Güney Afrika Edebiyatı

Güney Afrika Edebiyatı Hakkında Bilgiler

İngilizce edebiyat

Bu edebiyat Thomas Pringle’ın (1789-1834) ülkede altı yıl kaldıktan sonra 1828 ve 1834’te yayımladığı şiirlerle başlar. Bunlar arasında en tanınmışları A Far in the Desert (Çölde, Uzakta) ve Bechuana Boy’dur (Beçuana’lı Çocuk).
Şiirin bundan sonraki temsilcileri Víctor Sampson, William Scully, A. V. Hail, A. S. Cripps, Kingsley Fairbridge ve 1925’te bir antoloji yayımlayan F. C. Slater’dir. The Flaming Terrapin ile (öfkeli Kaplumbağa) [1924], Güney Afrika şairlerinin en güçlü- sü ortaya çıkar: Roy Çampbell (1901-1957) romantik ve keskin yergici bir şairdir. En güzel şiirleri 1930’da yayımlanan Adamastor adlı kitabmdadır. 1940’tan bu yana, çağın bunalımlarını yansıtan yeni bir hava, Anthony Delius’un, Guy Butler’in ve bazı başka şairlerin şiirlerinde görülür. Roman, 1883’te, Olive Schreiner’in (1885-1920) Story of An A frican Farm’ ıyle (Bir Afrika Çiftliğinin Hikâyesi) başlar. Sonrakilerin aşamadığı bu eser, çıkışını izleyen otuz beş yıl içinde birçok romanı külleyen unutul- muşluktan, üslûbu ve coşkunluğuyle sıyrılmayı bilmiştir. Ülkenin serüvenlerle dolu, zengin bir geçmişi vardı: öncü savaşları, Boer’lerin göçü, Zulu’larla savaşlar. Bütün bunlar birçok yazarın, özellikle Sarah Gertrude Millin (doğ. 1892), Ethelreda Lewis (1890 7-1946), Elizabeth Charlotte Webster ve Grand Trek*in, Büyük iz yazarı Stuart Cloete’in (doğ. 1897) ilgisini çekti.
W. C. Scully’nin Kafir Stories’mdzn (Kâfir Hikâyeleri) [1895] beri, üstüne en çok düşülen konu, asılları değişik insanlar (zenciler, melezler, hintliler, avrupalılar, afrikaanderler, ingilizler) arasındaki çatışmalardır. Bu dönemin önemli eserleri şunlardır: G. H. Nicolls’un Bayete’i (1923); S. G. Millin’in God’s Stepchildren’ı (Tanrı’nın Üvey Çocukları) [1924]; Frank Browlee’nin’roman ve hikâyeleri; i. Grenfell William ve Henry lohn May’ın I am Black’ı (Ben Bir Zenciyim) [1936]; William Plomer’in (doğ. 1903) i Speak of Africa (Afrika’yı Dile Getiriyorum) [1927] adlı kitabındaki Ula Maoonda adlı hikâyesi, edebî açıdan olduğu kadar, İnsanî açıdan da, o dönemin en güze] hikâyesi olarak kalır. Onun etkisi Van der Post’un İn a Province (Taşrada) [1934] adlı romanında, Alan Paton’un (doğ. 1903) içli Ağla Sevgili Memleketinde (Cry, the Beloved Country) [1948] ve Doris Lessing’in kitaplarında da görülür.
Beyaz ırktan olmayanların da sesleri duyulmağa başlar. An African Tragedy’siyle (Bir Afrika Trajedisi) [1928] R. R. Dhlomo bunların ilklerindendir. Beyaz ırktan olmayan yazarların en çok ün kazanmış olanı Tell Freedom: Mémoires of Africa (Konuş Hürriyet; Afrika Hatıraları) [1954] adlı kitabında kendi hayatım anlatmış olan romancı Peter Abrahams’tır (doğ. 1919).
Güney Afrika’nın usta hikâyecileri vardır: Pauline Smith (The Little Karoo [Küçük Karu], 1915), Herman Charles Bosnian (1905-1951) ve Nadine Gordimer.
Bunların yanında, Commando (Komando) [1929] yazarı Deney s Reitz’in tarih, biyografi ve hatıra türlerindeki eserlerini saymak gerekir.
Birçok yazar İngiltere’ye göç etmişse de (Campbell, Plomer, Abraham, Doris Lessin), 1945’ten beri sanat hayatında bir afri- kalılık duygusu gittikçe yerleşmeğe başlamıştır. Millî tiyatro (1947) ile radyo, bu gelişime yardımcı olmaktadır. Şaşırtıcı bir canlılığa sahip bu edebiyatın ana konusu ırk ayırımı meselesidir. İngilizce yazan yazarlar arasında, Nadine Gordimer (The Lying Days [Uzayıp Giden Günler], 1953; A World of Strangers [Bir Yabancılar Dünyası], 1958) ve Jacobson {Dance in the Sun [Güneşte Dans], 1959; The Beginners [Ya ratıcılar], 1966) insan ilişkilerine yeni bir tanım getirmeğe çalışarak, bu bunalıma bir çözüm yolu ararlar. Aynı konu Jack Cope, Daphne Rook gibi İngilizce yazan afrikaander yazarlar kadar, zenci yazarların da tek kaygısıdır: The Bend in the Rood’un (Yol Dönemeci) [1953] yazarı Katie Hendricks; Down Second Street (İkinci Sokağa Doğru) [1959] ve The Africains image (Afrika Görüntüsü) [1962] adlı kitaplarında siyah insanın gerçek kişiliğini dile getiren Ezekiel Mphalele, Todd Matshikiza, kabilelerinden uzakta, büyük şehirlerde oturan zencilerin konuştuğu canlı, zengin bir dil olan yeni ingiliz-afrikalı dilinde yazan Casey Motsisi bunlardandır.
1960 Yıllarında afrikaan edebiyatı, Paris’te Brecht’i, Beckett’i ve îoneseo’yu tanımak fırsatını bulan ve geleneksel biçim ve temalara sırt çeviren genç yazarların, yani «Ses- tiger»lerin etkisiyle derin bir değişikliğe uğradı. Bu genç yazarlar, Jean Rabie (doğ. 1920), Bartho Smit (doğ. 1924), André Brink (doğ. 1935), Chris Barnard (doğ. 1939), Brey ten Breytenback’tır (doğ. 1939). Her ne kadar F. A. Venter (doğ. 1916), Johannes Meintjes (doğ. 1823) gibi bazı yazarlar İngilizce yazmışlarsa da, afrikaan dili, Peter Blum (doğ. 1925), Ingrid Jonker (1933- 1965), S. J. Petersen (doğ. 1914), P. J. Philander (doğ. 1921), Adam Small (doğ. 1936) gibi şairler ve Etienne Leroux (doğ. 1922) ve Henriette Grové (doğ. 1922) gibi romancılardır.
Birçok zenci yazar İngiliz ve afrikaan dillerinde yazarken, XIX. yy. başlarında İngiliz ve fransız misyonerlerinin yazı dili haline getirdikleri yerli bantu, zulu, hoşa, sot- ho dillerinde de zengin bir edebiyat doğdu. Witwatersrand üniversitesinin yayımladığı «Bantu Hâzineleri» adlı koleksiyon içinde on bir cilt şiir vardır. Bu koleksiyonda yer alan, zulu bilim adamı Benedict Wallet Yilakazi’nin, ayrıca Xhosas James J. R. Jolebe ile Samuel Edward Krune Mqhayi’- nin eserleri İngilizceye tercüme edildi. Xhosas A.C. Jordan’ın ingqumbo Yeminyanya (Ataların Gazabı) adlı romanı bir güney afrika klasiği olmuştur; bu eser kabile toplu- munu ve onun batı medeniyetiyle karşılaşışını anlatır, öbür afrika halklarına oranla okuma yazma bilen sayısının daha yüksek olması, bantu dillerinde yazan yazarlara önemli sayıda okuyucu sağladı, öte yandan, Shakespeare’in, King Masenga tarafından zulu diline çevrilen ve radyoda başarıyle temsil edilen piyesleri, afrikalının kendi yazarlarına ilgi duymasına büyük ölçüde yardımcı oldu.


Afrikaanca edebiyat

Britanya’lılar Kap’a geldiklerinde kolonlar, beyaz nüfusun bugün de beşte üçünün ana dili olan Afrikaancayı konuşuyorlardı. 1870 Yıllarına kadar hollanda dili oldukça zoraki bir şekilde, İngilizcenin yanında edebiyat dili olarak kaldı. Papaz S. i. Toit (1847- 1911) Afrikaanca akımını başlattı ve büyük başarı sağladı. Bununla birlikte değerli eserlerin doğması için 1899-1902 savaşının getirdiği sarsıntıyı beklemek gerekecektir. 1908 -1911 arasında birbiri ardından üç güzel şiir kitabı çıktı, bunların yazarları ). F. E. Celliers (1865-1940), Totius (1877-1953) [S. i. du Toit’nm oğlu] ve C. Louis Leipoldt (1880-1947) idi. Bunlar Afrikaancanın tanınması yolunda bir sacayağı meydana getirdiler. Onların çağdaşları arasında A. G. Visser’i (1878-1929), C. i. Langenhoven’ı (1873-1932) ve bütün afrikaan şairlerinin en büyüğü olan Eugène Nielen Marais’yi (1871- 1936) sayabiliriz. AvrupalIların etkileri daha sonraki nesillerin milliyetçiliğini yaygınlaştırdı: Van der Heever (1894-1956), 1. D. du Plessis (doğ. 1900), C. M. Van der Heever (doğ. 1902), N. P. Van Wyk Louw (doğ. 1906), Uys Krige (doğ. 1910), E. G. Louw (doğ. 1913), D.J. Opperman (doğ. 1914), Elisabeth Eybers (doğ. 1915).
Nesir de aynı hızda, fakat daha az parlak örnekler vererek gelişti: D. F. Malherbe’in romanları (doğ. 1881), C. t. Langenhoven ile Hobson kardeşlerin (George Carey [1890- 1945] ve Samuel Bormin [doğ. 1888]) eserlerini sayabiliriz. Bu nesir Sangiro ile (A. A. Pienaar) [doğ. 1894] Eugène Nielen Marais ile hayvanları ve tabiatı; Mikro ile (C. H. Kühn) [doğ. 1903] beyaz ırktân olmayanların hayatını; J. Van Bruggen ile (doğ. 1881) yoksul köylüleri, C. M, Van den Heever ile toprağa bağlılık ve şehirlere göçü dile getirdi.
Şairlerden Leipoldt Opperman, Van Wyk Louw ve öbürleri afrikaanca tiyatro eserleri de yazdılar.
Daha geniş seyirci toplamak isteği Vys Krige gibi bazı yazarları İngilizceye yöneltti. Bununla birlikte bu yeni edebiyat dili, yarım yüzyıldan az bir zamanda, hoş ve canlı örnekler verdi,

Yorum yazın