Osmanlıca Nedir

Osmanlıca Nedir – Osmanlıca Hakkında Bilgiler

Batı türkçesinin Osmanlı Devleti döneminde özellikle edebiyat dili olarak geçerli olan evresi. Osmanlıca terimi Tanzimat aydınlan tarafından ortaya atılmıştır. Tanzimatçılar siyasal birliği kurmak amacıyla “millet-i Osmaniye” (Osmanlı milleti) terimini bütün Osmanlı Devleti sınırları içindeki halkları içermek amacıyla türetmişler, bu milletin diline de “lisan-ı Osmani ” (Osmanlı dili) adını vermişlerdir. Eski dönemlerdeyse türki, türkçe, lisan-ı türki terimleri kullanılmıştır.
Osmanlıca, Türkiye türkçesinin XIV.

yy. ile XX. yy. arasında, özellikle yazdı ürünlerde kullandan bir evresidir. Türkiye türkçesi tarihsel gelişimi yönünden şöyle sınıflandırılmaktadır :

1. Eski Türkiye türkçesi ya da eski Anadolu türkçesi (XIII.yy.);

2. Osmanlıca (XIV. -XX. yy’lar):

a. Eski osmanlıca (XIV. -XV. yy.);

b. Klasik osmanlıca (XVI. -XIX. yy’lar);

c. Yeni Osmanlıca (XIX. -XX.yy’lar).

3. Çağdaş Türkiye türkçesi (XX. yy.). Osmanlıca, özellikle eski osmanlıca ve klasik osmanlıca, bütün Divan edebiyatı şiir ve düzyazı örneklerini kapsamaktadır. Eski osmanlıca döneminde sözü edilmesi gereken en önemli konu farsçadan ve arapçadan yapdan çevirilerdir. Bu çeviriler aracılığıyla türkçeye pek çok arapça, farsça sözcük ve dü birimi girmeye başlamış, özellikle şiirde aruz ölçüsünün zorlayıcı etkisiyle yabancı sözcüklerin türkçeye girişi büyük bir hız kazanmıştır. Klasik osmanlıca döneminde, osman-lıca kültür ve edebiyat dili olarak büyük bir yaygınlık kazanmıştır. Şiir ve düzyazı türünde özgün ve başarılı yapıtlar bu dönemde ortaya konmuştur (Fuzulî, Bakî, Nefî, Nabî, Şeyh Galip şürde, Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi, Na-ima, vb. düzyazıda). Özellikle “süslü düzyazı” adı verilen düzyazı geleneğinde, anlam ikinci plana atıldığı, hüner ve marifet gösterme ön plana alındığı için, kullandan dil oldukça ağdalı bir nitelik kazanmıştır. Öyle ki, belirteçler ve yüklem dışında hemen hiçbir türkçe sözcük kullanılmamış, tümceler de alabddiğine uzatdmış, şiirsel bir anlatıma ulaşabilmek için söz ve anlam sanatlarına sıkça başvurulmuştur (özellikle Veysî ve Nergisî’nin yapıtları).

Osmanlıcanın Osmanlı Devleti’nde ayrıcalıklı, saray çevresine ve aydın kesime özgü bir dil haline gelmesine zaman zaman tepkiler de doğmuştur. XV. yy’da. Aydınlı Visalî, aruzla, ama içinde yabancı sözcük ve tamlama olmayan, halk dili ve deyişleriyle şiir yazma yolunu denemiş, Tatavlalı Mahremi, Edirneli Nazmi de onun yolunu izlemişlerdir. Türki-i Basit (Yalın Türkçe) adını taşıyan bu akım, kısa soluklu kalmıştır. XVIII. yy’da da Nedim, İstanbul türkçesinin deyiş özelliklerini şiirine sindirmiştir. (Gene bu dönemde din,tarih,ahlak,felsefe,çoğrafya,halk hikâyeleri gibi kitapların “yalın düzyazı” ya da “orta düzyazı” ile yazıldığım anımsatmakta yarar vardır.)
Yeni osmanlıca, Tanzimat de başlamış ve 1912’de Genç Kalemler’ in gündeme getirdiği “yeni dil” ile kuramsal olarak son bulmuştur. Osman-lı kültür ve edebiyatına genel olarak eleştirel bir gözle bakan Tanzimatçılar, dilin yalınlaşması konusunda birleşmelerine karşın, özellikle sanatsal verimlerinde osmanlıcanın albenisinden kendilerini kurtaramamışlardır. Buna karşın gazetenin varlığı düin yalınlaşmasında en belirleyici rolü oynayan etmenlerden biri, hatta birincisi durumuna gelmiştir (resmi yazışmalarda osmanlıca egemenliğini sürdürüyordu). Bilim alanında da kimileri (Şanizade) türkçe terimlerin, kimileri de (Mazhar Paşa) arapça terimlerin kullanılmasından yanayddar. Ayrıca gene bu dönemde yazım (imla), sözlük, dilbilgisi konusunda da kimi çalışmalar yapılmıştır. Servet-i Fünuncular, “sanat için günlük dilden ayrı bir dil gerekir” düşüncesiyle hareket ettikleri için osmanlıcada o güne dek kullanılmayan kimi arapça ve farsça sözcükleri yapıtlarında kullanmaktan çekinmemişler [nahcir “av”, garam “aşk derdi”, tiraje “alkım”,vb.),eski köklerden yeni sözcükler türetmişler (şems’ten müşemmes, kevkeb’den mü-kevkeb, vb.), eski sözcüklerden yeni tamlamalar yapmışlardır (havf-ı siyah “siyah korku”, saat-ı semen-fam “yasemin renkli saat”, karha-i hayat “hayat yarası”, inkisar-ı hayal “düş kırıklığı” gibi).

Bu dönemde dilin yalınlaşması konusunda Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Şami ve Necip Asım’ın önemli girişimleri olmuştur (Şemsettin Sami hazırladığı sözlüğüne Kaamus-ı Türki adım vermiştir).

Meşrutiyet döneminde yazı dilinin sadeleşmesi konusundaki çalışmalar daha bir yoğunluk kazanmış, Selanik’te yayımlanan Genç Kalemler dergisi yazarları, türkçe, arapça ve farsça sözcük ve dü kurallarından oluşan bir dille yeni bir edebiyatın yaratılamayacağını, milli bir edebiyatın, milli dille yaratılabileceğini ileri sürmüşlerdir (bu tavır sonradan Türkçülük ideolojisinin temel ilkelerinden biri durumuna gelmiştir).Böylece osmanlıca adı verüen evre sona ermiş, çağdaş Türkiye türkçesi adlı yeni bir evre başlamıştır.

OSMANLICANIN GENEL ÖZELLİKLERİ
Osmanlıca Arap alfabesiyle yazdan bir kültür ve edebiyat dilidir. Arap alfabesinde 28 harf vardır, Farslar bu alfabeye “pe”, “çe”, “je” gibi harfleri de eklemişlerdir. Osmanlı alfabesinde 31 harf bulunmaktadır. Türkçe ve farsçadaki ince g sesini göstermek için, üzerine bir çizgi konan “kef”, genizsi n sesini belirtmek için üzerine üç nokta konan “kef”, “lamelif”, “hemze” ve “he” (“h” harfini ve “e” sesini gösterir [ha-i resmiye] ) harfleri de ayrı birer harf olarak düşünülürse bu sayı 36’ya çıkmaktadır. Osmanlıcada da arapçada ve farsça-da olduğu gibi harfler sağdan sola doğru yazılır ve birbirleriyle birleşti-rilirken birtakım değişikliklere uğrarlardı. Ancak elif,dal.zel.re.ze.je harfleri kendüerinden sonra gelen harflerle birleşmezlerdi. Elif, vav, ye ve he harfleri hem sesli, hem de sessiz harfleri göstermekteydi. Bunlar türkçe-deki sekiz ünlüyü (a,e,ı,i,o,ö.u,ü) karşılıyordu: elif “a,â”, vav “o,ö,u,ü,”, ye “ı,i”, he “a,e”, hemze elif “a,e,ı,i,u,ü”, elif-i maksure “a” sesini gösterirdi. Vav ve ye harfinin sözcük başında bir sesli harfi gösterebilmesi için kendisinden önce bir elif alması gerekirdi. Osmanlıcada arapça ve farsçadan alman birçok sözcük, tamlama ve dil kuralları vardır. Arapça sözcüklerin hemen her türü osmanlıcada yer alır: İsim; masdar; ism-i fâil; ism-i mef’ûl; sıfat-ı müşebbehe; ism-i tafdil; mübalağa-i fâil: ism-i zaman; ism-i mekân; ism-i âlet; ism-i mensup; ism-i tasgir. Ayrıca arapçamn çoğul yapma kuralları da osmanlıcaya geçmiştir: Müminîn (müminler); tezahürat (gösterişler); keder I ekdâr (kederler); vehm I evhâm (kuruntular, vehimler); ekber lekâbir (ulular, büyükler); harfi hurûf (harfler); vb. Örneklerde görüldüğü gibi osmanlıcada da çoğul, yabancı kurallara (ekler: -in,-ât, ya da belirli kalıplara göre:ef’âl,efâ’il, fu ‘ûl gibi) bağlıdır. Gene arapçadan alman izafet ve sıfat terkipleri (dâr-ül-fünûn “fenler evi”, bedâyi-ül-edebiyye “edebi sanatlar” gibi), edaüar (rabıt edatları: hattâ.ammâ. lâkin, harf-i çerler: ilâ, bi, an, fi.vb.) söz konusu edilebilir.

Osmanlıcada farsçadan geçen sözcük, tamlama, ek, vb. dil birimlerine de şu örnekler verilebilir: Sözcükler: eşk “gözyaşı”; dendan “diş”; hâk “toprak”; vb. Tamlamalar: üstad-ı sühan “söz, şiir ustası”; gül-i ruhsâr “yanağın gülü”; vb. İzafet kesresinin (-i) kaldırılmasıyla oluşturulan birleşik sözcükler: ser-rişte “ip ucu”; ser-nâme “kitap başı, mektup başlığı”; velî-ahd “hükümdardan sonra tahta geçecek olan kimse”; vb.Ekler: -gâh (secde-gâh “mescit ”);~istan (gülistan “gül bahçesi”); – sâr (kûh-sâr “dağlık”); -bâr (cûy-bâr “ırmak, nehir”);-bân (bağ-bân “bahçıvan”);

-/ (hûb-ı “güzellik”), -gî (âşüfte-gî “aşüftelik”); -bî(bî-behre “nasipsiz”, bı-günâh “günahsız”); nâ-(nâ-hoş“hoş olmayan”); vb. Edatlar: bâ-[bâ-vekar “vakarlı”); be- (tâ-be-kıyamet “kıyamete kadar”); der- [derhâl “o anda,hemen’)\tâ- (tâ-be-seher “sabahakadar”); u, vü [rûzuşeb “gece ve gündüz”, derya vü deşt “deniz ve çöl”); vb.
Osmanlıcanın eski osmanlıca döneminde eski Anadolu türkçesi döneminden kalma birtakım eski biçimleride görülür. Sözgelimi: bağfiil eklerinden -ıcak (bak-ıcak “bakınca, gel-ice “gelince”), -uban, -üben (al-uban” ah rak,”, -madın, -medin[al-madm “a madan”,bil-medin “bilmeden”, vb.).

Yorum yazın