Özyaşam Öyküsü Nedir

Özyaşam Öyküsü Nedir

Sanat, bilim, kültür, siyaset alanlarında ün yapan bir kimsenin kendi yaşamını anlatmak amacıyla yazdığı yazı ya da yapıt (otobiyografi de denir). Özyaşam öyküsünü anı ve günlükten ayırt etmek gerekir. Bir dönemin tanığı ve yargılayıcısı olan anı yazarının dışa dönük benine karşı özyaşam öyküsü yazarının beni içebakışsaldır ve tarihsel bağlamı yalnızca konu üstündeki olası etkisine göre canlandırılmıştır. Bu anlamda, Chateaubri-and’m Mezarötesinden Anılar (Les Mémoires d’outre-tombe) büyük ölçüde özyaşamöyküsel bir yapıt olarak düşünülebilir. Özel günlük, anlattığı konuyu çağdaşlaştırırken, özyaşam öyküsü her zaman geçmişe yöneliktir. Ayrıca, yazarın açıkça tüm bilinçli olgu düzenini reddettiği özyaşamöyküsü, Proust’ta olduğu gibi anlatıcı hem yazar, hem oyuncu olarak görünse bile,roman alanına ilişkin girişimden ayrılmalıdır. Zorunlu olarak geçmişe yönelik yöntemden, yazarın, anlatıcının ve kahramanın zorunlu özdeşliğinden önce, girişimin nitelik ve anlamım ortaya koyan özyaşam öyküsel bir anlaşma var olmalıdır. Rousseau’nun İtiraf-lar’ın(Confessions) başındaki açıklaması şöyledir: “Daha önce hiç benzeri olmayan ve hiçbir taklitçisi de bulunmayacak olan bir işe girişiyorum.

Benzerlerime, doğanın bütün gerçekliği içinde bir insan göstermek istiyorum ve bu insan ben olacağım.” Gerçi, Rousseau kendisinin hiçbir taklitçisi olmayacağını söylerken yanılıyordu ama, 1782’de İtiraflar’m ilk altı cildinin yayımlanmasının özyaşam öyküsünün gerçek doğuşunu belirttiği de kesindir. Rousseau’yla birlikte aynı dönemde, sözgelimi Alfieri ya da Benjamin Franklin gibi başkaları da özyaşam öyküsü türüne eğilim gösterdiler.

Rousseau’dan önce Aziz Augustinus’ un İtiraflar’ı ve Montaigne’in Denemeler’ i (Essais) gibi bazı kitaplarda özyaşam öyküsel öğelere raslanır. Bununla birlikte, bu öğeler ister dinsel bir söylemle ilgili olsun, ister hümanist bir düşüncenin bütünlüğüne katılsın, temelinde anlatıcının kişiliğinin gerekli olduğu özyaşamöyküsü türünün kurulması için yeterli değildir.

Özyaşam öyküleri bir güdülenmeye dayanır. Güdülenmelerin bütünü ortaya konarak ve düzenlenerek özyaşam öyküsünün taslağı çizilir. Yazar,yaRous-seau örneğinde olduğu gibi öğretici olmak ister ya da Stendhal gibi girişimlerini bir oyun, özyaşam öyküsünü de kendi beninin bir serüveni olarak gösterir.
Simone de Beauvoir’ın. Sart-re’ın varoluşçu özyaşam öyküleri kendi iç dünyalarını açıklayıcı niteliktedir. Onlara göre, kendini anlatmak demek kendini yanılgıdan kurtarmak, tanımlamak, dışa vurmak demektir. Cowper Powys ve Miller ile Goethe’ nin özyaşam öyküleri düşü çözümlemeyle, oyunu öğreticilikle, düşsel olanı itirafla karıştırarak bakış açılarının çokluğuyla dikkati çektiler, jung, özyaşamöyküsünü anlattığı yapıtında yaşamını bir mite benzetir. Türk edebiyatmda özyaşam öyküsü türünde yapıtlar oldukça azdır. Bunlar arasında Muallim Naci’nin Ömer’in Çocukluğu (1889), Yusuf Akçura’nın Ta Kendim yahut Defter-i Âmâlim (1944), Nigâr Hanım’ın Nigâr binti Osman: Hayatımın Hikâyesi (ölümünden sonra yayımlandı, 1959), Halikarnas Balıkçısı’nın Mavi Sürgün (1961) a yönleri ağır basmasına karşın özyaşam öyküleri arasında da sayılabilir.

Yorum yazın