Ünlü Türk Destanları

Ünlü Türk Destanları


ALP ER TUNGA DESTANI

Bilinen en eski Türk destanlarından biridir. Çok eski çağlarda yaşadığı kabul edilen, ama yaşamıyla ilgili kesin bilgiler elde edilemeyen bir Türk hakanının ululuğu, erdemleri, yiğitliği üzerine yazılmıştır. Tamamı günümüze kadar gelmemiştir. Kutadgu – Bilig ve Divan-ı Lügat-üt Türk’te bu destandan söz edilmektedir.
YusîtfrKİSeglennde adı belgülüg
Tonga Alp Er idi kutı belgelüg
Bedüg bilgi birle Öküs erdemi
Biliglig, ukuşluk Budun ködremi…
Ne ödrüm, ne kördüm, ne ersig eren
Acunda tetig eryidi bu cihan
Tacikler ay ur anı Afrasiyab
3u Afrasiyab tuttu iller talap
Tacikler bitigde bitimiş mum
Bitigde yok erse kim ukgay mum
Bu dizelerin bugünkü Türkçede anlamı şöyle- dir:
“Bütün Türk beyleri içinde Alp Er Tunga geniş bilgisiyle birçok erdeme sahipti. 3ilgindi, anlayışlıydı. Ne kadar üstün nitelikli, seçkin kahramanları bu cihan yedi, yok etti. İranlılar ona Af- rasyab derler. Bu Afrasyab, illeri talana tuttu. Bu İranlılar, kitap yazmışlar. Kitap da olmasaydı kim anlardı bunu.”


OĞUZ KAAN DESTANI

Oğuz adına ilk kez VI. ve VII. yüzyıllarda Yeni- sey (Orhon) yazıtlarında rastlıyoruz. Bu destan Uygur dilinde yazılmıştır. Destanın kahramanı Oğuz Han, üstün nitelikleri olan bir masal kahramanı gibi anlatılır. “Oğuz doğduğu zaman yüzü mavi, ağzı ateş gibi kırmızı, gözü ve saçı, kaşları siyahtı. Anasının memesini bir kez emdi, bir daha emmedi. Kırk günde konuştu, yürüdü. Ata biner avlanır, vahşi hayvanları dize getirirdi.”
“Oğuz bir gün Tanrıya dua ederken gökten mavi bir ışık indi. Işığın içinde güzel bir kız vardı. Güldüğünde gök de gülüyor, ağladığında gök
de ağlıyordu. Oğuz kızı aldı. Ondan üç oğlu oldu. Gün, Ay, Yıldız adını verdi oğullarına. Sonra bir gün avlanırken, bir gölün ortasında bir adacık gördü. Adada bir ağaç kovuğunda çok güzel bir kız oturuyordu. Oğuz Kaan bu kadınla evlen di. Ondan üç oğlu daha oldu. Onlara^.djfge- Dağ. Denii.înştıgım anlatan öykülerle sürer gider. Sonunda, Oğuz Han kocadı. Bir gün düşünde bir gümüş yayla üç ok gördü. Ertesi sabah oğullarını yanma çağırdı ve onlara: “Ben artık kocadım. Gün, Ay, Yıldız sîzler ülkemin doğusuna, güneşin doğduğu yere; Gök, Dağ, Deniz sîzler de güneşin battığı yere, batıya gidin” dedi. Doğuya gidenler altın bir yay getirdiler. Oğuz Han yayı üçe kırdı ve üç kardeşe üleştirdi: “Sizin adınız bundan böyle Bozok olsun” dedi. Batıya gidenler üç tane ok getirdi. Oğuz Han onlara da Üçok- lar adını verdi. Kırk gün kırk gece şölen yapıldı. Ülkeyi altı oğluna pay etti.

GILGAMEŞ DESTANI
Büyük Sümer Destanının kahramanı Gılgameş, Uruk ülkesinin kralıydı. Tanrıça bir anadan doğduğu için yarı tanrı, yarı insandı. Anası tanrıça Nin-Sun’dur. Gılgameş çok buyurgan ve acımasız bir kraldı. Halkını canından bezdirince, halk ondan kurtulmak için tanrılara dilekte bulundu. Tanrıça Aruru halkın dileğini kabul etti ve çamurdan yaptığı bir insana can verdi. Adını da En- kidu koydu. Enkidu ormanlarda yaşıyor, vahşi hayvanlarla düşüp kalkıyordu. Onu gören bir avcı Gılgameş’e haber verdi. O da Enkidu’nun peşine güzel bir kadın saldı. Kadın Enkidu’yu kandırıp peşi sıra kente getirdi. Enkidu ile Gılgameş önce dövüştüler, sonra da dost oldular. Günün birinde Khumbaba adında bir devin ortalığı kasıp kavurduğunu işittiler ve devi öldürmek için iki arkadaş yola çıktılar. Enkidu yolda çok kötü hastalandı. Gılgameş’e bu hevesten vazgeçmesi için yalvardı. Sonunda devi öldürdüler.
Bu başarısından ötürü Tanrıça İştar, Gılga- meş’e aşık oldu. Ama Gılgameş, tanrıçaya yüz vermedi. O zaman İştar çok kızdı ve Gılgameş’i öldürmesi için azgın bir boğa göndermesini diledi babası Anu’dan. Gılgameş ile Enkidu boğayı öldürüp, yüreğini Güneş Tanrısına sundular. İştar buna da çok içerledi ama bir şey yapamadı.
Bundan sonra Enkidu bir düş gördü. Düşünde; tanrılar Enkidu’nun ölümüne, Gılgameş’in bağışlanmasına karar verdiler. Enkidu çok geçmeden öldü. Enkidu’nun ölümü, Gılgameş’i acılara boğdu. Tanrılardan, dostunu bir kez olsun yeryüzüne
geri göndermelerini diledi. Tanrılar dileğini kabul edip Enkidu’yu geri gönderdiler. Gılgameş ölümle ilgili sorular sordu dostuna. Aldığı cevaplar onu çok sarstı, ölümsüzlüğü sağlayan gizi bulmak için Uta-napiştim’e gitmeye karar verdi. Uta- napiştim Tufandan kurtulduğuna göre, ona yardım edebilirdi.
Bir gün Maşu Dağına vardı. Maşu Dağında, akrep insanlar yolunu kesti. Sonra onun yarı tanrı olduğunu öğrenip yolundan çekildiler. Gılgameş, Tanrıça Siduri’nin yardımıyla Uta-napiştim’in yerini buldu. Ona ölümsüzlüğün gizini sordu. Uta- napiştim ölümsüzlüğün gerçek olmadığını, herkesin, her şeyin bir gün gelip yok olacağını söyledi. Sonra da Gılgameş’e denizin dibinde bulunan ölümsüzlük otundan söz etti. Gılgameş deniz dibine inip otu çıkardı. Sonra ülkesi Uruk’a dönmeye karar verdi. Ama çok yorgundu. Ağaç altında yatarken bir yılan yanına yaklaştı ve o otu yedi. Yılan sonsuz yaşama kavuştu. Gılgameş ise umutsuzluk içinde ülkesine geri döndü. Gılgameş, devleri, canavarları öldüren, bin bir tehlikeye göğüs geren, olağanüstü güçlü ve iri yapılı bir masal kahramanıdır. Bu nitelikler bize Yunan Mitolog- yasındaki yarı tanrı Hercules (Herakles)’i anımsatmaktadır. Gılgameş’in kişiliğinin Hercules epo- sunu etkilemiş olması mümkündür.


ERGENEKON DESTANI

Göktürklerin türeyişini anlatan destandır. Kaynağı, Raşideddin Tabib tarafından yazıldığı kabul edilen Cami-üt Tevarih’tir. Ayrıca çeşitli Çin kaynaklarında da Göktürklerin türeyişi değişik öykülerle anlatılmıştır. Tüm bu eposlarda ortak tema, kurttan türeyiş temasıdır. Ergenekon destanının birden fazla anlatımı olmasının nedeni budur. Çin kaynaklı bir destanda öykü şöyle anlatılır: ’Türklerin atası, Batı Denizinin batısında yaşıyordu. Asena adını taşıyan bu Türk boyu komşu boyların saldırılarıyla yok edildi. Geriye yalnızca on yaşında bir erkek çocuk kaldı, düşmanlar bu çocuğun el ve ayaklarını keserek onu bir bataklığa attılar. Onu bataklıkta bir dişi kurt buldu ve besleyip yaralarını ondu. Düşmanları çocuğun yaşadığını duyup peşine düşünce kurt, onu bir mağarada sakladı. Çocuk büyüyünce bu dişi kurtla birleşti. Dişi kurt on çocuk doğurdu. 3u on çocuğun her birinden bir boy doğdu. Asena boyu da böylece genişledi ve sürdü.
Destanın Reşideddin Tabib’in yapıtındaki biçimiyse oldukça farklıdır. İslamiyetten sonra, Kurt teması kalkmış ve Destan V. yüzyılda Juan- juan (Avarlar) denilen bir ulus tarafından Altay Dağlarında maden ocaklarında çalıştırılan bir Türk boyunun başkaldırışıyla ilgili Çin kaynaklarından alınan bilgilerle birleşerek değişik bir
içerik kazanmıştır. Ayrıca öykü Moğollara mal edilmiştir. Söylenceye göre, Moğolların başında il Han denilen bir hakan, Tatarların başındaysa Sevinç Han vardı. Moğollar tüm düşmanlarını dize getirdiler. Bunun üzerine Sevinç Han başka boylarla işbirliği ederek Moğollara karşı ayaklandı. Moğollar toplu halde yaşadıkları için düşmanları tarafından bütünüyle yok edildiler. Aralarından yalnızca il Hanın oğlu Kıyun ile yeğeni To- luz sağ kaldı. Bunlar karılarıyla birlikte kaçarak, dağlar arasında bir bölgeye yerleştiler.
Akarsular, yemiş ağaçları, av hayvanlarıyla dolu olan bu yere Ergenekon adını verdiler. Dört yiiz yıl boyunca burada yaşadılar. Nüfusları çoğalınca Eregenekon’a sığamayacaklarını anladılar. Bir başka yere gitmek için yol aradılar, ama bulamadılar, önlerinde yalçın yamaçlı kocaman biir dağ yükseliyordu. Aralarından bir demirci çıktı ve dağı eriterek bir geçit açabileceklerini söyledi. Dağın eteğine, bir kat odun bir kat kömür yığdılar. Yetmiş av hayvanının derisinden körük yaptılar ve kocaman bir ateş yaktılar. Ateş, demirden oluşan dağı eritti ve bir deve geçebilecek kadar bir geçit açıldı. Buradan geçen Türkler Börteçine’nin önderliğinde Orta Asya’ya yayıldılar ve Tatarları yenilgiye uğrattılar.

ŞEHNAME
Ortadoğu Mitologyasının bir başka önemli kaynağı da İranlI Ozan Firdevsi’nin Şehname adlı uzun mesnevisidir.
Şehname 934-1020 tarihleri arasında yaşadığı bilinen İranlı Ozan Firdevsi’nin uzun Mesnevisinin adıdır. Bu yapıtta Firdevsi; İran tarihinden, söylencelerden söz eder. Koşuk türünde yazılmış olan Şehnamede 60 bin beyit vardır. Başlangıçtan X. yüzyıla kadar olan t^rih dönemini kapsayan yapıt, dört bölümden oluşmaktadır.
Birinci ve ikinci bölümler İran Tarihinin söylenceler çağıdır. Bu söylencelerin kahramanları olağanüstü başarılar gösteren, insanüstü nitelikleri olan yiğitlerdir. Üçüncü bölümde söylenceyle, tarih iç içe girmiş, tarihsel olaylar zengin bir düş gücüyle süslenmiştir. Dördüncü bölüm İran’ın bilinen gerçek tarihini ele alır. Destanın en önde gelen kahramanı, İran’ın bağımsız bir devlet olması yolunda sayısız yiğitlikler yapmış olan Zaloğlu Rüstem’dir. Destanda zulmü ve baskıyı simgeleyen Dahhak’ın İran halkının bağımsızlık kavgasını simgeleyen Gave’ye karşı savaşı anlatılır. Şehname’nin önemi, mitolojik bir kaynak ya da bir tarih kaynağı olmasından çok yazınsal ve dilbilimsel değerinden gelmektedir. Aruz vezniyle yazılmış olan destan üzerinde pek çok çalışmalar yapılmıştır.

Yorum yazın