daha zordur. Ekonomistler, yani iktisatçılar, öteki pozitif bilimciler gibi konularını labora- tuvarlarda deneysel çözümlemelerden geçiremezler. Bu nedenle bir ekonomi olgusunu incelemek ve tahminlerde bulunmak için denetimli deney yöntemleri yerine bir takım modeller oluşturarak onlar üzerinde incelemelerini yürütürler. Bu modeller bir pazarın, bir bölgenin ya da bir ülkenin özelliklerini yansıtan kopyalardır. Ekonomistler bu modelleri incelerken, birtakım çizgeler, simgeler, ve matematik anlatımlarla kendilerine özgü bir dil oluşturmuşlardır. Model kurma ve modelcilik sanatı olayları basite indirgeme ve incelemeye açıklık getirme sanatıdır.
Ekonomik bir olaya uygulanan model, bizi yanlış bir yoruma götürürse, büyük bir olasılıkla bunun nedeni, olaya uygun bir model kuramayışımızdır. Böyle bir durum ekonomide “Denge Modeli” olarak bilinir. Çünkü, oynak ve hareket halindeki fiyat, üretim, tüketim ve zaman gecikmesi gibi durumların sabit görünümleriyle incelenerek bize doğru sonuçlar vermeleri olanaksızdır.
Bu gibi hareket halindeki ekonomik olaylara uygulanacak model ayrı tipte ama, daha doğru sonuçlar veren “hareket modeli” olmalıdır. Hareket modeli bize olayları dalgalanma ve hareket halleri içindeki izlemeler olası durumları göstermeye göstermeye
yarar.
Hareket modelini biraz daha gelişmiş durumun da Mikro — Ekonomik denilen tip modele uygularken, birbiriyle yakın ilişki içinde bulunan değişkenleri incelemelere geçmiş oluruz. Mikro— Ekonomik tip modelde olaylar daha yakından ve ayrıntılarıyla ele alınır; örneğin, fiyat ve üretim mallarının piyasa içindeki hareketleri izlenir, belli yer ve koşullar içindeki ayrıntılara bakılır. Endüstri ürünlerinin herbirinin, tüm içindeki genel ilişkileri mikro — ekonomide dikkate alınmaz. Bunun tam tersine, Makro — Ekonomik model de ülke çapındaki istem, sunu, üretim, tüketim, fiyat ve işsizlik durumlarını etkileyen kuvvetler incelenir.
Makro — Ekonomik model, daha çok ülke yönetimini yürütenlere örneğin, enflasyon ya da işsizlik oranının tüm ülke ekonomisi bakımından açıklanır ve tahminlerinde kullanılır. Ancak, şu da var ki, bu yöntem henüz tam olarak gelişmemiş ve doğru sonuçlar verebileceğini herkese kabul ettirememiştir. Ama son yıllarda, bilgisayarların yardımıyla, gelecekte tüm olarak ülke ve dünya ekonomisinin olası gelişmelerini saptayabileceğine inanan uzmanların sayısı çoğalmaktadır.
Makro — Ekonominin gelişmeleri tahminle ilgili bu yönünden başka bir işlevi daha vardır. Ülke yöneticileri, zaman zaman saptanan amaçlara uygun bir gidiş içinde olup olmadıklarını öğrenmek isterler. Ama saptanan planın amaçlarına hemen ve ansızın varılması söz konusu olamaz. Diyelim ki, ülke çapında üretimin beş yıl sonunda % 30, enerji üretiminin % 40, milli gelirin % 10 ya da işsizlik oranının % 50 düşürülmesi öngörülmüştür. Bu arada yöneticiler, Beş Yıllık Planın amaçlarına uygun bir yol izleyip izlemediğini ikinci yılda öğrenmek isterlerse ne yaparlar? Üretim, tüketim, dışsatım, dışalım, ücret düzeyleri, gelir— gider artışları, paranın değeri kısaca, genel ekonomik uygulamalar amaçlarına uygun olarak gelişiyor mu? İşte Makro-Ekonomi bu gibi durumlarda gelişmelerin ne doğrultuda olduğunu göstermesi bakımından yararlı bulunmaktadır.
Ancak, hemen söyleyelim ki, gerek makro, gerek mikro ekonomi de uygulanan ölçümler ve sayısal anlatımlar bize pozitif bilimlerdeki gibi kesin sonuçlar elde etmemize yeterli değildir. Bunun nedeni, ekonomik ölçümlerde örneğin; değer ya da fayda gibi hesaba vurulamayacak niteliklerin bulunmasıdır. “Taban yaşama düzeyi” (Hayat standardı) gibi bir kavramı alınız; bunu sayısal bir dille nasıl anlatacağız? Yapacağımız şey, birkaç ülkenin halkı arasındaki gelir farklarını karşılaştırmaktır ki, bu da karşımızda fiyat ve onunla birlikte, fiyat endeksleri kavramını çıkaracaktır. Fiyat endeksleri ise her ülkede iş, eğitim, çalışma anlayışı ve tatil uygulamaları gibi değişik etkenlere bağlı olarak çok değişik nitelikler gösterir. Bu nitelikler de her ülkenin “Taban yaşam düzeyi” bakımından değişik görünümler gösterir. Bunlar gibi nicelik dışı kalan etkenleri fiyat göstergeleri (endeksleri) gibi nicelikler içinde göstermek nasıl mümkün olabilir?
İşte bu gibi nedenlerle, ekonomik olaylara açıklık getirmek için daha kapsamlı inceleme yöntemleri .geliştirilmiş ve model kurma yönteminin içeriği zenginleştirilmiştir:
1) Herşeyden önce, olaylara açıklık getirmek için onları basite indirgeyerek inceleme yoluna gidilmelidir. Model kurma işlemi, basite indirgeme yolunda ele alınan bir kolaylıktır. Ama bunu yaparken, gerçek boyutu tüm ayrıntılarıyla kopya etmeye özen gösterilmez. Çünkü böyle bir çaba, kurmak istediğiniz modeli içinden çıkılamayacak derecede karmaşık ve anlaşılmaz bir hale sokar. Gereksiz ve geçersiz bir sürü ayrıntıyı be- lirtmektense, temel fikre açık bir anlatım kazandırmak yeğlenir. Bir model uçak içindeki hostesin, elinde tuttuğu bardağı göstermeden de uçak fikrini vermek mümkündür. Ekonomide model kurucusunun amacı, yalnız gerekli olanı seçmek ve onu olabildiğince basitleştirmektir, öte yandan, bunu temel fikri yitirmeden ve aşırı basitleştirmeye gitmeden yapmalıdır. Ünlü İngiliz fizik bilgini Edington’un bir örneğiyle açıklamak gerekirse: Diyelim ki, bir fil bir tepenin eğilimli eteğinde oturuyor; bu fil’in aşağı doğru otuz metre kayabilmesi kaç dakika sürer? Bunu bir çizge ile nasıl gösterebilirsiniz? Model kuram işinde deneyimi olmayan biri olayı, eğim üzerinde oturmuş bir fil biçiminde çizecektir. Oysa, bir modelci, aynı fikri yetmişbeş derecelik bir üçgen ve onun eğimli kenarı üzerinde fil’i simgeleyen bir nokta ile anlatacaktır. Hangisi daha basit ve ayrıntısız? Kuşkusuz üçgenle anlatılan.
2) Gecikme öğesi: Ekonomik olaylara incelemede karşılaşılan bir başka güçlükde, ilişkiler arasındaki zaman farkıdır. Bu ilişkiler teknolojik ve davranış etmenleri olarak iki türde ele alınmaktadır. Teknolojik grupta olanlar daha çok bir malın meydana gelebilmesi için gerekli alet, gereç, emek, ve toprak gibi ölçülebilir öğelerle ilgilidir. örneğin, teknolojik ilerlemenin üretim, emek ve sermayeyi ne şekilde etkilediği gibi.
Davranış grubu altında toplanan etmenlerse daha güç niteliktedir. Bu etmenler de insanların satın alacakları şeyler üzerinde fiyatların yaptığı etkileri, kâr fazlalığı ya da azlığı karşısında üreticilerin davranış biçimlerini inceler ki, ölçümlerin*
de kesin ve sayısal anlatımlar aranmaz, ama, tahminler yürütülebilir.
örneğin, fiyat değişmeleri karşısında bireylerin tepkisi uyartı anıyla yanıtlama süresi arasında bir zaman geçişi olacaktır (gecikme öğesi).Başka deyişle ani fiyat değişmelerine karşı ortaya çıkacak davranış biçimlerinin sayısal anlatıma vurulmaları bize kesin sonuçlar veremez. Belli bir zamanda oluşan fiyat değişmeleri karşısında insanların satın alma istekleri ne zaman belirecektir?
Bunu niceliklerle yanıtlamak zordur.
Tepki gecikmesi gerek bireyler, gerek firmalar ve gerek yönetimlerin davranışlarında kendini gösteren karmaşık bir etmendir ve ekonomi uzmanlarınca tahmin yürütülmesi en güç etmenler arasındadır.
Ekonomi bilimini bir yap — boz bulmacasına benzetenler olmuştur.Parçalar kutudan dışarı atılıp masanın üzerine dağıtıldığında, onları yeniden biraraya getirme işi ilk bakışta oldukça zor görülebilir. Dağıtılan parçalar yığınından bulmacanın çözümüne geçebilmenin yani parçalardan bir bütün oluşturmanın tek yolu parçaların her birini efe alarak yerlerini bulmak ve sonra da bunlardan anlamlı bir biçim ortaya çıkarmaktır.
Gerek burada, gerek tüm olarak ekonomide kullanılan terimlerin herbiri değişik biçim ve anlamlarda sözünü ettiğimiz bulmacanın parçalarına benzer. Bu parçaların birbiriyle uyumunu kolayca sağlayabilirseniz ekonominin bir çok sorunlarına kendinizi hazırlamış olursunuz.
Ekonomistlerde kendilerine özgü bulmaca çözme yöntemleri vardır. Ekonominin karmaşık yöntem ve kurallarını çözmede başvurdukları yollar, temelinde hep parçalardan anlamlı bütünler oluşturmaya yöneliktir. Böyle bir bütünü ortaya koyanlardan biri, bundan ikiyüz yıl önce yaşayan iskoçya’lı sosyolog – ekonomist Adam Smith olmuştur. Onun ekonomik görüşleri modern ekonominin ilk sistemli incelemeve araştırmasını oluşturmuş ve ünlü yapıtı “Ulusların Zenginliği” bugün de değerini koruyan bir başvuru kaynağı olarak tanınmıştır.
Adam Smith’in kitabında öne sürdüğü ilkeler, daha önce bilinmeyen buluşları gösteren bir durumu ortaya koyuyordu. Gerçi, bu ilkelerin çoğu kendinden önce başkaları tarafından da biliniyordu ama, bunları sistemli bir görüş açısı bakımından toplu olarak ilk defa o, geliştirip işlemişti. Yapıtındaki görüşlerin asıl önemi, ekonomi ilkelerini sistemleştirerek birbiriyle olan karşılıklı ilişkilerini açıklamasından ileri geliyordu. Gerçekte, Einstein’in nükleer fizik biliminde yaptığını, Adam Smith, ekonomide yapmıştır denebilir. Adam Smith’in yaptığını ve yapıtının önemini anlayabilmek için onun yaşadığı çağa ilişkin bazı şeyleri bilmek gerekir.
1700 yılının sonlarına doğru, dünya yavaş ama zorunlu bir biçimde endüstri çağına doğru ilerlemekteydi. O dönemde üretilen malların çoğu el emeğiyle ve bireyler tarafından yapılıyordu. Bir malın yapımı her yönüyle bir sanatkâr, örneğin; bir saban bir kişi tarafından sap bölümüne, işlenmemiş tahtadan biçim vermek, kesici bölümünü demiri döverek keskinleştirmek ve iki parçayı birbirine bağlamakla üretilebiliyordu. Bu biçim uygulamalar yeni yeni değişmeye başlamıştı. Dokuma endüstrisi, makineleşen ana iş alanlarından biriydi. Bu endüstri alanında fabrikalar kuruluyor ve Adam Smith’in yaşam süresi içinde toptan üretim gittikçe yaygınlaşıyordu. Onun, modem ekonomiye uygulanan çoğu ilkeleri dokuma endüstrisine ve onunla ilgili üretim alanlarına göre düzenleniyordu.
“Ulusların Zenginliği” adlı yapıtında açıkladığı ilk ilkelerden biri “iş bölümü” idi. Bu deyim durumun gerçek bir anlatımıydı. Çünkü; endüstrileşme gelişebilmek için iş bölümüne dayanmak zorunda bulunuyordu. Aslında basit olan bu ilke gereğince, bir maddenin üretimi işçiler arasında bölünüyor, her birini üretimin belirli bir bölümünde görevlendiriyor ve böylece daha fazla verim sağlanmış oluyordu.

Etiketler:

Yorum yazın