Bilinçli Tüketici Nedir ve Özellikleri Nasıl Olmalıdır

Bilinçli Tüketici Nedir ve Özellikleri Nasıl Olmalıdır

İçinde bulunduğunuz şu odada, çevrenize bir göz atınız. Neler görüyorsunuz?
Bir masa, bir iskemle, yerde yuvarlak bir halı, bir elektrik lambası… Belki de odanın öbür ucunda bir koltuk.
Bu eşyalar nereden gelmişler buraya? Nasıl gelmişler?
örneğin, şu iskemle niçin buraya konmuş?
Çünkü, birisi onu mobilyacıdan “SEÇMİŞ” satın almış, sonra da getirip buraya koymuştur.
İskemleyi satın almak için ödenmiş olan parayı düşünün. O para, başka ne şekilde kullanılabilirdi? İskemle yerine başka neler seçilip satın alınabilirdi? örneğin, ufak bir kitaplık ya da bir ceket, bir pantolon, belki de iki sigara sehpası alınabilirdi. Hiç bir şey alınmayıp bankada küçük bir hesap açma yoluna da gidilebilirdi.
Ama bunların hiç biri yapılmamış, yalnız iskemle alınmıştı. Birisi, o parayı kullanmak için iskemleyi seçmişti. Kitaplık istememişti; ceket, pantolon, sigara sehpası da almayı yeğlememişti. Parayı bankaya yatırmayı da düşünmemişti.
Odadaki öteki eşyalar için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Kitaplık alma yerine bir masa, ceket ya da pantolon yerine yuvarlak bir halı ve lamba almıştı. Parayı bankaya yatıracağına bir koltuk alma yoluna gitmişti.
Neden böyle yapmıştı?
Çünkü o, bir “ekonomik seçme” başka deyişle, ekonomik bir yeğleme yapmıştı; yeni odası için en çok gerekli olan şeyi almıştı.
Daha güzel başka şeyler dururken, onları bırakıp ta belirli bir şey satın alırsanız, seçme yapmış olursunuz. Yani, seçiminizi zevkinize göre değil de ekonomik durumunuzun sizi zorlamasıyla en çok gereksinme duyduğunuz bir şeyi alma yolu- nü yeğlersiniz.
Ekonomik seçim yapmak iyice düşünerek kendimize hemen gerekli olanla olmayanı düşünerek karar vermek demektir.
Bu açıdan bakılacak olursa, “beğendiğimiz” şeyleri değil, “gerekli” olanları almamızın doğruluğu açığa çıkar.
Bazen de, hiç düşünmeden seçeriz. “Aldığımız şey, bizim için en gerekli olan şey midir? Değil midir?” diye düşünmek aklımıza bile gelmez.
Alışkanlık sonucu, rastgele seçip aldığımız şeyler olduğu gibi, bazen de sadece başkalarına uymuş olmak için aldığımız da olur. Bunlar ekonomik (tutumlu) seçim değildir.
Tutumlu, yani, ekonomik seçim, en çok eşya konusunda yapılır.
Bazı kimseler, ellerindeki parayı yerinde harcamayı bilmezler; kendilerine en gerekli şeyleri almayı düşünmeden, herhangi bir şey alma yoluna giderler. Sonra da, “keşke bunu almasaydım da ötekini alsaydım” diye yerinirler.
Hiç düşünmeden aceleyle karar vermek kolay bir iştir. Oysa tutumlu, bilinçli ve ekonomik kararlar vermek, sanıldığınca kolay değildir.
Ekonomik (tutumlu) seçim yapabilmeniz için birçok şeyi gözönünde tutmanız gerekir. Tutumlu seçmeler, düşünerek yapılan seçmelerdir. Gelişigüzel seçme değil, herkesin öğrenmesi gereken özel bir seçim yöntemidir.
Tutumlu seçim yapıp yapmadığınızı nasıl anlayabilirsiniz? (önce, bir seçme işlemi yapmakta olduğunuzu bilmeniz gerekir.
İkincisi, her şeyi seçerken nelerden vazgeçmekte olduğunuzu da bilmelisiniz.
Şimdiye kadar hiç ekonomik bir seçim yaptınız mı?
Eğer istediğinizi düşündükten sonra satın aldıysanız, yapmışsınız demektir.
Cebinizde sadece on lira varsa, onunla ne yaparsınız?
On lirayla neler alabilirsiniz?
Bir bardak limonata içebilirsiniz, çiklet, simit, poğaça, şeker, çekirdek ya da leblebi alabilirsiniz. Bunların dışında paranızı saklayıp bir kaç gün sonra elinizdeki para çoğalınca belki daha iyi bir şey satın alabilirsiniz.
Ama, diyelim ki, sadece on liranız var; bununla sayılan şeylerin hangisini alırdınız?
İyice düşünerek, içlerinden hangisini en çok istiyorsanız, onu seçmeniz gerekirdi.
En çok istediğiniz ve size en çok gereken şey, örneğin, çikletse, on liranızla onu alabilirdiniz. İşte o zaman ekonomik bir seçim yapmış olurdunuz. Çünkü limonata, simit, poğaça, şeker, çekirdek, leblebiyi bırakıp, çikleti ötekilere yeğlemiş olurdunuz.
Ekonomik seçim yapan bir kimse, aldığını bilerek almış demektir. O, aynı zamanda istediği şeyi satın almak için neler almaktan vazgeçtiğini de bilen bir kimsedir.
Para harcamadan ekonomik bir seçme yapılabilir mi acaba?
örneğin, vaktinizi nasıl harcayacağınıza karar vermeniz de, bir tür ekonomik seçim sayılabilir.
Cumartesi günü futbol maçına gitmeyi düşünüyordunuz diyelim. Bütün hafta boyunca, Cumartesi’nin gelmesini beklediniz. Ama, bir gün önce en sevdiğiniz arkadaşınız size gelerek, Cumartesi bisikletle kır gezintisine çıkmayı önerdi.
İşte burada seçme yapmakla karşı karşıyasınız. Arkadaşınızla bisiklet gezintisini seçerseniz futbol maçından vazgeçmek zorunda kalacaksınız. İkisini birden yapmanıza da olanak yok. En çok istediğiniz şeyi yapabilmek için, ötekini bırakmak zorundasınız. Her gün herkes bilerek ya da bilmeyerek bir çok seçme yapmaktadır. Bunların bir çoğu da ekonomik seçmedir.
Köşe başındaki bakkalınızın, kendi dükkanı için bir elektrikli vantilatör almak istediğini düşünelim. Bu iş için belirli tutarda parayı bir kenara ayırmış.
Oysa bakkalın eşi, ev için yeni perde almak istiyor. Perdeye, elektrikli vantilatörden daha çok gereksinme duyuyor. Ayrılan para, hem vantilatör, hem de perde almak için yeterli değil.
Bakkalın kızı da, bir mağazanın vitrininde gördüğü ayakkabıyı çok beğenmiş, ama hem vantilatörii, hem perdeyi, hem de ayakkabıyı alabilmek
için, eldeki para yeterli gelmiyor.
Bakkalın vantilatörü, eşinin perdesi, kızının ayakkabısı arasında bir seçim yapmak zorunluğu var. Bu üç şeyden ikisini bırakıp ancak bir tanesini satın alabileceklerdir. Hangisi en çok gerekliyse ancak onu almak zorundadırlar değil mi?
Bir belediyenin yöneticileri, kasabada yeni bir yol yapmak istiyorlar diye düşünelim. Bundan başka, bir ortaokul, bir de büyük park yapacaklar. Bunların tümünü birden yapabilecek paraları yoksa, yöneticilerin tutumlu yani ekonomik, bir seçim yapmaları gerekecektir. En çok gereksinme duydukları şeyin ne olduğuna karar vermek için düşüneceklerdir. Yol mu yapsalar daha yararlı olur, yoksa okul mu, park mı?
Alacakları karara göre, yapıma başlayacaklar. Yol yapımı için karar alırlarsa, ortaokul ve park yapımını bırakacaklar. Okul yapımını daha gerekli görürlerse, yol ve park yapımından vazgeçecekler.
Neden her istediğimizi yapamıyoruz da ekonomik seçimlere başvurmak zorunda kalıyoruz?
Bakkalınız, neden hem vantilatör, hem perde, hem de kızına ayakkabı alamıyor?
Belediye yöneticileri, neden yol yapımını, hem okul hem de park yapımı ile birlikte sürdüremiyorlar?
İnsanlar, bir çok şeylerin aynı anda hemen yapılmasını isterler. Ama, ne aile içinde, ne iş yerinde ya da resmi bir dairede herkesin, her istediğini aynı anda yapmasına olanak yoktur. Çünkü, bunların tümünü bir arada yapmak için ne yeterli zaman ne de para vardır.
İnsanlar neler istemezler ki!
Yol isterler, yiyecek, içecek, giyecek, çocuklarına oyuncak isterler, otomobil, televizyon, park, bahçe, plaj, gazino, sinema, tiyatro, eğlence yerleri isterler. Akla gelen gelmeyen bir sürü şey isterler. İnsan isteğine son yoktur; çünkü her istek yerine geldikçe, arkasından yeni istekler belirir.
Ancak isteklerin yerine getirilmesi için önceden pek çok çalışmalar ve hazırlıkların yapılması zorunluğu vardır.
örneğin, bir televizyon programı izleyeceksiniz. Bunu izleyebilmemiz için, önceden yapılması gereken hazırlıkları ve işlemleri düşünelim:
İlk iş, bir televizyon yayın merkezine, sonra da alıcı bir aygıta gereksinmemiz vardır. Bunların ikisi olmadan, ne yayın yapılabilir, ne de bir program izlenebilir. Diyelim ki, hem yayın yapılmaktadır, hem de binlerce televizyon alıcısından bir tane alabilecek durumdasınız.
Bu durumda yapacağınız ikinci iş televizyon alıcısı satın almak ve onu evimizin bir odasına yerleştirmek olacaktır. Bunun için de anten takımı, kablolar ve öteki gereçler almanız gerekecektir.
Üçüncü olarak televizyon yayın stüdyolarında programlar düzenlenmesi gerekecektir. Bu programlar için ya filmler çekilir, ya da haber ve eğlence programları düzenlenir, tiyatro sahneleri kurulur. Aktörler bir oyunu sahneye koymak için hazırlanırlar. Rollerini ezberlerler, kostümler alınır. Orkestra parçaları bestelenir. Haftalarca, sahnede provalar yapılır. Nihayet belirli günlerde yayınlara başlanır.
Ne kadar uzun bir çalışma ve hazırlık değil mi?
Biz de odamızda, koltuklarımıza rahatça kurularak tüm bu hazırlıkların sonucu olan oyunu, ekranlarımızda izleriz.
Eğer insanlar çalışıp didinmezse, birşeyler meydana getiremez ve hiç bir şey üretmezse, hiçbir gereksinim yerine getirilemez.
Toplumu oluşturan bireylerin gereksinmelerini karşılamak için herhangi bir mal üreten kimse ya da işletme, üreticidir. Mobilya yapan bir marangoz, sebze ve meyve yetiştiren bir köylü üreticidir.
Ailenin tüm kişileri de bir bakıma üreticidirler. Bazıları kendi evleri içinde bazıları da dışarda çalışırlar; mal ya da hizmet üretirler. Evde çalışan genç kızlar ya da kadınlar, ev işleri yaparlar, örneğin dantel, kazak, çorap örerler. Bunları hem kendi gereksinmeleri için, hem de bazen tanıdıklarına satmak ya da armağan etmek için yaparlar.
Ailenin dışarda çalışan bireyleri ürettikleri şeyleri çoğunlukla eve getirmezler, örneğin, otomobil parçaları yapan bir fabrikada çalışan bir kişi, her gün yaptığı otomobil parçalarını eve getirir mi? O parçalar yerine para getirir, getirdiği para da ürettiği işin karşılığıdır.
Yapılan işe karşılık kazanılan para “gelir”dir.
İşçiler ürettikleri mallara karşılık belirli bir ücret alırlar, yani gelir sağlamış olurlar. Bazen, bir aile içinde baba da, anne de, çocuklar da çalışırlar. Tümü para kazanır, gelir elde ederler. Ama, bunların hiç biri “yeteri kadar kazanıyoruz” diyemezler. Her zaman, ödeyebilecekleri paradan fazlasını elde etmek isterler.
Bir ailenin her istediğini alabilecek kadar gelir sağlaması çok zor gerçekleşen bir şeydir. Onun için ailenin bireyleri, elde etmek istedikleri şeyleri bir seçimden geçirerek almak zorundadırlar.
Aile bireyleri her zaman, tutumlu ( ekonomik) seçim yapmayı gözetmelidir. Kendileri için en gerekli şeyler nelerse onları almak, alamayacakları şeylerden vazgeçmek zorundadırlar.
Bazen de aileler, satın almak istedikleri her şeyi paraları da olsa pazarlarda dükkanlarda ya da çarşılarda bulamazlar, örneğin, bir ülkede üreticiler, başka ülke üreticilerine oranla daha çok mal üretirler. Ama yine de, o ülke halkının tüm gereksinmelerini karşılayamazlar.
Neden üreticiler yeteri kadar otomobil, şeker, oyuncak, giyecek, radyo, bisiklet ya da başka yiyecekler gibi şeyler üretemiyorlar? Neden her ailenin gereksinmesi olan herşeyi sağlayabilme olanağı yoktur?
önce, tüm gereksinmelerini karşılamak için yeteri kadar üretim yapacak ham madde bulabilme sorunu vardır. Ülkelerin çoğu birçok ham madde ya da teknik gereçleri dışardan alma zorundadır.
Bunlar da istenildiği zaman, istenildiği miktarlarda getirilemez. Sonra herşeyi üretmek isteseniz bile, o kadar çeşitli iş alanlarında çalışacak uzman işçi bulmak zor, hatta olanaksızdır. Üçüncüsü, hiç bir ülke kendi topraklarından çeşitli maden gereksinmelerini karşılayacak kadar zengin değildir. Dördüncüsü, istenildiği kadar ham madde sağlansa, uzman işçi yetiştirilse ve yeraltı zenginlikleri çıkarılsa bile bu üretimi işleyecek araç ve gerecin nasıl sağlanabileceği yine de büyük bir sorun olarak kalacaktır.
Bu nedenle, üretilecek şeyleri hesaplı biçimde ve özenle seçmek, onların da içinden gerekli olanları üretmek zorundayız.
Kimileri “eğer herkes daha çok para kazana- bilseydi, her istediğini rahatça alabilirdi” diye düşünebilirler. Acaba, para tek başına “herkesin” her şeyi alabilmesine yeterli midir dersiniz? Şimdi bu önemli noktayı inceleyelim:
Para, saklanmak için toplanmaz. Ancak, antikacılar, koleksiyoncular, çeşitli paraları toplayıp biriktirirler ve saklarlar ama, halk para toplayıp saklamaz.
Herkes istediği daha iyi şeyleri satın almak için para toplar. İnsanlar paranın kendisiyle değil, onunla satın alabileceği şeylerle ilgilidir. Paranın değeri ve gereği de buradan gelir.
İstediğimiz şeyleri, para ödeyerek satın alamazsak ya da yaptıramazsak, o paranın bize ne yararı olabilir? Paranın değeri, ancak satın alma gücünde değil midir? Tüm yararlı hizmetlerin karşılığı paradır.
Bizi bir yerden bir yere taşıyan otomobiller, otobüsler, trenler, vapurlar, uçaklar işlerimizi kolaylaştırırlar, bize yarar sağlarlar. Biz de onların bu hizmetine, para ödeyerek karşılık veririz.
Paranın değeri, bu yararlı hizmetleri yaptırmasındadır.
Evet, paraya sahip olmak yararlıdır ama, bol bol para basmak, yeni mallar üretebilmemizi sağlamaya yetmez. Mal üretmek, paraya bağlıdır ama, ayrıca o malı üretecek maddenin de varlığına bağlıdır.
Para malı simgeleyen bir değiştirim aracıdır ama, kendisi mal değildir.
Tek başına, onunla hiçbir şey yapamazsınız.
Para olmuş, mal üretecek madde olmamış, neye yarar!
Şu halde, para tek başına işe yaramaz. Onunla beraber başka şeylerin de bulunması zorunludur.
Kullandığımız eşyalar, paradan mı yapılır?
örneğin, masalar, iskemleler, sıralar, kapılar, • pencereler paradan mı yapılır?
Bunların tümü ağaçlardan, bazen de demirden yapılır. Bol bol para olsa da, ağaç ya da demir olmasa, bunlar üretilebilir miydi?
Görüyoruz ki, mal almadan para, hiç de sandığımız kadar işe yarayan bir madde değilmiş.
öyleyse, malı oluşturan madde ile para birbirini tamamlayan iki eş değer varlık oluyor. Madem ki, para kendi başına istediğimiz malı bize sağlıyamıyor, öyleyse onu sağlayacak olan şey nedir?

Onu bize sağlayacak olan, ancak o malın kendini üretmektir. Şimdi, neden ekonomik seçim yapmamız gerektiğini ve herkesin her istediğini niçin alamadığı anlaşılıyor değil mi?
Kısaca, tekrar özetleyecek olursak, hepimiz her şeyi alabilecek yeterlikte gelir sahibi olsak bile, herkesin istediğini karşılayacak kadar üretim maddesi bulunamaması ve o kadar çeşitli maddeyi üretecek sayıda uzman işçinin elde olmaması bizi, alacağımız şeylerde , sıralama yapmaya zorlamaktadır.
Ekonomisi gelişmiş, zengin ülkelerde bile aileler ya da kişiler canlarının istediği her şeyi her zaman satın almazlar, ancak sıraya koyup seçerek alırlar. Neler alacaklarını, neler alamayacaklarını önceden kararlaştırırlar.
Ülkenin ürettiği mallar içinde, halkın en çok satın aldığı maddeler belirlenerek onlar daha fazla üretilir. Üreticiler, tüketicilerin en çok aldıkları malları üretirler.
Aileler, özellikle bu önemli noktaya dikkat etmelidirler. Herkesin kazancı belirlidir. Bu belirli kazançla ancak belirli şeyler satın alınabilir. Onun için her zaman tutumlu bir seçim yapmak, yalnız gereksinme duyduğumuz malları satın almak zorundayız. Hoşumuza giden her şeyi satın almaya kalkarsak gelirimiz yeter mi?
İstediğimiz şeyleri alabilecek gelirimiz yoksa, nasıl seçme yapabiliriz?
Ekonomik seçim yapmak için, “NE” seçmiş olduğumuz değil, “NASIL” seçme yaptığımız önemlidir.
örneğin, iki arkadaş bakkala gidiyorlar, diyelim. ikisinin de cebinde onar liraları var. Biri, renkli kutular içinde meyveli jikletleri görünce, başka şey almayı düşünmeden hemen bir tane jiklet satın alıyor.
Jikletin kâğıdını yırtıp tam ağzına atarken, buzdolabının camından portakallı gazozları görüyor. “Ah, keşke jiklet yerine portakallı gazoz alsaydım” diye düşünüyor.
Burada yanlış bir seçim yapılmıştır. Başka şey alacak parası olmadığından, kendi için gerekli olanı alma olanağı yoktur.
öteki çocuk ise bakkala girince, önce ne var, ne yok diye etrafa şöyle bir göz atmış, buzdolabında, gazozları, pastaları, şekerlemeleri, çikolataları, jikletleri görmüştür. Bunların içinde en
çok pastaları beğenmiştir, ötekileri de beğeniyor ama, en çok beğendiği şey pastadır. Hemen cebindeki on lirayı verip, bir pasta satın alıyor ve ötekilerden vazgeçiyor.
Burada ekonomik bir seçim yapılmıştır. Pastayı almış, ötekilerden vazgeçmiştir.
Esin’in annesi kapalı çarşıya gidiyor. Halıcılarda o kadar güzel halılar görüyor ki, pahalı olduğu halde, hiç düşünmeden hemen bir tane halı satın alıp eve getiriyor.
Ama eve gelince, bir de bakıyor ki, salondaki kanepe ve koltuklar fena halde eskimiş bir durumda. “Bunu daha önce neden görmedim, diye yakınıyor. Keşke halı yerine mobilya alsaydım!”
Artık iş işten geçmiştir. Halıyı geri veremez. Fazla parası da yoktur ki, gidip mobilyayı da satın alsın, öyleyse yine eski mobilyaları kullanmayı sürdürecek. Esin’in annesi tutumlu bir seçme yapmamıştı. Çünkü iyice düşünmeden alelacele satın almıştır.
Tutumlu bir seçme yapmayı hepimiz öğrenebiliriz. Kendimizi ekonomik düşünmeye alıştıra- biliriz. Paramızı ve zamanımızı yerinde harcamanın yararlarını gördükten sonra hiç kuşkusuz her işimizde tutumlu düşünmeye ve tutumlu davranmaya karar vereceğiz. Paramızı ve zamanımızı boş yere harcamaya kalkmayacağız.
İyice düşünmeden, yararlı bir seçme yapmak olanağı yoktur. Bir şeyi seçince, ötekilerden vazgeçmek gerekir. Bir şeyi seçerken, gereksinmemizi tam olarak karşılaması düşünülmelidir.
Evimizde güzel bir televizyon alıcımız varken, iki tane daha satın almak, akıllı bir davranış mıdır?
O iki gereksiz televizyona ödenen parayla, evimiz için daha yararlı ve gerekli olan şeyleri almak, daha doğru olmaz mı?
Bazı kimseler derler ki, “Para benim değil mi, istediğim şeyi alırım”. Böyle diyenler haksızdır.
Para değerli bir gereçtir ama, bir tek kişiye değil, tüm aileye aittir. Aile içindeki kişilerin her birinin gereksinmesini ayrı ayrı karşılayacaktır. Gereksiz şeyler alarak onu çarçur etmeye kimsenin hakkı yoktur. Çok iyi düşünülerek harcanması, tüm gereksinmelerin, zamanında karşılanabilmesi için, ekonomik seçim yapmak yurttaşlık görevidir. Bir toplum, ancak düşünceli kişilerin, düşünceli davranış ve tutumlarıyla kalkınabilir.

Yorum yazın