Yergi Nedir – Yergi Geleneği

Yergi Nedir – Yergi Geleneği

YERGİ, Türkçe yermek (zemmetmet), bir şeyin kötülüklerini, yanlışlıklarını alaylı bir dille söylemek-eyleminden -gı (-gu, -gi, -gü, -kı, -ku, -ki, -kü) ekiyle türetilmiş ad: Bir kimseyi, bir toplumu, bir düşünceyi, bir nesneyi ya da bir alışkanlığı, bir göreneği vb. söz ve yazıyla küçümseme, onu alaya alma, gereken ölçüde saldırıp dışlama; bu eğilimdeki söz ve yazıların tümü. Arapça hecv: hicv; biriyle şiir yoluyla alay etme, onu koşukla gülünç duruma sokma (Aynı kökten türemiş başka sözcükler de yüzyıllarca dil ve edebiyatımızda geçerli sayılmıştır: hicvî: hicivle ilgili; hic-viyyat: hicviyye’nin çoğulu: yermeyle ilgili şiir ve yazılar; heca-gû: hicveden, şiir ya da düzyazıyla birinin zararına söz söyleyen, onu aşağılayan; heccâv: çok hicveden, çok sertçe yeren; hicviyye: hiciv sözü, yazısı, yergi).

Açıkça belli olduğu gibi yergi; edebiyatta-şiirde biçimle (şekil) ilgili bir kavram değil içerik (muhteva) belirten bir konu adıdır; bu yüzden koşukla, düzyazıyla, bütün türlerde ve bütün biçimlerde yergi yazısı yaratılabilir, yaratılmıştır. En eski Yunan şiirini konularına göre adlandıranlar (epik, lirik, dramatik, pastoral, didaktik), yergi özü taşıyan ürünleri de satir, satirik diye anmışlardır. Türk halk edebiyatındaki adı taşlama.

Doğal gelişimi içinde her çeşit duygu, özlem, dilek, düş ve coşkuları olanakların elverdiği ölçüde uyumlu bir biçimde dile getiren lirik şiir; savaş ve kahramanlık ruhunu yücelten, öven, değerlendiren epik şiir; eylemi kişileştirerek canlandıran dramatik şiir; şiir sanatının ilk ve en önemli üç türüdür. Bu konuda Goethe şöyle der: “Esas itibariyle şiirin üç doğal (tabii) şekli vardır: Düpedüz anlatan, heyecanla coşan, bir de insanları sahneye koyan. Destan, lirik şiir ve dram. Bu üç şiir tarzı bir arada da olabilir, ayrı ayrı da. Kimi zaman da en ufak bir şiirde bile üçüne birden rastlanabilir. (Tercüme Dergisi, Şiir Özel sayısı, 416).

Doğa güzelliklerini betimleyen (tasvir), bu yolla insanda bir etki hoşlanma uyandıran şiirere pastoral; öğretici yanı ağır basan eserlere didaktik; yergiye ve eleştiriye önem veren eserlere satirik gibi sıfatlar takılmıştır. Ne var ki bu tür eserlerde şiirsel öz, yerini ya özentili betimlemelere, ya zekâ buluşlarına, ya söz oyunlarına, ya da bilgi ve öğütlere bıraktığı içn değerce daha düşük sayılır. Şiir sanatının varlığını, insan doğasında temellenen taklit (mimesis) içtepisiyle hoşlanma duygusuna bağlayan Aristoteles, tragedyayı komedyadan, epos’u (destan) alaydan (jam-bik) kesinlikle ayırır, İkincileri küçümser: “Çünkü gülünç olanın özü, soylu olmayışa ve kusura dayanır; etkisi şiireI olamaz” der. (Poetika).

Yine de yergi şiirleri, sözleri, yazıları hem günlük paşamda, hem edebiyat dünyasında her zaman var olmuştur. Çünkü yergi, ölçüsü ve derecesi yumuşaklıktan sertliğe doğru adım adım gelişebilecek biçimde, insan ruhunun gereksinim duyduğu düşünce ve söz özgürlüğünün, eleştiri (tenkit) hakkının en doğal ürünüdür. Anlatılan herhangi küçük bir fıkradan başlayıp günlük gazete yazılarına, komedi sahnesine doğru açılan geniş yelpaze içinde

bütün taşlamalar-yergiler, bireyden doğduğu halde kamunun sözcülüğünü yüklenen canlı eserlerdir, onlarsız kalınamaz. Bu konuda dikkat edilecek ince nokta ise, mizahla yerginin ayırcı sınırını dikkatlice belirlemektir; çünkü bütün mizah ürünlerinde yergi tohumları vardır; sorun, sözün sertliğini, açıklığını ortaya koyan sözcük seçimlerine dayanır (bak. Mizah). Cahiliye (İslâmlık öncesi) çağının kabileler çatışmasında bir kişiyi ya da kurumu ululayıp övme, yüceltip değerlendirme konusunu yüklenen kasidelere medhiyye: methiye dendiği gibi karşıt kişiyi ya da toplumu aşağılayıp çirkinleştiren, açık saçık sözler ve küfürlerle yaralayıp gurur kıran ürünlere de —yine kaside— hicviyye adı verilmişti.

Bu gelenek Türk Divan Edebiyatında sürdürüldüğü gibi zamanla daha yatkın biçimlere de kayma olmuştur. Özellikle son yüzyılarkda tek kafiyeli uzun bir biçim olan kasideler yerine (33-99 beyit olabilirdi), daha kısa ve özlü kıt’a biçimi yeğlenmiştir (matlası yani AA biçiminde uyaklanan ilk beyti bulunmayan gazel :BA CA DA…) Toplumsal yönsemeleri sergileyen genel eleştiri-yergi şiirlerine uygun sayılan terkib-i benf’lerde de türün özünü karşılayan parçalara rastlanır: Bağdatlı Ruhi, Ziya Paşa.. gibi.

İlkel edebiyat ürünlerindeki aşırı sertlik, açık saçıklık, küfür düşkünlüğü, aşağılayıcı sıfatların yinelenmesi gibi belirgin nitelikleri öne çıkan yergi; kişilerin onur ve namuslarını doğal sınırlar içinde koruyan çağdaş toplumun görgü kurallarıyla sınırlandığı için, günümüzde yergiden çok taşlama ve mizahtan söz etmek doğru olacaktır. Mizah eleştirisiyle yergi tutumunun kesin ayrımına hiçbir zaman, hiçbir yerde olanak bulunmadığını yineleyerek edebiyatımızda bu türün ürünlerine emek vermiş sanatçıların adlarını anmak yeterli olacaktır: Ahmet Rasim, Ali Bey, Çetin Altan, Günel Altıntaş, Âşık İhsani, Fazıl Ahmet Aykaç, Bedii Faik, Salâh Birsel, Halil Nihat Boztepe, RızaTevfik Bölükbaşı, Ser-met Çağan, Faruk Nafiz Çamlıbel, Tevfik Çaylak, Sulhi Dölek, Orhan Duru, Metin Eloğlu, Vasıf Enderunlu, Nazlı Eray, Eşref, Burhan Felek, Figanî, Fuzulî, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Haşmet, Rıfat İlgaz, Muzaffer izgü, izzet Molla, Orhan Veli Kanık, Refik Halit Karay, Selçuk Kaskan, Osman Cemal Kaygılı, Fıtnat Hanım, Koca Ragıp Paşa, Namık Kemal, Nâzım Hikmet, Nef’î, Aziz Nesin, Neyzen Tevfik, Ümit Yaşar Oğuzcan, Orhan Kemal, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Os-manzade Tâib, Fikret Otyam, Özdemir Asaf, Ruhî, Sabahattin Ali, Başar Sabuncu, Nâmdar Rahmi Karatay, Sedat Sima-vi, Sürurî, Şeyhî, Ercüment Ekrem Talu, Haldun Taner, Ziya Paşa, Fıtnat Hanım, Dertli, Seyranî.

Yorum yazın