Büyük Buhran Nedir

Büyük Buhran Nedir
Keynes’in ekonomik kuramlarının denenmesine 1930’lardaki büyük ekonomik buhran fırsat sağladı. 1929 Ekim’inde, önce ABD’de, sonra da dünya’nın öteki ileri ülkeleri borsalarında hisse senetleri ve tahvil piyasasının yıkılmasından sonra tüm dünyada yıkıcı bir ekonomik gerileme kendini gösterdi. Şurasını belirtmek gerekir ki, genel olarak inanıldığı gibi 1929’daki hisse senedi ve tahviller piyasasının yıkılması büyük ekonomik bunalımın tek nedeni değildir. Aslında, borsalardaki buhran ve yıkımdan aylar önce çok ciddi ekonomik gerileme işaretleri kendini göstermeye başlamıştır. ABD’deki esham borsasında (hisse senetlerinin alınıp satıldığı merkez) buhran, Büyük Bunalım’ın tek nedeni değildir ama, onu daha kötü duruma sokarak halkın iş hayatına dolayısıyla ekonomisine olan güveninde derin sarsıntılar yarattığı da gerçektir. Nitekim, o günün birçok ekonomisti buhranı doğru olarak geniş çapta bir güven bunalımı olarak tanımlamışlardır.
Ekonomik buhranın yıkıcı etkileri sonucu kamu ve özel sektör o güne değin uygulanan ekonomik düzene karşı olan güvenlerini yitirmişlerdir. Bu nedenle de doğal olarak harcamalarını kesmişler, yatırımları durdurmuşlar ve yeni işlere girişmeden kaçınmışlardır.
Hal böyle iken, günün ünlü politika ve iş adamları durumun çok geçmeden düzelip işlerin iyiye gideceğine ilişkin iyimser demeçler de vermekten geri kalmıyorlardı. Ne yazık ki, iyimser demeçler gerçeklerle taban tabana zıt bir durum gösteriyordu. Ekonomiyi içine düştüğü bataktan çıkarıp duruma bir çeki düzen verebilmek için başvurulan önlemler belki bu denli ağır olmayan bunalım koşulları içinde başarı sağlayabilirdi ama, böylesine derin bir buhran karşısında hiç bir işe yaramadıkları kısa sürede anlaşıldı. Duruma köklü ve uzun ömürlü sağıtım önlemleri bulma umudu artık kalmamış gibiydi. Birara, 1930 yılının ilk aylarında çok kısa süreli canlanma işaretleri kendini göstermişse de bu ışıklar da uzun süre dayanmadı. Büyük buhranın doruğa eriştiği 1935’lerde Avrupa ve Amerika ülkelerinde ve özellikle ABD de işsizlik ve gerileme ortalığı kasıp kavuruyordu. Çalışan nüfusun % 25’inden çoğu işsizdi. Onmilyonlarca işsiz insan şaşkın, umutsuz, parasız ve aç kalmıştı.
İşte o günlerde Keynes’in önerilerinden birine can yeleği gibi sarılan ekonomistler bir çıkış yolu
olarak ekonomiyi canlandırmanın ancak hükümetin piyasadan borç almak yoluyla kamu harcamalarına girişmesinin zorunlu olduğunu ileri sürdüler. Hükümet topladığı vergiden fazla para harcadığı zaman bir açık meydana gelir. Keynes bu açığı kapatmanın en pratik yolu olarak, yönetimin borç para bulmasını ve yeni iş alanlarında harcamasını öneriyordu. Borç demek, gelecekten (yani paranın ödeneceği ilerki tarihe kadar geçecek süreden) para almak demektir. Ama, borç alırken kazandığınız zamana karşı da fazladan bir fark ödemeniz gerekiyor (Faiz.)
ABD yönetimini 1930’larda Keynes’in önerilerini uygulamaya karar verdi. Bulunan paralar iş yaratmak umuduyla savruk biçimde harcandı. Ne yazık ki, Keynes’in önerileri bu gibi uygulamalarda başarıya ulaşamadı. Ona inanan ekonomistler bu çabaların başarısızlığını, uygulamaların çok ufak ölçüde ele alınmasına bağlıyorlardı. Büyük ölçüde uygulamalar için geliştirilen bir kuramın ancak büyük uygulamalarla başarıya ulaşabileceğini ileri sürüyorlardı.
Nihayet, olayların ve tarihin acıklı bir dönüm noktasına gelindi. Büyük buhranın sona ermesi için ne gariptir ki, büyük bir felâketin ortaya çıkması gerekmişti. Ekonomik buhran bir bakıma sona ermişti ama, şimdi de 2. Dünya Savaşı başlamıştı. Ülkenin fabrikaları, Avrupa’daki bağlaşıklar orduları için savaş araç, gereçleri yapıp satıyor, ekonomi iyiye doğru gidiyordu. Yönetim bu işleri, yani savaş sanayinin yürüyebilmesi için yatırımlar ve yardımlar yapmak zorundaydı. Bunun için borç alma yoluna gidildi. Bu tutumda aslında, Keynes ekonomisinin ilkelerine uygun bir uygulama idi. Keynes’in ekonomik ilkeleri borç alma uygulamalarına dayandığı gibi, hükümet tarafından vergilendirme ve kamu harcamaları politikalarına da dayanmaktadır. Bu güne göre yöneticiler topladığı vergilerle giderlerini uygun zamanlarda, uygun alanlara yöneltmekle ekonominin canlanmasında önemli ve etkin bir rol oynamalıdır.

Yorum yazın