Ekonomik Gerileme ve Patlama

Ekonomik Gerileme ve Patlama

Adam Smith’in “Ülkelerin Zenginliği” adlı yapıtında koyduğu ilkelerden biri istem ve sunu yasası (Arz ve Taleb Kanunu) diye bilinen öğedir. Sadeleştirilmiş terimlerle kendisinin açıkladığına göre istem, bir ürünün sunusunu geçtiği zaman yani, istemi karşılayacak kadar mal bulunmazsa onu isteyenler birbirleriyle artırma yarışına girişmekte ve böylece fiyatlarda yukarı doğru çıkmaktadır. Bunun tersi durumunda bir ürünün sunuşu ona karşı olan istemeden fazla olursa, satıcı o ürünün satılmasını teşvik için fiyatını düşürmek eğilimini göstermektedir.


İSTEM VE SUNU YASASI

Bizim de içinde bulunduğumuz özel serbest girişim ekonomisi, bu ilkenin üzerinde oldukça kararsız bir biçimde işlemektedir. Asıl amaç, bu iki kuvvetin dengeli bir biçimde tutulabilmesidir. Ama ne yazık ki, bu dengenin sağlanması serbest girişim ekonomisi içinde pek kolay olmamaktadır.
Gerçekte, onbinlerce çeşit mal ve yüzlerce tür hizmetin denetimsiz biçimde pazara sürüldüğü çapraşık bir ekonomide, istem ve sunuyu dengeye getirmek hemen hemen olanaksızdır. Böyle olmakla birlikte bu ikisi arasında sadece az bir dengesizliğin ekonomiye bir çeşit hareket getirdiğini ileri süren uzmanlarda vardır.
İstem ve Sunu Yasası ekonomiyi iki yönüyle önemli biçimde etkiler, önce, dengesizlik, ekonominin sağlığında olumsuz sonuçlar oluşturmakla bir takım dalgalanmalara neden olur. İkincisi, tüm fiyat düzeyleri üzerine dolaysız biçimlerde ve olumsuz hareketler yaratmakla ekonomide ters doğrultuda bunalımlar doğurur.
Ekonomiye bir bütün olarak baktığımızda mal ve hizmetlerin sunusu eğer istemi geçerse, o zaman fazla olan sunuyu özümleyebilmesi için, üretimin, yavaşlatılması gerekir. Ama, bu da ekonomik gerilemeye götürür, öte yandan eğer istem, sunudan fazla olursa o zaman da ürün ve malların sürümü için kıyasıya bir rekabet yarışı kendini gösterir ki, bunun sonucu da fiyatların yükselmesi ve daha kötüsü onunla birlikte enflasyonun ortaya çıkmasıdır.


KONJONKTÜR DALGALANMALARI

Serbest girişim ekonomisinde gerçekte sunu ve istemi dengede tutmak olanaksız olduğu için piyasa hareketlerinde iniş ve çıkışların da önüne geçmek çok zor bir iştir. Bu yüzden, ekonomide dönemsel iyileşmeler ve bunun ardından duraklama, hatta gerileme evreleri kendini gösterir. Fabrikaların canlı ve verimli çalıştığı, işsizliğin en alt yüzeye indiği dönemleri, ticaret ve ekonomi düzeyindeki düşüşler izler, işsizlik yaygınlaşır, satın alma gücü düşer ve aynı zamanda mal azlığı kendini gösterir.
Kimi ekonomistler, ekonomi ve iş hayatındaki bu dönemsel hareketleri (konjonktür dalgalanmalarını) sadece geçmiş dönemlerin bir uzantısı olarak görme eğilimindedirler. Oysa ekonomik durumdaki bu iniş ve çıkışların kendilerine göre izledikleri yolları vardır ve serbest girişimci düzeyinin yapısı gereği zaman zaman ama, giderek daha sıklaşan aralarla ortaya çıkarlar. Serbest girişimciliğin (isterseniz buna kapitalist ekonomi de diyebilirsiniz) en gelişmiş örneğini gördüğümüz ABD’den bir örnekle durumu anlatalım: 1960’larda ABD uzunca süreli sağlıklı bir ekonomik dönem içindeydi. Bu durum 1%0’da kendini gösteren ekonomik duruma ve gerileme evresine deyin sürdü. Ardından, 1972’de başlayan bir iyileşme dönemi kendini gösterdi. Ama, bununda ardından 1975’de yeniden bir gerileme dönemine girildi. Böylece, 12 — 15 yıl içinde birkaç dönemsel dalgalanma hareketi ortaya çıkarak, konjonktür hareketlerinin kolayca önlenemeyeceği gerçeği bir kez daha anlaşılmış oluyordu. Ancak, her gerilemenin daha öncekilerin bir uzantısı mı, yoksa iyileşme döneminde gelişen teknolojinin mi bir sonucu olduğu konusunda ekonomistler henüz kesin bir yargıya varamamışlardır.
Acaba, bu dönemsel konjonktür dalgalanmalarını önlemenin olanağı yok mudur? Soruyu başka türlü de sorabiliriz; Konjonktür dalgalanmalarındaki dönemsel bunalımlar serbest girişimci kapitalist ekonominin gerçekten kendinde taşıdığı bir hastalık mıdır, yoksa yeni bir hız kazanmasına yarayan dinlenme evreleri midir?
Buna şu soruyu da eklemek gerek; ekonomik gerileme dönemleri genel bir kural olarak istemde bir durgunlaşma ile başladığına göre, meydana geliş nedenleri de istem ve sunu dengesizliğine bağlanabilir mi? Bunun yanıtı istem ve sununun yapısının saptanmasına bağlıdır. İstem ve sunu öteki ekonomik olgulardan soyutlanmış yalınç bir yapıya sahip olsaydı, belki sorunun çözümünü burada arayabilirdik. Ne yazık ki, tüm ekonomi biliminin en karmaşık düğümü burada yatmaktadır ve istemle, sunu arasında tam dengeyi sağlayabilen bir ekonomik düzen henüz geliştirilememiştir. Bu, serbest girişimci kapitalist ekonomi için olduğu kadar üretim araçlarının devletin elinde bulunduğu sosyalist ekonomi için de doğrudur.
Ancak, şuda var ki, biz istem ve sunu sürecinin ekonomik durgunluk ya da iyileşme üzerindeki etkilerini güçlük çekmeden anlayabilmekteyiz;
örneğin, eğer birkaç önemli endüstri dalında görülen durgunluğun bir göle atılan taşın oluşturduğu dalgalar gibi, giderek yayıldığını ve öteki endüstrileri de etkileyerek, önemli gerilemelere neden olabileceğini bilmekteyiz.
Tanıma kolaylık getirmek için bir örnek verelim: Konut yapımı alanında ev ve apartman dairesi atımında, yüksek fiyatlar nedeniyle istem düşerse, bundan sadece inşaatçılar zarar görmekle kalmaz; keresteciler, demirciler, çiviciler, boyacılar, elektrikçiler, camcılar, mobilyacılar, halıcılar ve ev eşyası üreten birçok sanayici ve üreticiler olumsuz yönde etkilenirler. Ayrıca, bunlar da kendilerine bağlı birçok işkolunu zincirleme etkilemelerle peşlerinden çekerler.

EKONOMİK PATLAMA VE HIZLI GELİŞME
Dönemsel ekonomik hareketlerin bir ucu gerileme ise öteki ucu da ekonomik patlama denilen gelişmedir. Ancak ekonomik patlamayla gelen hareketin altında bazı tehlikeler de yatar. Kuşkusuz bu-tehlikelerin en büyüğü enflasyon dediğimiz ve bugün de tüm dünyanın en önemli ekonomik sorunu olan durumdur. Neden? Enflasyon tehlikesi neden bu kadar salgın ve yıkıcı olabiliyor? İlginç olan nokta, enflasyonun ekonominin hızla geliştiği dönemlerde bir virüs mikrobu gibi gizli biçimde hareketin içinde gizlenebilmesidir. Ekonomik patlama derken bundan üretim, istihdam, paranın değer kazanması ve ekonominin öteki kesimlerinde oluşan hızlı gelişme anlaşılır. Ama bu hızlı ve aşırı oluşumun, neden enflasyonu da kendinde taşıdığı konusu henüz uzmanlarca çözümlenemeyen bir sorun olarak ortada durmaktadır.
Hızlı gelişme ya da patlama süreci içinde, sunu ve istem de hızlı bir hareket kazanır. Bazen sunu hızla artan istemi karşılayamaz, bazen de tersi durum kendini gösterir. İstemin hızlı artışı, fiyat artışlarına neden olur. Bu durumdan yararlanma fırsatını kollayan üreticiler bulunabilir ve bunlar yüksek kârlar peşinde koşabilirler, öte yandan, kimi üreticiler de elde ettikleri kârları, fazla üretime yönelik işlerini geliştirmek amacıyla yeni yatırımlarda kullanabilirler. Gelişme yatırımı, sağlanan kârlarla gerçekleşir. İstem sonucu artan fiyatlardan doğan kârın sadece birkaç çıkarcının kasasında saklandığı düşüncesi genel bir kural olamaz. Aşırı hızla gelişen ekonomilerde enflasyon giderek artan bir baskı eğilimi gösterir. Ekonomistlerin ağzı ile buna “aşırı ısınmış ekonomi” denir.

ENFLASYONUN NEDENLERİ
Enflasyon başlıca üç etmenle kendini gösterir: a) Maliyetlerin yukarı doğru itilişi yani yükselişi, b) istemde fazla bir çekişim ortaya çıkması, yani az malın çok istem çekmesi, c) Paranın değer yitirmesi, yani çok paranın az mala yönelmesi.
Bunların ilk ikisi kendi tanımlarını kendilerinde taşımaktadır; birincisinde maliyetler fiyatları aşağıdan yukarı doğru iter, İkincisinde istem fiyatları yukarı doğru çeker. Paranın değer yitirmesi ise mal ve hizmetlerin miktarında artış olmadan yeni para yaratma sonunda oluşan bir sürecdir. Böyle- ce harcayacak daha fazla para bulunduğu halde, bu para ile o kadar mal satın alınamaz. Bunun sonucunda belli miktarda ki, mal ve hizmetlere karşı istemde artmalar meydana gelir. Yeni para yaratmak demek, dolanımdaki paranın satın alamadığı mal ve hizmet için daha fazla para basmak demektir. Bunun da sonunda genellikle felâketli ekonomik bunalımlar kendini gösterir.
Konjanktür hareketlerinin sık sık kendini gösterdiği ABD.’den bir örnekle durumu anlatalım; 1970 yıllarında maliyet itici ve istem çekici enflasyon zaman zaman basıncını artırıyordu. Dönemsel dalgalanmanın yüksek düzeyinde ekonomi yavaşlama göstereceği yerde tersine çok hızlı bir ilerleme gösteriyordu. Bu aşırı hız bir yerde geri teperek gerilemeye neden olacaktı. Ama o hızda başı dönenler, fren kullanmayı akıllarına bile getirmemişlerdi. Aslında bu durumun gözönünde tutulmayıp, önlemlerinin alınmaması şimdi insana çok garip görülebilir; gereğinden fazla ve hızlı giriş neden gerilemeye yönelsin? Bunun yanıtını şurada aramalı: Bir üretim dalındaki işletmelerin en yüksek üretim kapasitesi ne kadar zorlanırsa zorlansın kendi olanaklarını aşamaz ve böyle de olunca iyice yükselen istem düzeyine erişemez; yani isteme cevap veremez. Çünkü işletmeler büyüme sürecinin bazı aşamalarında hız kazanan istemi
karşılayacak ek gelişme hazırlıklarını yapmamışlar ya da yapmayı düşünmemişlerdir. Böyle olunca artan istemi de eski kapasiteleriyle karşılayamazlar. Bu bakımdan konjonktür dalgalanmalarının alması olası doğrultular hesap edilerek işletmecilerin genişleme projelerine hazırlıklı bulunmaları gerekir. Genellikle 2-3 yıl süren genişleme ve ekleme projelerinin bekletilmeden ele alınması zorunluğu vardır.
Kâğıt endüstrisi buna iyi bir örnektir. Çeşitli tip kâğıda karşı olan istem 1972 sonlarında çoğalmaya başlayarak, 1973 yılı boyunca devam etti. Bu arada istem de başka bir etken tarafından harekete getirilerek artmıştı. Kâğıdı kullanan belli başlı kişi ve kuruluşlar, gereksinmelerinin karşılanamıyacağı kaygısıyla stok yapma yoluna gittiler ve fabrikalara büyük siparişler verdiler. Bunun sonucunda, istem daha da yeğin bir düzeye çıkınca, hiç hesapta olmayan durumlar kendini gösterdi.
önce sunu ve istem yasası uyarınca, kâğıtçıların aşırı istekleri sonunda fiyatlar olağanüstü bir artış düzeyine çıktı. Sonra, bunun ardından kâğıt üreticileri düşük fiyat ve nitelikteki kâğıt yapımını yavaşlatarak kendileri için daha kârlı, ama pahalı cins kâğıt üretimine yöneldiler. Böylece hem yükselen maliyet hem de artan fiyat farkları tüketicilerin sırtına yüklenmiş oldu. Tüm bu hareketler enflasyonun tipik işaretleriydi.
Enflasyon, mevsimlik grip hastalığı gibi zaman zaman değişik belirtiler ile kendini gösterir. 1970’lerde, ABD’de görüleni daha çok maliyetleri yukarı itici türdendi. Aslında bu çeşit bir enflasyon
kısır döngü biçiminde zincirleme döney bir yol izler ve önlenmesi en zor olan türdür. Yapımcı ve üreticiler kendi başlarına geleni müşterilerine yansıtmaktan başka yol bulamadılar. Sonuç olarak da yiyecek, giyim, barınak ve öteki gereksinim maddelerinin fiyatları yukarı doğru fırlar. Ardından işçiler daha yüksek ücretler elde etmek için direnirler. Nihayet, ücretlerine zam yapan işletmeler de maliyetleri.yükseltirler. Zamlar, ücretlerdeki artışı karşılayamaz. Böylece, zincirleme tepkimeler kısır bir döngü içinde genişlemesini sürdürür gider. Ama bir yere kadar… Sonra başka bir gelişme kendini gösterir.

ÜCRETLER VE FİYAT KONTROLLERİ
Ekonominin zaman zaman içine düştüğü bu kısır döngü bu kadar önemli bir sorun ise, yönetimler ücret ve fiyatları neden denetimleri altına almazlar, diye sorabilirsiniz. Neden artışlar yasalarla sınırlanmaz? Ekonomistler böyle davranışların akıllıca bir iş olacağını kabul etmek istemezler. Ücret ve fiyatları denetim altına almak isteyenler kötü bir durumun daha kötüye gitmemesi için zorla da olsa bunu isteyebilirler. Öte yandan ücret ve fiyat denetimi politikasına karşı olan ekonomistler ise zorlama denetimlerin çok ciddi aksaklıklara neden olacağını ileri sürerek işin çözümünü sunu ve istemin serbest hareketlerine bırakmayı yeğlerler.
Denetimin sakıncalarını öne süren ekonomistler, yönetimlerin işe karışmasıyla istem çeken malların karaborsaya düşeceğini, ticari faaliyeti aksatacağını, fiyatları artıracağını, kısaca normal ticaret kanallarını kapatacağı görüşünü savunmaktadırlar.

GAYRI SAFİ MİLLİ HASILA (GSMH ya da GNP)
Bir ülke ekonomisinin sağlamlığının göstergesi olan Gayri Safi Milli Hasıla (GSH ya da evrensel kabul edilmiş kısaltmasıyla GNP) ekonomistler ve hükümetlerce yakından izlenen en önemli ölçüt olarak benimsenmiştir. GSMH, bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin para olarak tüm değeridir. GSMH’nın sadece ülke parası karşılığı ya da paraya göre değerlendirilmesinin durumu tam yansılamayacağını ileri süren ekonomistler vardır. Bunlara göre GSMH, ülkenin ürettiği mal ve hizmetlerin iyi ve sağlıklı bir değerlendirmesini simgeler, yani nicel değerlerin niteliğe dönüştürülmesiyle bir durumun saptanmasını amaçlar.
GSMH, gerek ekonomistlere, gerek hükümetlere izledikleri ekonomik politikanın amaçlarına erişip erişmediğini saptamaya yarayan genel bir ölçü olarak benimsenmiştir, örneğin; bir önceki yılın son yarısında % 5 olan GSMH’nın gelişme hızı, ertesi yılın aynı döneminde bunun altına düşmüşse, diyelim ki, % 4’e inmişse ekonomistler için bu kaygı verici bir durumu gösterir. Böyle bir durumda ekonomi belki de olması gerektiği gibi sağlıklı bir yol izlememektedir.
öte yandan, aynı süre içindeki % 8 bir artış da ekonominin istenenen daha hızlı büyüdüğünü gösterir ve bu aşırı hızın getireceği tehlikeler ekonomistlerin korkulu düşler görmelerine neden olur. Aslında GSMH’nın önceden düşünüldüğü gibi tam olarak gerçekleşmesi çok az görülen bir olaydır. Ama, yine de zararsız sayılacak düşme ve artmalar bir yana, GSMH bugün bir ülkenin ekonomik durumunu yansıtan bir ölçüt olarak her yerde kabul edilmiştir.

FİYAT GÖSTERGELERİ
Zaman zaman gazete ve radyo konuşmalarında fiyat endekslerinin (göstergelerinin) artmakta ya da yükselme gösterdiğine ilişkin anlatımlara rastlanır. “Ekim ayında toptan eşya endeksleri, bir önceki yılın aynı ayma oranla % 15 artış göstermiştir” gibi bir anlatım duyduğunuzda, bunun anlamı aynı malları almak için % 15 oranında daha çok ödeme yapacaksınız demektir.
Fiyat göstergeleri, tüketici endeksi ve toptan endeks olarak her ay hesaplanarak saptanan istatistik, yani saylamalardan oluşur. Her iki sayılama da aslında aynı sonuca götürür; fiyatların yükselme (çok nadir olarak da) düşme oranlarını bildirmeye yarayan ölçümlerdir. Tüketici fiyat endekslerinin saptanması amacıyla, Ticaret Bakanlığı, Ticaret ve Sanayi Odaları, ülkenin çeşitli bölgelerinden tüketim maddelerinin fiyatlarını toplar ve bunların aydan aya ne oranda değişmeler gösterdiğini hesaplar. Tüketici fiyat endeksi milyonlarca yurttaşın ücretlerinin belirlenmesi ve bunlar üzerine yaptığı etki bakımından özel bir önem taşımaktadır. İş sözleşmeleri tüketici fiyat endekslerindeki artış oranlarını dikkate alarak işçi ücretlerini belirler.
Toptan satış fiyat endeksleri ise özellikle ekonomistler açısından dikkatle izlenir. Ticaret ve sanayi odaları ile Ticaret Bakanlığı bu istatistikler için imalatta kullanılan malların geçer fiyatlarını toplayarak bilgi sağlar, örneğin, konserve yapılacak pişmemiş yiyecek maddeleri bunlar arasında sayılabilir.
Bu endeksler (isterseniz buna gösterge de diyebilirsiniz) bazen tüketici tarafından da hissedilen fiyat artışların önceden haber vermeye yaramaktadır ama, herzaman güvenilir bir kaynak olarak kabul edilmemelidir.

İŞSİZLİK ORANI
Bir ülkede kaç kişinin hangi iş alanında çalıştığının ve toplam nüfusun ne kadarının işsiz olduğunun sayısı belli dönemlerde yapılan araştırmalarla saptanır. Bu araştırmalar ülkemizde, yetkili kuruluşlar ve Başbakanlık istatistik Enstitüsü Başkanlığınca yürütülür. İşsizlik endeksleri, çalışan ve çalışmayan nüfusun oranlamasıyla ortaya çıkar. Bundan elde edilen sonuçlar ülke ekonomisinin durumunu belirtmede çok önemli değer taşır. Böyle olmakla birlikte iş çevreleri işsizlik oranlarının saptanmasında izlenen yolların gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek sonuçlara güven göstermemektedirler, işsizlik oranı ile ilgili saydamalar nereden kaynaklanmakta, nasıl elde edilmektedir, ileri batı ülkelerinde işsiz sayısının saptanması, kapı kapı dolaşılarak yapılan araştırmalar sonunda gerçekleştirilir. Ayrıca bilgisayarların oranlama işlemleriyle elde edilen işsiz sayıları da dikkate alınır. Ancak her iki araştırmanın sonuçları yine de kuşkuyla karşılanmaktadır. Geçici işlerde çalışanlar, kendi olanaklarıyla geçinenler, göçmen işçiler, işsizlik primiyle yetinip çalışmayanlar gibi onbinlerce, bazen yüzbinlerce kişi kayıtlara işsiz olarak geçebilir.
Ekonomi uzmanları bakımından, işsizlik sayısının kesin olarak saptanması güç bir iş olsa da, işsizlik oranının çok yüksek düzeylere çıkması ülke ekonomisinin çok ağır bir bunalım içinde bulunduğunu gösterir. Serbest girişimci ve Türkiye’nin de benimsemiş olduğu karma ekonomi düzeninin uygulandığı ülkelerde, işsizliği yüzde yüze indirme olanağı yoktur. Aslında, inmemesi daha da iyidir. Ekonomistler, kapitalist ekonominin işleyişinde yüzde 3, hatta yüzde 5 oranındaki işsizliği zararlı görmek bir yana, yararlı bile bulmakta ve üstelik sağlıklı ekonominin bir göstergesi saymaktadırlar.
Onların görüş açısına göre istenebilir bir işsizlik oranı vardır, hatta bu zorunludur da. Çünkü, yüzde yüz oranında herkesin iş sahibi olması bir bakıma ciddi bir enflasyonun kendini yakında göstereceğinin kanıtı olarak kabul edilmektedir.
Daha önce sözünü ettiğimiz istem ve sunu yasası ile bu durumun yakından ilişkisi vardır. Düşününüz bir kez, herkes iş sahibi olsaydı, eleman arayan bir firma bunu nereden bulacaktı? Ortada gereksinme duyulan eleman olmayınca, başka yerlerde çalışanları ayartma yoluna gidilecekti belki de. Tıpkı kıtlığı çekilen mal durumunda olduğu gibi eleman bulmak içinde bir yarışma başlayacak bu da ücretleri yükseltecek, yükselen ücretler üretim maliyetine eklenecek ve sonunda tüm bunlar enflasyonu körükleyecekti.
işte yeterli derecede işsizliğin yararından söz- edenler bunu ileri sürerken, istem ve sunu kuvvetlerinin de böylece dengede tutulacağını belirtmek istemektedirler. Oysa, işsizlik oranı ne düzeyde olursa olsun, getirdiği acılı koşulların yanında bir takım başka sorunlar da ortaya çıkarır. Bir kez bu süreç kendini gösterdimi belirli bir oranda üretim düşmekte, büyüme durmakta ve kamu hizmetlerini yürütmek için devlet için gerekli olan vergi gelirleri yitirilmektedir.
Serbest girişimci ve gene bunun içinde varlığını koruyabilen karma ekonomi için işsizlik, dönemsel konjonktür dalgalanmalar ve enflasyonla birlikte henüz çözümlenmemiş bir sorun olarak ortada durmaktadır.

Yorum yazın