Malatya Hakkında bilgiler

malatyaMALATYA, Türkiye’de, Doğu Anadolu’nun Yukarı Fırat bölümünde il merkezi şehir; 281776 nüf. (1990 sayımı geçici sonucu). Şehir, Malatya dağlarının (Beydağı,

2 591) kuzey eteğinde ve Malatya ovasının güney kenarında kurulmuştur; yüksl. 910-950 m. Karayoluyle Elazığ’a 101, Diyarbakır’a 260, Sivas’a 236 km, en yakın liman olan Akdeniz kıyısındaki İskenderun’a 400 km ve eskiden İstanbul ile başlıca bağlantı yeri olan Karadeniz kıyısındaki Samsun’a 581 km uzaklıktadır; bu şehirlere demiryoluyle de bağlıdır.

• Coğrafya. Malatya’nın, kendi adını’ taşıyan ovanın güney kenarında, yüksek dağlar eteğinde kurulması bu dağların tabiî su deposu olmasıyle ilgilidir. Kaynakların en verimlisi, şehrin 12 km güneybatısında, Derme suyunun başlangıcındaki Pınarbaşı’-dır. Buradan başlayarak kuzeydoğuya doğru, Eski Malatya ötelerine kadar uzanan alan, hemen aralıksız bir bağ ve bahçe şeridi meydana getirir. Ovada, susuz bozkırlar vardır. Şehri çevreleyen dağlar da, ormanları yüzyıllarca önce yok edildiği için, çıplaktık Bugünkü Malatya, bu yeşillik şeridinde, XIX. yy.da, köy ve kasabaların biraraya gelmesiyle oluşmuştur. Bugünkü şehrin çekirdeğini, Eski Malatya’nın yazlığı olan Aspuzu meydana getirir; bunun batısında Tecde, Barguzu, Kılayık, Çermikli (sonradan verilen adla Ismetpaşa; bugün ilçe merkezi Yeşilyurt), Gündüzbey (veya Kündübey), sonradan birer dış mahalle olarak şehre eklendi. Bu yerleşme noktalarını birleştiren ekseni, Beydağı eteğine paralel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanan bir cadde meydana getirir. Eski Malatya üzerinden gelen Sıvas-Samsun yolu, bu caddeye doğu ucunda birleşir. Şehir uzun süre bu eksen boyunda gelişti ve Cumhuriyet döneminde yapılan demiryolunun, şehrin 4 Hm kuzeyde bulunan istasyonuna inen yeni cadde, ayrı bir gelişme ekseni yarattı. Şehrin gelişmesinde, 1931’de yapılan Fevzipaşa – Malatya ve 1937’de yapılan Sivas – Malatya demiryolu ve karayolu önemli bir etken oldu. Şehirde çeşitli fabrikalar kuruldu. Bunların” başında, 1939’da açılan Sümerbank Pamuklu Dokuma fabrikası ile 1956’da çalışmağa başlayan Şeker fabrikası gelir. Malatya’da ayrıca’ bir tütün-sigara fabrikası, kiremit fabrikaları ve değirmencilik sanayii de vardır. Şeker, çevresinin çeşitli tarım ürünleri (tahıl, baklagiller, başta kayısı olmak üzere çeşitli meyveler, deri v.b.) için canlı bir ticaret merkezidir. Cumhuriyet dönemi başında

20 000’i bulmayan şefi- nüfusunun, bugün 280 000’i agmasıyle Malatya, Türkiye’nin hızla büyüyen bir şehri durumuna geldi. 1948’de 44 mahalle içinde 5 000 evi vardı, bugün gittikçe gelişmektedir. (Bk. EK CİLT)
• Tarih. Malatya çevresinin çok eskiden beri bir yerleşme alanı* olduğu bilinir. Malatya ovasında eski yerleşmeleri belirten birtakım yığma tepelere (höyük) ve mega-litik kalıntılara rastlanır. Başlıca yerleşmeler, ovada tabiî su deposu olan güneydeki dağların eteğinden uzaklaşmadı ve şehir birkaç defa yer değiştirdiği halde, bütün tarih devirleri boyunca, adını hemen hemen değiştirmedi. Şehrin ilk kuruluş yeri bugünkü Malatya’nın 4 km kuzeydoğusundaki Ordüzü (bugün Bahçebaşı) kasabası toprakları içinde yer alan Aslantepe höyüğüdür. Son yıllarda İtalyan arkeologları tarafından bu bölgede sistemli araştırmalar yapıldı ve şehrin eski tarihini aydınlatan önemli belgeler ele geçti. Arslante-pe’de yapılan kazılarda, Neolitik devirde yerleşilmiş olan bu höyüğün üst kısımlarında M.ö. XIII. yy.da yapılan bir hitit sarayı ile daha sonra asurlü bir valiye ait sarayın kalıntıları ortaya çıktı. Arkeolog L. Delaporte, buradaki hitit şehrinin adını Maldiya şeklinde tespit etti; bu ad asur veya urartu belgelerinde Milidya, Melid, Me-lidi ve Meliddu biçimlerinde geçer. Yüzyıllarca sonra bu eski yerleşmenin yerini alacak roma şehrine de Melita (veya Me-litine) adı verildi; bu adı da müslüman devrinin Malatya’sı izledi. Adın anlamı bilinmemekle birlikte, hitit kuruluşları arasında Malazia ve Maltta gibi adlara rastlanır, Arslantepe’de kurulan hitit şehrinin çok daha eski bir neolitik yerleşmenin yerini aldığı anlaşılmaktadır. Arslantepe adının da, burada ele geçen ve 1895’te yayımlanan bir arslan avı sahnesini gösteren kabartma resimle ilgili olduğu sanılır. M. ö. XII. yy. başına kadar Büyük Hitit devleti toprakları içinde bulunan şehir, bu devletin M.ö. 1190’a doğru ortadan kalk-masıyle, küçük bir devlete başkent oldü; M.ö. 1114’e doğru asur hükümdarı Tiglat-pleser I tarafından vergiye bağlandı. M. ö. 1115-675 yılları arasında geçen 440 yıl içinde Malatya’da 23 hükümdar adı tespit edildi. «Dana ayağı şehri» diye de tanımlanan Malatya, bir süre Kargamış krallığına bağlı kaldı, sonra tekrar Asurlulara vergi verdi; bundan sonra M.ö. 800 yıllarına doğru Urartu (Haldi) devleti, M.ö. 722’ye doğru asur hükümdarı Sargon II’-nin eline geçerek halkı başka yere sürüldü ve onların yerine Basra körfezi taraflarından esir alınan halk yerleştiri’ii; ayrıca burada bir asur sarayı yaptırıldı. VII. yy.da, Asur devleti yıkıldığı sırada, halkının ova içinde başka yerleşme noktalarına dağıldığı anlaşılır. Bununla birlikte M.S. I. yy.a doğru burada kurulan roma askerî kamp şehrine hemen aynı adın verilmiş olması, eski şehrin adının unutulma-dığını gösterir. Roma şehrine, yörenin adı olan Melttene ismi verildi. Romalılar, şehirlerini hitit şehrinin 4 km kuzeyinde, ondan 100 m kadar alçakta ova içinde kurarak surlarla çevirdiler. Bu şehir bugün Eski Malatya adiyle tanınan, bucak merkezi, küçük bir kasaba durumundadır. İmparator Titus devrinde (I. yy.), bir roma lejyonuna kamp olan Melitine, Trajanus (98-117) döneminde büyüdü, şehir haline geldi; Diocletianus (284-305) zamanında önemi arttı; imparator Constantinus tarafından yaptırılan surlar 532’de Bizans imparatoru Justinianus tarafından bitirildi ve kale-şehir, imparatorluğun doğu sınırları yakınında büyük önem kazandı. Malatya, Sasanî imparatorluğunun saldırılarına uğradı VII. yy.da, islâm orduları Malatya çevresinde göründü. Nitekim, islâm kumandanı iyaz bin Ganim, Şimşat’ta (Şamşat) bulunduğu sırada Habib ibni Mesleme’yi göndererek Malatya’yı ele geçirdi; fakat BizanslIlar şehri geri aldılar. Muaviye, Suriye ve Elcezire valisi olunca, Habib, anî bjr saldırıyle Malatya’yı alarak (657-658), şehre bir süvari bölüğü bıraktı ve bir vali tayin etti; öte yandan Muaviye, Anadolu seferi sırasında Malatya’ya gelerek buradaki muhafız sayısını artırdı. Bu suretle Malatya, Anadolu’ya karşı yapılan yaz seferlerinin genel karargâhlarından biri durumuna geldi. Bununla birlikte halife Abdül-melik ve Abdullah bin Zübeyr zamanında iç karışıklıklar çıkınca, halk şehri bıraktı; bundan yararlanan Rumlar burayı ele geçirerek tahrip ettiler. Daha sonra Malatya’ya Ermeniler ve aramca konuşan köylüler (Nabatîler) yerleştiler (712). Bu suretle şehrin nüfusu arttı ve müslüman-larla ilgisi kuvvetlendi. Nitekim halife ö-halkını Malatya’ya yerleştirdi ve Beni Âmir mer, İbni Ali, daha önce şehri terket-miş olan Turanda (Darende) halkını Malatya’ya yerleştirdi ve Beni Âmir kabilesinden Cenana bin el Hâris’i buraya vali tayin etti. 740-741 Yılında bizans generali Aşkivaş kumandasındaki bir ordu ile, Malatya üstüne yürüyerek, şehri ve yakınlarını yağmaladı. Malatya halkı şehrin kapılarını kapatarak El-Rusafe’de bulunan halife Hişam’a bir haberci yolladı. Kısa bir süre sonra Rumlar çekildiler. Hişam, bjr süvari birliği gönderdi, kendisi de BizanslIların üstüne yürüdü ve tahrip edilen şehir onarılmcaya kadar Malatya önünde karargâh kurdu. 750-75l’de imparator Konstantinos VI, Kopronymos, Ebu Müslim Horasanî’nin Emevîleri şiddetle takip ettiği bir sırada, fırsattan faydalanarak, Kemah gibi Malatya üstüne de yürüdü. Halkın Elcizere’den yardım istemesi bir yarar sağlamadı. Durumu öğrenen imparator, şehrin boşaltılmasını istedi. Halk sonunda çaresiz kalarak boyun eğdi ve taşıyabildiği yükü yanında götürerek Elcizere’ye çekildi. Bunun üstüne imparator şehri yıktı. 756’da abbasî halifesi Mansur devrinde Salih bin Ali bin Abdullah, Konstantinos’un kumanda ettiği 100 000 kişilik bir bizans ordusunu yenerek Malatya’yı geri aldı. Bunu izleyen aylarda halife, yeğeni imam Abdül Vahhâb bin İbrahim’i Elcezire ve hudut valisi tayın etti, imam 758’de yanında Haşan bin Kahtaba ve 70 000 asker olduğu halde buraya geldi; harap şehrin ö-nünde karargâh kurarak, getirdiği işçi ve duvarcılara Malatya’yı yeniden kurdurdu; bir cami ile askerleri için büyük kışlarlar yaptırdı. 6 Ay sonra şehrin yeniden kurulması tamamlandı. Mansur, Malatya’ya
4 000 asker yerleştirerek bunlara yüksek ücret ve geniş tımarlar verdi. 759’da, Mu-hammed bin İbrahim, şehri BizanslIlardan korumak üzere, bir orduyle Malatya’ya geldi ve şehrin güvenliğini sağladı, göç edenler geriye döndüler. Girişilen bir bizans saldırısı halife Harun-ür-Reşid tarafından püskürtüldü. Memun zamanında, oğlu Elcezire valisi Abbas, Malatya’yı üs olarak kullanarak BizanslIlara kar-, şı harekete geçti. 837 Yazında Bizans imparatoru Theophilos Ermenilere karşı açtığı seferde Malatya’yı yağma ve tahrip ettirdi; dönüşte halkını esir olarak götürdü. Ertesi sene El-Mutasım zamanında ma-latya halkı, Afşin, emîr Ömer bin Abdullah el-Akta ve 10 000 türkün yardımıyle birlikte hareket ederek imparator Theop-hilos’un kuvvetlerini Dazimon kalesi yakınında yendi. Fakat BizanslIlar 841’de Malatya havalisini aldılarsa da kalesini elde edemediler.

Nitekim IX. yy.m ortalarına doğru Malatya’nın batı ve kuzeyindeki büyük kısmına yerleşen Hıristiyanlıkta ayrı bir mezhebe bağlı Pavlikiyanlar, Bizans’a karşı isyan ettikleri zaman, Malatya emîri Ömer el-Akta onları korudu ve bunların reislerine, bu bölgede Argavan, Divriği ve Ama ra gibi yeni kaleler kurdurdu. Bunu izleyen yıllardı yapılan mücadeleler sonunda Ömer el-Akta bütün ord^«uyle Merc el-Uskuf’-ta (Uskuf çayırı BizanslIlar tarafından öldürüldü. Bunun üstüne imparator Basileios I, Tephrike ve Turanda (Darende) üstüne yürüdü; Zibatra ve Sumeysat’ı yci ederek bugünkü Çirmikli suyunda karargâh kurdu; fakat Malatya’yı ele geçiremedi; kuşatma sırasında ordusu büyük kayıplara uğradı. 916-917’de Malatya emîri M^unis, buradan hareket ederek, Kappadokia’ya (Kayseri, Sivas) doğru bir akın yaptı. 926-927’de BizanslIlar karşı harekete geçtiler. Ermeni aslından Domestikos Joannes Kurkuas kumandasındaki kuvvetlerle malatya topraklarına girerek, şehrin surlarına yaklaştılar; geçtikleri yerleri yakıp yıkarak Şimşat’a (Şamşat) kadar ilerlediler. Şehrin emîri, oğlu Ebu Hafs’ı ve kumandan Ebul Eşas’ı w Kurkuas’a göndererek, imparatora bağlılığını bildirdi. Kurkuas, Malatya ve Sumaysat havalisini ermeni reisi Meleh’e verdi; fakat Meleh, Musul Hemedanı emîri Nâsırüddevle’nin amcası Saidüddevle tarafından buradan atıldı, öte yandan 934’te Ebu Hafs ile Ebul Eşas’ın ölümlerinden sonra Kurkuas ve Meleh, çift sur ve su dolu bir hendekle korunan Malatya önünde göründüler. Açlıktan korkan şehir halkı Malatya’nın teslimi için bunlarla görüşürken, Rumlar, hileyle kuzey kapısından şehre girdiler ve burayı 19 mayıs 934’-te işgaıl ettiler, halk şehri terk etti; surlar yıkıldı ve böylece şehir her türlü saldırıya açık bir duruma geldi. Daha sonraki yıllarda Hemedan emîri Seyfüddevle birkaç kere malatya topraklarını istilâ etti. 932’-de yapılan yeni Hemedan akınlarıyle bölge tahrip edildi.

imparator Nikephoros Phokas, Suriye ve Yukarı Elcezire’yi alınca, harap ve savunmasız kalan şehri yeniden iskân etmek istedi. Ancak, BizanslIlar, arap akınlarından çekindikleri için buna razı olmadılar. Bunun üstüne, imparator Suriye’den hıristiyan mezhebinden olan Yakubîleri getirmeğe karar verdi ve patrik Mar Yohannan Sarig-ta’ya Malatya ve çevresine yerleşecek Ya-kubîlerin rahatsız edilmeyeceklerini bildirdi. Bunun üstüne şehirde nüfus arttı (969); zamanla sayısı çoğalan manastırlar kuruldu; 1100’e doğru Malatya ve çevresinde 53 kilise ve 60 000 hıristiyan olduğu bilinmektedir. Fakat imparator Nikephoros Phokas sözünde durmadı. Bu durum Yakubîleri yavaş yavaş Araplara yaklaştırdı. imparator Joannes Tzimiskes, Ni-saybin’e yaptığı seferde Malatya yakınından Fırat ırmağına geçti (927). Bu sırada isyan eden Bardas Skleros, Malatya’yı ele geçirdi; şehri imparator adına yöneten Stra-tegos’u esir aldı ve kendisini basileus ilân etti. Daha sonra Bardas Skleros, 7 yıl Dicle üzerindeki adalardan birinde esir olarak, kaldıysa da sonunda kaçtı ve Bediîlerin yardımıyle, Malatya’ya geldi. 987’de şehrin valisini esir aldı ve yeniden kendisini basileus ilân etti. Fakat geçerken Skleros, geleceğin imparatoru Bardas Phokas, 14 eylül 987’de Malatya’dan 1008’de Ham-danîlerden Ebul Heyca, Mirdasîlerden Mansur Lulu’nun önünden kaçarak Malatya’ya sığındı ve imparator tarafından buraya vali tayin edildi.

Malatya bizans hâkimiyetindeyken şehir türk akınlarına maruz kaldı. Türkler ilk defa 1058’de şehir civarında göründüler; halk bunlardan kaçarak, yakındaki dağlara sığındı. 3 000 Kişiden kurulu türk kuvvetleri, emîr Ebu Dinar kumandasında 10 gün süreyle şehir ve civarını yağmaladı. Fakat dönüşleri sırasında Sasun bölgesi halkı tarafından pusuya düşürülerek yok edildi. Türkler, imparator isaak I (1057-1059) zamanında yeniden Malatya’ya girdiler ve halkını esir ederek götürdüler. Bunun üstüne isaak’ın yerine geçen Konstan-tinos Dukas X, 1060’ta, (veya 1061) Malatya’nın iki sur ve hendeğini yeniden yaptırdı ve İstanbul’da oturan malatya ileri-gelenlerinden bir kısmının doğdukları şehre dönmelerini sağladı. Çok kısa bir zamanda şehir yeniden onarıldı. Ancak sürekli saldırılar yapan Türkler, burada büyük bir direnme görmediler; Malatya etrafında karargâh kuran ordular, başıbozuk kuvvetlerle Türkler üzerine yürümek için, Fırat’ı geçmekten çekindiler. Bununla beraber Türkler, şehri kuşatmadılar ve Kay-seri’ye yürüyerek burayı aldılar. Romanos Diogenes IV, 1068’de Selçuklulara karşı harekete geçince, sınırları, türk kumandanı Afşin’in akınlarından korumak üzıere Malatya’ya bir kumandan gönderdi; aynı yıl, Flafatos kuvvetleriyle Suriye sınırında kendisine geçici bir devlet kurdu ve Malatya’ya Hetomoğlu Thoros’u vali olarak tayin etti. Thoros’dan sonra ermeni Hareb, Balatianos (Valentianus) ve rum Gabriel, BizanslIların Türklere uzun süre dayanamayacaklarını anlayınca, Malatya üstündeki hâkimiyetini önce halifeye onaylattı, sonra türlü hilelere başvurarak, türk kuvvetlerini Malatya’dan uzaklaştırdı ve daha sonra bu kuvvetler Malatya’yı kuşatınca, Sivas’a hâkim olan Danişmendoğlu Gümüş-tigin’e başvurdu; onun yardımıyle Türklerle barıştı. Anadolu selçuklu sultanı Kılıç Arslan I, Malatya’yı ilk defa 1100’de kuşattı; fakat kızı Morfia’yı Urfa kontu Baııdouin ile evlendiren Gabriel’in, Frankları yardıma çağırması üstüne geri çekildi. Daha sonra Gümüştigin şehrin çevresini yağmaladı. Bunun üstüne Antakya hükümdarı Mohemond, yeğeni Ricçordo ve bir süvari kuvvetiyle harekete geçti, fakat Ma-raş yakınında tuzağa düşürülerek esir alındı ve Niksar’a (yeya Sivas) gönderildi (1100). Fakat Urfa hâkimi Baudouin’i yardımına çağırdı. Baudouin Malatya’yı kuşatmadan kurtardı ve üç gün süre ile Gümüş-tigin’i izledi. Urfa’ya dönerken uğradığı Malatya’yı Gabriel kendisine teslim etti,
o da, geliri korumak için, buraya 50 süvari bıraktı. Butlunla beraber Gümüştigin aynı senenin sonbaharında halkın isteğine uyarak yine Malatya önlerine geldi; halkın Gabriel’i teslim etmesi üstüne Malatya’ya girdi (18 eylül 1101). Böylece Malatya’da danişmendli hâkimiyeti başladı, imparator Aleksis Kommenos’un isteği üzerine Gümüştigin, Malatya’ya getirdiği Bo-hemond’u 100 000 dinar karşılığında serbest bıraktı (1103). Gümüştigin, Malatya’yı aldıktan 2 yıl sonra öldü (1103-1104). Yerine oğlu Yağıbasan geçti. Bunun zamanında anadolu selçuklu sultanı Kılıç Arslan, 28 haziranda kuşattığı Malatya’ya hâkim oldu (2 eylül 1106). Fakat bir yıl sonra Tutuş’a mağlûp olarak HaJjur nehrinde ölünce, en küçük oğlu Tuğrul Arslan, Malatya’da onun yerini aldı. Kılıç Arslan’ın öteki oğulları arasındaki mücadeleler sırasında Mesud, Malatya’ya kaçtı. Bu sırada Bohemond, Ceyhan ırmağının yukarısındaki Elbistan ve Malatya çevresini ele geçirdi. Fakat llll’de Malatya sultanının atabeki Belek, Ceyhan üzerindeki araziyi ondan geri aldı. Kılıç Ars-lan’ın dul eşi Belek ile evlenmek üzere, 1113’te Malatya’dan ayrıldı, fakat büyük selçuklu sultanının oğlu tarafından yakalandı. 15 Mart 1118’de Kemah ve Erzincan emîri Mengücek Gazi, Malatya Çevresini yağmaladı. Bunun üstüne genç hükümdarın annesi Urfa’daki Joscelin’den yardım istedi. Ertesi yıl Tuğrul Arslan, Danişmendli Gazi ve BizanslIları yenen Belek’in yardımlarıyla Ceyhan üzerindeki toprakları ve Elbistan’ı aldı. Belek, Manbic önünde ölünce de Gerger’i eline geçirdi. Bir süre sonra Danişmend Gazi, damadı selçuklu sultanı Mesud ile birlikte Malatya üstüne yürüyerek şehri kuşattı (1124); halkın yardımıyle Malatya’ya girdi. Bu hükümdar devrinde Malatya barış içinde yaşadı. 1135’te yerine oğlu Melik Muhammet! geçti; faîkat kısa bir süre Sonra Bizans imparatorunun yaklaştığını haber alarak, şehri bıraktı, ioannis Komnenos II, Suriyefyeı kadar ilerlediği sırada, selçuklu sultanı Mesud, Kir likya’ya saldırarak esir aldığı adana halkını Malatya’ya gönderdi. 1139’da Melik Muhammed de Kilikya seferine) çıktı, ölümünden sonra Zünnun onun yerine geçti. Bunun üstüne kardeşi Aynüddetvle, Malatya’yı kuşattı; şehirdeki türk muhafızlar, Bureydiye kapısını açarak Malatya’yı ona teslim ettiler. Bundan sonra selçuklu sultanı Mesud, Aynüddevle’nin kendisine bağlanmaması üstüne Malatya’yı iki kert! kuşattı fakat alamadı (1143-1144). Aynüddev-le ölünce (12 haziran 1152) yerin© oğlu Zuikarneyn geçti. Ancak çok küçük yaşta olduğundan önceleri annesi onun yerine saltanat sürdü; bir süre sonra genç hükümdarı öldürmek istediği için, şehirden çıkarıldı. Bunu bahane eder. Mesud, yeniden şehri ele geçirmek istedi (24 temmuz 1152); başaramadı. 1162’de Zulkarneyn’in yerine küçük yaştaki oğlu Nâsırüddin Mu-hammed geçti. Eğlenceye düşkünlüğü sebebiyle halkın gözünden düştüğü için Malatya’yı bırakmak zorunda kaldı (1170). Kardeşi Ebulkasım onun yerini aldı. 1172’-de ölünce yerine küçük kardeşi Feridun geçti. Durumu haber alan selçuklu sultam Kılıç Arşla i II, Malatya üstüne yürüdü; önce şehri alamadı fakat Feridun, kardeşi Muhammed tarafından öldürülünce dört ay süren bir kuşatma ‘sonunda şehre* girdi (1178). Şehrin iki surunu onarttı (1181). 1185’te devlete bağlı olmayanı Türk menle r Malatya topraklarına saldırdılar. Bir süre sonra Kılıç Arslan ülkeyi oğulları araı-sında bölerken Malatya’yı oğlu Muizzüd-din Kayserşah’a verdiyse de sonradan diğer oğlu Kutbüddin Melikşah’a bırakmak zorunda kaldı. Salâhaddin Eyyubî^den destek gören Muizüddin Malatya hâkimi oldu. 1200’de kardeşi Tokat hâkimi Rükned-din Süleyman, Malatya’yı Muizzüddin’in elinden aldı. Bundan sonra Malatyaı, selçuklu sultanlarının elinde kaldı. Alâeıddin Keykubad I zamanında (1231) Moğıollar, Malatya yakınındaki Fırat ırmağına kadar ilerlediler. Alâeddin, Malatya’dan 100 000 kişilik bir ordu toplayarak, Hisn Ziyad’ı aldı. Gıyaseddin Keyhüsrev II zamanında Selçuklulardan ayrılan Harizmlıler Malatya’ya saldırdıkları gibi, 1241’deı Baba is-hak’ı Horasanî’nin başında bulunduğu Türkmenler şehri yağmalamak istediler (1241). Gıyaseddin Keyhüsrev IFnin Köse-dağ savaşında Moğollara yenilmesi (1243), Malatya’nın zararına oldu. Şehrin subaşısı Reşidüddin, selçuklu hâzinelerini yağmaladı, şehrin ilerigelenleri Haleb’e çekildiler. Moğollar şehri sardılar.

Selçuklu devletinin Hulâgu tarafından kardeşler arasında bölünmesi üstüne, önce iz-zeddin Keykâvus II, Malatya’da hüküm sürdü; sonra yerine Rükneddin Kılıç Arslan IV geçti, izzeddin asker toplamaları için Malatya bölgesine adamlar gönderdi (1257); fakat şehirliler adamlarını Moğolların korkusundan kabul etmediler. Abaka zamanında (1265-1282) yapılan yeni bir bölünme sonunda Malatya, Gıyaseddin Mesud H’nin hissesine düştü. Cimri olayı (1277) sırasında Malatya bölgesinde bulunan Germiyan Türkmenleri Kütahya bölgesine geldiler. Memlûklar Malatya’yı almak üzere birçok teşebbüste bulundular. 1316’-da Melikünnâsır Muhammed zamanında Malatya önüne gelen bir memlûk ordusu şehri alarak tahrip etti. Bundan osnra Malatya Memlûkların bir uç kalesi oldu. Ancak Dulkadıroğulları Elbistan dolaylarında kuvvet kazanınca memlûklu hâkimiyeti etkisini kaybetti. OsmanlIlar, Yıldırım Ba-yezid zamanında etki alanlarını Doğu’ya kaydırdıkları sırada Malatya, Akkoyunlu-lar, Memlûklar ve OsmanlIlar arasında birçok savaşa yolaçtı. Sivas ve Kayseri hâkimi kadı Burhaneddin Ahmed, Amasya beyi, Şadgeldi Ahmed Bey ve onun yardımına gelen Yıldırım Bayezid yüzünden, Malatya’ya kaçtı, fakat Divriği yakınlarındaki Karayel’de akkoyunlu hükümdarı Ka-rayölük Osman Bey tarafından öldürülünce (1398) Yıldırım Bayezid, Kadı Burha-neddin’in topraklarına sahip çıktığı gibi Malatya üstünde de hak ileri sürdü. Malatya’yı korumak isteyen dulkadıroğlu Suli Bey, kızı Emine Hatunu, Yıldırım Baye-zid’in oğlu şehzade Süleyman ile nişanlayarak OsmanlIlar tarafına geçti. Memlûk sultanı Berkuk, bu olay üstüne Suli Beyi öl-dürterek Malatya’yı Sadaka Beye verdi. Suli Beyin yeğeni Nâsırüddin Mehmed Bey, Yıldırım Bayezid’e başvurarak^ kendisine yardım edilirse OsmanlIlara bağlanacağını bildirdi. Bunun üstüne Yıldırım Bayezid, Berkuk’un ölümünden ve yerine Ferec’in geçmesinden yararlanarak Dulkadırlılar üstüne yürüdü ve memlûklu emîri Çakmak’-tan Malatya’yı aldı (1399). .Ancak OsmanlIların şehirdeki hâkimiyeti bir yıl kadar sürdü. Timur Malatya’yı OsmanlIlardan aldı (1401). Yıldırım Bayezid’e haber göndererek OsmanlIlara sığınan sultan Ahmed Ce-layir ile Kara Yusufa karşı şehrin geri verilebileceğini bildirdi. Yıldırım Bayezid bu isteği kabul etmedi; fakat Ankara’da yenildi (1402). Dulkadırlılar, Timur’un A-nadolu’dan gitmesinden sonra, Memlûklar döneminde Malatya’ya hâkim oldular. Ancak, Memlûklar bu şehre ayrı bir önem verdiklerinden vali göndermekten de geri kalmadılar. Bu yüzden Dulkadırlılarla araları açıldı. Nitekim Bayezid II devrinde Çukurova’da yapılan Osmanlı-Memlûk savaşları sırasında (1485-1491), dulkadıroğlu Alâüddevle Bozkurt, OsmanlIlarla işbirliği yaparak Malatya’ya hücum etti, başarı sağ-layamayarak Memlûklarla anlaşmak zorunda kaldı (1485). Bu yüzden Memlûklar Malatya’ya en seçkin emirlerini vali olarak gönderdiler. Nitekim son memlûklu sultanı Kansu Gavri, Malatya’da valilik yapmış, osmanlı lehçesinde şiirler yazmıştır. Yavuz Sultap Selim, memlûk seferine çıkarken Malatya’yı aldı (1516). Temmuz sonunda Malatya önlerine gelen türk ordusu, Hadım Sinan Paşa ile birleşerek Malatya’ya girdi. Yavuz Selim dulkadıroğlu topraklarını Şahsuvaroğlu Ali Beye verdi. Mısır’ın alınmasından sonra (1517) Malatya kesin olarak osmanlı sınırlarına katıldı ve bir uç şehri olmaktan çıktı. Şehsuvar Beyin bir iftira yüzünden Kanunî devrinde Ferhad Paşa tarafından öldürülmesiyle Malatya’da dulkadır soyu son buldu (1522). XVII. Yüzyılda celâli4 isyanları başladığı zaman Malatya, âsilerin soygunlarına uğradı. Celâlîlerden Bölükbaşı Kara Ahmed, Malatya’ya çok zarar verdi. Koca Sinan Paşa, Kara Ahmed’i devlet hizmetine aldı. Malatya, İran seferleri sırasında orduya erzak sağladı. XVIII. Yüzyılda Malatya’da imar çalışmaları başladı. Bazı cami ve mescitler yapıldı veya onarıldı. XIX. yy.da Kavalalı Mehmed Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşaya yenilen ve esir olan Mehmed Reşid Paşa, serbest bırakılarak sadaretten azledildikten soma Diyarbakır – Sivas – Harput valiliklerine gönderildi. Paşa bu arada Malatya’yı onarmak için 1833’te 40 tabur askerle şehre geldi. Arguvan bölgesindeki Di-rican, Nermigan, Arapkir’deki Atmalı, Şoti-kak ve Akçadağ’daki Kürne, Kürecik, Gözene aşiretleriyle Adıyaman, Besni civarındaki aşiretler arasında güvenliği sağladı. Bu başarı, İzolu çevresindeki aşiret reislerini telâşa düşürdü. Fırat’ı geçecek olan os-manlı askerlerinin kayıklarını batırarak bunların kendi üstlerine gelmesini önlemek istediler. Bu olaya kızan Mehmed Reşid Paşa, olayı yaratanları astırdı. Mısır meselesi üstüne 1839’da Mahmud Il’nin emriyle Hafız Mehmed Paşa, karargâhını Elazığ’da kurarak Kavalalı ile çarpışmağa hazırlandı. Orduyu Malatya’ya getirdi. Askerlerin içinde alman kurmayları da vardı. General Moltke, o sırada yüzbaşı rütbesiyle Malatya’da bulunuyordu. Hafız Mehmed Paşa, askerini Ordüzü’ye 4 km uzaklıktaki Eski Malatya’nın içinde yerleştirdi. Han, ev ve köşkleri işgal etti. Halk, Bağlar bölgesinden (Aspuzu) şehre inemedi. Bağ evlerinde kışı geçirdi. Aspuzu’da yerleşen halk, burada bir şehir kurarak bir daha eski yerine dönmedi. Böylece Malatya, ad değiştirmeden, bir üçüncü defa yer değiştirdi. Malatya, Tanzimattan sonra, yeni yerinde gelişmeğe başladı. Büyük iş merkezlerinden biri durumuna geldi, önce Ma-r.aş’a, sonra Diyarbakır’a, Elaziz’e (Mamu-fetülaziz) bağlandı. Cumhuriyetten önce mutasarrıflık; Cumhuriyetten sonra il oldu.

«ulucami» tiplerinden farklı olarak derinliğine bir mekânı vardır. Mihrap önü kubbesi, eyvan ve revaklı avlusuyle İran’daki büyük selçuklu camilerine benzer. Tuğladan yapılmış olan ilk yapıdan bugüne, iç avludaki eyvan, eyvan’tonozu, mihrap önü kubbesi ve avlu çevresindeki batı revakları kaldı. Ayrıca, yapıldığı devirden kalan çini, mozaik ve sırlı tuğla dekorlar da ilgi çekicidir. Çeşitli devirlerde yapılan ona-rımlardan en önemlisi, XIV. yy.ın ikinci yarısında Memlûklar tarafından yapıldı. Bu arada yapılan birtakım eklerle yapı ilk biçimini kaybetti. Güney cephesindeki portal ve basık kubbe, Memlûk devrinde yapıldı. Caminin, üzeri zengin dekorlu ahşap mimberi çok ilgi çekicidir; bu mimber, 1932’den beri Ankara Etnografya müzesinde muhafaza edilmektedir. Malatya Ulucamii, zengin sırlı tuğla ve mozaik çini dekorları bakımından da Selçuklu camilerinin tipik bir örneğidir. Caminin yanında güney yönünde çok harap bir’ medrese kalıntısı vardır. Yapının tarihi kesin olarak belli değildir. XIII. yy.ın ortalarında yapıldığı sanılır;

Musalla – namazgah, Eski Malatya surlarının dışında Malatya – Sivas karayolu üzerinde (Meydanbaşı mahallesi), selçuklu sultanı Keyhüsrev II zamanında Şucaeddin ishak’ın oğlu olan Selçuklu kumandanı Ke-meleddin Kâmyar tarafından yaptırıldı (1243). Memlûklar devrinde sultan Melikül-eşref Ebül Nasr Kayıtbay tarafından tamir ettirildi (1474). Anadolu’da bu tipin ender örneklerinden biri olan yapıdan, bugün mihrap ve mimber duvarı kaldı. Kemer biçimindeki mihrap nişini, selçuklu taş işçiliğinin bir örneği olan, içleri yıldız motifleri, örgüler, lotus ve zincir motifleriyle süslü dört bordür çevirir. Mihrap nişi de alternatif dizilmiş iki renkli kesme taştan yapılmıştır. Hötümdede minaresi, Meydan-başı mahallesinde, Ulucami’nin güneyinde, tuğladan yapılmış tipik bir selçuklu mina* residir. Yapılış tarihi belli değildir (XIII. yy.a ait olduğu sanılır). Minare, sekizgen tuğla kaide üzerinde silin dirik olarak yükselir. Firuze renkli çini frizler ve şerefe altındaki kûfi kitabe ilgi çekicidir. Son zamanlarda minarenin tuğla kaidesinin alt kısmı moloz taştan bir kılıf içine alındı ve şerefeyle üst kısım yıkıldı; Meliksunul-lah camii (Âdile camii de denir), Alaca-kapı mahallesinde, Ulucami’nin batısında. Eski Malatya’da Memlûk devrine ait eserlerden bugüne kadar kalabilmiş tek örnektir. Halk arasında Vaizocağı veya Vaizba-ba adiyle de anılır. Memlûk sultanı Me-likülzahir Berkûk zamanında Abdullah Hüsnüoğlu Çerkeş tarafından yaptırıldı (1394). Bugün caminin yalnız minaresi a-yakta durmaktadır. Minarenin kesme taştan kaidesi kare biçimindedir. Silindirik gövdeye tuğladan yapılmış sekizgen bir kasnakla geçilir. Şerefenin altında bugün çoğu dökülmüş firuze renkli çinilerden meydana gelen bir friz vardır. Tuğla mukar-nas dekorun altında da süslemeler görülür. Şerefeden sonraki kısmı yıkılmıştır; Akminare camii, şehir surunun dışında, De-ğirmencnü mahallesinde Selim II zamanında, Zaim Yusufoğlu Himmet Bey tarafından yaptırıldı (1573-1574). Kare mekânlı, tek kubbeli, tek minareli karakteristik bir osmanlı camiidir. Kesme taştan yapılmış olan yapının güney ve batı duvarlarında ikişer pencere yer alır, iç kısmı, mihrap ve mimberi çok sadedir. Mihrabın solunda vaiz kürsüsü olarak kullanılan bir niş vardır. Kesme taştan yapılmış minare, kuzeydoğuda ve yapıdan biraz uzaktadır. Kare kaide üzerinde sekizgen şeklinde ikinci bir kaide ve üzerinde minare gövdesi yükselir. Mukarnaslarla süslü şerefe ve üst kısım bugün yıkılmış durumdadır; Sütlümi-nare camii, şehir surlarının güneyinde, Meydanbaşı mahallesinde. Evliya Çelebinin Seyahatname’sinde, Cermikmahalle camii olarak kaydedilir. XVI. yy. sonuna ait bir osmanlı yapısıdır. Bugün yalnız minaresi sağlamdır. Duvarları çok harap olmakla birlikte tek kubbeli, kare mekânlı bir cami olduğu anlaşılır. Cami ve minare kesme taştan yapılmıştır; Karahan camii, surların dışında, Karahan “mahallesinde. Kuzey cephesinde girişin üzerinde yer âlan kitabeye göre Malatya miralayı Abdullah oğlu Hüsrev Bey tarafından yaptırıldı (1583). 1900’de onarıldı. Kare planlı küçük bir camidir. Üç bölümlü bir son cemaat yeri vardır. İç kısım iki sütun dizisiyle üç nefe ayrılmıştır. Mihrap ve mimber basittir; üzerlerinde süs yoktur. Son onarımlarda yapılmış olan minare, on altı köşelidir. Kesme taştan kare bir kaidesi ve tuğladan sekizgen bir geçişi vardır. Şerefe altında tuğla frizler yer alır; Emirömer mescidi ve türbesi, Alacakapı semtinde, E-mirömer mahallesinde, Emirülazam Ömer Bey adına yaptırıldı (1563). Kesme taştan yapılmış dörtgen planlı tipik bir osmanlı mescididir. Çok sade olan iç kısımda kesme taştan yapılmış sivri kemerler yer alır. Sanduka, girişin sağındadır. Taş portal, süslemesi bakımından ilgi çekicidir; Sitti-zeynep türbesi, surların dışında, Karahan mahallesinde. Kesme taştan yapılmış sekizgen gövdeli bir mezar yapısıdır. XIII. yy. sonuna ait bir selçuklu eseri olan yapının üzerini yine sekizgen bir külâh örter. Gövdeden külaha üç kademeli bir silme ile geçilir, iç kısımda kime ait olduğu bilinmeyen bir mezar vardır; Hacınefisehatun türbesi, Meydanbaşı mahallesinde. Kitabesi yoktur. Kare planlı, kubbeli bir yapıdır, iç kısımda Nefise Hatuna ait olduğu bilinen bir sanduka vardır. Eski Malatya’daki diğer türbeler arasında Üçkardeşler türbesi, Beşkardeşler türbesi, Karababa türbesi, Alibaba türbesi, Ahmetduran mescidi ve türbesi sayılabilir.
öteki önemli yapılar: Kanlıkubbe, Mey-danbaşı mahallesinde. Köşelerinde payeler olan kare planlı taş ve tuğlr karışımı bir yapıdır, üzeri kasnaksız, tuğladan bir kubbeyle örtülüdür. Silâhtarmustafapaşa kervansarayı, şehrin batısında Alacakapı mahallesinde. Eski Malatya’da Osmanlı devrine ait en önemli eserdir. Murad IV’ün silâhtarı Bosnalı Mustafa Paşa tarafından yaptırıldı (1637). Bugün bir harabe durumunda olan yapının dikdörtgen bir planı olduğu anlaşılıyor. Dikdörtgen avlusu ve holü ile tipik kervansaray planındadır. Doğu cephesindeki portalden çevresi revaklı avluya girilir. Bugün sadece güneybatıdaki revaklardan bir kısmı ayaktadır. Revaklardan sonra dışa açılan mekânlar gelir. Bunların dükkân olduğu sanılıyor. Ayrıca kervansarayın ısınması için yapılmış konik külâhlı ocak nişleri ile misafirlere ayrılmış on iki oda vardır. Kuzey, doğu ve güney cephelerinden hiç bir iz kalmadı; batı cephesi son yıllarda restore edilmeğe başlandı. (-» Bibliyo.) [m]

Malatya kalesi, bugünkü Malatya şehrinin 8 km kuzeyinde Eski Malatya (Meltre-ne) şehrinin kalesi. I. yy.da Roma imparatoru Titus tarafından yaptırıldı. 532’de Bizan imparatoru iustinianus kaleyi tamir ettirdi. 575’te İran hükümdarı Hüsrev I zamanında ve 934’te BizanslIlar tarafından tahrip edilen kaleyi 1057-1067 yılları arasında Bizans imparatoru Dukas ve 1181’de Kılıç Aslan II yeniden tamir ettirdiler. Malatya kalesinin planı yamuğa benzer. Doğu cephesi 850 m, kuzey cephesi 500 m, batı cephesi 800 m, güney cephesi de 750 m uzunluğundadır. Doğuda 24, kuzeyde ve batıda 23, güneyde 24 kule ve burcu, ayrıca 11 kapısı vardır. Sur ve burçların yapımında düzgün şekilde yontulmuş taşlar kullanılmıştır. Kale, yüksekliği 20 metreyi bulan iki sıra surla çevrilidir. Birinci sur değerinden 15 m kadar daha alçaktır.

Yorum yazın