Zihinsel Engelli Çocukların Eğitimi

Zihinsel Engelli Çocukların Eğitimi

Bu başlık, bazı zihinsel engelli çocukların normal çocuklarla birlikte eğitilmesini öngören sisteme verilen addır. Bu çocuklar tam-gün ya da yarı-günlü öğrenim kurumlarındaki normal sınıflara alınırlar. zihinsel engellilere ayrılmış okullarda ya da sınıflarda okuyanlara oranla, böylece öteki çocuklarla daha iyi anlaşma sağlayabilecekleri sanılmaktadır. Yani başka bir deyişle, bu çocuklar okul yaşamıyla özdeşleştirilmeye çalışılır.
Normal sınıflara yerleştirilenler genellikle zihinsel engelli çocuklar arasında öğretilebilir durumda olanlardır. Bunlar büyüdüklerinde kendi başlarına hareket edebilmelerine yetecek düzeyde bir öğrenim görürler. Eğitilebilir durumdaki zihinsel engelli çocuklar yani ancak sınırlı ölçüde kendini yönetecek duruma getirilebilecek olanlar ya zihinsel engellilere özgü okullarda ya da normal okullardaki özel sınıflarda kalırlar.
özdeşleştirme, öğretilebilir zekâ düzeyindekilere pek çok olanaklar sağlar ama öğretmenler ve normal çocuklar için de bazı sorunlar yaratır. Yeni çevrelerinin kurallarını öğrenene kadar dağıtıcı ve denetimi güç bir çocuk olabilir zihinsel engelli öğretmenler, bunlar için büyük emek ve zaman harcarlar.
Özdeşleştirme programı uygulanan okullarda genellikle günün bir bölümünde, zihinsel engelli çocuklarla uğraşan özel-eğitim öğretmenleri bulunur. Bu öğretmenler zihinsel engellilere bazı temel konuları kavramaları için ayrı bir özen gösterirler. Ama çocuğun gününün büyük bölümü normal sınıfta geçer. Tüm sınıf tartışmalarında ve ödevlerinde kendine düşeni yapması için yüreklendirilir. Bu sağlanamadığı hallerde, öğretmen çocuğa kendi yetenek ve ilgilerine uyan özel çalışmalar yaptırır.

OYA’NIN ÖYKÜSÜ
Oya bu konuya iyi bir örnektir. Öteki sınıf arkadaşlarından iki yaş daha büyük olan Oya, zihinsel engellilere özgü bir okuldan, yerel bir ilkokulun beşinci sınıfına geçirilmiştir. Başlangıçta kendisiyle geçinmek güç oluyordu. Çabuk sinirleniyor ve sık sık kızgınlık belirtileri gösteriyordu.
Bu yeni düzene göre Oya,günün ilk saatini kendisine okuma, yazma ve matematik konularında yardımcı olan bir özel-eğitim öğretmeniyle geçiriyordu. Oya’nın ödevlerinin çoğu ikinci ya da üçüncü sınıf düzeyindeydi. Karşılaştığı tek güçlük öğrenmede çektiği sıkıntıydı. Görmesi ve duyması normaldi, vücut kontrolü da öyleydi ama hantal ve beceriksiz olma eğilimindeydi.
Normal sınıfta geçirdiği süre içinde Oya’ya pek çok özel ödevler verildi, öğretmen, Oya’nın renklere özel bir ilgi gösterdiğini bildiği için üç boyutlu bir renk tekerleği yapması için onu görevlendirdi. Bu tekerlek gökkuşağının tüm renklerini sergileyecekti. Oya,eksiksiz bir ödev yaptı. Çok geçmeden öğretmeni el sanatlarında Oya’- nın üstün başarı elde edebileceğini anladı. Kısa bir süre sonra Oya evlerinin oda içlerini düzenliyor, hatta ev için ufak tasarılar çizmeyi beceriyordu. Ayrıca tahta oyma işlerini de seviyor ve elleriyle yaptığı işlerde ustalığını ortaya koyuyordu.
Öğrencilere, sınıfta “arkeoloji kazıları” konulu bir ödev verildiği zaman öğretmeni ondan “sualtı arkeolojisi” üzerine düşüncelerini yazmasını istedi. Okyanus diplerinde görebilecekleri çeşitli türden hareketli balık şekilleri yaptı. Ayrıca kırık bir vazoyu da tamir ederek, su altında bulunmuş eski bir toprak testi haline getirdi.
Çok geçmeden Oya’nın listeler düzenlemekten hoşlandığı anlaşıldı. Bunun üzerine öğretmen Oya’dan sınıf arkadaşlarının arkeoloji çalışmasında kullandıkları kitapların bir listesini yapmasını istedi. Oya,sınıfın “kitaplık kolu öğrencisi” olarak da çalışmaya başladı. Sınıf kitaplığından kitap almak isteyen öğrenci olunca, bunu Oya veriyor ve listesine işaretliyordu.
Bazı sınıf projelerine Oya, tümüyle kanlamıyordu. Ama gelişme göstermeyi sürdürdü. Yazı yazma yeteneğini geliştirmesi için öğretmeni, ona bir doğum günü partisine çağrı, bir arkadaşa kartpostal gönderme ve kayak öğretme üzerine hep ilgilendiği alanlara yönelik özel yazı ödevleri verdi.
öğretmenin kanısı şöyleydi: “Oya’nın okul ödevleriyle ilgilenme yeteneği son derecede gelişti. Ayrıca başkalarıyla olan ilişkilerinde de büyük ilerlemeler sağladı. Artık, gerçekten grubun bir parçası olarak görebiliyordu kendisini. Sınıf arkadaşları da Oya’nın bu aşamasını görmekten sevinçliler. Oya,yakında özel yardımın sürdürüleceği altıncı sınıfa geçecektir.”

BAŞARMA İSTEKLERİNİ KAMÇILAMAK
zihinsel engelli öğrencilerin öğretmenlerini bekleyen en büyük güçlük, öğrencilerinde, verilen ödevleri başarma isteği uyandırmaktır. Bunu sağlamak için uygulanan yöntemlerden biri “şartlı refleks” tekniğidir. Bu tekniği bulan kişi, hayvan davranışlarını inceleyen ünlü Rus bilim adamı ivan Pavlov’dur. Köpeklerle yaptığı bir dizi deneyde, Pavlov, köpeklere her yiyecek verilişinde bir zil çalıyordu. Zamanla köpekler zil sesiyle yiyecek düşüncesi arasında bağlantı kurdular. Zil çalınca, yiyecek verilmese bile, tükürük salgıları artarak ağızları sulanır oldu. Bir başka deyişle, zil sesine bu tür tepki göstermeye şartlandırılmalardı.
Zekâ geriliği gösteren çocuklarla çalışırken, öğretmenin onlara önce kolay ödevler verip başarılarından ötürü övgüyle ödüllendirmesi gerekmektedir. Sonra kendilerine güvenleri artınca, daha güç ödevler verilmeye başlanacaktır. Ancak bu, azar azar ilerlenilmesi gereken bir yöntemdir. Aksi halde çocuk umutsuzluğa düşerek, çabasını tümüyle kesebilir.
zihinsel engelli çocuk böylece, başarabileceği ödevlerin verilmesini beklemeye başlar. Kendisine bir görev verildiğinde cesaretini yitirmemeyi, umutsuzluğa kapılmamayı ve görevden ürkme- meyi öğrenir. Çocuk kendisine verilen ödevlerin ayrı ve sınıf arkadaşlarına verilenler kadar güç olmadığını anlayabilirse de, gene de başarısıyla övünç duyabilir. Oya olayında olduğu gibi, zihinsel engelli çocuklar özellikle ilgilendikleri konularda çok iyi işler ortaya çıkarabilirler. Ama öğretmenlerinin yüreklendirmesi olmaksızın, başarısızlık korkusuyla işe başlamakta çok ürkek davranırlar.
Çalışmalar göstermiştir ki, zihinsel engelli çocuklar da normal çocuklar gibi bir amaca erişmek, bir işi başarmaktan büyük zevk duyarlar. Ne denli basit bir şey olursa olsun, öğrendiği için övülen bir zihinsel engelli çocuk, daha çok öğrenmeye doğru yüreklendirilmiş olur.

BAŞKALARINDAN ÖĞRENMEK
özdeşleştirme çabasının yararlarından biri de zihinsel engelli çocuğun sınıf arkadaşlarından öğrenmesine olanak sağlamış olmasıdır. Okul, tüm çocukların sosyal davranışlarının nasıl olması gerektiğini öğrendikleri yerdir. Bu, normal çocuklar kadar zihinsel engelliler için de önemli bir özelliktir. Bu zihinsel engelli çocukların toplumdaki yerlerini alacakları düşünülüyorsa, daha da önem kazanır.
Ders aralarındaki oyunlarda zihinsel engelli çocuklara takım halinde nasıl oynanması gerektiği öğretilir. Bir oyunun kuralları olduğunu ve herkes gibi kendilerinin de bu kurallara uymaları gerektiğini anlarlar. zihinsel engelli çocukların en güç anlayabildikleri kavram budur.
Okulda öğretmenlerinin verdikleri dersleri ve sınıf arkadaşlarının sorularını cevaplandırmalarını ya da ders dinlemeyi öğrenirler. Tüm bunlar görerek ve olayların içine girerek daha kolay öğrenilebilen şeylerdir.

Yorum yazın