Üslup Nedir

Üslup Nedir
Üslup, çok eski çağlardan beri inceleme konusu olmuştur. Aristoteles, Cicero ve Quintilianus üslubu düşüncenin uygun biçimde süslenmesi olarak görmüşlerdir. Rönesans boyunca geçerliliğini sürdüren bu görüşe göre, üslup teknikleri belli türlere ayrılır. Yazardan ya da konuşmacıdan beklenen, kendi söylemine uygun örnek tümceler ve söz sanatlan yardımıyla düşüncelerini düzenlemektir.

Jonathan Swift A Letter to a Young Gentleman, Lately Enter’d into Holy Orders (1721; Yeni Papaz Olan Genç Bir Beye Mektup) adlı yapıtında üslubu “doğru yerde doğru sözcük” sözleriyle tanımlar. Bu ilke, üslubu düşüncelere uygun biçimde eklenen bir şey olarak gören anlayışla, İsviçreli filolog Charles Bally’den (1865-1947) kaynaklanan modern anlayış arasında orta yolu oluşturur. Bally’nin izinden gidenlere göre dilde üslup, yazarın çeşitli anlatım biçimlerinden birini seçebilmesine dayanır. Örneğin “özgürlük”, “hürriyet” ve “serbestlik” sözcükleri aynı anlama gelseler de çağrıştırdıkları şeyler farklıdır. Bu görüşe yakın biçimde üslupla dilbilim arasındaki ilişkiye ağırlık veren Edward Sapir, Language (1921; Dil) adlı kitabının sonuç bölümünde edebiyat yapıtlannı biçim ağırlıklı (Swinburne, Verlaine, Horatius, Catullus, Vergilius ve Latin yazarlann büyük bölümü) ve içerik ağırlıklı (Homeros, Platon, Dante, Shakespeare) olmak üzere ikiye ayınr ve birinci gruptaki yazarların yapıtlarının başka dillere çevrilmesinin hemen hemen olanaksız olduğundan söz eder. Örneğin Poe’nun “On desperate seas long wont to roam” (Ezelebed avare, umarsız denizlerde) dizesinin uyandırdığı “ağırlık, sürüklenme” izlenimi, vurgu ya da tonlamaya ilişkin bilgilerle daha nesnel bir temele oturtulabilir: Buradaki “sürüp gitme” etkisini yaratan şey, birincil ve ikincil vurgulann öne çıkışıdır. Archibald Hill, Roman Jakobson ve Rulon Wells gibi dilbilimcilerin bu konuyla ilgili yazılan Essays on the Language of Literature (1966, S. Chatman ve S. R. Levin; Edebiyat Dili Üzerine Denemeler) adlı kitapta toplanmıştır.

Üslup, bir kişilik özelliği olarak da değerlendirilir. Buffon’un Discours sur le style (1753; Üslup Üzerine Söylev) adlı yapıtındaki ünlü “üslup insanın kendisidir” özdeyişi ve Schopenhauer’ın üslubu “zihnin fizyonomisi” olarak tanımlayışı, ne kadar bilinçli tercihlere dayanırsa dayansın yazarın üslubunun sonuçta onun kişiliğinin damgasını taşıyacağı görüşünü yansıtır. Buna göre, iyi bir yazar kendi kişiliğini ve dünya görüşünü yansıtırken kendiliğinden buna uygun ses, sözcük ve sözdizim yapılarını seçecektir.

Yorum yazın