Uganda Hakkında Bilgiler

Uganda, resmî adı uganda cumhurîyetî. Svahili dilinde jamhuri ya uganda. İngilizce republic of uganda. Doğu Afrika’da denize kıyısı olmayan ülke. Hint Okyanusundan 800 km kadar içeride, Ekvator’un iki yanında uzanan 241.040 km:’lik bir alanı kaplar. Tanzanya’yla paylaştığı güneydoğudaki Victoria Gölünün sınırlan içinde kalan bölümüyle birlikte toplam içsularının yüzölçümü yaklaşık 44.000 knv’yi bulur. jtuzeyde Sudan, batıda Zaire, güneyde Ruanda ve Tanzanya, doğuda da Kenya ile çevrilidir. Başkenti Kampala, 1989 tahmini nüfusu 16.452.000’dir.
DOĞAL YAPI. Uganda’nın büyük bölümünü tekdüze görünümlü geniş bir plato kaplar. Güneyde 1.500 m’ye ulaşan yüksekliği hafif bir eğimle azalarak kuzeyde 900 m’ye kadar inen bu dev kütleyi bir dizi dağlık alan ve vadi kuşatır. Batıda doğal sınır biçimini alan bu kuşak Virunga Dağla-n, Ruwenzori Sıradağları ve Doğu Afrika Rift Vadisi sisteminin batı kolu içinde kalan bir bölümden oluşur. Muhavura Dağında 4.127 m’ye yükselen volkanik kökenli Virunga Dağları, aynı zamanda Uganda, Zaire ve Ruanda sınırlannın buluştuğu Sabinio Dağını içine alır. Dorukları kar ve buzullarla kaplı olan kuzeydeki Ruwenzori Sıradağ-lannda ülkenin en yüksek noktası’ olan Margherita Doruğu (5.119 m) bulunur. İki dağlık alan arasında birbiriyle bağlantılı Edward ve George gölleri yer alır. Daha kuzeyde bulunan Rift Vadisine bağlı çöküntü alanım Albert (Mobutu Sese Seko) Gölü ile Albert Nili vadisi doldurur. Platonun kuzey kenarını Sudan sınırı boyunca uzanan yaklaşık 1.800 m yüksekliğindeki Imatong Dağları belirler. Kuzeydoğuda ise platoyu yanardağların oluşturduğu bir zincir çevreler. Zincirin en yüksek noktası en güneydeki Elgon Dağıdır (4.310 m).
Uganda’daki akarsuların hemen hepsi göl havzalan içinde yer alır. Güneydeki ırmakların sulannı toplayan Victoria Gölünden Owen Çağlayanı yoluyla çıkan Victoria Nili, ülkenin orta kesimindeki girintili çıkıntılı Kyoga Gölünün batı bölümünden geçtikten sonra kuzeye, ardından batıya doğru akarak Albert Gölüne girer. Albert Gölünün kuzey ucundan doğan Albert Nili, Pager-Aswa ırmak sistemiyle birleştikten sonra Sudan topraklarında Bahrü’l-Cebel (Dağ Nili) adıyla yoluna devam ederek Beyaz Nil’i besler. Başta Dopeth-Okok ve Okere olmak üzere kuzeydoğudaki dağlık alandan kaynaklanan ırmaklar Kyoga ve Bisina göllerine dökülür. Batıya doğru akan ırmaklardan Kafu sularını Albert Gölüne, Katonga ise Edward Gölüne boşaltır. Victoria Nili ve Albert Nili dışındaki ırmakların çoğu ağır akışlı ve mevsimliktir. Göl ve ırmak kenarlarındaki bataklık alanlar oldukça geniş bir yer tutar.

Ülkedeki egemen toprak dokusunu demir ve aluminyum içeren topraklar ile sulak killi topraklar oluşturur. Kuzeydeki bazı kesimler dışında topraklar genellikle verimlidir.

Ekvator kuşağında yer alan Uganda’da yüksekliğin ve göllerin önemli ölçüde yumuşattığı tropik bir iklim hüküm sürer. Sıcaklık yıl boyunca pek az farklılık gösterir. Ülkenin büyük bölümünde yıllık ortalama sıcaklık 21°C-24°C arasında değişir. Ilıman özelliklerle belirlenen güneybatı kesiminde bu düzey 16°C-17°C olarak gerçekleşir. Yağışların yıl içinde dengeli bir dağılım gösterdiği Victoria Gölü bölgesinde yıllık yağış miktarı 1.500 mm’yi bulur. Bu bölge yalnızca haziran-temmuz aylannda belirgin bir kurak mevsim yaşar. Yıllık yağış mikta-

rınm ortalama 875 mm olduğu kuzeyde yağış mevsimi nisandan ekime, kurak mevsim ise kasımdan marta değin sürer.

Ülkenin kuzey ve orta kesimlerini ağaçlıklı savanlar kaplar. Güneyde ise çayırlar arasında yer yer dallan şamdan kollarını andıran çalı ve sütleğen örtüsüyle karışık akasya ağaçlıklarına rastlanır. Geniş arazilerin tarıma açıldığı Victoria Gölü bölgesi ile batıdaki dağlık bölgenin doğal bitki örtüsünü eski sık ormanların ve çayırların seyrek kalıntıları oluşturur. Zengin yabanıl hayvan varlığı aslan, gergedan, pars, fil, suaygırı, timsah, manda ve çeşitli maymun türleri ile değişik antilopları kapsar. Sivrisinek ve çeçesineği-nin yaygın olduğu geniş çayırlar vardır. Ulusal park ve av hayvanlarını koruma alanı olarak ayrılmış olan toprakların yüzölçümü 6.170 km2’yi bulur. Doğal güzellikleri barındıran bu ilginç köşelerin en önemlisi, Victoria Nili’nin iki yanında uzanan Kaba-rega Ulusal Parkı’dır.

NÜFUS. Bin yılı aşkın bir süreden beri değişik kökenli halkların buluştuğu bir yer olan Uganda’da Bantu, Nil ve Nil-Hami dil gruplarına ayrılan 40 kadar etnik topluluk yaşar. Bu halklar arasında Bantu dilleri konuşan topluluklar üçte ikiyi geçen bir oranla birinci sırayı alır. Toplam nüfusun (1983) yüzde 17,8’ini oluşturan Baganda-lar(*) ülkenin en büyük topluluğudur. Öteki Bantu halkları arasında Ankoleler(*), Basogalar(*), Banyorolar(*), Batorolar(*), Bagisular ve Çigalar sayılabilir. Nil dilleri konuşan büyükçe halkların başında Teso-lar(*), Langolar(*), Akoliler(*) ve Kara-moconlar(*) gelir. Geçmiş yüzyıllardaki karışım sonucunda önemli ölçüde iç içe geçmiş olan bu topluluklar arasında gene de dil, kültür ve geleneksel geçim kaynaklanna dayalı belirgin farklılıklar görülür. Ülkenin güney, batı ve doğu kesimlerinde oturan Bantulann büyük bölümü öteden beri yerleşik çiftçi topluluklar olarak daha üstün bir yer tutarlar. Buna karşılık çoğunluğunu Nil ve Nil-Hami topluluklarının oluşturduğu kuzey ve kuzeydoğudaki halkların yapısını göçebe hayvancılığın ağır bastığı bir ekonomi belirler. Geçmişte Ankole, Buganda, Bunyoro ve Busoga gibi merkezî ve hiyerarşik devletlerin kurulduğu güney bölgesinde katmanlaşmış bir toplumsal yapı görülür. Siyasal örgütlenmenin daha geri ve gevşek olduğu kuzey ve doğu bölgelerinde ise klan sisteminden kaynaklanan parçalanmış yapının izlerine hâlâ yaygın olarak rastlanır. Resmî diller İngilizce ve Svahili dilidir. En yaygın konuşulan yerli dil Lugandadır. Hıristiyanlık ve Müslümanlığın 19. yüzyılda ülkeye girmesinden sonra animist dinler önemli ölçüde gerilemiştir. Toplam nüfusun yaklaşık beşte dördünü oluşturan Hıristi-yanlar arasında geleneksel inançların kalıntıları oldukça güçlüdür. Hıristiyanlar içinde Katoliklerin oranı beşte üçü geçer. Müslü-manlar küçük bir azınlık konumundadır.

Nüfus yoğunluğu (1989) ülke genelinde kilometrekare başına 84 kişidir. Ama bu oran bölgeden bölgeye büyük farklılıklar gösterir. Nüfusun en sık olduğu yerler güneybatı ve doğu kesimleri ile Victoria Gölü kıyılarıdır. Kentlerde oturanların toplam nüfus içindeki oranı (1986) ancak yüzde 9,7’yi bulur. Kentsel nüfusun üçte birinden fazlasını barındıran Victoria Gölü kıyısındaki başkent Kampala dışında başlıca yerleşim merkezleri Jinja, Masaka ve Mbale’dir. Ülkenin batı ve güney kesimlerinde büyük bölümü Ruanda ve Zaire’den gelmiş 100 bin kadar mülteci yaşar. Buna karşılık son yıllardaki gerilla etkinliklerine bağlı olarak yaklaşık 200 bin Ugandalı başta Sudan, Ruanda ve Zaire olmak üzere komşu ülkelere sığınmıştır.
Uganda’nın doğal nüfus artış hızı dünya ortalamasının iki katını bulur. Doğum ve ölüm oranları (1985-90) sırasıyla binde 50,1 ve binde 15,4’tür. Nüfus yapısı son derece gençtir; 15 yaş altındaki grubun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 48,5’e ulaşır.

EKONOMİ. Afrika’nın en yoksul ülkeleri arasında yer alan Uganda’da büyük ölçüde tarıma dayanan, gelişme yolunda bir piyasa ekonomisi yürürlüktedir. Yolsuzluklar, komşu ülkelerle savaşların getirdiği mali yük, dış kredi ve yardımların kesilmesi gibi etkenlerle ekonomide görülen bozulmanın 1970’lerin sonlarından bu yana yavaşlamış olmasına karşın, ekonomiyi düzene sokma çabaları önünde ciddi bir engel olarak duran şiddet eylemleri ve iç karışıklıklar 1980’lerin sonlannda da hâlâ varlığını sürdürüyordu. 1987 verilerine göre ülke gayri safi milli hasılası (GSMH) yaklaşık 4,09 milyar ABD doları, kişi başma düşen milli gelir ise 260 ABD Doları düzeyindeydi.

Gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) içindeki payı (1988) yüzde 49,9 olan tarım sektöründe toplam işgücünün (1985) yüzde 84,2’si çalışır. Ekime elverişli alanların büyük bölümü dan, mısır ve süpürgedarısı gibi tahıl ürünlerine ayrılmıştır. Tarımsal üretimin yarıdan fazlasını geçimlik düzeyde ekim yapan çiftçiler sağlar. Tahıl dışındaki başlıca gıda ürünleri muz, manyok, tatlıpatates ve baklagillerdir. İhracata dönük en önemli ticari tarım ürünlerini kahve, pamuk ve şekerkamışı oluşturur. Az miktarda yerfıstığı, çay ve tütün de yetiştirilir. Sığır, keçi ve koyun besiciliğine dayanan hayvancılık özellikle kuzey ve kuzeydoğuda önemli bir gelir kaynağıdır. Göl sularında yerel tüketim amacıyla yaygın olarak balıkçılık yapılır.

Uganda yeraltı kaynakları bakımından pek zengin sayılmaz. En önemli madenler bakır ve kalaydır. Her ikisinin de üretiminin düştüğü 1970’lerde Kilembe’deki bakır ocağı ile Jinja’daki ergitme tesisinin kapanması ülke ekonomisine önemli bir zarar vermiştir. Tototo’daki geniş apatit işletmeleri dışında ülkenin değişik yerlerinde tungsten, beril ve bizmut da çıkarılır. Yakın dönemde
Kigezi yöresinde yüksek nitelikli demir cevheri yatakları bulunmuştur. Metal dışı mineraller arasında tuz, kil, kum ve mika sayılabilir.

Madencilikle birlikte GSYİH’ye katkısı ancak yüzde 4,6’yı bulan imalat sektörü pek gelişmemiştir. Daha çok yerel tarım ürünlerinin işlenmesine dayanan sanayileşmede kaynak yetersizliğinin yanı sıra enerji, makine ve teknik işgücü açığı da ciddi güçlükler yaratmaktadır. Önemli sanayi dallarının başında gıda işleme, dokumacılık, metal eşya yapımı ile çelik, çimento, gübre ve sigara üretimi gelir. Ülkenin ilk motorlu araç montaj fabrikası Kampala’nın dışında 1982’de açılmıştır. Yıllık elektrik üretimi (1987) 655 milyon kW-sa düzeyindedir; bunun büyük bölümü başta Owen Çağlayanı Barajı olmak üzere Victoria Nili üzerindeki hidroelektrik santrallardan sağlanır.

Uganda’da yabancı sermaye kaçışına yol açan uzun istikrarsızlık döneminin ardından, ekonomik kalkınma açısından yabancı yatırımları özendirmeye ve korumaya yönelik geniŞ çaplı önlemler alınmıştır. Bu önlemler sonunda çeşitli uluslararası kuruluşlardan ve ülkelerden sağlanan kredi ve yardımlarda belirli bir artışın ortaya çıktığı söylenebilir. Öte yandan eldeki kaynakları değerlendirmeye ve ihracat gelirlerini geliştirmeye yönelik geniş çaplı harcamalar, öteden beri açık veren ödemeler dengesinin bir ölçüde düzelmesini sağlamıştır. Dış ticaretinin büyük bölümünü ABD, İngiltere ve öteki Batı Avrupa ülkeleriyle yürüten Uganda’nın Kenya ve Tanzanya gibi komşu ülkelerle ticari bağlarının düzeyini genellikle siyasal ilişkiler belirler.

Başkent Kampala’dan çıkan karayolları oldukça gelişmiş bir ağ oluşturur. Önemli kentleri ve üretim merkezlerini birbirine bağlayan demiryolu hatları aynı zamanda Kenya üzerinden denize ulaşım yolunu da sağlar. Göllerin geçmişte ulaşımda taşıdığı önem gerilemiştir. Kampala’nın yakınındaki Entebbe’de bulunan uluslararası havaalanı Avrupa ile Güney Afrika arasındaki başlıca hava hatları üzerinde yer alır.

YÖNETSEL VE TOPLUMSAL KOŞULLAR. Bağımsızlıktan kısa bir süre sonra parlamenter sisteme dayalı cumhuriyet yönetimine geçen Uganda’da 1980’lerdeki iç savaşı izleyen askeri rejim 1990’da da yürürlükteydi. 1967 tarihli anayasayı askıya alan askeri rejimin yeni bir anayasa hazırlama çalışmaları ise sürmekteydi. Geçmişte ülkenin yönetiminde her zaman ağırlıklı bir konum taşıyan cumhurbaşkanlığı makamı, askeri rejim altında da donatıldığı geniş yetkilerle ve yürütmenin başı olarak iktidarın odağı durumundadır. Sivil yönetime dönüş sürecinde geçici yasama organı olarak öngörülen Ulusal Direniş Konseyi, siyasal partilerin etkili olamadığı iki dereceli bir seçimle belirlenen 210 üyenin yanı sıra atamayla göreve gelen 68 üyeden oluşmaktadır. Hükümet işlerini yürütmekle görevli olan bakanlar kurulu üzerinde de cumhurbaşkanının sıkı bir denetimi vardır.

Uganda’nın pek gelişmemiş olan sosyal refah hizmetleri devlet memurlarına emekli aylığı veren bir kurum ve ücretlilerin düzenli ödentiyle yararlanabildiği bir sosyal sigorta sistemiyle sınırlıdır. Sağlık hizmetleri devlet hastanelerindeki doktor, hemşire, ebe ve sağlık denetim memurları aracılığıyla yürütülür. Bütün hastanelerde hemşirelik ve ebelik okulları vardır. Öteki sağlık kuruluştan arasında bir sağlık bilgisi okulu, koruyucu hekimlik dairesi ve bulaşıcı hastalıktan önleme birimi ile kırsal kesimdeki bir dizi sağlık merkezi sayılabilir. Sağlık alanındaki geniş çaplı yatınmlara karşın sıtma, paraziter, zührevi ve sindirimle ilgili hastalıklar hâlâ yaygındır. Bebek ölüm oranı (1985-90) binde 103 gibi yüksek bir düzeydedir; ortalama ömür kadınlarda 53, erkeklerde 49 yıldır. Kentsel alanlar dışında altyapı hizmetleri son derece yetersizdir. Son yıllarda kent ve kasabalara yoğun göçlerle ortaya çıkan konut açığını gidermek amacıyla farklı gelir gruplan için evler inşa etmek üzere Ulusal Konut Şirketi oluşturulmuştur.

Eğitim hizmetleri bütün kademelerde devletin sorumluluğu altındadır. Okuryazarlık oranı (1985) yüzde 57’dir. İlköğrenim sonrası okullann alabileceği öğrenci sayısı ülkenin eğitilmiş işgücü gereksinimine göre belirlenir. Ülkenin başlıca yükseköğretim kurumu olan Kampala’daki Makerere Üniversitesinin 1924’te kurulmuş tıp okulu dışında güzel sanatlar, sosyal bilimler, fen, mühendislik, veterinerlik, tanm ve eğitim fakülteleri vardır.

KÜLTÜREL YAŞAM. Uganda’nın karmaşık etnik dokusuyla belirlenen geleneksel kültürler, tektannh dinlerin etkisi altında bazı değişikliklere uğramakla birlikte büyük ölçüde ayakta kalarak varlığını günümüze değin korumuştur. Modem kent yaşamının, giderek genişleyen bir kesimi sinema, tiyatro ve çeşitli güzel sanatlarla ilişkiye geçirdiği söylenebilir. Makerere Güzel Sanatlar Okulu’nun yetiştirdiği bazı sanatçılar Doğu Afrika’nın önde gelen ressam ve heykelcileri arasında yer alır. Zengin bir mirası yansıtan geleneksel gösteri sanatlarını sürdürmek amacıyla başlıca etnik grupların temsilcilerinden oluşan bir dans topluluğu oluşturulmuştur. Öte yandan tarihçi, müzikolog, antropolog ve ilahiyatçıların sözlü gelenekleri araştırarak ortaya koyduğu veriler temelinde Uganda kültürünün değişik yönlerini bir araya getirme çalışmalan da sürdürülmektedir. Eski Kraliyet tapmak ve mezarlanyla yeni açılmış müzeler, tarihsel yapıtlardan oluşan çeşitli koleksiyonları ba-nndınr.

Öteden beri uygulanan baskılar ve sıkı denetim nedeniyle basın özgürlüğü son derece kısıtlıdır. Radyo ve televizyon yayınlan devletin tekelindedir.
TARİH. Sömürgecilik öncesi. Bugünkü Uganda topraklannın, kuzeyden istila dal-galannın başladığı 15. yüzyıl öncesindeki tarihi konusunda pek az şey bilinmektedir. Bu dönemde ülkenin batı kesimine giren Himalar, tanmla uğraşan yerli toplulukları kendilerine bağlayarak bölgeye egemen oldular. Ama bunu izleyen Nil halklarının göçleri, ilk istilacıları iç kesimlere çekilmek zorunda bıraktı. Nil halklarının bir bölümü kuzeyde kalarak klan yapısına dayalı bir siyasal örgütlenme yaratırken, bir bölümü de Nil’i aşarak Bantu dilleri konuşan halkla-n boyunduruk altına aldılar ve krallıkla yönetilen bir dizi devletin temellerini attılar.

Bu devletlerin en güçlüsü olan Bunyoro, zamanla doğu ve güney yönünde fetihlere girişerek egemenliğini geniş bir alana yaydı. Bunyoro topraklarının güneyinde küçük Hima devletleri, güneydoğusunda ise Victoria Gölünün kıyılannı elinde tutan Buganda yer alıyordu. 18. yüzyıla gelindiğinde uzak bölgelerin denetiminde ortaya çıkan güçlükler nedeniyle Bunyoro krallannın otoritesi önemli ölçüde sarsılmış bulunuyordu. Aynı dönemde kabaka adlı krallar yönetiminde etkili bir merkezî sistem kuran Buganda, başanlı akınlarla Bunyoro aleyhine toprak-lannı genişletmeye girişti.

Buganda’nın yükseliş dönemine rastlayan 1840’larda ülkeye fildişi ve köle peşinde olan Arap tüccarlar girmeye başladı. Bir süre sonra ilk Avrupalı kâşifler aracılığıyla ülke kapıları Batılı devletlere de açıldı. Mısır kuvvetlerinin Bunyoro’yla yakın ilişkiye girerek kuzeyde yarattığı tehdit karşısında Batı desteğine dayanmaya çalışan Buganda kralı I. Mutesa (hd 1856-84), Hıristiyan misyonerlerin etkinliklerine izin verme yoluna gitti (1877). Bu dönemde Araplar aracılığıyla ülkeye girmiş olan Müslümanlığın yanı sıra Hıristiyanlığın da yayılması. kabile şeflerini siyasete çekerek yönetimde çeşitli bölünmeler doğurdu. Sudan’ daki Mehdi yanlılarının ayaklanmasıyla Mısır’ın baskısından kurtularak dış etkileri sınırlı düzeyde tutmayı başaran Mutesa’dan sonra başa geçen Mvvanga ise dinsel-siyasal çekişmelerin önünü alamadı. Hıristiyan misyonerlerin gücünü kırmak için giriştiği mücadele sırasında başını Müslümanların çektiği bir grup tarafından tahttan indirildi (1885).

Mvvanga’nın Hıristiyan grupların desteğiyle yeniden tahta geçmesi (1890), ülkede Batı nüfuzunun da artmasına neden oldu. Aynı yıl İngiltere ve Almanya’nın Doğu Afrika’yı aralannda paylaşma konusunda vardıklan anlaşmayla, Buganda İngiliz nüfuz alanı içinde kaldı. Ardından İngiliz Doğu Afrika Kumpanyası, Mvvanga ile bir antlaşma imzalayarak krallığı koruma altına aldı. Bir süre sonra kumpanyanın karşılaştığı mali güçlükler ve bölgenin stratejik konumu, İngiliz hükümetini Buganda üzerinde protektora yönetimi kurmaya yöneltti (1894). Ülkedeki iç karışıklıklara son veren İngilizler, Uganda adını verdikleri protek-toranın sınırlarını iki yıl geçmeden Bunyoro, Toro, Ankole ve Busoga krallıklarını da kapsayacak biçimde genişlettiler. Öte yandan kuzeydeki kabile şeflerinin de İngiliz yönetimini tanıması sağlandı. Bu gelişmeler üzerine 1897’de bir ayaklanma başlatan Mvvanga kısa sürede etkisiz hale getirildi ve yerine küçük yaştaki oğlu geçirildi.

İngiliz yönetimi. İngilizlerin kurduğu protektora yönetimine resmî bir nitelik kazandıran Buganda Antlaşması’yla (1900) İngi-lizlere bağlı kalmak üzere kabaka’mn konumunu korumasına izin verilirken, önde gelen kabile şeflerinin yer aldığı danışma organı niteliğindeki Lukiko’nun otoritesi güçlendirildi. İzleyen dönemde öbür krallıklarla da benzer antlaşmalar yapıldı ve daha çok Bagandalara dayanılarak etkili bir yönetim ağı oluşturuldu. Böylece 1914’e doğru bugünkü Uganda’nın büyük bölümünde İngiliz denetimi kesin olarak sağlanmış oldu.
Uganda topraklannı Avrupalı çiftçilere açmaya yönelik girişimler, protektora yöneticilerinin direnişi nedeniyle sonuçsuz kaldı. Bunun yerine pamuk ve kahve gibi ihracata dönük ürünlere dayanan bir yerli köylü ekonomisini geliştirme yoluna gidildi. Demiryolu hatlarıyla pazara açılan kırsal kesimle ticari ilişkileri yürütme işi de Avrupalı ve Hintli tüccarlara bırakıldı.

Protektoranın ilk temsili kurumu olarak 1921’de oluşturulan Yasama Konseyi, AvrupalI ve ardından Hintli tüccarların belirli ölçüde yönetime katılmasını sağladı. Lukiko ve benzeri kurumlar aracılığıyla kendi bölgelerinde geniş haklardan yararlanan Siyah kabile şefleri, bu organa katılma yönünde herhangi bir eğilim göstermediler. Aynı dönemde gündeme gelen, Doğu Afrika’daki İngiliz topraklarını daha sıkı bir birlik altında toplama düşüncesi de kabile şeflerinin tepkisiyle karşılaştı. Bunun başlıca nedeni Kenya’daki beyaz göçmenlerin egemenliği altına girme olasılığından duyulan korkuydu. Yaşlı kabile şeflerinin yerini İngiliz eğitimi görmüş bir kuşağın almasıyla birlikte protektora yöneticileriyle bağlar daha da güçlendi. Ama Buganda’da İngiliz görevlilerin giderek artan müdahaleci tutumları, bazı kabile şeflerinin tepkisine yol açmaya başladı. Öte yandan misyoner kuruluşları aracılığıyla eğitimin bir ölçüde yaygınlaşması yeni bir aydın kesim ortaya çıkardı.

Uganda’nın kendi gücüne dayanmasını zorunlu kılan II. Dünya Savaşı’nin koşulla-n, yönetimde daha etkin rol alma yönünde çabalara zemin hazırladı. 1945’teki gösterilerin ardından bazı sert önlemlere başvurulmakla birlikte. Yasama Konseyi’ne ilk Siyah temsilci alındı. Siyahlann bölgesel temsil temelinde bu organa gönderdiği temsilci sayısı sürekli artarak 1954’te yüzde 50 oranına ulaştı. Ertesi yıl Siyahlara da yer vermek üzere sorumlu hükümet sistemine geçildi. Bu arada gelişmelerin Buganda’nın ayrıcalıklı konumunu ortadan kaldırmasından tedirgin olarak protektoradan ayrılma çabasına girdiği için 1953’te tutuklanarak sürgün edilmiş olan II. Mutesa’mn geri dönmesine izin verildi.

Bağımsızlık ve sonrası. 1950’lerin sonlannda ortaya çıkan partilerin bağımsızlık yönündeki çabaları ve Buganda’da canlılığını korumayan aynlıkçı eğilimler, protektora-nın gelecekteki statüsünü belirleme sorununu gündeme getirdi. Bu amaçla 1961’de Londra’da başlayan görüşmeler. Mart 1962’de Uganda’ya tam özerklik verilmesiyle noktalandı. Ardından Milton Obote önderliğindeki Uganda Halk Kongresi ile gücünü Buganda’dan alan Kabaka Yekka (Yalnızca Kral) adlı parti ittifaka girerek Buganda’nın federal bir bağla yeni devlet içinde yer alması konusunda anlaşmaya vardı. Uganda’nın bağımsızlığının ilan edilmesinden (9 Ekim 1962) sonra başbakanlığı üstlenen Obote, bu ittifakı sürdürerek Buganda kralı Mutesa’nın devlet başkanlığına seçilmesini sağladı (9 Ekim 1963).

Başbakan olarak konumunu pekiştirdikten sonra Ağustos 1964’te Kabaka Yekka ile ilişkilerini koparan Obote’nin merkezî hükümeti güçlendirme girişimleri, Buganda kralı ve kabile şefleriyle giderek tırmanan bir çatışmaya yol açtı. Bu arada Uganda Halk Kongresi içinde de Obote’ye karşı bir muhalefet gelişti. Büyük ölçüde etnik ayrılıklara dayanan muhalefet, bir süre sonra Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin (bugün Zaire) kuzeydoğusundaki bir ayaklanmayı desteklemek için ayrılan kaynaklarla ilgili yolsuzlukları ileri sürerek açık bir tavır takınmaya başladı. Bunun üzerine harekete geçen Obote, Şubat 1966’da anayasayı askıya alarak devlet başkanlığını üstlendi ve Buganda ile öteki geleneksel krallıkları ortadan kaldıran yeni bir anayasayı yürürlüğe koydu. Ardından Buganda’ya askeri birlikler göndererek krallık yönetimine son verdi ve Mutesa’yı ülke dışına kaçmak zorunda bıraktı.

Bu gelişmelerle iç politikadaki ağırlığı artan ordu, yeni rejimin başlıca dayanağı durumuna geldi. Geleneksel yapıların yıkılmasıyla merkezî hükümetin yerel birimler üzerinde doğrudan denetim kurmasının yolu açılırken, siyasal yaşamda etnik ayrılıklar ön plana çıkmaya başladı. Yönetimini meşrulaştırmak amacıyla 1967’de yeni bir anayasa hazırlatan Obote, tek partiye dayalı bir devlet yapısını kurumlaştırma çabalarında gittikçe sola kayan bir çizgiye yöneldi. Ama 1970’te etnik temelde temsili zayıflatacak bir seçim sistemi getirmeye çalışması, başta Buganda’da olmak üzere yaygın bir tepkiyle karşılaştı. Öte yandan orduyu doğrudan kendisine bağlamak istemesi, birçok subayla arasının açılmasına yol açtı.

Genel hoşnutsuzluk ortamından yararlanan Tümgeneral İdi Amin, 25 Ocak 1971’de bir darbeyle yönetime el koyarak kendini devlet başkam ve silahlı kuvvetler başkomutanı ilan etti. Ardından kısa sürede sivil yönetime dönüş sözü vererek farklı etnik topluluklardan sivil ve askerlerin yer aldığı bir hükümet oluşturdu. Ama çok geçmeden sertliğe yönelerek özellikle Obote’nin bağlı olduğu Langolara ve Akolilere karşı kanlı bir sindirme hareketine girişti. Bu hareketin yol açtığı çatışmalar sürerken, ekonominin Siyahların eline geçmesini sağlama gerekçesiyle Asyalı işadamlarını ve tüccarları sınır dışı etme yoluna gitti. Geniş çaplı bir sürgüne dönüşen bu önlem, ülke ekonomisini çöküntüye uğrattı. AsyalIların bıraktığı boşluktan daha çok Amin’in kabilesi Kak-valar ile Müslümanlar yararlandı. Aynı dönemde geniş bir destek gören Müslümanlar yönetimde ağırlıklı bir konum kazandı. Buna karşılık Hıristiyanlara yönelik sistemli baskılar başladı. Amin rejimini ayakta tutan orduda da büyük çapta tasfiyeler yaşandı. Bütün bu karışıklıklar sırasında ölü ve kayıpların sayısı bazı kaynaklara göre 300 bine kadar ulaşırken, birçok kişi de ülke dışına kaçtı. Bu arada 1975’te mareşal rütbesi alan Amin’in ertesi yıl kendini ömür boyu devlet başkanı ilan etmesi, bütün yetkilerin tek elde toplandığı tam bir diktatörlük yönetimi getirdi.

Dış politikada önceleri Batı’ya yakın bir çizgi izleyen Amin, 1972’den sonra radikal Arap devletleriyle sıkı ilişkiler kurarak SSCB’den askeri yardım almaya yöneldi. Milliyetçi tutumuyla Afrika ülkeleri arasında kazandığı saygınlık ise içeride uyguladığı baskıcı politikalar ve komşu ülkelerle girdiği çatışmalar nedeniyle kısa sürede sarsıldı. Temmuz 1976’da Filistinli gerillaların içinde Yahudi yolcuların bulunduğu bir Fransız uçağını Entebbe’ye kaçırmasından sonra İsrail komandolarının düzenlediği baskın harekâtı, rejimin askeri zayıflığını göstererek Amin’in konumuna önemli bir darbe indirdi. Görünürdeki sürtüşmelere karşın Uganda’yla ticari ilişkilerini sürdüren ABD ve İngiltere’nin, 1978’de bir tür ambargoya yönelmesi, ihracat ve ithalatın büyük ölçüde bu ülkelere bağımlı olması nedeniyle ciddi ekonomik güçlükler yarattı.
Obote’nin sığınmış olduğu Tanzanya’yla süregelen sınır çatışmalarının savaşa dönüştüğü 1978 sonbaharında Uganda birlikleri Tanzanya’nın kuzeybatı bölgesini işgal etti. Bu saldırıyı püskürttükten sonra Amin karşıtı silahlı gruplarla birlikte Uganda’ya giren Tanzanya kuvvetleri, hızla ilerleyerek Nisan 1979’da Kampala’yı ele geçirdi. Ülkeden kaçan Amin’e bağlı birliklerin bastırılmasından sonra, silahlı grupların oluşturduğu Uganda Ulusal Kurtuluş Cephesi geçici bir hükümet kurarak Yusufu K. Lule’yi cumhurbaşkanlığına getirdi. Etnik ayrılıklardan kaynaklanan bir dizi iktidar değişikliğinin ardından, sürgünden dönen Obote Aralık 1980’de cumhurbaşkanı seçildi.

Obote parlamenter demokratik sistemi geri getirerek ekonomide belirli bir istikrar sağlamakla birlikte yaygın gerilla eylemlerinin ve ordunun giriştiği kanlı misillemelerin önüne geçemedi. Karşıt gerilla gruplarının etkisiyle orduda da bölünmeler ortaya çıktı. Temmuz 1985’te bir darbeyle yönetime el koyan Basilio Olara Okello, 1986 başlarında Yoweri Museveni’nin önderliğindeki Ulusal Direniş Hareketi tarafından devrildi. Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen Museveni, izleyen üç yıl içinde muhalif gerilla gruplarını önemli ölçüde etkisizleştirerek iktidarını sağlamlaştırma yönünde bazı adımlar attı.

Yorum yazın