Cumhuriyet döneminde edebiyat

Cumhuriyet döneminde edebiyat

Edebiyatın, bir toplumun geçirmekte olduğu toplumsal evrimle, siyasal değişimle yakın ilişkilerine gösterilebilecek en güzel örneklerden biri, Türkiye’nin Cumhuriyet edebiyatıdır. Bu edebiyat istiklâl mücadelesi döneminde oluşmuş, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki idealizmi, değişim sürecinin acılarını, «kahramanlardan* beklenen kurtarıcılığı başlangıçta yansıtmıştır. Giderek, toplumun gelişme aşamaları, gündeme gelen yeni sorunlar bu edebiyatta ortaya çıkmıştır.

Cumhuriyete dönüşümün edebiyatı

Cumhuriyeti kuran ve onun ilk döneminde etkin olan kuşak, kendini edebiyatta da duyurmuş, siyasal oluşumun içinde de yer almıştır. Milli mücadeleyi sürdüren subayların ve çağdaş, lâik, Batılı düşünceleri yansıtan aydınların oluşturduğu düşünceler, Y.K. Karaosmanoğlu’nun eserlerinde verilmiştir. Yakup Kadri, Osmanlılıktan yeni Türkiye’ye dönüşümün çelişkilerini, eski ve yeninin çatışmalarını, hem de çoğu durumda yan tutmadan anlatabilmiş, bir değişim ve oluşum sürecinin gerçek anlamıyla «Panorama»sını çizebil miştir.

İstiklâl mücadelesinin ve Cumhuriyetin kuruluşunun heyecanı, idealizmi ve romantizmi, Halide Edip Adıvar’ın ve Reşat Nuri Gün-tekin’in eserlerinde yansımıştır. Döneni, fedakârlık temasını yüceltmekte, fedakâr aydınların sevgiyle yurt sorunlarına eğilmesini, Anadolu’nun talihsiz ve temiz insanlarına ışık götürmesini, onları kötülerden ve karanlıklardan kurtarmasını öngörmektedir. Bu işlevin ideal protitipi, öğretmendir; öğretmen, kadınlara verilmek istenen önemin eşliğinde, Halide Edib’in «Vurun Kahpeye» ve Reşat Nuri’nin «Çalıkuşu»nda, hem de kadın olarak Anadolu insanını kurtarmak macerasına çıkarılacaktır .1945 öncesinin büyük isimleri arasında, yeni Türkiye’yle pek bağdaşamayan, geçmiş bir dünyanın özlemini harikulâde bir anlatımla şiirlerinde yansıtan Yahya Kemal de vardır. Yahya Kemal, divan edebiyatının biçimleriyle, artık kaybolmaya başlayan bir îstanbulu ve bir kültürü en duygulu ifadeyle geleceğe nakletmiştir .

Bu dönemin yazarları genel olarak yönetimdeki siyasal kadrolar la ve geçerlikteki siyasal düzenle uyum içindeyken, bazı edebiyatçılar buna başkaldırmıştır Bu isinlerim arasında, Sabahattin. Ali ve şair Nâzım Hikmet (4) de vardır. Sabahattin Ali, roman ve hikayelerinde, toplumsal yapının ve egemen sınıfın ezdiği insanları anlatır. Eşitlikçi, âdil, toplumcu bir dünyanın özlemini yansıtır. Nâzım Hikmet, evrensel boyutlardaki şairliğiyle, düzenin bütün kurumlarına karşı mücadele verir. Toplumculuk kavgasını, en üst düzeydeki bir şiirsellik içinde yürütür.

1945 öncesinin şairlerindeki yaygın özellik, hece vezniyle yazdıkları şiirlerle Anadolu’yu ve Anadolu insanını anlatmaları, sevgili ve duygulu bir yaklaşımla buna yönelmeleridir: Faruk Nafiz Çamlıbel, Kemalettin Kamu, Ahmet Kutsi Tecer. A. Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dranas şiiri daha çok estetik bir olgu olarak yorumlamış, Tanpınar, roman, şiir ve denemelerinde, tarih ekseni çevresinde edebiyata yaklaşmıştır. Necip Fazıl Kısakürek, Anadolu insanının mistik eğilimlerini ve gerçeküstü öğeleri çarpıcı ve değişik bir dille şiirleştirmiştir.

Garipçiler

Şiirlerini 1941’de yayınladıkları «Garip- isimli kitapta toplayarak vezin ve kafiye’den bağımsız bir serbest biçim oluşturan Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat’la, yeni bir akım gelişti. Halkın eğilimlerini, toplumsal sorunları son derece sade ve etkili bir dille yansıtan bu öncülerin çevresi, kısa sürede genişledi. Akım, Türk şiirinin gelecekteki biçimsel özelliğini büyük ölçüde belirledi. Dönemin önemli şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı ise, benzer bir sadeliği genellikle hece ve vezinden vazgeçmeden yansıtıyor, duygulu şiirler yazıyordu. Türk hikâyeciliğinin büyük isimlerinden Sait Faik bu ortamın ürünüdür; her gün rastlanan, «bizden» olan insanların maceralarını, çok sade ve adeta şiirsel bir anlatımla canlandırmıştır. Aynı dönemde, Behçet Necatigil, büyük kent insanlarını, onların yalnızlığını, yaşam trajedisini yansıtmıştır. Fazıl Hüsnü Dağlarca ise, dönemin en verimli şairlerinden biri olarak belirmiş, hemen her alandaki etkileyici şiirleri değişik kuşaklarca izlenmiştir.

1980’iara girerken ve sonrasında, köyün ve kentin sorunlarını gerçekçi bir açıdan fakat büyük bir sanat gücüyle yansıtan yazarlar eserler verdi. Yaşar Kemal, toplumsal eşitsizliğe başkaldırının kırsal çevredeki konumunu, destan benzeri bir üslupla ve son derece yaygın okuyucuya götürdü. Orhan Kemal, kentleşme ve sanayileşme sürecindeki Türkiye’nin yeni kentlileşen insanlarını, onların acısını ve umudunu romanlarında anlattı. Kemal Tahir Türkiye olayını tarihsel bir perspektif içinde yorumlayan dizi romanlar yazarak hem edebiyat açısından başarılı hem de tarih açısından önemli eserler verdi. Tarih bilinciyle romana yaklaşan bir başka yazar, Attila İlhan, roman ve denemelerinde, toplumu tarihsel süreç içinde inceledi. Aziz Nesin ise, toplumsal gerçekçiliği son derece çarpıcı bir mizah türünde, kitlelere ulaştırdı; hikayeleri, Türkiye’ nin en çok okunan eserlerinden oldu. Gene bu dönemin yazarları arasında yer alan Necati Cumalı, Anadolu gerçeklerini duygulu ve sıcak bir dille yansıttı; Tarık Buğra, kişinin sorunlarına eğilen eserler verdi, Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir), doğaya ve deniz insanlarına ilişkin roman, hikayeler yazdı. «İkinci Yeni» akımının şairleri ve Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreyya ve Atilla İlhan toplumsal sorunları gerçeküstücülüğün özelliklerini de içeren bir anlatımla ele aldı

Yorum yazın