Azgelişmişlik ve dünya ekonomisi

Azgelişmişlik ve dünya ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı nı izleyen yıllar genel yaşam standartlarının ve refahın hızla yükseldiği az miktardaki sanayileşmiş ülke ile yoksulluğun yaygın olduğu çok sayıdaki ülke arasındaki belirgin ayrılıkların damgasını vurduğu donemi kapsar. Birinci grupta Kuzey Amerika. Avustralya ve Yeni Zelandanın sanayileşmiş ulusları ve Avrupa’nın çoğunluğu ile Japonva yer alırken. ikinci grupta Güney Amerika. Asya ve Afrika’ nın azgelişmiş bölgeleri bulunuyordu Bu donemde gayrısafi milli hasılası yükselen Brezilya da bu ikinci gruba giriyordu

Ticaret Modelleri

Maddi standartlar açısından bu uçurum giderek genişlerken sömürgeciliğin çözülmesiyle birlikte birçok yem ülke ortaya çıktı. Ancak siyasal bağımsızlık. ekonomik bağımsızlığı sağlamamıştı. Sömürge döneminde kurulan ticaret moaelı yeni ulusların halâ eski sömürgeci ülkelere bağımlı olduğunu gösterır Bu ulusların ekonomik işlevleri, tarımsal ürünler ve sanayi hammaddeleri sağlamaktan, sanayileşmiş uluslara ucuz işgücü yedeği olmaktan ve bu ülkelerin fazla sanayi mallan için bir pazar haline gelmekten ileri gitmiyordu. Sonuç olarak, eski sömürgelerin ticaret ve sanayilerin büyük bir bölümü zengin ülkelerde kurulu uluslararası şirketlerin elindeydi.

Bu geleneksel bağların bir sonucu olarak, azgelişmiş ülkeler sanayileşmiş dünyanın bunalımları ve patlamalarından da etkileniyordu. Yoksul ulusların sattığı temel ürünlere duyulan talepde keskin değişiklikler oluyordu.Bu değişiklikler, mal fiyatlarında ve bu ülkelerin yabancı ülkelerde elde ettikleri kazançlarda büyük ölçüde düzensiz değişimlere yol açtı . Bu durum ise, tarımsal üretimin kaçınılmaz belirsizliğiyle birlikte, bir kalkınma programının planlanmasını olanaksız kılmaktadır. Çünkü önceden tahmin edilemeyen dışsatım kazançları plancıları, maki-naların ve sermayenin gerekli dış alımlarını dizginlemeye zorlamak tadır.

Zengin ülkeler denizaşırı ülkelere yardım sağlarken, sermaye akışı yetersiz olmakta ve azgelişmiş ülkelerin pek azı, ekonomistlerin -Kendine yeterli büyümedi ye niteledikleri konuma ulaşmaktadırlar. Böylelikle kâr düzeyleri, istenilen ölçüdeki yayılmayı karşılamaya yeterli olmamaktadır. Gerçekte. Batı Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da 1800’lerde sanayileşmeye ve ekonomik gelişmeye yol açan koşulların varolup olmadığı ve azgelişmiş ülkelerin sanayileşmiş Batı’yı taklit etmesinin mümkün olup olmadığı konusunda tartışmalar sürmektedir

Kalkınan Uluslar ve Karteller

Üçüncü Dünya ulusları yoksulluğu kökünden söküp atmak ve toplumsal ve siyasal tutarlığı sağlamak durumundaysalar, bu ulusların, kendine yeterli bir ekonomik büyüme için bir formül bulma umuduyla kendi halklarını sanayileşme yolunda seferber etmelerinden başka bir seçenek görünmemektedir. Bu ise makinalaşmış tarım ve sanayi anlamına gelmektedir Bu yüzden kimi sanayileşmiş uluslardan sermaye aktarımına gidilmek zorunda kalınmıştır. Dokuma ürünleri gibi. Üçüncü Dünya ülkelerinden alınan sanayi ürünlerine uygulanan gümrük tarifelerinin düşürülmesi için sanayileşmiş ülkeler baskı yapmaktadırlar.

Üçüncü Dünya ülkelerindeki sanayiler sanayileşmiş ülkelerle rekabet halinde olduğu için yüksek gümrük tarifeleri uygulanmaktadır.

Bu yüzden zengin ve yoksul ülkeler arasındaki siyasal gerilim artmıştır.

Bazı azgelişmiş ülkeler, temel maddelerini daha iyi fiyatlarla satabilme amacıyla kendi aralarında birleşmeyi denemişlerdir Bu amaçla kurulan örgütlerin en başarılılarından biri Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) olmuştur. Petrol dışsatımı konusunda tekelciliğinden dolayı OPEC, 1973 ve 1974′ de petrol fiyatlarında beş katı bir artışı sağlayabilmiştir. Öteki örgütler bu kadar başarılı olamamışlardır Sanayi mallarının fiyatlarının arttırılması Hindistan gibi petrole sahip olmayan ülkeleri zarara uğratmıştır Buna karşın, OPEC örneği öteki hammadde üreticilerine cesaret vermiştir. Ancak pekçok ekonomist bu tür kurumların yada -karteller-in. talep ve arzın eninde sonunda fiyatları dayanılabilir bir düzeye düşürmesi yüzünden uzun süre ayakta kalamayacağını öne sürmektedir.

Kalkınmakta olan ülkelerin dünya ticaret sisteminde değişiklik istemeleri, 1974’de «Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen- için bir programı kabul etmiş olan BM hammadde konferansı gibi siyasal etkinlikleri doğurmuştur. Bu konudaki bir karar da pekçok zengin ülkenin muhalefetine karşın, çoğu ulus tarafından benimsenmiştir. Bununla birlikte genel olarak, yeni ekonomik düzenin, ancak sanayileşmiş ülkelerin Üçüncü Dünya uluslarından gelen uzun erimli talepleri karşılamaya hazır olmasıyla sağlanabileceği kanısı yaygındır.

Gelecekten Beklenenler

OPEC’in başarısı, bu tür kartellerin muhtemel gelişmesi ve Üçüncü Dünya’da siyasal karışıklık çıkması korkusu, sanayileşmiş ülkelerin Üçüncü Dünyadan gelen Ülkeleri gönüllü olarak kabul etmesine yol açan sonuçlar doğurmuştur. Üçüncü Dünya ülkelerinin sorunlarına giderek artan ilgi ve bazı ülkelerin büyük çabalarına karşın. 1960 lardan bu yana yapılan yardımların genel düzeyinde bir düşüş görülmektedir .

Yorum yazın