Yazım Nedir

Yazım Nedir

YAZIM, bir dilin sözcüklerini (kelimelerini) doğrulukla yazıya geçirmeyi sağlayan ortak yazma biçimi; eski karşılığı imla (Arapça doldurma anlama gelir. Yalnız bu sözcük bile, Arapça’nın ve aşka bazı dillerin Türkçeyi zorlayan aykırı özelliklerini sergilemeye fırsat verir. Bu sözcükte Türk-çenin ana kurallarından bir olan büyük ses uyumu yoktur, i ile başlayan sözcük kalın a ile bitmektedir; Tükçe’de k, g, I seslerinden sonra kalın vokal: ünlü gelirse bu harfler kalın okundukları halde imlâ derken l’yi ince okumak zorundayız. Türkçe’de hiç uzun vokal: ünlü olmadığı halde bu sözcüğün İkinci hecesini uzun okuma zo-runluğu vardır).

Dildeki seslerin, harf dediğimiz işaretler yardımıyla yazıya geçirilmesi yolunda bilinen iki dizgeden biri, tarihsel gelişimin özelliklerini koruma amacıyla sözcüklerin belli kalıplar halinde yazılışıdır: Arapç, Fransızca, İngilizce., vb. dillerin yazımlarında öğrenimi güçleştiren sayısız özellik ayrıntısı vardır; çok zaman da mantıklı bir açıklamayla karşılanamaz, ikinci yol, dili okunduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi okunan (ağız özellikleri söz konusu değildir) sesçil yazımla (fonetik imlâ) yazıya geçirmektedir (Bugünkü Türkçenin yazım ilkesi).

Kökene, biçime dayanan geleneksel yazımda, harflerin sesleri karşılaması ilkesi geçerli değildir; sözcüklerin zamanla değişmesine karşın yüzyıllar öncesindeki yazım biçimleri sürdürülür. Nedeni, niçini, yararı da açıklanamaz. Ünlü yazar Geor-ge Bernard Shavv’ın (1856-1950) yazarlık gelirlerinin en büyük payını, İngilizce’nin okunduğu gibi yazılır-yazıldığı gibi okunur bir yazım dizgesine kavuşması için çalışanlara bırakması yeterince anlamlı bir örnektir.

Tarih boyunca atalarımızın kullandığı Asya abecelerinin (Göktürk ve Uygur yazıları), dilimizin özelliklerini iyi yansıttığı söylenemez. islâmiyetin kabulüyle alınması zorunluluk saylılmış Arap (ve Farsça’nın eklentileriyle) abece dzgesi de sesçil yazım için son derece kullanışsızdır. Vokal sayısı en aza indirgenmiş, Türk hançere-sinde bulunmyan birçok konsonantla ayrıntılara düşülmüş böyle bir harf dizgesiyle Türkçenin hiçbir özelliği karşılanamaz. Üs-telik dilimizin ana kurallarını dışlayan alıntılarla Türkçemiz eylemleri (fiiler) dışında hemen hiçbir öğesini koruyabilmiş değildir. Yüzyıllarca sürmüş bu dil yanılgısının günümüzde artık önemi ve değeri kalmamıştır. Çünkü Yazı Devrimi’nin altmışıncı yılında konunun sahipleri yalnızca küçük bir azınlıktır. Osmanlıca’nın yazım özelliklerini öğretmek de bu maddenin görev sınırları içinde bulunamaz.

Sesçil yazımda, dildeki seselrin karşılığı olan harflerin seçilei, her sese bir harfin ayrılması ana ilkedir. 1928’de yasayla saptanan yeni Türk abecesi (alfabe), okuma yazmayı kolaylaştırdığı, öğrenme-öğretme yalınlığı sağladığı için sesçil yazıma dayanır. Türkçe’nin ses dizgesine ve niteliklerine tıpatıp uyan ve bütün gereksinimleri sarşılayan yeni yazı, Türkçe sözcüklerin yazımında hemen hiçbir sorunla karşılaşmaz. Bugünkü yazım yöntemimizi zorlayan özellikler, dilimizden henüz atı-lamamış yabancı kökenli sözcüklerle ilgilidir. Bu konuda aydınlık yarınlara umut veren durum, dilimizin günden güne arılaşması yolunda yabancı kökenli sözcüklerden kurtulma çabasının başarısıdır. Türkçe köklerden türetilen yeni sözcüklerin yeğlenmesi yanında yüzyıllarca halk belleğinde yaşamış Türkçe sözcüklerin bulunup ortaya çıkarılması, yaşarlık ve geçerlik kazanması (tarama ve derleme sözcüklerinin toplamı), yazımımıza sorun olan yabancı kökenli sözcüklerin atılması, sözde sounları iyice azaltmıştır.

Bu oluşum ve gelişim içinde, bazı yazım kurallarının değişime uğraması, güncel gereksinimlerin yanıtı olan yeni ilkelerin saptanması doğru sayılmalıdır. Amaç, yurtta yazım birliğinin sağlanmasıdır. Bu amaca ulaştiran yol da, dil sevgisi ve bilinci, dile özen gösterme ve bunu kişisel sorumluluk olarak benimseme yöntemidir.

Yorum yazın