Edebiyatta Gül

Edebiyatta Gül

Dünya edebiyatında genel olarak sevgiliyi temsil eden gül, Doğu’da, özellikle türk, arap, fars ve hint edebiyatlarında geniş bir yer tutar. Doğu’da gül konusunu ilk defa işleyen İran ve hint edebiyatıdır. Birtakım eski çin şiirlerinde, minyatürlerinde görülen gül, Divan edebiyatında bazen genç bir delikanlı şeklinde canlandırılır. Eski roma ve yunan şiirinde de gülün sevgili, güzel anlamında kullanıldığı görülür.
Gül, türk edebiyatına fars edebiyatından geçti. Divan edebiyatında gül, kısa ömürlü oluşu dolayısıyle bu dünyayı ve bu dünyadaki geçici aşkı yansıtır. Bahar mevsiminin sonunda solup döküldüğü için vefasız sayılır. Divan edebiyatında gül, biçimi bakımından, bir gonca, bir de tam açılmış durumda olmak üzere iki biçimde tasvir edilmiştir. Biçimi dolayısıyle kulağa; duruşu bakımından oturmuş bir adama, kat kat ölüşüyle sarığa ve dalda duruşuyle de eğri külaha benzetilir. Ayrıca, dikeni tırnağa, yaprağı kanada ve goncası da gagaya teşbih edilerek gül fidanının papağana benzetildiği olur. Gülün yılda bir ay açması ve ramazan ayının da yılda bir gelmesinden dolayı gül ağacı minareye, gül kandile benzetilir. Gülün Hz. Muhammed’e benzetilmesi; baharda açması, baharın adı (adalet) ve adlin de İslâmlığın karşılığı olması dotayısıy- ledir. Gül yaprakları: kitaba, kâğıda, deftere, mecmuaya, Kur’an sayfasına ve özellikle üstündeki sarı tohumlardan dolayı zer- efşan, zer-fişan denilen çok değerli bir kâğıt cinsine benzetilir. Gül, rengi dolayısıyle, kana, kanlı gömleğe, ateşe, şaraba, semen (beyaz gül) ve nesrin (yabanî gül) beyazlıklarından ötürü kefene benzetilir. Çiçeklerin en değerlisi sayıldığından, güle «sultan» denir. Divan edebiyatında gül-bülbül ve gül-diken ilişkisi önemli bir yer tutar: a) gül-bülbül ilişkisi: bülbül vefalı bir âşık, gül vefasız ve nazlı bir sevgilidir. Bülbülün ötüşü için, okumak, gülistan beyitlerini ezberlemek, gül mushafından aşk ayetini okumak, çağırmak, solumak deyimleri de kullanılır. Gül-bülbül ilişkisi daha çok bülbül (âşık) açısından işlenmiştir. Divan edebiyatının başka mazmun ve kalıplarında olduğu gibi, gül ile ilgili mazmunlarda da yer yer toplumsal olayların etkisi vardır; b) gül-di- ken ilişkisi: diken olmadan gül açmaz. Gül dikene yaslanır; dikeni eteğinin altında saklar. Gül gelin, diken de onun tarağıdır.
özellikle mesnevî tarzında yazılmış olan gül ile bülbül arasındaki aşk maceraları İran edebiyatında Şeyh Attar’dan (1119-1193) beri çeşitli şairler tarafından işlendi. Türk edebiyatında Kara Fazlî’nin (öl. 1563) Gül ü Bülbül mesnevisi büyük bir ün kazandı. Gül ile ilgili başka hikâyeler: Şeyh Attar’ın Gül ü Husrev mesnevisini türkçeye çeviren Tutmacı’nın (XIV. yy.) Gül ü Husrev; Necati’nin (? – 1509) Gül ü Saba ve Münâza- ra-i Gül ü Husrev; Havaî mahlâsını da kullanan Tecellî’nin (XVI. yy.) Gülendam ü Keib (gül ile bülbül); çağatay şairi Lütfî (XV. yy.), Kaikandelenli Muidî (öl. 1585) ve Barsa Sabir Mehmed Dedenin (öl. 1679) Gül ü Nevruz mesnevileridir. Divan şairlerinin bazıları, şiirlerinde gül kelimesini redif yaparak daha geniş ölçüde ele aldılar. Ahmed Paşanın 2. bendinin redifi gül olan ter- ci-i bendi ile Necati ve Fuzuli’nin gül redifli kasideleri ünlüdür.
Halk şiirinde gül, divan edebiyatının tam tersine serbest bir hayal gücü ve duygululuk ile işlenir. Halk şiiri, divan edebiyatının gül mazmunundan zaman zaman yararlandı, fakat
gülü daha gerçek bir, nesne olarak ele aldı. Gül, halk şiirinde aşk, sevgili, altyazısı, talih, ümit ve sevinç sembolüdür, Divan şiirinde de, halk şiirinde de, dudağa, yanağa, yüze benzetilir. Ondan gül yanaklı, gül yüzlü, gül dudaklı gibi deyimler türetilir. Gülün kısa ömürlü oluşu halk şiirinde konu edinilir. Türk halk kültüründe kırmızı gül, aşk, gençlik ve sevinç; ak gül, murat, ümit; kara gül ise, talihsizlik, kötü kader ve ölümün karşılığıdır.
Tanzimattan sonra batı etkisinde gelişen türk edebiyatında gül kalıplaşmış biçiminden kurtarılarak her şaire göre değişen bakış açılarıyle ele alındı. Abdülhak Hâmid’in getirdiği geniş ve etraflı tabiat görüşüyle gül, önceleri mistik açıdan olsa da, hayata bağlanarak işlendi. Recaizade Mahmud Ekrem’in Batı’dan (romantikler) esinlenerek güle melankolik bir gözle bakış tarzı, Serveti- fünun edebiyatında özellikle Cenab Şaha- beddin’de geliştirilir. Gül, Cenab Şahabed- din’de kaybedilmiş saadeti özleyen duygulu bir insan kişiliğine bürünür; Ahmed Hâ- şim’de ıstırabın kaynağı olur. Yahya Kemal Beyath’da eski doğu dekorlarını süsleyen tarihî bir motif olarak ele alınır, Ahmed Hamdi Tanpınâr’da edebiyat rüyası ve hülya haline gelir. Cumhuriyetten sonraki edebiyatta gül daha geniş boyutlarla işlenir. Güle yeni anlamlar kazandırılır. Bu arada, halk şiirinden yararlanan şairlerde, özellikle Bedri Rahmi Eyüb- oğlu’nda, halk edebiyatı anlayışıyle ele alınır. Orhan Veli ve Garip döneminde, yosmanın (sokak kadını) karşılığı olur. Daha sonraları halk, umut, hürriyet ve bağımsızlık temalarıyle birlikte anılır (Ceyhun Atuf Kansu). Behçet Necatigil’de yalnızlık, umutsuzluk ve içe kapanışın sembolüdür; Sezai Karakoç’ta yeniden dinî bir anlam kazanır. Cemal Süreya da gülü, kadın ve cinsel ilişkilerin sembolü halinde almıştır. Cumhuriyet devri türk şiirinde gül-bülbül ilişkisi hemen hemen bırakılmış gibidir.

Yorum yazın