Ekonomide Üretim Nedir

Ekonomide Üretim Nedir

İŞ BÖLÜMÜ
Adam Smith iş bölümüne örnek olarak iğne üretimini göstermiştir. Aslında, bu örneği ele almasının geçerli bir nedeni vardı; çünkü, 1700 yıllarında dokuma endüstrisinin gelişmesi iğne ve dikiş için büyük çapta bir istem yaratmış bulunuyordu. Böylece geçmişte uygulandığı gibi artık iğnelerin el ile üretilmesi yetersiz bir duruma gelmiş ve çok sayıda toptan üretim yöntemleri geliştirmeyi zorunlu kılmıştı.
Adam Smith, eski üretim yöntemlerinin yerini almakta olan yeni üretim tekniğini somut bir örnekle şöyle anlatıyordu: Bir işçi teli çeker öteki onu düzeltir, bir üçüncüsü keser, dördüncüsü ucunu sivriltir, bir beşincisi de bileme işini tamamlar; böylece iğne yapmak için beş ayrı işlem de ayrı kişilerin elinden çıkar. Bundan sonra iğnenin parlatılması, beyazlatılması, kâğıda sarılıp paketlenmesi gibi işler sayılacak olursa, bir iğnenin yapımı için onsekiz ayrı işleme gerek vardır.
Adam Smith, on işçinin iş bölümü sonunda bir günde kırsekiz bin adet iğneye kadar üretim yaptıklarını kendisinin gördüğünü belirtmiştir. Oysa, bu işçilerin herbiri birbirinden ayrı yerlerde çalışmış olsalardı, günde belki de bir iğneyi tüle zor üretebileceklerdi. Çağdaş sanayi teknolojisinin gelişmesinde bu ilkenin, yani iş bölümünün önemini hiç kimse küçümseyemez. Bugünün yaşam düzeyi sanayide uygulanan iş bölümü yardımıyla gerçekleşmiştir. Adam Smith’in kitabında öngördüğü işbölümü ilkeleri bugün o değin doğal görülmektedir ki, verimlilik üzerindeki etkilerini kimse farketmemektedir bile… Ancak, şimdiki gelişmiş yöntemde işçiler oldukları yerde ayakta durmakta ve işlenecek parçalar taşıyıcı şeritler üzerinde onların önüne gelerek basit bir işlem gördükten sonra akıp gitmektedir.
Buna en iyi örnek, otomobil endüstrisinde gösterilebilir. Bir otomobilin çeşitli parçaları işçilerin çalıştıkları yerde ilerledikçe örneğin, bir grup işçi ön tamponu, ikinci bir grup arka lambaları, üçüncü bir grup işçi de cam sileceklerini yerine takmaktadır. Bu yöntemle otomobiller çok kısa sürede ve toptan olarak hızla yapılabilmektedir. Eğer üretimin her aşaması için bir işçi sorumlu tutulsa, ve bu işçi her defasında aynı otomobil üzerinde çalışsa idi, aynı otomobilin yapımı bir yıl gibi uzun bir zaman sürerdi. Bugün çok gelişmiş ülke olan Japonya’da Adam Smith’in ilkeleri daha çok geliştirilerek otomobil endüstrisinde her işçi yılda ortalama otuzbeş araba üretebilmektedir. Yanlış anlaşılmasın; üretilen tüm otomobil sayısında bir işçinin payına otuzbeş araba düşmektedir.

VERİMLİLİK
Verimlilik terimi günümüz ekonomisinin tanımına girişilmeden öğrenilmesi gereken temel deyimlerden biridir. Ama, aynı zamanda, genellikle çok yanlış anlaşılan bir terimdir de. Verimliliğin tanımı basit olarak; bir işçi tarafından belli bir süre içinde üretilen mal ve hizmetlerin toplam değeridir. Bu süre bir ay veya bir yıl olabilir. Yukarıda örneğini verdiğimiz Japon otomobil işçisinin yıllık verimliliği (etkinliği), payına düşen otuzbeş otomobilin para değeri ile çarpılmasıyle elde edilmiştir. Tüm bir ulusun verimliliği ise örneğin, bir yılda üretilen mal ve hizmetlerin tahmin edilen değerlerinin işçi sayısına bölünmesi ile saptanır. Bulunan bu rakkam öteki ülkelerle verimliliğin karşılaştırılmasında bize yararlı bir ölçü olabilir; Ancak, kendi başına sağlam bir değer taşıyamaz. Yine verimlilik rakkamları bir yıldan ötekine karşılaştırıldığında, en yüksek değeri anlatır. Bundan yukarıya ya da aşağıya doğru olan hareket, bir ülkenin ekonomik durumunu göstereceğinden oldukça önemli bir değer taşır. Verimlilikle bir ülkenin taban yaşama düzeyi arasında doğrudan ve sıkı bir bağlantı da vardır. Bu genel anlatımdan sıyrılıp konuya biraz daha yakından bakalım: Eğer çalışanlara ödenen ücretler artarsa, malların üretim maliyetleri de, fiyatları da artma gösterir. Eğer işçi verimliliği yaklaşık aynı hızda artarsa, bu artış ücretlerdeki yükselişi karşılayabilir ve böylece maliyetle ücretler arasında geçici de olsa bir denge sağlanabilir.
Bir ülkenin tüm verimliliği üzerine fikir edinmek için, o ülkede bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlerin tahmin .edilen değeri işçi sayısına bölünür. (Bu bize gayri safi milli hasıla / (GSMH) ya da bilimsel kısaltılmış anlatımıyla GNP değerini gösterir). Her işçinin verimliliği de böylece ortaya çıkar.
Verimlilik ya da etkinlik söz konusu olduğunda önemli bir ayırımı göz önünde tutmak gerekir. Bir “Teknik etkinlik” bir de “ekonomik etkinlik” vardır. Örneğin, bir teknik adam ya da işletme herhangi bir malı teknik açıdan çok iyi yapabilir; onu hem daha az malzeme ile, hem de daha yüksek nitelikte üretebilir ve böylece “Teknik etkinliği (verimliliği)” sağlamış olabilir. Ama, bu mal eğer çok az kişinin merak konusu olup, toplumda başka kimsede istem yaratmıyorsa o zaman ekonomik etkinlik ( verimlilik) sağlanmamış demektir. Çünkü o malı üretmek için kullanılan malzeme ve hizmet toplumun genel refah düzeyini artırma yönünde kullanılmamıştır.

SERMAYENİN ROLÜ
Tüm ekonomik faaliyetlerinin en önemli iki ana öğesi olan sermaye ve emekten söz ederken, önce birincisinin rolünü sağlam biçimde saptamak zorunluğu vardır. Daha fazla üretim elde etmek için ne yapmalı? İşçi sayısını mı çoğaltmalı, çoğaltmadan çalışanların verimini mi artırmalı yoksa verimi artıracak yeni makine ve gereçler mi almalı? Ekonomi biliminde en önemli tartışma alanı burasıdır; üretimde ya da verimin artmasında emek mi yoksa işveren mi (sermaye) daha büyük etki payına sahiptir?
Aslında bunların ikisi birbirine karşıt değil, tersine birbirine bağlı değerlerdir. İşgücü olmasa sermaye tek başına hiç bir üretim yapamayacağı gibi, emek de sermaye ( para ya da üretim aracı) olmayınca o da tek başına hiç bir değer taşımaz. Bunda şuna dikkat etmeli; sermaye dendiğinde sözcük anlamıyla parayı değil, onu bir üretim aracı olarak anlamaktayız. Ama üretim sürecini gerçekleştirebilmek için ikisi biraraya gelse de yine de ortaya bir şey çıkaramazlar. Üretimin gerçekleşebilmesi için daha başka şeylere de gerek vardır; fabrika ya da işyerinin kurulacağı bir yer (toprak), aletler, araçlar, gereçler, olmasa sadece emek ve sermaye ile üretim nasıl yapılabilirdi?
Ekonomistler tüm bu öğeler üzerinde uzun tartışmalar yürütegelmjşlerdir. Şimdilerde sermayenin de araç — gereç ve toprak gibi bir üretim aracı olduğunda çoğu birleşmiş görünüyor. Yalnız daha yoğun içerikli bir tanım olduğundan sermayeye daha kapsamlı bir ad verme zorunluluğunu duymuşlar ve buna entansif sermaye demişlerdir. Ancak bu deyimin daha çok bugünkü büyük endüstriler içinde kullanıldığını da belirtelim, örneğin, çelik endüstrisini ele aldığımızda, makine, araç – gereç kısaca üretim araçları arasında sermaye yine de önemli bir payı temsil eder. Ancak, bu para şeklinde değilde araç kılığında olarak kendini gösterir.
öte yandan, günümüzün büyük ve karmaşık endüstrileri dışındaki üretim endüstrilerinde emeğin baskın payını belirtmek için entansif emek deyimi kullanılmaktadır. Yani, birincisinde sermaye entansifı (sermayenin baskınlığı) İkincisinde emek entansifi (emeğin baskınlığı) üretimin maliyetinde daha etkili rol sahibi olmaktadır.
Bu iki entansifin dışında kalan ve onlar kadar kolayca sınıflandırılamayan başka endüstri tipleri de vardır. Bu tür kuruluşlarda hangi entansifin baskın karakter taşıdığı belirgin biçimde saptanamaz. Çünkü, gerek sermaye, gerek emek entansifi aynı ya da birbirine yakın etkinlikte bulunur.

FİYAT VE KÂR
Fiyat nedir, kâr nedir, nasıl meydana gelirler? Bu noktada karışık ve içine girilmez gibi görünen bir orman kıyısında gibiyiz ama, yolumuz üzerindeki sağlı — sollu dalları iterek kendimize yine de yol açabiliriz. Göreceğiz ki, karmaşık görünen ekonomi ormanında açıklıklara varmak sanıldığı kadar zor değildir.
Biz şu anda ekonomik kurallara kendimizi fazla kaptırmadan ülkemizin de içinde bulunduğu ekonomi mekanizmasının ana çarklarından ikisinin ne olduğunu ve nasıl işlediğini görelim: Diyelim ki, fiyatı 4000.- TL olan bir kat giysi aldınız kendinize; bu fiyatı kim koydu? Hemen “satıcı” diye yanıtlayacaksınız ama, bu gerçeği yansıtmaktan uzak bir yanıt olacaktır. Satıcı fiyat saptamakta özgür değildir. Kendisi ne derse desin, özgür de olamaz. Çünkü, bir kat giysinin satılabileceği en yüksek bir fiyat çizgisi vardır ve bunun üstünde de hiç kimse o parayı ödeyerek giysiyi almaz. Giysi fiyatları ortalama 3500.- TL. ve en pahalısı da 5000.— TL. düzeyinde ise, satıcı bir takım için 15000.— TL. fiyat isteyemez, çünkü o da günün satış fiyatlarına uymak zorundadır.
İşte fiyatları belirleyen etkenler bu örnekte kendilerini hissettirir.
Nelerdir fiyatları belirleyen etkenler? önce her ürünün bir maliyeti vardır; bu giysi kaça mal oldu? Size gelinceye kadar kaç kişiye kaça mal oldu demek daha doğru. Sizden geriye doğru gidelim; giysiyi aldığınız yer perakendecidir. Onun, dükkanında satmak için birçok giysiyi aldığı yer toptancıdır. Yani, bir ya da birkaç takım giysiyi sizin gibi müşterilere teker teker satmayıp da toplu ve çok sayıda giysiyi perakendeci satıcılara satan yer toptancıdır. O da büyük bir olasılıkla perakendeciye satacağı malı, giysi yapan fabrika temsilcisi ya da dağıtım merkezinden almıştır. Nihayet en geri planda malın ilk satışa çıkarıldığı üretim merkezi ya da fabrika vardır.
Şimdi sizin 4000 – TL. ödeyerek, satın aldığınız giysinin fiyatının ilk basamağı fabrikaya mal- olma düzeyidir. Zaten asıl sorunda işte burada başlamaktadır. Bir kat giysi fabrikaya kaça mal olmaktadır? Bu maliyet hesabı neleri içermektedir?
Kuşkusuz, yapımcının kilosunu 10.- TL.ye aldığı pamuğu işleyip 200 gram ağırlığındaki bir iç fanilayı 2.- TL.ye satması gerektiğini söyleyemezsiniz. Bakınız, bir kilosu 10.— TL.ye alınan pamuktan 200 gramlık 5 tane iç fanilası elde edilirken her birinin fiyatı neden 2.— TL. olamaz: Diyelim ki, yapımcı kilosu 10.— TL.den 1000 kg. pamuk aldı. Bunun hepsini hiç fire vermeden işlese;ağırlığı 200 gram olan 5000 adet fanila üretir. Ama pamuğu nerede, neyle ve kimin yardımıyla işlemektedir? Pamuğu almak için parayı nerden bulmuştur? Fanilaları ne kadar zamanda yapabilmiştir?
Yapımcı bu işi atölye, fabrika ya da bir işyeri gibi kapalı bir yerde yapar. Burası da bir toprak parçası üzerine kurulmuştur.
İşte satış öncesi sürecindeki tüm bu değerler son aşamada malı satınalan tüketicinin ödediği fiyat içinde birikmiş olarak ona yansır. Ama üretici bu maliyet öğelerini keyfi ve kişisel isteklerine göre yükseltemez; çünkü ürettiği malın salış fiyatı, günün fiyat düzeylerinin çok üstüne çıktığında istem bulamayacaktır.

Yorum yazın