Milli Edebiyat Dönemi

Milli Edebiyat Dönemi Genel Özellikleri – Milli Edebiyat Dönemi Sanatçıları Hakkında Bilgiler

Türk edebiyatında, 1911-1923 yılları arasında ülke ve toplum sorunlarına özel olarak geniş bir yer veren, yalın türkçeyi ve hece ölçüsünü ilke olarak benimseyen edebiyat akımı.

HAZIRLAYICI SİYASAL KOŞULLAR

XIX. yy’ın ikinci yarısında Osmanlı împaratorluğu’nun gerilemesini ve çöküşünü önleyebilmek amacıyla, birtakım siyasal ideolojiler oluşturulmaya çalışılmıştı. Osmanlıcılık ideolojisi de özellikle 1860’tan sonra ilgi görmeye başlamış ve dönemin padişahı Abdülhamit II tarafından da desteklenmişti. Osmanlıcılık ideolojisi, Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan bütün uyruk toplulukları Osmanlılık düşüncesi çevresinde bütünleştirmeyi, böylece devletin parçalanmasının önüne geçmeyi amaçlıyordu. Ne var ki, Balkan savaşlarından sonra Osmanlı İmparatorluğu şuurları içinde başgösteren bağımsızlık mücadeleleri, Osmanlıcılığın etkisini azalttı.

İkinci Meşrutiyet’ten sonra ise İslamcılık ideolojisi yeniden gündeme geldi. Bu ideolojiye göre, bütün Müslüman topluluklar arasmda bir birlik kurulacak, din birliği ilkesinden hareket edilerek Osmanlı İmparatorluğu’ nun dağılmasının önüne geçilecekti. Oysa, olaylar bu ideolojiye ters doğrultuda bir gelişme gösterdi; Osmanlı İmparatorluğu uyruğundaki Müslüman toplumlar, özellikle Batılı devletlerin kışkırtmalarıyla bağımsızlık için başkaldırılara yöneldiler.

Batıcılık görüşünü savunanlarsa Ba-tı’nın bilim ve tekniğinden, sosyal devlet düzeni anlayışından yararlanma ilkesini benimsemelerine karşın genelde Osmanlıcılık ideolojisini savunuyorlardı. Bu ideolojilerin hiçbir yarar sağlamadığım gören kimi yazar ve düşünürler XIX. yy’a özgü bir ulusçuluk anlayışını benimseme eğilimi gösterdiler. Başlangıçta basm ve yayın dünyasında filizlenen bu akım, daha sonraları siyasal bir içerik kazandı ve Türkçülük adıyla Türk siyasal tarihine geçti. Türkçülük ideolojisi kısa sürede siyasal örgütlenmeye gitti, dernek ve yayın organları aracılığıyla (Türk Derneği, Türk Yurdu dernekleri ve bunların aynı adla çıkardıkları yayın organları) kamuoyunda büyük ilgi gördü (bunda siyasal ve toplumsal ortam ve koşullara denk düşen bir zamanlamanın da payım unutmamak gerekir).

Türk Yurdu derneği bir yıl sonra yerini Türk Ocağı’na bıraktı (1912). 1913’te yayın dünyasına giren Halka Doğru dergisi, adından da anlaşılacağı gibi genel olarak halka inmeyi, onun değerlerini, sorunlarım gün ışığına çıkarmayı ilke edinmişti. Türkçülük ideolojisi de genelde Osmanlı İmparator-luğu’nun çöküşüne bir çözüm önerisi getiriyordu; Buna göre, Türk ulusu, ulus olma bilincine eriştirüdiğinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesi önlenebilirdi. (Ziya Gökalp, Türkçülük ideolojisinin temel ilkelerini Türkçülüğün Esasları [1923] adlı kitabında ayrıntılı bir biçimde anlatmıştır. Türkçülük ideolojisini zaten Ziya Gökalp. belli bir sisteme oturtmuştur. Yusuf Akçura’nm da Türkçülük ideolojisinin yayılmasında büyük payı vardır: Üç Tarz-ı Siyaset [Osmanlıcılık-İslamcılık-Türkçülük, 1907].) Osmanlı İmparatorluğu’nda ilgi görmeye başlayan ulusçuluk akımı, o sırada iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Partisi’nce de desteklendiği için kısa bir sürede büyük bir gelişme gösterdi.

GÜNDEMDEKİ İLK KONU : “YENİ DİL”

Ulusçuluk akımı edebiyat alanında da büyük bir güç olmaya başladı. Selanik’te Ömer Seyfettin, Âkil Koyuncu, Rasim Haşmet ve Fecr-i Ati topluluğundan gelen bazı üyelerin çıkardıkları Genç Kalemler (1911) dergisi ile ulusçuluk akımı edebiyat dünyasına girmiş oldu. Genç Kalemler dergisinde ilk kez “Milli Edebiyat” terimi kullanılmış, böylece dergi aynı zamanda milli bir edebiyatın oluşturulması görevini de üstlenmişti. Milli Edebiyat akımının önderleri ilkin dilin yalınlaş-tırılmasıyla işe başladılar; çünkü onlara göre milli bir edebiyat ancak milli bir dille kurulabilirdi. Osmanlıca adı verilen yapma dil’le milli bir edebiyat yaratılamazdı. “Yeni Dil” adını verdikleri davalarını gerçekleştirebilmek için birtakım amaçlar benimsedüer: 1. Arapça, farsça dübügisi kurallarının, bazı istisnalar dışında bu dillerin kurallarına göre yapılmış tamlamaların türkçeleştirilmesi; 2. arapça ve farsça sözcüklerin türkçedeki kullanılışlarına göre değerlendirilmesi, yabancı sözcüklerin yerine türkçe karşılıklarının kullanılmasına özen gösterilmesi; 3. arapça ve farsça sözcüklerin türkçe söylenişleriyle yazılması; 4. bilim dilinde kullanılan arapça ve farsça sözcüklerin kullanılmasına devam edilmesi; 5. öbür türk lehçelerinden sözcük alınmaması; 6. konuşma ve yazıda İstanbul ağzının temel olarak kabul edilmesi.

Ayrıca yeni yaratılacak edebiyatta her türlü öykünmecilikten kaçınılması, sanatçıların Türk halkının yaşamına yönelmeleri, yaratıcı ve yapıcı yapıtlarını bu düzlemde ortaya koymaları gerekiyordu. Öykü, roman, tiyatro, şiir, vb. edebiyat türlerinde konular ve kişiler yerli yaşamdan alınmalıydı.

Milli Edebiyatçıların dil ve edebiyat anlayışları, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati yazarlarınca tepkiyle karşılandı. Mehmet Rauf, Halit Ziya, Cenap Şa-habettin, Hüseyin Cahit, Süleyman Nazif, Yakup Kadri, Köprülüzade Mehmet Fuat (Mehmet Fuat Köprülü) Milli Edebiyatçıları şu noktalarda eleştirdiler: Yeni dil ancak bilim dili olabilir; sanat yapıtları milletlerarası özelliktedir, bu bakımdan edebiyat da milli olamaz. Genç Kalemler’in Milli Edebiyat anlayışı “ırki” bir nitelik taşımaktadır, vb. Genç Kalemler dergisi yazarları da bu eleştirileri karşılıksız bırakmadılar, dergilerinde eleştirilere karşı büyük bir savaş açtılar. Daha sonraki yıllarda Hamdullah Suphi, Celal Sahir, Köprülü Mehmet Fuat Genç Kalemler’in yeni dil konusundaki görüşünü benimsediler.. Genç Kalemler dergisi kapandıktan (Eylül 1912) sonra, Milli Edebiyat kurucularının büyük bir bölümü İstanbul’a gelerek, Türk Yurdu gibi milliyetçi dergilerde yazmaya başladılar. Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif, Ah Kemal gibi yazarların şiddetle karşı koymalarına karşm, yazı ve konuşma dilini birleştirmeyi amaçlayan yeni dil, edebiyat dili olarak yaygınlık kazandı.

ŞİİR

Milli Edebiyat dönemi şiirine geçmeden önce Türklüğün sesi ve savunucusu olma görevini üstlenen Mehmet Emin’in (Yurdakul) şiirine bir göz atmak gerekir. Mehmet Emin (ilk şiiri Cenge Giderken, 1897) yalın bir dille ve hece ölçüsüyle yazdığı, toplumsal acıları, Türklük konularım işleyen şiirleriyle “milli şair” sanını kazanmış, Milli Edebiyatçılara örneklik etmişti. Milli Edebiyat akımı temsilcilerinin bir bölümü genellikle ilk ürünlerini Meşrutiyet döneminde vermeye başlamışlar; daha genç olanlar Birinci Dünya savaşı ve Mütareke döneminde edebiyat dünyasına girmişler, pek çoğu Cumhuriyet döneminde de çalışmalarını sürdürmüşler; gerçek ünlerini de Cumhuriyet döneminde kazanmışlardır.

Milli Edebiyat ozanlarının şiir anlayışı konusunda Fecr-i Aticilerden pek büyük farkları yoktur. Konu seçiminde ozanları özgür bırakmış olmaları, onları sanat anlayışı yönünden farklı düşünmeye yöneltmiştir; hatta kimi ozanlar Birinci Dünya savaşı ile Kurtuluş Savaşı yıllarında kendi duygu ve hayallerini işlemekle yetinmişlerdir. Aruz yerine hece ölçüsünü kullanmalarıysa, biçimsel bir değişiklikten başka bir anlam taşımamaktadır.

Milli Edebiyat ozanlarının kendilerini topluma kabul ettirmeye çalıştıkları yıllarda (1911-1917), Servet-i Fünunculardan Tevfik Fikret ve Cenap Şa-habettin ile Fecr-i Ati’nin önde gelen ozanları (özellikle Ahmet Haşim) ünlerinin doruklarmdaydı. Bu arada İslamcı Mehmet Akif (Ersoy) de aruz ölçüsüyle yazdığı toplumcu şiirleriyle edebiyat dünyasında ön sıralarda yer alıyordu. Rübab dergisi çevresinde toplanan kimi genç ozanlar (Halit Fahri, Selahattin Enis, Hakkı Tahsin, Orhan Seyfi) “Nayüer” (Ney Çalanlar) adıyla ortaya çıktdar ve eski şürin içten, lirik ve mistik havasını şürleriy-le yaşatmak istedüer; edebiyatın ancak milli geçmişe bağlanarak yaratılabileceğini savundular. Yahya Kemal ile Yakup Kadri de “Nev-Yunanilik” ‘Yeni-Yunanlılık) adım verdikleri bir akım oluşturarak. Eski Yunan edebiyatım örnek edindiler. Ne var ki, bütün bu girişimler kısa soluklu kaldı. 1917’de Servet-i Fünun dergisi çevresinde “Şairler Derneği” adıyla toplanan gençler (Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz, vb.) yalnızca “konuşma dilinin ve hece ölçüsünün kullanılması” konusunda görüş birliğine varabildiler. Türk edebiyatında Beş Hececiler diye adlandırılan bu topluluk (Halit Fahri, Enis Behiç, Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz) özellikle şiir dilinin yalınlaşmasında ve hece ölçüsünün ulusal ölçü olarak benimsenmesinde büyük rol oynamıştır (Bkz. BEŞ HECECİLER).

Milli Edebiyat döneminin ozanları arasmda özellikle Ahmet Haşim, Mehmet Akif, Yahya Kemal Beyath, Mehmet Emin, Rıza Tevfik, Ziya Gökalp, Ab Canip, Mithat Cemal, Habt Fahri, Orhan Seyfi, Enis Behiç, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz’i belirtmek gerekir. Bu dönemde Mehmet Akif, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal aruzu yetkin biçimde kullanan son ustalar oldu. Mehmet Akif, Tevfik Fikret ile başlayan şiirde gerçekçilik anlayışının değişik bağlamdaki temsilciliğim üstlendi, Ahmet Haşim simgecilik ve izlenimcilik akımlarından esinlendi, Yahya Kemal de gene Batı’dan gördüğü romantizm akımını benimsedi. Gülmece ve yergi türündeyse Neyzen Tevfik (Hiç, 1919), Halil Nihat (Siham 1921) toplumsal ve siyasal eleştirileriyle büyük ilgi gördüler.

ÖYKÜ VE ROMAN

Milh Edebiyat dönemi öykü ve roman-cılarımn.sanat anlayışları ve dünya görüşlerinin farklı olmasına karşın, birleştikleri bir konu vardı; Yerli yaşamı yansıtmak. Bu dönemin öykü ve romanlarında, yurdun çeşitli yöreleri (özellikle İstanbul dışı) ve bu yörelerde yaşayan çeşith kesimlerden insanların yaşayışı konu olarak alındı.

Özebikle köy ve taşra yaşamı ilk kez başarılı biçimde bu dönemde gözler önüne serildi (Ebubekir Hazım [Küçük Paşa, 1910]; Refik Habt [Memleket Hikâyeleri, 1919]; Reşat Nuri [Çalıkuşu,

1922]). [Bu öykü ve romanlar Cumhuriyet döneminde “Memleket Edebiyatı” adı verilecek bir akımın ilk örneklerini oluşturmuştur.]

Bazı romanlarda milliyetçilik siyasal bir ideoloji olarak işlendi (Halide Edip [Yeni Turan, 1913]; Ahmet Hikmet [Gönül Hanım, 1920]),Kurtuluş Sava-şı’nın çeşitli görünümleri yansıtıldı (Halide Edip [Ateşten Gömlek, 1922]; Yakup Kadri [Yaban, 1932]). Bunların yanında aşk ve tarihi olaylar da öykü ve romanlara konu oldu.

Milli Edebiyat döneminin önde gelen öykü ve roman yazarları arasmda Ebubekir Hazım, Ömer Seyfettin, Halide Edip, Yakup Kadri, Refik Habt, Ercüment Ekrem, Selahattin Enis, F. Celalettin, Osman Cemal, Reşat Nuri, Peyami Safa, Memduh Şevket, Hali-karnas Balıkçısı, Sermet Muhtar, Ab-dülhak Şinasi Hisar özellikle anılabilir.

MUli Edebiyat öykü ve roman yazarları gözleme dayandıkları için gerçekçilik (Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Memduh Şevket) ve doğalcılık akımının (Bekir Fahri, Selahattin Enis, F. Celalettin, Osman Cemal) ilkelerini benimsemişlerdir.

TİYATRO

Milli Edebiyat döneminde tiyatro alalımdaki çahşmalar, roman ve öykü kadar başardı olamadı. Bununla birlikte gene de belirli bir canlanma görüldü. Bu dönemde özel tiyatrolarm yanı sıra resmi tiyatrolarm kurulması için de birtakım girişimler oldu. İstanbul belediye başkam Cemü (Topuzlu) Paşa İstanbul’un kültür yaşamma renk ve canlılık getirecek olan bir konservatuar kurulması düşüncesini Belediye Meclisi’ne kabul ettirdi. Bu gelişme üstüne Paris’teki Odéon Tiyatrosu müdürü André Antoine İstanbul’a çağrıldı, Darülbedayi-i Osmani adıyla bir sanat kurumu oluşturuldu.

Darülbedayi önce iki bölüm halinde açıldı: Tiyatro bölümü; müzik bölümü. Darülbedayi’de ilk olarak Hüseyin Suat’ın Emile Fabre’dan uyarladığı Çürük Temel (La Maison d’Argile) adlı oyun sahnelendi (Ocak 1916), bunu Halit Fahri’nin Baykuş adlı oyunu izledi (Mart 1917). Daha çok hafif güldürü, vodvil, manzum dram türünde oyunlar sahneleyen Darülbedayi, Birinci Dünya savaşımn yarattığı güçlükler, iç sorunlar ve bölünmeler yüzünden çalışmalarım aralıklı olarak sürdürdü (Darülbedayi sonradan Şehir Tiyatrosu adım aldı). Darülbedayi’nin kuruluş amacmda yerli oyunların yazılmasını özendirme ve oynama da yer alıyordu. Milli Edebiyat dönemi yazarlarının bir bölümü Darülbedayi’ye ve özel tiyatrolara oyun yetiştirmek için birçok denemeler yaptılar ama bu oyunlar, dil ve anlatım Milli Edebiyat akımı ilkelerine uygun olmasına karşm, tiyatro sanatı ilkeleri açısmdan başarı çizgisinin altında kaldı. Milli Edebiyat dönemi tiyatro yazarlığı konusunda, Musahip-zade Celal (Bkz. MUSAHİPZADE CELAL), Reşat Nuri (Bkz. GÜNTEKÎN, REŞAT NURİ) ve İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci belli bir başarı düzeyim tutturmuş yazarlardandır.

EDEBİYAT TARİHİ VE ELEŞTİRİ

Türk edebiyatının Batılı yöntemle ve gerçekçi bir anlayışla inceleme konusu yapılması Milli Edebiyat döneminde gerçekleşmiştir. O güne kadarki incelemeler genellikle şuara tezkireleri anlayışının belirgin örnekleri olarak görülüyordu ve Tanzimat ile Servet-i Fünun dönemlerindeki kimi incelemeler de Türk edebiyatına bütüncü bir gözle bakmaktan uzaktı. İlk kez Köprülüzade Mehmet Fuat edebiyat tarihi ve eleştiri konusunda uyulacak ilkeleri ve yöntemleri saptayarak, Türk edebiyatının destanlar çağından günümüze kadar olan gelişmesini kültür değişmelerinin belirleyici ölçütlerini gözeterek ortaya koydu (Bkz. KÖPRÜLÜ, MEHMET FUAT).

Ali Canip, Mithat Cemal, İbrahim Alaeddin de edebiyat tarihi, monografi türündeki çalışmalarıyla daha çok eğitim kuramlarının gereksinmelerine yanıt vermeye çalıştılar.

Milli Edebiyat Dönemi Sanatçıları

AKA GÜNDÜZ

Türk öykü ve roman yazarı ( Selanik,1886-Ankara, 1958).

Asıl adı Enis Avni olan Aka Gündüz Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği Harbiye’deki öğrenimini hastalanınca yanda kesti. Paris’te hukuk ve güzel sanatlar okuyup İstanbul’a dönünce Hariciye gümrüğünde çalıştı. Abdülhamit II döneminde özgürlükçü düşünceleri yüzünden Selanik’e sürüldü. 31 Mart Olayı’nı bastırmak üzere Selanik’teki Üçüncü Ordu’nun düzenlediği Hareket Ordusu’na gönüllü olarak katıldı ve İstanbul’a geldi. Mütarekede İngilizler. tarafından Malta’ya sürüldü (1919). Malta sürgünü sona erince Ankara’ya geçti, Ankara milletvekili oldu (1932-1946).

Aka Gündüz edebiyata şiirle girdi, ilk şiirlerinde ince ve duygulu bir ozan olarak göründü, sonra Balkan savaşlarının yarattığı acıların şiirini yazmaya yöneldi. Daha çok öykü ve roman yazan olarak tanınan Aka Gündüz, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yazdığı romanlarında yurt sorunlarım ve gerçeklerini ortaya koyan duygusal-gerçekçi bir halk yazan olarak kabul edilir. Başlıca romanları arasında şunlar sayılabilir: Dikmen Yddızı (1928); Bir Şoförün Gizli Defteri (1928); İki Süngü Arasında (1929); Üvey Ana (1933); Üç Kızın Hikâyesi

(1933); Eğer Aşk (1946); Bir Kızın Ma-sah (1954); vd. Dikmen Yıldızı, İki Süngü Arasında ve Bir Şoförün Gizli Defteri adlı romanları sinemaya aktarılmıştır. Aynca Bozgun (1928) adlı bir şiir kitabı da vardır.

RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI

Türk ozanı ve yazarı (Edirne, 1869-İstanbul, 1949).
Bir süre Galatasaray Sultanisi’nde okuduktan sonra geçtiği Mekteb-i Mülldye’de (1884) öğrenim görürken saraya jurnal edilen Rıza Tevfik Bö-lükbaşı bazı hocalarla birlikte okuldan uzaklaştırıldı (1888). Tıbbiye’yi bitirdikten (1899) sonra Karantina İdaresi’nde göreve başladı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu (1907). İkinci Meşrutiyet’ten hemen sonra Edirne milletvekili seçildi. İttihatçılarla arası açıldıktan sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na girdi (1912). Mütareke döneminde Maarif nazırlığı (1918), Damat Ferit Paşa kabinesinde de iki kez Şurayı Devlet reisliği yaptı (1919, 1920). 10 Ağustos 1920’de Sevr Anlaşması’nı Osmanh delegesi olarak imzaladı. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra “Yüzellilikler” listesine alınan Rıza Tevfik yurdu terk etti (1922). Ürdün’ de ve Lübnan’da yaşadı. 1939’da çıkarılan aftan yararlanarak Türkiye’ ye döndü (1943).

“Feylesof” lakabıyla anılan Rıza Tevfik, felsefi bir sistem oluşturmamış, yalnızca Batılı bazı felsefecilerin Türk okuyucularına tanıtılması ve felsefenin lise düzeyinde okutulmasını sağlamıştır.

İlk şiirlerinde Abdülhak Hamit’in ve Edebiyat-ı Cedidecilerin etkisi görülen Rıza Tevfik, daha sonra Mehmet Emin’i örnek edinerek hece ölçüsü ve yalın türkçeyle şiirler yazmaya başlamıştır. Âşık şiiri ve özellikle Bektaşi şiiri geleneğinden ustaca yararlanmış, duygulu, içten koşma, nefes ve divanlar yazmış, böylece Milli Edebiyat alanıma büyük katkıda bulunmuştur. Başlıca yapıtları arasında şunlar sayılabilir: Les Textes Houroufis (Hu-rufi Metinleri, Clément Huart ile birlikte, Leiden, 1909); Felsefe Dersleri (1914); Mufassal Kaamus-ı Felsefe (2 cilt, 1914-1919); Abdülhak Hamid ve Mülahazat-ı Felsefiyesi (1918); Rübaiyyat-ı Ömer Hayyam (Hüseyin Daniş ile birlikte, 1922); Serab-ı Ömrüm (şiirler, Lefkoşe 1934; İstanbul 1949); Tevfik Fikret (1945).


İBNÜRREFİK AHMET NURİ SEKİZİNCİ

Türk oyun yazarı (İstanbul, 1874-Ankara, 1935).

Galatasaray Sultanisi’ni bitirdikten sonra Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi’ne giren ve daha sonra Karantina İdaresi Muhasebe Kalemi’ne atanan (1895) İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci muhasebe müdürlüğüne kadar yükseldi. Darülbedayi’de edebi heyete üye olarak seçildi, Kadıköy’de Yeni Tiyatro Temsil Heyeti adlı bir topluluk kurdu (1922), Reşat Nuri ve Mahmut Yesari ile birlikte Kelebek adlı bir gülmece dergisi çıkardı (1923), Ankara Halkevi rejisörlüğü görevinde bulundu.

Tiyatroda oyunculuk, yönetmenlik ve yazarlık yapan Sekizinci, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet dönemlerindeki oyunlarıyla ün yaptı: Tecdid-i Nikâh (1910); Kadın Tertibi (1918); Fırsat Yoksulu (1918); Kısmet Değilmiş (uyarlama, 1920); Sekizinci (uyarlama,1923); Çürük Merdiven (1927); Hisse-i Şayia (1930).

EBUBEKİR HAZIM TEPEYRAN

Türk romancısı (Niğde,1864- İstanbul, 1947).

Niğde Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra özel öğrenim gören Ebubekir Hazım Tepeyran, Niğde’de kâtiplikle başlayan memurluk yaşamında valilik, Şurayı Devlet üyeliği, Dahiliye nazırlığı gibi görevlere getirildi. Bursa valisi ve dahiliye nazırı iken Kuvayı Milli-ye’ye yardım ettiği gerekçesiyle Divanı Harb’e verildi, idam cezasına çarptırıldı (1920). Cezası önce müebbet küreğe çevrildi; Tevfik Paşa’nın sadrazamlığı sırasında Askeri Temyiz Mahkemesi’nin bu cezayı bozmasıyla serbest kaldı. Gizlice Anadolu’ya geçti. Sivas ve Trabzon valiliği, 2.,6. ve 7. dönem Niğde milletvekilliği yaptı.
Edebiyat dünyasına şiirle giren Ebubekir Hazım Tepeyran 1908’den önce yazdığı öykülerini Eski Şeyler

(1910) adıyla kitaplaştırdı. Asıl ününüyse Küçük Paşa (1910) adlı romanıyla sağladı. Küçük Paşa, Türk romanında Nabizade Nâzım’m Kara Bibik’inden sonra köye yönelen ikinci yapıttır. Yazarının bir “köylü çocuğunun muhayyel sergüzeşti” olarak tanımladığı romanda, gerçekçi gözlemlere dayanılarak Türk köylüsünün içinde bulunduğu acı durum çarpıcı bir biçimde yansıtılmaya çalışılmıştır. Zalimane Bir İdam Hükmü (1946) ve Canlı Tarihler (1947) adlı anı kitapları da vardır.

ALİ CANİP YÖNTEM

Türk ozanı ve yazarı (İstanbul,1887-İstanbul, 1967).

Mekteb-i Hukuk’un son sınıfından ayrılarak öğretmenliğe başlayan Ali Canip Yöntem, Selanik, Yunanlılar tarafından işgal edilince Çanakkale’ye geçti. Çanakkale Lisesi, İstanbul Ge-lenbevi Lisesi (1913) ve İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’nda(1915)öğret-menlik yaptı. İstanbpl Darûlfünu-nu’nda kurulan Tedkikat-ı Edebiye kuruluna üye olarak girdi. Anadolu’ya geçtikten (1921) sonra Trabzon Lisesi müdürlüğü, Giresun Maarif müdürlüğü (1922), Maarif müfettişliği gibi görevlerde bulundu (1923), Ordu milletvekili olarak T.B.M.M’ne girdi

(1934), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bö-lümü’nde öğretim görevlisi olarak ça-hştı (1943), Çanakkale milletvekili oldu, Türk Tarih Encümeni ve Türk Dil Kurumu üyeliği yaptı.

Ali Canip Yöntem edebiyat dünyasına şiirle girdi. İlk şiirlerinde Divan edebiyatı geleneğinin ve Fecr-i Ati şiirinin etkileri görülür. Selanik’te yayımlanan Genç Kalemler’e (1911 -1912) başyazar olarak geçince “Yeni Dil” akımım benimsedi, Yekta Bahir takmaadıyla kaleme aldığı polemik yazdarında dönemin tutucu yazarlarına karşı etkili bir savunma yaptı. Yeni Mecmua’da (1917-1918) yalın dille ve hece ölçüsüyle şiirler yayımladı. Geçtiğim Yol (1918) başlıklı kitabına hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri almadı. Şiiri bıraktıktan sonra okul kitaplarına ve edebiyat tarihine ilişkin araştırmalara yöneldi, birçok dergide ve İslam Ansiklopedisinde araştırmaları yayımlandı.

Başlıca yapıtları arasında şunlar sayılabilir: Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Beyle Münakaşalarım (1918); Edebiyat (Lise 1 ders kitabı, 1926; Epope ve Edebi Nevilerle Mesleklere Dair Malumat (1927); Türk Edebiyatı Antolojisi (1933); Ömer Seyfettin, Hayatı ve Eserleri (1935).

MEHMET EMİN YURDAKUL

Türk ozanı (İstanbul, 1869-İstanbul 1944).

Beşiktaş Askeri Rüştiyesini bitirdikten sonra Rüsumat Evrak müdürlüğü (1892-1907) yapan Mehmet Emin Yurdakul Osmanlı-Yunan savaşı sıralarında yazdığı “Cenge Giderken” (1897) başlıklı şiiri yayımlanınca büyük ilgi gördü. İttihat ve Terakki Cemiyetine üye olduğu için Erzurum Rüsumat nazırlığına sürgün edildi. Hicaz (1909), Sivas (1910), Erzurum

(1911) valiliği yaptı. Osmanlı Mebu-san Meclisinde Musul (1913) milletvekili olarak bulundu; Cumhuriyetin ilk yıllarında da Şarki Karahisar, Ur-fa ve İstanbul milletvekilliği yaptı. Hece ölçüsü ve yalın dille yazdığı uluşçu-halkçı şiirlerinden ötürü “Mit li Şair”, “Türk Şairi” diye anıldı. Türk Yurdu (1911) dergisinin ve Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer alan Mehmet Emin Yurdakul, Milli Edebiyat’ın kurulmasında büyük emeği geçen yazarlardan biridir. Yapıtları arasında şunlar saydabilir: Türkçe Şiirler (1899); Türk Sazı (1914); Ey Türk Uyan (1914); Tan Sesleri (1915); Turana Doğru (1918); Mustafa Kemal (şiir-düzyazı, 1928); Ankara (1939).

Yorum yazın