Güneş Dil Teorisi Nedir

Güneş Dil Teorisi Nedir – Güneş Dil Teorisi Hakkında Bilgiler

Güneş-Dil teorisi, Atatürk tarafından dilin türeyişi, felsefesi, psikolojisi ve sosyolojisi alanında ortaya atılan teori (1935). Teoriye göre tarihten önceki bir çağda ilk insanlar güneşi her şeyin aslı olan varlık diye düşünmüşler ve Güneş’e ağ adını vermişlerdir. Güneş-Dil teorisini öne sürenler de, Güneş’ten hareket ederek zihinlerde yaratılan genel kavramları altı grupta toplamıştır: 1. Güneş’in kendisi; Ay, yıldız, yıldırım v.d.;
2. güneş ışığı: (nitelik olarak) aydınlık, parlaklık, (soyut olarak) zekâ, hassasiyet, nur;
3. Güneş’in sıcaklığı: (yerdeki temsilcisi) ateş, (soyut olarak) sevgi, duygu, heyecan; 4» Güneş’in doğudan batıya hareketi: hareket, uzanış, zaman, uzaklık, bulut, hayat, büyüme, çoğalma v.d.; 5. Güneş’in yansıması: eşyanın renkleri; güneş ışığı ile meydana gelen yağmur, su ve gıda maddeleri; 6. yıldırımın sesinden veya Güneş’e karşı duyulan vecd ve istiğrak dolayısıyle çıkarılan sesten; ses, söz kavramları. Zihinde semantik bakımdan oluşan bu gelişmenin yanı sıra, konuşma cihazı da fonetik bakımdan büyük bir gelişme devresi geçirmiştir. Bu gelişmenin ilk adımı «a-ağ» ana fonemini, ünlü ve ünsüz bakımından birçok değişikliğe uğratmıştır. Nitekim her kelimenin etimolojik analizinde «ağ» veya değişmiş şekilleri (eg, ig, ağ, ey, iy v.d.) ortaya çıkmaktadır. «Ağ» ve değişmiş şekilleri bütün dillerin ilk aşamalarındaki hecelerdir.
Güneş-Dil teorisinden ilk defa Ulus (2 kasım 1935) gazetesinde söz edildi ve her gün bu konuyle ilgili haberler verildi. Ayrıca
teoriyi açıklayan bir eser de yayımlandı (Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik bakımından Türk Dili [1935]).
Güneş-Dil teorisinin ortaya atılışından önce türk dili ile ilgili ön çalışmalar şöyle özetlenebilir: Birinci Türk Dili kurultayından (1932) sonra Türk Dili Tetkik cemiyeti Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi’ni yayımladı (1934; 2. cildi: Türkçeden Osmanlıcaya indeks). Bu eserde osmanlıca bir kelime bazen yersiz ve yanlış birçok öz türkçe kelimeyle karşılanıyordu. Yazarlar yazılarında bu eserdeki karşılıklardan^ istediklerince kullanıyorlardı. Bu durum yazı dilinde büyük bir karışıklığa sebep oldu.
İkinci Türk Dili kurultayından (1934) sonra bu karışıklığı ortadan kaldırmak için yeni bir karşılıklar kılavuzu hazırlanması kararlaştırıldı. Falih Rıfkı Atay’ın başkanlığında bir Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu komisyonu kuruldu (24 aralık 1934). F. R. Atay grubu ile kurumcular arasında, karşılık bulma konusunda, bazı tartışmalar oldu. Nihaiyet Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu yayımlandı (1935). Ancak bu komisyonun hazırladığı kılavuz da Atatürk’ün yapmak istediği dil devrimine gereken katkıda bulunamadı. 10 Ekim 1935 tarihinden itibaren Ulus gazetesinde yayımına başlanan etimoloji anketinde, arapça keli meler bile türkçe sayılarak etimolojik açıklaması isteniyordu.
Güneş-Dil teorisi türk tarih tezine uygun olarak şu hükmü kapsıyordu: «Türk dili Taş ve Maden devrinde kültür kelimelerini göç yolu ile yeryüzündeki dillere yayan eski ve büyük kültür dilidir. Etimoloji sözlüklerinde “kaynağı belirsiz” olarak gösterilen birçok yabancı kelimenin Türkçe ile açıklanabilmesi bunu göstermektedir.»
Atatürk’ün tezde yer alan bu hükümle Türkçenin tarihten önceki çağlara kadar uzanan eskiliğini belirterek bu konuda yapılacak araştırmaların ufkunu genişletmek istediği söylenebilir. (-> Bibliyo.)

Yorum yazın