Tunus Hakkında Bilgiler

Tunus, resmî adı tunus cumhuriyeti, Arapça el-cumhurİyetüt-tunİSİye, Kuzey Afrika’da kıyı ülkesi. Bölgenin en küçük ülkesi olarak 154.530 km2’lik bir alanı kaplar. Kuzeyden güneye doğru 756 km boyunca uzanır; doğudan batıya en geniş kesimi 351 km’yi bulur. Batı ve güneybatıda Cezayir, güneydoğuda Libya, doğu ve kuzeyde de Akdeniz ile çevrilidir. Kıyılarının toplam uzunluğu 1.200 km’dir. Akdeniz’deki stratejik konumundan dolayı hemen her dönemde bölgede gelişmelerin odağında yer alan Tunus, kaynaklarının sınırlılığı nedeniyle ekonomik bakımdan pek gelişmiş olmamakla birlikte bölgenin modernleşmeye en dönük ülkelerinden biri olarak kabul edilir. Başkenti Tunus, 1989 tahmini nüfusu 7.937.000’dir.

DOĞAL YAPI. Tunus fiziksel coğrafya bakımından kuzeyden güneye doğru sıralanan beş bölgeye ayrılır. Ülke topraklarının yaklaşık üçte birini kaplayan kuzeydeki dağlık bölge, eski göl havzalarının alüvyonlarla dolmasıyla oluşmuş Mecerde Vadisini çevreleyen iki sıradağ sisteminden oluşur. Sahra Atlasları’nın bir uzantısı olarak gü-neybatı-kuzeydoğu doğrultusunda ilerleyerek Tunus Körfezinde son bulan büyük sıradağ sistemi, giderek daralan kireçtaşı oluşumlu bir dizi sırtı kapsar. Ülkenin en yüksek doruklan olan eş-Şenebi (Şambi;

1.544 m) ve Zaguan (1.295 m) dağlan bu sistem içinde yer alır. Krumiri olarak bilinen kuzeybatıdaki ikinci sıradağ sistemi, Tel Atlaslan’nın bir uzantısı olarak el-Ebyaz Burnuna kadar yayılır. Sistemi oluşturan kumtaşı oluşumlu yükseltiler bazı kesimlerde 900 m’ye kadar ulaşır. Suse ve Sefahis arasında kalan doğudaki sahil bölgesi tanma elverişli düzlüklerden oluşur. Ülkenin orta kesimindeki geniş platoluk bölge, kendi içinde ikincil sıradağların engebe-lendirdiği iki bölüme ayrılır. Batıdaki Yüksek Step yer yer 480 m’nin üzerine çıkar. Buna karşılık doğudaki Alçak Step bölümünün yüksekliği 180-480 m arasında değişir. Yüzeyin iyice alçaldığı daha güneydeki bölge şot denen bir dizi sığ tuz gölüyle kaplıdır. Bu göllerin en büyüğü Şattü’l-Cerid’dir. Sahra içinde kalan ülkenin en güney bölgesini kumlu ve taşlı çöller örter. Bu bölgede artezyen kuyularıyla erişilen zengin su kaynaklan seyrek vahalarda belirli ölçüde ekime olanak verir.
Cezayir topraklarından doğarak iki sıradağ sistemi arasında ilerleyen ve Tunus Körfezine dökülen Mecerde Irmağı ülkenin en büyük ve yıl boyunca akan tek akarsuyudur. Toplam uzunluğu 460 km olan ırmaktan elektrik üretiminde ve sulamada geniş çapta yararlanılır. Irmağı çevreleyen verimli vadi başlıca tarım alanlarını barındırır.

Tunus’un kuzey kesiminde yumuşak ve yağışlı kışlar, sıcak ve kurak yazlarla belirlenen Akdeniz tipi bir iklim hüküm sürer. Sahra’dan esen sıcak ve kavurucu siroko rüzgârlanmn sık sık etki altına aldığı güney kesimde ise mevsimler arasındaki sıcaklık farkının daha yüksek olduğu bir çöl iklimi görülür. Denizin etkisine bağlı olarak değişen sıcaklık, kıyılarda genellikle iç kesimlere göre daha düşüktür. Başkent Tunus’ta ortalama günlük en yüksek sıcaklık 33°C (ağustos) ve 14°C (ocak) arasında değişir. Kuzeyde 1.000-1.500 mm olan yıllık yağış miktarı güneyde 100-200 mm düzeyine kadar iner. Düzensiz olan yağışlar yıldan yıla büyük farklılıklar gösterir.

Bol yağış alan kuzeydeki dağ yamaçları geniş meşe ve mantar meşesi ormanlarıyla kaplıdır. Iç kesimlerdeki steplerde alfa otu yetişir. Kurak güney bölgesinde bazı çalılara rastlanır. Sahra’nın büyük bölümü ise vahalar dışında bitki örtüsünden yoksundur. Ormanlar çok sayıda yabandomuzunu banndınr. Sayılan giderek azalan çöl gazelleri koruma altına alınmıştır. Akrep hemen hemen bütün bölgelerde bulunur. Tehlikeli yılan türleri arasında gergedan engereği ve kobra sayılabilir. Çöl çekirgeleri güneyde bazen ekinlere zarar verir.
NÜFUS. Tarih boyunca çeşitli göç dalgalarının bıraktığı bazı izlere karşın Tunus nüfusu büyük ölçüde Arap ve Berberi öğelerin karışımına dayanır. Kuzey Afrika’ya 7. yüzyılda girmeye başlarken kendi dil ve dinlerini de birlikte getiren ve Berberilere kolayca boyun eğdiren Arapların yerli nüfusla karışması, 12. yüzyıl sonlarında tamamlanan özümleme sürecinin biçimlendirdiği oldukça homojen bir toplum yaratmıştır. Günümüzde büyük bir çoğunlukla kendilerini Arap kökenli sayan Tunuslular arasında Berberi kültürü yalnızca bazı kalıntılarla varlığını sürdürmektedir. 1983 verilerine göre toplam nüfusun yüzde 98,2’si Araptır. Etnik kimliklerini korumuş olan ve büyük ölçüde güneyde yaşayan Berberilerin oranı ise ancak yüzde 1,2’yi bulur. Fransız ve İtalyan kökenlilerin çoğunlukta olduğu Avrupalılar küçük bir azınlık durumundadır. Geçmişte önemlice bir topluluk oluşturan Yahudilerin sayısı İsrail’e yoğun göçler sonunda büyük ölçüde azalmıştır. Resmî dil Arapça olmakla birlikte basın, eğitim ve kamu yönetiminde hâlâ kullanılan Fransızca da yaygın olarak konuşulur. Nüfusun tama-‘ mına yakınını oluşturan Müslümanların büyük bölümü Maliki mezhebine bağlıdır.

Nüfus yoğunluğu (1989) kilometrekare başına yaklaşık 52 kişidir. Bu oran yerleşime daha elverişli olan kuzey bölgesi ile güney bölgesinin doğu kıyılarında çok daha yüksektir. Güneydeki çöller ise çok seyrek bir nüfusu banndınr. Kentlerde oturanların toplam nüfus içindeki oranı (1985) yüzde 53’ü bulur; büyük kentlerin çoğu kıyılarda kurulmuştur. Yıllık nüfus artış hızı dünya ortalamasının biraz üzerinde olmakla birlikte Ortadoğu ve Kuzey Afrika ölçülerine göre oldukça düşüktür. Devletin aile planlamasını geliştirmek için gösterdiği çabalar ve dışarıya yoğun göçler de nüfus artışını önemli ölçüde azaltmaktadır. Doğum ve ölüm oranları (1988) sırasıyla binde 27,6 ve binde 6,1’dir.

EKONOMİ. Tunus’ta büyük ölçüde hizmet sektörü, tanm, hafif sanayiler ile petrol ve fosfat üretimine dayanan, gelişme yolunda bir karma ekonomi yürürlüktedir. Kalkınmaya dönük yatırımlarda Batılı ülkelerin ve uluslararası kuruluşların sağladığı mali destek önemli bir yer tutar. İşsizliğin yanı sıra istihdam açığı da ekonomide ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Geçmişte tarımın başlıca geçim kaynağını oluşturmasına karşın, giderek gelişen imalat sektörü son yıllarda daha ağırlıklı bir konum kazanmaya başlamıştır.

1987 verilerine göre ülke gayri safi milli hasılası (GSMH) yaklaşık 9,02 milyar ABD Doları, kişi başına düşen milli gelir ise 1.210 ABD Doları’dır.

Gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) içindeki payı (1986) yüzde 13,5 olan tarım sektöründe toplam işgücünün (1984) yüzde 22,2’si çalışır. Sömürge döneminin bir sonucu olarak yabancıların elinde bulunan geniş araziler 1964’te kamulaştırtarak köylülere dağıtılmıştır. Aynı dönemde köylüleri tarım kooperatiflerinde örgütlemeye yönelik girişimlerden kırsal kesimdeki yaygın muhalefetin yanı sıra ülkeye kredi veren devletlerin baskısı sonucunda vazgeçilmiş olması nedeniyle, egemen işletme tipini küçük çiftlikler oluşturur. Sulamanın yetersiz olmasından dolayı ülke genelinde kuru tarım yöntemi ağır basar. Ote yandan yağışların düzensiz olması sık sık rekoltenin düşmesine yol açar. Bu yüzden başlıca tahıl ürünleri olan buğday ve arpa genellikle iç gereksinimi karşılayamamaktadır. Buğday daha çok kuzey bölgesinde, arpa ise yağış miktarının düşük olduğu orta ve güney bölgelerde yetiştirilir. Başlıca ticari tarım ürünleri şeker pancan, zeytin, hurma, turunçgiller ve çeşitli sebzelerdir. Hayvancılık büyük ölçüde koyun, keçi ve sığır yetiştiriciliğine dayanır. Gelişme potansiyeli yüksek olan balıkçılık son yıllarda önemli bir gelir kaynağı durumuna gelmiştir.

Tunus’un en önemli yeraltı zenginlikleri fosfat, petrol ve doğal gazdır. Ülkedeki fosfat yatakları Afrika’nın en büyük rezerv

noktalan arasında yer alır. Çıkarılan fosfatın büyük bölümü ihracata dönük gübre ve kimyasal madde üretiminde kullanılır. Petrol rezervleri bakımından kıta düzeyinde beşinci sırada bulunan Tunus, doğal gaz yataklarıyla da dördüncü sırada yer tutmaktadır. En büyük petrol yataklan güneydeki el-Burma ile Kabis Körfezindeki Eştart’tır. Yakın dönemde Şattü’l-Cerid yöresinde de yeni yataklar bulunmuştur. Öteki önemli madenler arasında demir cevheri, kurşun, çinko ve cıva sayılabilir.

GSYİH’ye katkısı yüzde 13 düzeyinde olan imalat sektöründe toplam işgücünün yüzde 16,1’i çalışır. Geniş çapta yabancı sermaye ve kredilere dayanan sanayinin gelişmesi önünde duran başlıca engeller hammadde kaynaklannın yetersizliği ve iç pazarın sınırlılığıdır. Sanayi ürünlerinin başında işlenmiş gıda, ham çelik, çimento, gübre, kimyasal maddeler, yapı malzemeleri, dokuma, giyim eşyası ve deri eşya gelir. Sanayi kuruluşlarının çoğu başkent Tunus’ ta toplanmıştır. Devletin geniş bir destek sağladığı geleneksel el sanatlan önemli bir gelir kaynağı olma özelliğini korumaktadır. Elektrik enerjisinin büyük bir bölümü yerli yakıtlarla çalışan termik santrallardan elde edilir. Yıllık elektrik üretimi (1987) yaklaşık 4,55 milyar kW-sa düzeyindedir.
Turizm gelirlerinin ekonomiye katkısı giderek artmaktadır. Geniş ve güzel kumsal-lann yanı sıra antik Roma yerleşim alanları ve İslam mimarisinin görkemli yapıları da ülkeye çok sayıda turist çeker. 1980 başlannda ülkeyi ziyaret eden turist sayısı 1,6 milyon dolayındaydı.

Dış ödemeler dengesindeki yüksek açığı kapatmada turizm gelirleri, dış yardımlar ve yurtdışında çalışan işçilerin gönderdiği dövizler önemli bir rol oynar. Ülkeye giren yabancı kredi ve yardımların büyük bölümünü Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Fransa, ABD, Kuveyt ve Suudi Arabistan sağlamaktadır. 1976’da Tunus’un ihraç ettiği tanm ürünlerine daha düşük gümrük tarifeleri uygulamaya başlayan Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun bu alandaki katkısı da önemli bir miktan bulmaktadır. İhracat gelirleri büyük ölçüde giyim eşyası ve aksesuar, petrol ve petrol ürünleri, fosfat, fosforik asit ve zeytinyağına dayanan Tunus’ un dış ticaretinde Fransa’dan sonra en önemli yeri İtalya, Almanya ve ABD tutar.

Oldukça gelişmiş olan kara ve demir yolu ağı bütün kentleri ve büyük kasabaları birbirine bağlar. Bu ulaşım sisteminin komşu ülkelerle de bağlantısı vardır. Tunus, Sefakis, Bizerte, Suse ve Kabis en işlek limanları oluşturur. Tunus yakınlarındaki el-Uveyne Uluslararası Havaalam’nın yanı sıra birkaç havaalanı daha uluslararası seferlere açıktır.

YÖNETSEL VE TOPLUMSAL KOŞULLAR. Tunus’un yönetim biçimi parlamenter cumhuriyettir. 1959 tarihli anayasa uyarınca yasama yetkisini, beş yılda bir genel seçimle yenilenen 141 üyeli Temsilciler Meclisi kullanır. Gene beş yıllık bir dönem için doğrudan halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı, geniş yetkilerle yürütmenin başında yer alır. Anayasa cumhurbaşkanına art arda birden çok dönem seçilebilme olanağını tanır. Hükümet işlerini yürüten Bakanlar Kurulu’nun başında bulunan başbakanı atama ve görevden alma yetkisi cumhurbaşkanına tanınmıştır. Bağımsızlıktan bu yana ülkenin siyasal yaşamına Düstur Sosyalist Partisi egemendir. Kitle örgütleriyle cephe politikası doğrultusunda 1989’da Anayasal Demokratik İttifak adını alan bu parti, muhalefetin çoğu kez seçimlere katılamaması ve katıldığında da etkili bir güçle çalışamaması nedeniyle uzun yıllardan beri yasama organını ve devlet kurumlarmı tam bir tekel altında tutmuştur. Anayasaya göre mahkemeler bağımsızdır. En üst yargı mercii olan Temyiz Mahkemesi’nin yargıçlarını cumhurbaşkanı atar.

Çalışanlann büyük çoğunluğunu kapsayan sosyal sigorta sistemi emekli, dul ve yetim aylığının yanı sıra işgörmezlik, iş kazası, annelik ve hastalık yardımlanyla parasız tedavi gibi hizmetleri sağlar. Sağlık kuruluşu ve personel sayısının yeterli bir düzeye ulaşmamakla birlikte önemli ölçüde artması, çiçek hastalığının ortadan kaldınlmasın-da ve tifo, difteri, tifüs gibi bulaşıcı hastalık-lann denetim altına alınmasında büyük rol oynamıştır. Bebek ölüm oranı (1987) binde 59 düzeyindedir. Bebek ve çocuk hastalıkla-n en ciddi sağlık sorunlarını oluşturmaktadır. Ortalama ömür (1985-90) kadınlarda 66, erkeklerde 65 yıldır.

Devletin büyük bir önem verdiği eğitimin ulusal bütçe içindeki payı genellikle dörtte biri bulur. Eğitim bütün kademelerde parasız olmakla birlikte zorunlu değildir. Geniş bir öğrenci kitlesi başarı düzeyine ve maddi duruma dayanan burs sisteminden yararlanır. Öğrenim süresi ilköğretimde altı, ortaöğretimde yedi, meslek okullarında da üç yıldır. Ülke ekonomisinin teknik ve mesleki okullarla üniversitelerden mezun olanların hepsine iş olanağı sağlayamaması, son yıllarda öğrenci alımında belirli bir kısıtlamaya gidilmesini zorunlu kılmıştır.
Kültürel yaşam. Tunus’un tarih boyunca değişik uygarlıklan temsil eden devletlerin egemenliği altında kalması, geride son derece zengin bir mimarlık mirası bırakmıştır. Özellikle kuzeydeki yerleşmelerin birçoğunda tarihsel yapılara rastlanır. Bilimsel disiplinlerde genellikle Fransızcanın kullanılmasına karşın, edebiyatta Arapça ağır basar. Önemli bir gelişme gösteren çağdaş Tunus edebiyatı henüz dış dünyaya tam açılamamıştır. Resim sanatının belirli bir geleneğe dayandığı söylenebilir. Yerel düzeyde ün kazanmış olan bazı çağdaş ressamlar yurtdışında da sergiler açabilmiştir. Daha çok ulusal geleneklere ağırlık veren müzik konservatuvannda klasik Avrupa müziği çalışmaları da önemli bir yer tutmaktadır. Halkın kültür düzeyini yükseltmeye yönelik çabalarda devletçe desteklenen kültür evleri ve gezici kütüphaneler önemli bir rol oynar.

Kitle iletişim araçları üzerinde devletin sıkı denetimi vardır. Basının uyguladığı oto sansür giderek yerini resmî sansüre bırakmaktadır. Radyo ve televizyon yayınlannı kamu kuruluşları yapar.

TARİH. Eski çağlar, Arap ve Berberi hanedanlar. Fenikelilerin Kuzey Afrika kıyıla-nnda ticaret noktalan ve uğrak limanlan kurmaları İÖ 12. yüzyılda başladı. Kuruluşu İÖ 8. yüzyıla tarihlenen Tunus Körfezi kıyısındaki Fenike yerleşmesi Kartaca(*), zamanla egemenlik alanını genişleterek İÖ 6. yüzyıla doğru bugünkü Tunus topraklan-nın büyük bölümünü içine alan güçlü bir devlete dönüştü. Akdeniz ticareti üzerindeki rekabetin bir sonucu olarak Roma’yla girişilen Pön Savaşları (İÖ 264-146), başlangıçtaki bazı başarılara karşın Kartaca’nın yıkılmasıyla noktalandı.

Romalılann Kartaca’ya bağlı topraklardan oluşturduğu Afrika Eyaleti(*), bölgedeki yayılmanın getirdiği yeni düzenlemelerle daha geniş sınırlara ulaştı. Bu arada çok sayıda koloninin kurulması bölgede Roma uygarlığının gelişmesine zemin hazırladı. Roma’nın zayıflamasıyla İS 5. yüzyılda bölgeye giren Vandallar Kartaca’yı başkent edinerek güçlü bir barbar krallığı kurdular. Belisarios komutasındaki orduların 533’te Vandal egemenliğine son vermesinden sonra bölge Bizans yönetimi altına girdi. Ama

geçmişteki savaşların yol açtığı yıkımla ekonomik bakımdan çökmüş olan bölge eski refah düzeyine kavuşamadı.

İslamın doğuşundan bir süre sonra Kuzey Afrika’ya yönelen Araplar 7. yüzyılın ilk yarısında bugünkü Tunus topraklarına da ulaştılar. Eski bir Bizans kalesinin bulunduğu yerde 670’te kurulan el-Kayrevan bölgede İslam yayılmasının başlıca üslerinden biri durumuna geldi. Abbasi halifeliği sırasında İfrikiyye eyaleti olarak düzenlenen bölge, 800’de el-Kayrevan’ı başkent edinen Agle-bilerin(*) egemenliğine girerek yarı bağımsız bir statü kazandı. Sicilya, Malta ve Sardinya’yı alarak Akdeniz’de güçlü bir konuma yükselen Aglebi hanedanı, Şii Fatı-milerin sürekli saldırıları sonunda 909’da yıkıldı. Bölgeyi egemenlik altına alan Fatı-miler, Mısır’ı ele geçirerek (969) başkentlerini Kahire’ye taşıdıktan sonra bugünkü Tunus topraklarını kendilerine bağlı olan Zirilere(*) bıraktılar. Zirilerin çok geçmeden bağımsızlıklarını ilan etmeleri üzerine, bölgeye yeni Bedevi akınlarının başlamasını sağladılar.

Bedevi istilası toplumsal, ekonomik ve kültürel alanda köklü değişikliklere yol açarak bölgenin Araplaşma sürecini daha da ileriye götürdü. Ayrıca tarıma dayalı köylü ekonomisinin yıkılması, birçok yerleşik kabilenin göçebe hayvancılığa geçmesi sonucunu getirdi. Berberilerin büyük bölümü baskılar karşısında iç kesimlere çekildi. Bunu izleyen karışıklık dönemi 12. yüzyıl ortalarında Berberi devletlerinden Muvah-hidlerin bölgeye egemen olmasıyla son buldu. Muvahhidlere bağlı olarak Ifrikiyye’nin yönetimini üstlenen Hafsiler(*) 1288’de, Tunus kenti merkez olmak üzere bağımsız bir hanedan olarak hüküm sürmeye başladılar. 13. yüzyıldaki fetihler hanedanın gücünün doruğuna ulaşmasını sağladı. Bu arada göçmen Endülüs Emevileri için bir sığınak durumuna gelen Tunus, bu toplulukların getirdiği uygarlıkla hızlı bir gelişme sürecine girdi. Daha sonra baş gösteren iktidar çekişmeleri ülkenin emirliklere bölünmesine ve dış müdahalelere yol açtı. Giderek zayıflayan Hafsi hanedanı 16. yüzyıl başlarında bölgede nüfuz kuran İspanyolların korumasını kabul etmek zorunda kaldı. Aynı dönemde OsmanlIların hizmetindeki korsanların saldırıları da yoğunlaştı.
Osmanlı egemenliği. Cezayir’de temellerini Oruç ve Hızır (Barbaros Hayreddin) reislerin attığı bir Osmanlı beylerbeyliği oluşturulmasından sonra, 1569’da Tunus da Osmanlı topraklarına katıldı. Hafsilerin son direnişi 1574’te kırıldı.

Başlangıçta Cezayir’deki beylerbeyi aracılığıyla yönetilen Kuzey Afrika’daki yeni Osmanlı toprakları, 1587’de Cezayir, Tunus ve Trablusgarp eyaletlerine ayrılarak merkezden atanan paşalann yönetimine verildi. Sonraki yıllarda merkezî denetimin zayıflamasıyla birlikte Tunus’taki eyalet yönetimi yeniçeri ağalarına geçti. Bu süreçte 1591’de başlayan dayılara(*) dayalı yönetim biçimi, 1705’te yerini Hüseyni hanedanma(*) bıraktı. OsmanlIlardan veraset sistemine dayalı beylerbeyliği sanını alan bu hanedan 1710’da fiilen bağımsızlık kazandı.

Avrupa devletleriyle ittifak kurarak Tunus’un bölgedeki konumunu korumaya çalışan Hüseyni beyleri 18. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak çeşitli iç ve dış güçlüklerle karşı karşıya geldiler. Cezayir’den gelen sürekli tehditler karşısında Fransız desteğini kazanma girişimleri ülkeyi müdahalelere daha açık bir konuma getirmenin ötesinde bir sonuç vermedi.

Avrupa nüfuzunun artması. Avrupa devletlerinin baskısı üzerine 1819’da Berberi korsanların eylemlerine son verilmesi Tunus’u önemli bir gelir kaynağından yoksun bıraktı. Ardından Fransızların Cezayir’e girmesi (1830) ve Trablusgarp’ta OsmanlIların doğrudan yönetiminin yeniden kurulması (1835), Tunus’u önemli bir çekişme odağı durumuna getirdi. Bu ortamda başa geçen Ahmed Bey (hd 1837-55) Batılı danışmanlara dayanarak modern bir ordu ve donanma ile bunların gereksinimini karşılayacak sanayileri kurmaya çalıştı. Yerli Arapların yönetime katılmasını sağlama yönünde bazı adımlar atarken ülkenin Batı modeline uygun olarak kalkınmasına dönük çeşitli projeleri uygulamaya girişti. Ayrıca köleliğe son verme ve Yahudiler üzerindeki baskıları kaldırma gibi reformları gerçekleştirdi. Geniş çaplı yeniliklerin mali yükü artırdığı bu dönemde ülkenin Avrupa’ya açılması süreci de hızlandı.

Muhammed Bey’in (hd 1855-59) Batı etkisini durdurma yönünde aldığı önlemler çok geçmeden İngiliz ve Fransız müdahalesine yol açtı. Birlikte hareket eden bu iki devlet
Tunus beyini, Ahdü’l-Eman (Eylül 1857) adlı fermanı yayımlayarak mutlak yetkilerini sınırlamaya zorladı. Muhammed Sadık Bey döneminde (1859-82) bir anayasa (düstur) ilan ederek (1861) temsili yönetime geçme çabaları, yüksek faizlerle alınmış borçların yol açtığı ekonomik bunalım ortamında pek bir işe yaramadı. Mali durumu düzeltmek amacıyla vergilerin artırılması üzerine kırsal kesimde başlayan geniş çaplı ayaklanma (1864) ancak sert yöntemlere başvurularak bastınlabildi. Bir süre sonra borç ödemelerini düzenlemek gerekçesiyle İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerin yer aldığı bir uluslararası mali kurul oluşturuldu. Tunus hariciye müdürü Hayreddin Paşa başkanlığındaki reformcu yönetimin (1873-77) ülkeyi bu güç durumdan kurtarma girişimleri, içerideki muhalefetin engellemeleri ve Avrupa konsoloslarının entrikaları yüzünden sonuçsuz kaldı.

Berlin Kongresi’nde (1878) Tunus üzerinde denetim kurma konusunda İngilizlerin onayını alan Fransızlar, 1881’de göçebe kabilelerin Cezayir sınırını ihlal etmesi gibi basit bir bahaneyi öne sürerek ülkeye asker gönderdiler. Ardından zorla imzalatılan bir antlaşmayla askeri işgal resmileştirildi. Aynı antlaşma uyarınca Tunus beyinin dış ilişkiler ve maliye alanındaki yetkileri Fransa’ya devredildi ve ortak sorunlarda ilişkileri yürütmek üzere ülkeye bir yüksek temsilci atandı. Güneyde işgale karşı başlayan direnişin bastırılmasından sonra, Fransız hükümetinin gerekli göreceği idari, adli ve mali reformların yerine getirilmesi yükümlülüğünü öngören Mersa Sözleşmesi’yle (1883) kesin bir denetim kurulmuş oldu.

Protektora yönetimi. İşgalin ardından Hüseyni hanedanının egemenliğinin kâğıt üzerinde sürmesine ve eski yönetim mekanizmasının temelde korunmasına karşın, ülkenin fiili yönetimi Fransız yüksek temsilcisinin eline geçti. Mecerde Vadisi ile Bon Burnundaki verimli tarım arazilerinin büyük bölümü Avrupalı göçmen çiftçilere dağıtıldı. İşletmeye açılan zengin fosfat yataklarının sağladığı gelir büyük ölçüde Fransa’ya aktarıldı. Bu arada Fransız yönetimi altında mali durum düzene sokuldu ve modern bir ulaşım ağı inşa edildi.

1890’larda genç Tunuslular adıyla ortaya çıkan, Batı eğitimi görmüş bir grup aydın, Batılı reformların gerçekleştirilmesi ve yönetime katılımın genişletilmesi taleplerinde odaklaşan ılımlı bir muhalefet hareketi başlattı. Daha çok yayın yoluyla propagandayı temel alan ve halk arasında zayıf bir desteğe dayanan bu hareket Fransız yönetiminin 1911-12 yıllarındaki bastırma kampanyası yüzünden yeraltına inmek zorunda kaldı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra milliyetçi akımın yeniden canlanması, Genç Tunusluların 1920’de Düstur Partisi’ni kurarak bir kitle örgütlenmesine yönelmesini sağladı. Düstur Partisi aynı yıl Tunusluların AvrupalIlarla eşit haklardan yararlanmasına dayalı bir anayasal çerçeveyi öngören bir belgeyle Tunus beyine ve Fransız yönetimine başvurdu. Bu girişim partinin önderi Şeyh Abdül-aziz es-Saalibi’nin tutuklanmasına ve yeni baskılara yol açtı. İki yıl sonra söz konusu programın benimsenmemesi durumunda çekileceğini belirten yaşlı bey Muhammed Nasır, gözdağı verilerek bu tutumundan vazgeçirildi. Daha sonra baskıcı önlemlerle birlikte uygulamaya konan küçük reformlar, milliyetçi hareketi belirli ölçüde zayıflattı.

Düstur Partisi’nden kopan Habib Burgiba önderliğindeki genç üyelerin 1934’te kurduğu Yeni Düstur, izleyen dönemde Fransızların sert önlemlerine karşın, savunduğu bağımsızlık programıyla halk arasında hızla güç toplamaya başladı. Fransa’da 1936’da Halk Cephesi’nin başa geçmesi Yeni Düs-tur’a daha geniş bir çalışma ortamı sağladı. Ama iki yıl sonraki hükümet değişikliğiyle yoğunlaşan baskılar ve protesto gösterilen sırasında, Burgiba ve öteki parti yöneticileri tutuklandı.

II. Dünya Savaşı. Avrupa’da savaşın başlaması üzerine 1939’da Fransa’daki bir hapishaneye nakledilen Yeni Düstur yöneticileri 1942’de Nazi birliklerince serbest bırakılarak, Tunus üzerinde hak iddia eden İtalya’ya gönderildiler. Grubun Mart 1943’te Tunus’a geçmesinden sonra Muhammed Muhsif Bey, Yeni Düstur yanlıla-nndan oluşan bir hükümet atadı. Daha önce Mihver kuvvetlerinin işgaline girmiş olan Tunus, aynı sıralarda yoğun çarpışmalara sahne oldu ve Müttefiklerin Sicilya’ya karşı giriştiği çıkarmada köprübaşı olarak kullanıldı.

Fransızlann Tunus’ta denetimi yeniden sağladıktan sonra izledikleri katı politika tam bir hayal kınklığı yarattı. Gizlice Mısır’a kaçmak zorunda kalan Burgiba, bağımsızlık için destek sağlamak üzere birçok ülkeyi dolaştı. Arap dünyasındaki gelişmeler ve içerideki muhalefet karşısında ödün vermekten başka bir yol bulamayan Fran-sızlar 1951’de milliyetçi eğilimli bir hükümetin kuruluşuna ve Burgiba’nın dönüşüne izin verdiler. Ama hükümetin parlamenter bir sistem oluşturmaya çalışması yeni bir tutuklama kampanyasına yol açtı. Bunun üzerine ilk kez geniş çaplı şiddet eylemleri başladı ve dağlık bölgedeki gerilla mücadelesi ülkedeki yaşamı felce uğrattı.

Fransız hükümetinin çağnsı üzerine Temmuz 1954’te görüşme masasına oturan taraflar, Haziran 1955’te dış politika, eğitim, savunma ve maliye alanlannda bazı haklar saklı tutularak Fransız protektora yönetimine son verilmesi konusunda anlaşmaya vardılar. Ardından büyük ölçüde Yeni Düstur üyelerinden oluşan bir hükümet oluşturuldu. Uzlaşmaya karşı çıkarak silahlı bir direniş örgütleyen partinin genel sekreteri Salah Ben Yusuf kısa sürede yenilgiye uğrayarak Mısır’a kaçtı.

Bağımsızlık ve sonrası. Özerklik adımından sonra yürütülen görüşmeler Mart 1956’da tam bağımsızlığı öngören bir antlaşmayla sonuçlandı. Ardından beylik kaldın-larak Temmuz 1957’de cumhuriyet ilan edildi. Daha önce başbakanlığı üstlenmiş olan Burgiba, bu kararla birlikte geniş yetkilerle cumhurbaşkanı seçildi.

Ordunun gücünü olabildiğince küçük tutarak Yeni Düstur’a (1964’ten sonra Düstur Sosyalist Partisi) dayanma yolunu seçen Burgiba yönetimi, bağımsızlığı izleyen ilk yıllarda idari ve hukuki reformlann yanı sıra eğitim ve sağlık hizmetlerine ağırlık verdi. Ahmed Ben Salah’ın 1961’de hükümette güçlü bir konum kazanmasından sonra özellikle tanm sektöründe uygulanmaya başlayan hızlı modernleşme programı, yaygın tepkilerle karşılaştığından büyük ölçüde başansızlığa uğradı. Kasım 1970’te Hedi Nuira’nın başbakanlığa getirilmesi daha ölçülü bir çizgiye dönüşün göstergesi oldu. Temsilciler Meclisi’nin 1975’te oybirliğiyle ömür boyu cumhurbaşkanlık makamını verdiği Burgiba’nın ardılı olarak görülen Nuira, 1980’de yerini siyasal yumuşamadan yana olan Muhammed Mzali’ye bıraktı. Eski muhaliflerin Düstur Sosyalist Partisi’ ne geri alındığı bu dönemde siyasal özgürlükler genişletilerek çok partili yaşama geçiş yönünde adımlar atıldı. Kasım 1981’deki genel seçimlere Tunus Genel İşçi Sendika-lan’yla ittifak kurarak Ulusal Cephe adı altında giren Düstur Sosyalist Partisi, uygulanan büyük kısıtlamaların yardımıyla bütün sandalyeleri kazandı. Bununla birlikte giderek güçlenen muhalefet, kitlesel işçi eylemleri ve fiyat artışlanna karşı yaygın gösterilerle açık bir biçimde kendini gösterdi. Bu arada ülke içinde İslamcı akımlar da hızla güçlenmeye başladı. Temmuz 1986’da beklenmedik bir kararla Mzali’yi görevden alan Burgiba, Kasım 1987’de sağlık durumu gerekçe gösterilerek cumhurbaşkanlığından uzaklaştırıldı. Yerine ise kendisinin bir ay önce başbakanlığa atamış olduğu General Zeynel Abidin Ben Ali geçti. Bu yönetim değişikliği ülkede belirli bir liberalleşmeyi getirirken ekonomide de köklü reformların önünü açtı. Nisan 1989’daki seçimler cumhurbaşkanının büyük bir çoğunlukla görevinde kalması ve Anayasal Demokratik İttifak adını alan iktidar partisinin gene kesin bir zafer elde etmesiyle sonuçlandı.
Cezayir’deki bağımsızlık mücadelesine destek verilmesi, Bizerte’deki Fransız deniz üssünün boşaltılması (1961) ve yabancılara ait arazilerin kamulaştırılması gibi nedenlerle yaşanan bazı gerginliklere karşın, bağımsızlık sonrası dönemde Tunus’un Fransa’yla siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkileri olumlu bir seyir izledi. Burgiba’nın Nasır-cı Arap milliyetçiliğine karşı tutumu nedeniyle başlangıçta Arap dünyasında önemli ölçüde yalnız kalan Tunus, sonraları izlediği kararlı politikalarla daha saygın bir yer edinmeye başladı. Arap Birliği’nin 1979’da Tunus’a taşınması ve 1982’de Lübnan’dan ayrılan Filistin Kurtuluş Örgütü’ne Tunus’ta karargâh kurma izninin verilmesi bu gelişmeyi daha da ileriye götürdü. Tunus’un zaman zaman çatışmaya girdiği Cezayir ve Libya’yla ilişkileri de 1980’lerin sonlarında belirgin biçimde düzelmeye başladı.

Etiketler: ,

Yorum yazın