Tekke Edebiyatı Özellikleri

Tekke Edebiyatı Özellikleri

tekke edebiyatı, ZÜMRE EDEBİYATİ ya da TASAVVUFİ HALK EDEBİYATİ olarak da bilinir, Türk edebiyatının, kaynağını tasavvuftan alan ve tarikat çevrelerince geliştirilen koluna verilen ad. Divan edebiyatı ile dindışı halk edebiyatı (âşık edebiyatı) üzerinde büyük etkisi olmuştur.
Genellikle halka seslenen tekke edebiyatı şiirleri yalın bir dille, hece ölçüsüyle ya da aruzun heceye yakın yalın kalıplarıyla yazılmıştır. Evliya menkıbeleri, efsaneler, hikâyeler, fıkralar ve tarikat büyüklerinin yaşamlarını konu alan yapıtlar da bu edebiyatın düz yazı dalını oluşturur. Tekke edebiyatı şiirinin genel adı ilahidir. İlahiler özel bestelerle okunur ve tarikatlara göre değişik adlarla anılır. Örneğin Bektaşilerde nefes, Mevlevilerde ayin, Gülşenilerde ta- pug, Alevilerde deme adını taşır. Tekke edebiyatının nazım birimi dörtlük, nazım biçimi ise koşma düzenindedir. Bununla birlikte halk şiiri geleneğinin dışına taşan ve gazel biçimiyle yazılmış ilahiler de vardır.
Tarikat büyüklerinin ermişliğini, kutsal değerlerini, kerametlerini vb lirik bir anlatımla aktaran bu edebiyatın ürünleri çoğu zaman tekkelerde, bir topluluk tarafından ahenkle okunur. Bunların yanı sıra yalnızca didaktik şiirler ya da küçük bir tarikat çevresine seslenen ağır bir dilin kullanıldığı yapıtlar da yazılmıştır. Tekke edebiyatı yazarları, hem divan şiirinin, hem de halk şiirinin olanaklarını ve sözcüklerini geniş biçimde kullanmış, özellikle mecaza sık başvurmuşlardır.
Tekke edebiyatı 12. yüzyılda Türkistan’da yetişen Ahmed Yesevi’nin hikmetleriyle başladı. Anadolu’da ise bu dalın ilk ve en büyük şairi Yunus Emre’ydi. 13. yüzyılda Moğol istilası, İlhanlı baskısı, Babai ayaklanmaları, devlet otoritesinin sarsılması gibi nedenlerle büyük çalkantılar yaşayan Anadolu halkının tekke ve tarikatlara yönelmesiyle kökleşen bu edebiyat 19. yüzyıla değin çeşitli tarikatlar aracılığıyla sürdü. Bu geleneğin sürmesinde Alevi-Bektaşi ve Melami- Hamzavi şairleri önemli rol oynadı. Alevi- Bektaşi edebiyatı şamanizmin izleri ile Mev- lânâ-Yunus temeline dayanarak 15. yüzyıldan sonra büyük gelişme gösterdi. Kentlerde Bektaşi, köylerde Alevi ya da Kızılbaş adıyla anılan bu şairler yeniçeriler arasında da etkili oldular. Melami-Hamzavi kolu ise vahdet-i vücut (varlığın birliği) kuramını temel aldı.
Tekke şairleri arasında sayılabilecek başlıca adlar, 13. yüzyılda Ahmed Fakih, Şeyyad Hamza, Sultan Veled[ 14. yüzyılda Said Emre, Şeyhoğlu Satu, Âşık Paşa, Gülşehrî;
15. yüzyılda Hamid-i Veli, Hacı Bayram Veli, Eşrefoğlu Rumi, Şeyh Vefa, Emir Sikkınî, Kaygusuz Abdal, Süleyman Çelebi, Yazıcıoğlu Mehmed; 16. yüzyılda Ümmi Sinan, Seyfullah Halveti, Usulî, Ahmed Sârban, Vizeli Kaygusuz, Emir Osman-ı Haşimî, Hatayı (Şah İsmail), Pir Sultan Abdal, Kul Himmet; 17. yüzyılda Sinan Ümmi, Himmet Efendi, Niyazî-i Mısri, Aziz Mahmud Hüdaî, İdris-i Muhtefî, Muh- yî, Lamekânî Hüseyin. Oğlanlar Şeyhi İbrahim, Gaybî, Bosnalı Abdullah, Sarı Abdullah Efendi, Nakşı Akkermanî, Himmet, Kayıkçı Kul Mustafa; 18. yüzyılda Erzurumlu İbrahim Hakkı, Kasım Dede ve Sezai-i Gülşenî’dir.
19. yüzyılda tekke edebiyatı sönmeye yüz tuttu, etkisiz birkaç şair dışında temsilci yetiştiremedi. Bu yüzyılda Seyranî ve Tura- bî yarı tekke şairleri olarak anılabilir.

Yorum yazın