Cumhuriyet Döneminde Türk Parası

Cumhuriyet Döneminde Türk Parası

Düyun-u Umumiye İdaresi, Birinci Dünya Savaşında 161 milyon liralık kâğıt para bastırmıştır. Osmanlı Devletinden Cumhuriyet rejimine devredilen banknot stoku ise 158.7 milyon liradır. 2.5 milyon liranın çeşitli nedenle kaybolduğu anlaşılmaktadır.

a) Cumhuriyet rejiminin başlangıcında Hazine’ de para değerinin istikrarını korumakta kullanılabilecek yeterli altın ve döviz rezervleri yoktu. Memleketten para çıkartılması serbestti. İthalât kısıtlanmıyordu. Türk lirasının değeri, uluslararası piyasada arz ve talep dalgalanmalarına bırakılmıştı.

Ancak zaferin kazandırdığı prestij, kambiyo piyasasını etkilemekteydi. Bütçeler az çok denk sayılabilirdi. Yeni emisyon yapılmıyordu. Görünmeyen kalemlerden memlekete giren döviz, dış ticaret açığının büyük bir bölümünü kapatıyordu.

Türk Lirası 1924’ten 1929 başlangıcına değin uluslararası kambiyo piyasalarında çok az değer kaybına uğramıştır. Fransız Frangı 9.5 kuruştan 7.7 kuruşa düşmüştür. İsviçre Frangı 34 kuruştan 37 kuruşa, Alman Markı 44 kuruştan 46 kuruşa, dolar 187 kuruştan 196 kuruşa yükselmiştir.

Emisyonun 158 milyonda sabit tutulmasına karşılık vadesiz ve vadeli mevduatta önemli artışlar kaydedilmiştir. Cumhuriyet dönemi başlangıcına ait mevduat istatistikleri birbirini tutmadığından kesin rakam verebilmek zordur. Ancak M, ve M2 para arzının 1923 – 1929 yıllarında genişlemiş olduğu söylenebilir.

1923 -1929 arasında İstanbul geçinme indeksleri ise, %20 artışla 1914=100 esasına göre 1279’dan 1533’ e çıkmıştır. Geçinme indekslerinde yıllık ortalama artış oranı, enflâsyon eşiğini aşmamıştır.

b) 1929’da, gümrük vergilerini yükseltmeyi öngören bir tarife kanunu hazırlanmıştır. Tacirlerin yeni gümrük tarifesi yürürlüğe girinceye değin geçen zaman da ithalâtı yoğunlaştırmaları, dış ticaret açığının kabarmasına yol açmıştır. Aynı tarihte, millileştirilmiş bazı şirketlerin taksitlerini de ödemek gerekmiştir. Avrupa ve Amerika para piyasalarında başlayan mali gerginlik, görünmeyen kalemlerden döviz girişini azaltmıştır. Türk parasının istikrarını koruyamayacağını düşünenler de, servetlerini yurt dışına çıkarmışlardır.

Ödemeler dengesinin birkaç yönden uğradığı baskı, kambiyo piyasalarında Türk Lirasının istikrarını sarsmıştır. Birkaç haftada Dolar 208 kuruşa,Fransız Frangı 8.1 kuruşa, İsviçre Frangı 40.1 kuruşa yükselmiştir.

Hükümet para değerinin düşmesini önlemek amacıyla bir önlemler paketi hazırlamıştır. Resmi döviz alımlan durdurulmuştur. Moratorium ilan edilmiş ve dış borç taksitlerinin ödenmesi durdurulmuştur. Bütçeden tasarruf yapılmıştır. Maliye Bakanlığı ile Türkiye’deki yabancı bankalar open market operasyonlarına girişerek para değerini destekleyecek bir konsorsiyum kurmuşlardır.

20 Şubat 1930’da Türk Parasını Koruma Kanunu çıkarılarak kambiyo kontrolü rejimi kurulmuştur. Dışarıya para çıkartma serbestliğine son verilmiştir. Dış ticaret kamu otoritesi denetimine alınmış ve ithalât kısıtlanmıştır. Döviz fiyatlanna narh konulmuştur. Türk Lirası, bir serbest döviz olma niteliğini kaybetmiştir. Öğrenci, hastaya da turist olarak dışarıya gidenlerin çıkartabilecekleri döviz, kambiyo mercilerinin takdirine ve iznine bağlanmıştır.

Hükümetin kambiyo kontrolü rejimi başlangıcında koyduğu narha göre Dolar 212, Sterling 1032, Fransız Frangı 8.3, İsviçre Frangı 41.1 kuruştu.

Gazi Mustafa Kemal, 1 Kasım 1930’da Türkiye Büyük Millet Meclisi nin çalışma yılını açarken kambiyo kontrolünü zorunlu hale getiren koşullan “Geçen yıl uğraşmaya mecbur kaldığımız büyük olay ”, “Milli Para Buhranı” ve “Milletin yaşama hakkını ortaya koyan sorun” sözleriyle ifade etmiş, hükümetin mali ve iktisadi işlerde tedbirli ve ölçülü davranması gerektiğini söylemiştir.

c) Milli Para Buhranından sonra Merkez Bankası’ nın kurulmasına karar verilmiştir. 11 Haziran 1930’ da çıkanlan kanunda, Türk parasının altın karşılığını belirleyecek bir istikrar kanunu da hazırlanacağı belirtilmiştir. Aynı yıl Kibrit İstikrazından yararlanılarak 6 ton 127 kiloluk bir altın rezervi sağlanmıştır. Bu rezervin alım bedelini karşılamak için 10 milyon liralık emisyon yapılmıştır.

Emisyon miktarı 1930’da 168 milyon lirayı bulmuştur. 1938 yılına değin dolaşıma yeni banknot çıkarılmamıştır.

Toplam mevduat 1929 -1938 arasında 128 milyon liradan 285 milyon liraya çıkmıştır. Dönem boyunca M2 para arzı artışı yaklaşık % 60’dır.

Kambiyo kontrolü kurulduktan sonra dış ticaret hesaplan ihracat fazlasıyla kapanmaya başlamıştır. Dokuz yıllık bir dönemde, yalnız 1938 dış ticaret bilançosu açık vermiştir.

Altın stoku 1937’de 26 ton 107 kiloya çıkmış bulunuyordu.

1930’lu yılların Büyük Depresyonunda fiyatlar gerilemiştir. 1913=100 esasına göre, 1929-1938 arasında İstanbul’da toptan eşya fiyat indeksleri 1511’ den 892’ye, geçinme indeksleri 1532’den 1064’e inmiştir. Piyasa faaliyeti, deflasyonist talep açığı koşullarının baskısı altında kalmıştır.

Büyük Depresyon yıllarında da devlet bütçelerinin dengesi az-çok korunmuştur. Yabancı ülkeler birbiri ardına devalüasyon yaparken Türk lirasının değer kaybetmemesi, Osmanlı borçlarının devlet bütçesindeki ağırlığını azımsanmayacak derecede azaltmıştır. 1938’de Dolar 126 kuruşa, Sterling 616 kuruşa, Fransız Frangı 3.63 kuruşa, İsviçre Frangı 28 kuruşa düşmüş bulunuyordu.

d) ikinci Dünya Savaşı’nın seferberlik masrafları açık finansman yöntemleriyle karşılanmıştır. Emisyon artışı, enflasyona yol açmıştır. Bir kota değişikliğiyle deflasyon dan enflâsyon’a geçilmiştir.

Emisyon miktarı, 1938 başlangıcı ile 1950 başlangıcı arasında 168 milyon liradan 890 milyona çıkmıştır. Dolaşımdaki madeni para miktarı da 25 milyon liradan 69 milyon liraya yükselmiştir. On iki yılda dolaşımdaki efektif miktarında kaydedilen artış oranı, % 391’dir

Aynı dönemde bankalardaki vadesiz mevduat 198 milyondan 886 milyon liraya, vadeli mevduat 92 milyondan 160 milyon liraya çıkmıştır. Yaklaşık M, para arzı artışı % 379, M2 para arzı artışı % 356’dır.

Savaş dolayısıyla ticaret yollarının tıkanması, talep enflasyonu ve üretim azalışı, pahalılığa ve darlığa sebep olmuştur. 1938 = 100 esasına göre toptan fiyat indeksleri 1943’de 590’a çıktıktan sonra 1946’da 423’e inmiş ve 1949’da yeniden 503’e yükselmiş İstanbul geçinme indeksleri ise, 1950 de 503’e çıkmış bulunuyordu.

Dış ticaret harp ekonomisi yıllarında ihracat fazlasıyla kapanmıştır. Alm stoku 200 tonu ve döviz rezervleri 45 milyon dolan aşmıştır.

7 Eylül 1940’da, bir devalüasyon yapılmıştır. Bu devalüasyon, Dolan 280 kuruşa, İngiliz Lirasını 1138 kuruşa, İsviçre Frangını 66 kuruşa yükseltmiştir.

7 Eylül kararlarıyla kambiyo kurlarına yapılan resmi zam, % 120 dolayındadır. Ancak kararlardan önce, ithalâttan % 48 prim alınmakta ve ihracata % 40 prim ödenmekteydi. Bu nedenle ithal malları cif maliyetinde kaydedilen fiili yükseliş kur ayarlama oranı altındadır.

Devalüasyon, talep enflasyonunu maliyet enflasyonuna dönüştürmüştür. Piyasa, durgun bir döneme girmiştir.

Cumhuriyet altını 1938-1950 arasında 10.53 liradan 39 liraya çıkmıştır.

Dış ödeme açıklan ve Uluslararası Para Fonu na katılma payı dolayısıyla altın ve döviz rezervlerinde önemli bir eksiliş olmuştur. Altın stoku bir aralık 127 tona inmiştir.

e) 14 Mayıs 1950 seçimleriyle işbaşına gelen Demokrat Parti iktidarı, Merkez Bankası kaynaklarını kalkınmanın finansmanına kullanmıştır.

Demokrat Parti nin on yıllık iktidar döneminde dolaşımdaki banknot miktarı 890 milyondan 4 milyar 466 milyon liraya çıkmıştır. Artış oranı %400’dür. Vadesiz mevduat 6 milyar 335 milyona, vadeli mevduat ise 160 milyondan 1 milyar 636 milyona çıkmıştır. M, para arzı yaklaşık %480 ve M2 para arzı yaklaşık % 515 artmıştır.

1950 = 100 esasına göre, geçinme indeksleri 255’i, toptan fiyat indeksleri 262’yi bulmuştur.

1955’den sonra dış ödemeler tıkanmış, mal darlığı başlamış ve birçok ihtiyaç maddesi karaborsaya geçmiştir.

4 Ağustos 1958 devalüasyonu ile dolar kuru 280 kuruştan 9 liraya yükseltilmiştir. Kambiyo kurlarının resmi ayarlama oranı % 221’dir. Devalüasyon öncesinde ithalâttan prim alındığı ve ihracata prim ödendiği için, devalüasyonun ithalât cif maliyetine yansıması, daha önceki devalüasyonda olduğu gibi, kur değişiklik oranı altında kalmıştır.

4 Ağustos 1958 kararları talep enflasyonunu durdurmuştur. Ancak maliyet enflasyonunun baskısıyla piyasada iş hacmi yine daralmıştır.

1958 yaz aylarında Cumhuriyet altını 186 liraya kadar yükseldikten sonra ani bir düşüşle 100 lira dolayına inmiştir.

f) 1960-1970 döneminde para politikasının seyri önceki dönemi andırmaktadır. Yalnız enflasyon hızı ve devalüasyon oranı daha düşüktür.

Dolaşımdaki banknotlar 11 milyar 602 milyona, ufaklık miktarı 249 milyona, vadesiz mevduat 23 milyar 343 milyona, vadeli mevduat 8 milyar 894 milyona yükselmiştir.

Banknot dolaşım hacmi % 142, M, para arzı yaklaşık % 221 ve M2 para arzı % 251 artmıştır. Dönemin bir karakteristik özelliği, kredi enflasyonu’dur.

Toptan eşya fiyat indeksleri 1960= 100 esasına göre % 64, geçinme endeksleri % 70 artış kaydetmiştir.

10 Ağustos 1970 devalüasyonu ile dolar kuru 15 liraya yükseltilmiştir.

g) 1970’li yılların ikinci yarısında para arzının büyüme hızı ve enflasyon hızı baş döndürücü bir seyir almıştır. Devalüasyonlar kısa aralarla birbirini izlemiştir.

1970-1980 arasında dolaşımdaki banknot miktarı 11 milyardan 284 milyar liraya, vadesiz mevduat 23 milyardan 554 milyar liraya, vadeli mevduat 8.9 milyardan 186 milyar liraya çıkmıştır.

Banknot dolaşım hacmindeki artış % 248 e, M, para arzı artışı % 2297’ye, M2 para arzı artışı % 2229 a ulaşmıştır.

1970 = 100 esasına göre toptan eşya fiyat endeksleri 1780’e ve geçinme endeksleri 1874’e çıkmıştır.

Cumhuriyet altını bir aralık 13 bin liraya tırmandıktan sonra hafifçe alçalmıştır.

h) 24 Ocak 1980 de para politikasına yön veren bir önlemler paketi yürürlüğe konulmuştur. Temmuz 1980 tarihinde de faiz politikası yeniden düzenlenmiştir.

24 Ocak kararlarına “Sıkı para politikası” denilmiştir. Ancak kararları izleyen iki yılda emisyon 395 milyar liraya çıkmış, toplam mevduat trilyon u aşmıştır.

Kamu sektörü açıklarını karşılamak zincirleme devalüasyonların yol açtığı maliyet yükselişlerine, fiyatları ayarlamak ve ücretlerde kaydedilen yükselişleri hesaba katmak zorunluluğu sürekli zamları gerektirmiştir. Zamlar, piyasayı şiddetli bir maliyet enflasyonu etkisi altına sokmuştur.

Hızlı enflasyonlar, faiz oranlarının yükselmesine yol açar. Temmuz 1980 öncesinde bankerler faiz oranlarını yükselterek halk tasarrufunu çekmeye ve topladıkları fonları piyasanın finansmanına kullanmaya başlamışlardı. 1980 Temmuzunda bankalar da faiz oranlarını artırarak değişen koşullara uymuşlardır. Bazı bankerlerin tasarruf sahiplerine ayda % 11 faiz ödedikleri olmuştur.

Faiz oranlarındaki artış, marjinal tasarruf eğilimini yükseltmiştir. Talep enflasyonu durmuş ve piyasada iş hacmi daralmıştır. Ekonomi, Stagflation denilen döneme girmiştir.

İç piyasada talebin daralması, dış piyasalara yönelmek zorunluğunu doğurmuştur. 1981’de ihracat azımsanmayacak ölçüde artmıştır.

Yorum yazın